Hasan AZKIRAN


ZİYA OSMAN SABA HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ

ZİYA OSMAN SABA HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ


                ZİYA OSMAN SABA HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ 

                Merhaba değerli okurlarım. 

                Bugün sizlere yine bir ünlüyü tanıtmaya çalışacağım. Emin olduğum kaynaklardan edindiğim bilgiler ışığında, eklimden geldiğince, siz değerli okurlarımı eskilere götürmek suretiyle, belleklerimizi tazelemek istiyorum. 

Pek tabii dir ki, okul hayatımız boyunca duyduğumuz ama derinlemesine inmediğimiz ünlülerin tanıtımını yapmaktan onur duyuyorum. 

                Arşivlerden alarak edindiğim bilgilere göre Ziya Osman Saba Devletin çeşitli kademelerinde görev yapmakla birlikte gazetecilikte yaptı ama en önemlisi o bir şairdi. Uzun şiirlerine rastlamadım ama kısa ve öz sözcükler kullanarak yazdığı şiirler dikkat çekiciydi. 

               Bu üstadın aslında çok uzun olan hayat hikâyesinin sadece kısa özeti ve kısa kısa üç şiirini sunarken, her zaman olduğu gibi Gemlikli şairlerimizin şiirleriyle de sayfamı süslemeye çalıştım.   

                Bu vesile ile tüm Gemlik halkına, Mülki ve Mahalli İdari makamlarını şereflendirenlerin, ayrıca şiire ve Kültür sanata değer veren okurlarımızın ve gönül dostlarımızın sağlık ve mutluluk içerisinde olmalarını diliyor, sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum. 

HASAN AZKIRAN 

                ZİYA OSMAN SABA HAYATI            

               Ziya Osman Saba30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey, Paris askeri ateşesi idi. Sekiz yaşında iken annesini kaybetti. Bu kaybın hüznünü hep hisseti ve eserlerine yansıttı. Ziya Osman, dokuz yaşında yatılı öğrenci olarak kaydedildiği Galatasaray Lisesi'nden 1931'de mezun oldu. 

               İlk şiiri 1927'de, lise öğrencisi iken Servet-i Fünun'da Ziya imzasıyla yayımlandı. Lisede bir yıl sınıfta kalınca bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı ile tanışma fırsatı bulması, edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluğun oluşmasını sağladı. Dostu Cahit Sıtkı'nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları biraraya getirmesi ile ilk basımı 1957'de yapılan Ziya'ya Mektuplar adlı ünlü kitap oluşmuştur. 

               1928'de altı lise arkadaşı ile birlikte (Yaşar Nabi, Sabri Esat, Cevdet Kudret, Vasfi Mahir, Muammer Lütfi, Kenan Hulusi) Yedi Meşale isimli ortak kitap yayımladılar. Ziya Osman, kitabın başarısı üzerine Yusuf Ziya'nın desteğiyle çıkarılan ve yayımı sekiz sayı süren aynı isimdeki derginin kurucu yazarları arasında yer aldı. Ömrü boyunca topluluğun şiir anlayışına bağlı kalan tek Yedi Meşaleci oldu. Derginin kapanmasından sonra şiirlerini Milliyet ve İçtihat'ta yayımlattı. Varlık Dergisi'nin kurulmasından sonra ise metinlerini orada yayımlatmaya başladı. 

               Sinir hastası olan kuzenine aşık olan Ziya Osman, ailesinin itirazlarına rağmen liseyi bitirdiği yıl onunla evlendi. 12 yıl süren bu evlilik mutsuz ve karamsar olmasına yol açtı.   

               Yüksek öğrenimini 1936'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı, aynı yıl İstanbul'da askerliğini yaptı. 

              Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalışan Ziya Osman Saba, çalışma hayatına 1938 yılında girdiği Emlak ve Eytam Bankası'nda uzun yıllar devam etti. 1943 yılında ilk eşinden ayrıldı. Aynı yıl, Yedi Meşale'den sonra ilk kitabı olan Sebil ve Güvercinler adlı kitabı yayımlandı. ABC Kitabevi'nin yayımladığı kitapta 66 şiiri yer almaktaydı. Ertesi yıl, çalıştığı bankada tanıştığı Rezzan Hanım ile evlenerek yavaş yavaş karamsarlığından kurtuldu. Bu evlilikten Orhan ve Osman isimli iki oğlu oldu. 

             Ziya Osman Saba, bankası tarafından Ankara'ya tayin edilmesi üzerine bir süre bu kentte yaşadıysa da İstanbul özlemi nedeniyle 1945 yılında bankadaki görevinden ayrıldı. İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi'nde tashih şefi (düzeltmen) olarak çalıştı. 1947'de ikinci kitabı Geçen Zaman yayımlandı. Varlık Yayınları tarafından basılan bu kitap, şairin 'Sebil ve Güvercinler' kitabındaki şiirlerle 1943-1946 arasında yazdığı şiirlerin biraraya getirilmesinden oluşuyordu. 1950'de geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle bu işi de bırakmak zorunda kalan Saba, yaşamının geri kalanında arkadaşı Yaşar Nabi'nin sahibi olduğu Varlık Yayınları'nın kitaplarını evinde basıma hazırlayarak geçimini sağladı. 

             İlk hikaye kitabı Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi 1952'de yayımlandı. 29 Ocak 1957 günü İstanbul'da bir kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayatını kaybeden şairin Nefes Almak adlı şiir kitabı ile Değişen İstanbul adlı hikaye kitabı ölümünden sonra basıldı. 

