Reyhan Çorum


"Yağmur yağsa da annem bizimle evde otursa diye dua ederdik.."

"Yağmur yağsa da annem bizimle evde otursa diye dua ederdik.."


"Yağmur yağsa da annem bizimle evde otursa diye dua ederdik.."

Bugünkü yol hikayemiz bir zamanlar Gemlik'i acılara boğan deniz şehitlerimiz ile ilgili.

16.Ağustos.1979. 41 YIL ÖNCEYDİ...

DENİZİN KARAYA BOYANDIĞI GÜN..

Deniz Feneri, Metin Altıok

Ufkum puslu karanlık;

Tayfa çığlıklarıyla dolu

Günlerim gecelerim.

Başım önüme eğik,

Öyle dimdik değilim.

Tozlu merdivenlerimden

Kendimi içten içe

Bir çıkar bir inerim.

Ben batık bir geminin

Metruk deniz feneriyim.

Gömüldüğünü gördüm

Denize bir serenin,

çırpınışını yırtık yelkenlerin.

Gördüm derin iç çekişlerini

Kendini bir çorap gibi

Tersine çevirenlerin.

Haberlerde yazılana göre,iki büyük kaptan ,dokuz genç,(Mustafa Toplu anılarını anlatırken 10 kişi olduğunu söyledi.

İbrahim-Ali Toplu,Mehmet-Ali Taşkesen,Adem Dalgıç,Süleyman Bayrak,Şevket Bayraktar,Varol Maraş,Nizam Çetinkaya,Servet Karalıoğlu,Süleyman Güler.

Mustafa Ağbiye 1 Temmuz Kabotaj Bayramında gittiğimde;Semra Taşkesen Sap hanım ile röportaj yaptığımı ekleyeceği şeyler olup olmadığını?sordum.Olayı tekrar o da anlattı.

Kaç kişiydi acaba?

Sayının ne önemi var.

Bizim hikayemiz bu olaydan sonra başlıyor.

Bir gecede yitirilen canlar,umutlar ve geride kalan acılı eşler,yetim çocuklar.Sıra sıra dizilmiş cenazelerin çokluğuydu belki kafaları karıştıran.

Bir süre önce Karacaali köyünde işte o yetim çocuklardan biri ile buluştuk.Akşam kızına söz kesmişti Semra hanım.(Bir kaç gün önce de kızını evlendirdi.Mutlu olsunlar.)Yorgun ama mutluydu,gururluydu.Sözlerine başlarken ;

Kızımı babamın istediği gibi yetiştirdim,okuttum diyordu .

Damadının akrabasıydı Derneğimizin kurucularından sevgili arkadaşım Nuran Işık.O vesile olmuştu bu buluşmaya.

Daha öncede çoğu kez dile getirmiştim.

Yılda bir kez denize çelenk bırakmak,sonra unutmak ,sanki çok da anlamlı gelmiyordu bana.

Giden gözü arkasında gittikten sonra ne fayda.?

Çiçeklerin haberini götürür mü kuşlar,geride kalan gözü yaşlı sevgililerin,eşlerin ,çocukların hala içlerinde yanan özlemi ulaştırabilir mi?

Denize gönderdiklerinin dönüşünü bekleyen eşler,analar,çocuklar onların asıl heykeli dikilmeliydi  Cunda Adasında olduğu gibi..Deniz kaç kişi aldı bizden ?,alıp da geri vermedi.Kaç deniz şehidi verdik?, belli değil.Bu ilçe en azından mezarı olmayan bu şehitlere bir anıt borçlu.

Semra hanım,bir erkek,dört kız çocuğundan en küçüğü.Daha altı yaşındaymış babası öldüğünde.O Taşkesen motorunun sahibi Mehmet Taşkesen'in en küçük çocuğu.

Denize dalıp anlatmaya başlıyor.

Bu güne kadar bu kaza hakkında yanlış,eksik  haberler çıkmış.Belli ki içinde kalmış duygular var,anlatırsa,içini dökerse rahatlayacak.Ama hiç de kolay değil o günleri yeniden yaşamak.

Gelirken ilaç içtim diyor.

"Annem çamaşır yıkıyordu bahçede.Kapaklının suyu Çoban Dere'den gelir.Gündüz kaynar su akar çeşmelerden,gece soğuk.O yüzden gece sulanır ağaçlar..

Babam son denize açıldığında otuz altı yaşındaydı.Haber geldi."Kavacık da sahile çıktı cesetleri "dediler.Skoda'ya bindik gidiyoruz.Yanlış habermiş geri döndük.Kapaklı da üç cenazeyi  yan yana yatırmışlar.Birisi 16 yaşında ablamın kaynı ,evlerimiz önlü arkalı.Anne ve babasının çocukları yaşamamış.İki tanesi yaşamış,küçükken öksüz kalmışlar.Abim ile çok iyi arkadaşmışlar.Aralarında gülüşür"Biz öl beraber,kal beraberiz" derlermiş.

