BAŞYAZAR - Özcan Vural


Yalanlarla yaşıyoruz!.  

Yalanlarla yaşıyoruz!.  


Yalanlarla yaşıyoruz!.  

 

Sevgili okurlarım, hepimiz bu ülkenin insanlarıyız…

Acı ve tatlı olayları, olumlu ve olumsuz

bütün gelişmeleri hep birlikte yaşıyoruz…

Ve çoğumuz, olup bitenden zarar görüyoruz.

Memur, işçi, emekli, esnaf, sanatkâr,

taksici, berber, serbest meslek sahibi,

karşınıza kim çıkarsa onları biraz olsun deşmeye çalışın.

“İyi ama abicim bunlar Müslüman” diyen,

ülke gerçeklerinden habersiz yaşayan, kula kul olmayı içine sindirmiş

ya da vurgun yapıp köşeyi dönmeyi başarmış belli kesimler dışında

pek kimseden kendi yaşam koşulları ve bu iktidar için

olumlu sözler duymayacaksınız.

Televizyonların ve gazetelerin hemen hepsi

 onların emrinde, hizmetinde…

Ve açık konuşmak gerekirse, iktidar onları kendi çıkarları

doğrultusunda kullanmayı çok iyi biliyor.

Ancak, Türk Milleti'ne her gün sunulan yalanlar ve pembe tablolar

artık mide bulandırma aşamasına geldi. 

Yalancı, milletini uyutan yönetimler konusunda en bilinen

ve dünyaca ünlü olmuş sözler ise şöyledir:

“Kimse küçük yalanlarla uğraşmasın.

Toplumu inandırmak için

ya büyük yalanlar söyleyeceksiniz, ya da

gerçekleri gizleyecek ve hiç söz etmeyeceksiniz.

Yalan ne kadar büyük olursa toplum o kadar kolay inanır”

Türkiye olarak şimdi bize de bu süreci yaşatmak istiyorlar…

Her şey dört dörtlük!.. -Yakında çok daha iyi olacak!..

Dünyanın 10. büyük ekonomisi olma yolunda

hızla ilerliyoruz!.. Vatandaş memnun!..

Bunların hepsi yalan, hepsi palavra. 

Çünkü hayatlarında bir gün olsun sıradan vatandaşla

uzaktan yakından en ufak bir temasları yok.

Saraylarda yaşıyorlar.

Aslında ülke yönetimini ele geçirdikten sonra

bakkala, manava, markete hiç adım atmadılar,

fiyatlara bakma zahmetine katlanmadılar.

İçinde yaşadıkları köşklerden ve saraylardan çıkmazlar,

fiyatları ve yaşam koşullarını bilmezler,

sıradan vatandaşa kulak vermezler. 

Ramazan ayında kameraların karşısında göstermelik

düzenledikleri iftar şovları dışında insanlarla temasları yok.

Yalan söylemenin, toplumu korkutup sindirmenin ve

sesi çıkmaz duruma getirmenin yolundalar.

Birileri çatlak ses çıkarabilir, hiç umursamayacak

ve gerekirse baskıyla ezeceksiniz.

Büyük yalanlarınız eninde sonunda sizin işinize yarayacaktır!

Ama bunun için ciddi bir beyin yıkama kampanyasını

hiç ara vermeden sürdürmeniz gerekir.

Tatlı hayaller, pembe tablolar topluma yutturulmak isteniyor.

Baskı ve sansür inanılmaz boyutlara vardı..

Muhalif gazeteciler yargılanıyor ve içeri tıkılıyor. 

Aynı süreci şimdi biz Türkiye'de yaşıyoruz… Ne acı!..

21. yüzyılda, hem de adına “Demokratik” denilen bir düzende

halen onun tortuları ile yaşam sürdürüyoruz!

Bir yanda hak yok, adalet teslim alınmış…

Baskı ve korkutmaca…

Öbür yanda ise yalanlar ve her şeye rağmen pembe tablolar!