            29 Ocak 1957 tarihinde İstanbul da vefat eden Ziya Osman Saba, Eyüp Sultan'daki aile mezarına defnedilmiştir. 

 

ESERLERİ : 

ŞİİRLERİ  

Yedi Meşale (ortak kitap, 1928) 

Sebil ve Güvercinler (1943) 

Geçen Zaman (1947) 

Nefes Almak (1957) 

Bir Yer Düşünüyorum 

Çocukluğum 

İstanbul 

Deniz Kıyısındaki Kulübe 

Bir Oda Bir Saat Sesi 

 

ÖYKÜ 

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952) 

Değişen İstanbul (1957 

 

 

NEFES ALMAK 

Nefes almak, içten içe, derin derin, 

Taze, ılık, serin, 

Duymak havayı bağrında. 

 

Nefes almak, her sabah uyanık. 

Ağaran güne penceren açık. 

Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında. 

 

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı. 

Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı... 

Kardeşim, nefes alıyorsun ya! 

 

BEYAZ  

Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz, 

Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı. 

Artık bütün renklerden, artık uzaklaşmalı: 

Beyaz işte, aylardır gözümde tüten beyaz. 

 

BİR ODA BİR SAAT SESİ  

Bir oda, içinde bir saat sesi 

Hayatın sırtımdan giden pençesi, 

Ve beni maziye götüren bir el, 

Eski günlerimiz, sessiz ve 

                Ziya Osman SABA 

……………………X…………………. 

 

             ATA’YA DAİR 

Dört mevsimde açan çiçekler arasında seni aradım. 

Yediveren güllerinin yapraklarından hep seni sordum. 

Adreslere mektuplar gönderdim, verilen cevaplardaysa, 

Tren raylarından, tersanelerden, denizlerden sor dedi… 

 

İstihareye yatarak, rüyama giren dedemden sordum. 

“O ki gitti gider, bir daha asla dönemez geri “ dedi. 

İnanmadım…Tarihe, Kongrelere ve Tamimlere sordum. 

“Samsundan, Anadolu üstüne doğan güneşten sor”dedi. 

                                                Hasan AZKIRAN/GEMLİK 

……………………….X……………………… 

 

BAYRAĞIMIZA SAHİP ÇIKALIM 

Türk bayrağı, al kanımdan, şehidimden. 

Gözü pek askerimden,  

filiz gibi yavrumun kanındansın ! 

Damarlarımda dolaşan senin varlığın için, 

Cepheden cepheye koşan oğlum,  

Gözümün nuru, 

Yarı aç, yarı tok büyüttüğüm, 

Çaresizlikten üşüttüğüm  

Yavrum geliyor aklıma. 

Vatanını savunurken,  

Şehit olmuş yavrum ! Hüznüm… 

Göklerde dalgalanırken sevincimsin. 

Binlerce şehit verdim  

Senin için şanlı bayrağım.  

Nihayet düşman elinde değilsin. 

Türk, göklerindesin,  

Dalgalan doya doya, hürsün ! 

Sen bayraksın, manken elbisesi değilsin ! 

Olamazsın! senin yerin her zaman 

Göklerde olmalı, kutsalsın ! 

Devletim, canım askerim,  

Büyüklerim, vatandaşım,  

TÜRK KAHRAMANIM…! 

Bayrağımıza sahip çıkalım! 

Onu giysi yaptırmayalım hiç kimseye ! 

Çamaşır değil bayrağım ! başımın tacı… 

Evlerimizde, ailelerimizden sorumluyuz,  

Onları kırmayalım. 

Komşularımıza, herkese saygılı olalım. 

Komşu ülkelerimizle anlaşalım,  

Dostumuzu, düşmanımızı ayıralım. 

Amerika, Avrupa, Çin, Hind, Alman, İtalyan. 

Siyah, beyaz, hepsi insan,  

Her türlü yardım edelim.   

Bize saldırmadıkça, biz savaş etmeyelim. 

Yavrularımızı harcamayalım,  

Yetmedi mi verdiğimiz şehitler ? 

Bir Türk, masum halka silah sıkar mı ? 

Suçlu kimse o cezalansın.  

Halkın zavallı yavruların kabahati ne ? 

Onlara bomba atmayalım. 

Otuz bin şehidimin kanları yerde kaldı,  

Daha kurumadı. 

Bunları kimse görmedi,  

ilgilenmedi, aldırmadı…  

Annelerin gözleri yaşlı!   

O zaman (Avrupa) ilgisiz kaldı. 

Gerçek suçlu bulunsun, cezalandırılsın… 

Boşu boşuna yavrularımız harcanmasın ! 

Evet sayın büyüklerim;  

vatandaşım, sizlere sesleniyorum ! 

Birincisi; bayrağımızı giysi elbise yaptırmayın. 

İkincisi; Durup dururken yavrularımızı,  

Başkaları için harcamayalım. 

Savaş olmasın !!!! 

Gerektiğinde savunalım,  

Biz kimsenin esiri değiliz !!! 

Komutanım, Askerim, Vatandaşım! 

Sayalım, sevelim , yardım edelim  

Ama, esir olmayalım ! 

Biz Türk’üz ! bu bizim  

Kanımızda aşkımız… 

Biz bizee yeteriz, kararlıyız, eğitiriz,  

Boyun eğeriz anlaşmaya, barışa. 

Ama bir başka devletin esiri değiliz,  

Olamayız ! 

      Gülşen SALDIRANER/GEMLİK 

            11 Ekim 2001 Çarşamba