Abim çocuk yaşta bir boğulma tehlikesi daha geçirmişti.Bu kez kaderi bırakmadı peşini."Babam eski teknesi ile denize açılmış.Abim yedi,sekiz yaşlarında tenekeden kayığı ile oynarken denize düşmüş.Babam denize çıkarken bile giyimine özen gösterir,takım elbise giyerdi.Motoru durdurmadan denize atlıyor.Tam boğulacakken Vedat Sarı tekne ile geliyormuş o kurtarıyor.

Sık sık annemin kızmasına rağmen "Ölürsek oğlumla birlikte öleceğiz "derdi.

Yan yana iskelede yatmış baba oğul,yine sarmaş dolaş ayrılmamış birbirinden.İskele toplaşmış insanlarla dolu.Abim Ali Taşkesen gibi gencecik daha 16 yaşında tayfalar.Hepsi ayrı limanda boylu boyunca uzanmış yatıyor.Babamla birlikte 11 can .(?)

Semra hanım "amcamın oğlu son anda motordan inmiş diyor" ama;O günün görgü tanığı Ümit Tekin bey olaya yorumlarında "O gün bende oradaydım,yanımda bir genç bende onlarla gidecektim,son anda motoru kaçırdım.Hayatta kaldığıma sevineyim mi,üzüleyim mi?"diye feryat ediyordu" diyor.

Ölen ölür geride rivayetler kalır.Biz gene Semra hanımın dediklerine kulak verelim.

"Ne yazık ki bu kazadan kurtuldu ama genç yaşta kalp krizinden öldü"

"Öldüklerini ilk anlayan kabzımal oldu.Babam bereketli avın sevinci ile dönerken kabzımalı arıyor "bol balıkla dönüyoruz "diyor.Aslında Kapaklıdan balıktan dönen bir tekne(Kapaklılı Hasan) uzaktan babamın motorunun ışıklarını görüyor.Birisi ışık suya batıp çıktıkça şüpheleniyor,"gidip bakalım "diyor ama onlar da tuttukları balığı bir an önce yetiştirmenin telaşı ile böyle olacağını tahmin etmeyip yola devam ediyorlar.

Boz Burun açıklarında gece karanlık,tayfalar uykuya dalmış kamaralarında Toplu Reis'in oğlu Ali güvertede yatıyor.Bir Kum gemisi aniden çarpıyor babamın motoruna ,kaptanı yok.Kullanan da on altı yaşında..Çarptıktan sonra gideceği yöne gitmeyip geri dönüp kaçıyor.Tayfaları kurtarmak yerine bile bile ölüme terk ediyor.

Babamın söylediği vakitte gelmemesi,o geminin de gideceği yere varmaması şüphe uyandırıyor,balıkçılar,herkes çıkıyorlar aramaya.

Motorun bir direği gözüküyor.Babam,abim ve ablamın kaynı Süleyman Güler bir kamarada yatıyormuş.Süleyman battaniyeyi çekmiş yüzüne.Babam abime sarılmış.Amcamın oğlu dalıyor,onları öyle görünce fenalaşıyor,geri çıkarıyorlar.

Tayfaların hepsi kamaralarında ölmüş.Kapıları vurmaktan elleri parçalanmış kiminin.

Diğer cenazeler Gemlik İskelesine aynı şekilde diziliyor.Görenler o gün mahşer günü gibiydi Gemlik,"arka arkaya lise caddesinden giden tabutlara herkes ağlıyordu" diye anlatıyor.

Babamla abimi eve getirdiler.Avluya yan yana yatırdılar.Biz yukarıdan oturmuş bakıyoruz.Yıkanırken çarşaf kaydı kolu gözüktü .O havaya kalkmış kolu hiç unutamam.

Abim botun altına annem çok seviyor diye 10 uskumru saklamış.Annemin o balıkları görünce feryatları hala kulağımda.

"Bazı yerde Akın teknesi yazıyor "dedim.Evet doğrusunu anlatayım.

"Babam eski tekneyi satarak yeni tekne yaptırdı.Bizim ağlarımız dikilene kadar İbrahim Reis'in ağlarını kullanıyordu.O yaz Gemlik Balıkçılar Derneği Başkanı İbrahim reis ve oğlu da bizim tekne ile babamla balığa çıkıyordu.Onlar tayfa değildi.Baba oğul o kazada  öldü.Reis'in cenazesi bulundu ama oğlu bir daha bulunamadı.Annesi her gün iskeleye gider oğlunu beklermiş dönecek diye.Çarpmanın etkisi ile güvertedeki ağlar çepeçevre kamarayı sarmış ,o  güvertede olduğu için deniz onu almış ve bir daha geri vermemiş.

Babanın hiç fotoğrafı yok mu ?diyorum.

Balıkçılar derneğinde fotoğraflarının asılı olduğunu ama oranın kapanması ile eşyaların bir bodruma konduğunu  söylüyor Semra hanım,sonra da ailede olan fotoğrafları yolladı bana.

Buna rağmen sorup soruşturuyorum.Ağ diken üç balıkçı ile görüşüyorum.İçlerinde birisi kendi deposundaki fotoğrafları genç bir gazeteciye verdiklerini söylüyor.Sonunda yıllar önce röpörtaj yapan bir gazetede buluyorum fotoğrafları ve alıyorum..Yıllar geçmiş,söz verilmiş alırken ama geri iade edilmemiş.Yırtılmış,bükülmüş sararmış.Bu da hatıraya saygısızlık tabi.

Bunu yazmayacaktım ama,tanıtım yazımdan sonra günü bile gelmeden bu haber tekrar düştü gündeme.

Demek ki takip ediliyorum.O zaman bana da haberi yapıp bunca yıl tekrarlamamışsın.Fotoğrafları kenara atıp unutmuşsun,vefa bu mu ,diye sormak düşmez mi?

Neyse;Semra hanımın anıları ile devam edelim,

"Babamın annemden bile sakladığı bir teneke kutusu vardı.Okuldan sonra ömrü balıkçılıkla geçmiş.O kutuya tüm evraklarını,her türlü bilgilerini koyar,alacak vereceklerini yazardı.Öldükten sonra o kutu bulunamadı.Alacakları almadık,borçlar anneme kaldı.

Kazayı yapan şirket bu olaydan sonra para vermek istedi ama amcam"ben kardeşimin ölüsünü satmam "dedi.Dava açtı ama ne olduysa biz davayı kaybettik.Suçlu da sene bile olmadan çıktı.Mustafa abiden detayları öğreniyorum.Onlar da çok mücadele vermiş ama yapanlar ne yazık ki bu cinayet gibi kazadan ucuz bir şekilde sıyrılmış.

Çok soru sormak, üzmek istemiyorum ama o kahramanı babasını anlatmak istiyor .Annesine ise hayran Semra.

"Biz dört kız kardeş kaldık.Yaşlarımız 15-13-9 ve ben 6.Kardeşim okula gitmez kaçardı.

"Herkesin babası balıktan geliyor,harçlık veriyor,benim babam yok"diye ağlardı.Öğretmeni idare ederdi.Babamın en büyük hayali çocuklarını okutmaktı.Biz okuyamadık.Babasızlık bunun nedeni oldu.Fakat bütün torunları başarı ile okudu.

Bu arada babasının çok iyi öğrenci olduğundan bahsediyor  ama tabi çok küçük olduğu için tam da hatırlamıyor.

Onun okul yıllarını en iyi bilen diş doktoru semercilerden Mehmet abisini arıyor.

Mehmet bey"Orta okulda Gemlik de  birlikte okuduk.Benden bir yıl öndeydi.Hep iftihara geçerdi.Çok akıllı ve başarılı bir öğrenciydi.İstanbul'a sanat okuluna gidecekti ama babasının taş ocağı vardı.Gel orada çalış diye göndermedi"

Semra hanım açıklıyor;Babam dedemin ablası halamda kalıyor,Mehmet abinin de ailesi Armutlu da.Halamın kocası onun dayısı oluyor,oğlu camcı Mesut.Okula beraber gidip geliyorlar.

"Annem babamın ölümünden sonra acısını bıraktı,hayat kavgasına düştü.Borçlar arka arkaya gelmeye başladı.Yeni motor,ağ yaptırmıştık"

Peki kimseniz yok muydu size bakacak?

"Anneannem çok varlıklıydı.Oğluna düşkün bir anneydi.Bize bir şey bırakmadı.Dedem sonradan felç geçirmiş.Babaannem de felç olmuş.Babamlar beş kardeş.Zeytinlikler var ama zeytin para etmiyor.

Biz kimseden yardım görmedik.Dursun kaptan hep manevi olarak yanımızda oldu.

Annem çalışmaya başladı.İnek tutardı.İneğe çalı çırpı taşırdı.Bizde annem mutlu olsun diye dizer ,sergiye yetiştirirdik.Sabah ezanında dağa giderdi.Bize çok güzel baktı.Bir Ahmet Bulut öğretmen vardı.

"Sizin anneniz heykeli dikilecek kadın "derdi.

Yabani incir toplardı kırlarda.Kimse toplayamaz o toplardı.

Reçel mi yapardı?

Yok onlar uslu incirlere asılıyor.

Bizim oralarda çeyiz önemlidir.Sanki babamız hayatta gibi her bir şeyimizi eksiksiz yaptı.

Bizleri çalıştırmadı.Zeytine,ot yolmaya giderdik kendi yerlerimize,sadece o kadar..

Şalvar,uzun etek,eski entariler giyerdi hep.Babam annemi en güzel şekilde yaşattı ama o öldükten sonra annem hiç yeni elbise almadı.

Yaşantısına da çok dikkat etti.Dört kız kardeşimizin de ,kendinin de adına leke gelmesin diye hep dikkat etti.Hepimizi evlendirdi.İstese kendi de evlenirdi ama o bu zorlu mücadeleye katlandı.

Babamla maceralı bir nişanlılık dönemi yaşadıktan sonra kavuşup evlenmişler.Annem hala babamı sever.

Ablam alt katına annemi aldı.Eski evi kiraya verdik.Kirayı almadığımız gibi bir de evi yaktılar.

Ev yanınca bakmaya gittim.Kül olmuştu.Anılar canlandı,babamın ,abimin avluda yatışı gözümde canlandı.

"Benim sakat bir kuzum vardı.Babam her akşam içerdi ama sarhoş olmazdı.Evimiz misafirlerle dolar taşar,soframız hep dolu olurdu.Annem çok güzel yemekler yapardı.Zaten sonra aşçılık da yaptı.Benim mesleğim de aşçılık.Sanırım anneme çekmişim,köy düğünlerinde yemekler yaptım ama kızım istemediği için bıraktım.Babam kuzumu kesmiş,ama sonra çok üzülmüş.Etleri alışayım diye ağzıma kendi yedirir,tavukları gizli gizli keserdi.Babam öldükten sonra ben et yemem.

Bizlere çok düşkün bir babaydı.Anneme ben ölürsem sen çocukları toparlarsın,sen ölürsen biz perişan oluruz" dermiş.

Babasının bir müddet Kapaklı da muhtarlık yaptığını duymuştum..

"Babam çok iyiliksever bir insandı diyor ve Gülay ablası aklına geliyor.Arıyorum Gülay Aksoy hanımı.Semra hanıma uzatıyorum.Telefonunda numaralar silinmiş.Çok mutlu oluyor.

Gülay hanım "Mehmet abi çok iyi insandı.İlk tayinim Kapaklı'ya öğretmen olarak çıkmıştı.Lojmanda kalıyorum.Geceleri yalnız bırakmazdı beni,alır eve götürürdü.Kızları ile kardeş gibi sarmaş dolaş yatardık.Bende kızlarından biri olmuştum.Semra küçüktü.Mehmet abi ölünce Semrayı alıp okutmak istedim.Biz İstanbul'a tayinimiz çıktı evlenince .Annesi uzak diye bizimle göndermedi"

Semra çok değer veriyor Gülay ablasına ,"o da en mutlu olduğum yıllar sizinleydi" diyor.

Biz aslında annesi ,kardeşleri ile de konuşmak istedik ama o dayanamam diye gelmedi.

Semra hanım çok küçük yaşta kaybettiği anne ve babasının hikayelerini dinleyerek büyümüş.Zaman zaman tereddüt duyduğu yerlerde ablalarını arıyor ve soruyor.

Ablama bir şey olsa annemin gidecek evi yok diyor.Yinede çok sıkıntılar çekmiş ama Bağ-kur'dan emekli olmuş.Yeni Umreden dönmüş.Torunlarının okumasına bile maddi yardım edermiş.

Semra hanım annesinin Umre arkadaşları ile buluşacaktı ,bizi de davet etti.Salatalıklar topladı ekip biçtiği bahçesinden,dalından yedirdi bize.

Aliye Teyzenin yolunu tuttuk.Sohbetimize bu sefer aşçılık anıları da eklendi.

Bir hikaye biter yenisi başlar.

Semra hanımın eşi de Kapaklı da balıkçılık yapıyor.

Umarım kaderi babasına benzemez.

Korkuları ile yaşayan ama onları yenmeyi başaran bir kadın.

Gözleri yine enginlere dalarak eşinin balıktan gelmesini bekliyor.

Rast gelsin tüm balık avları balıkçılara.

Allah onları sevdiklerine bağışlasın..

Tüm ölenlerin mekanı cennet olsun.Allah bir daha aynı acıları yaşatmasın.

REYHAN ÇORUM İLE BİZ BİZE SOHBETLER.

Bugünkü konuğum Semra Taşkesen Sap