Murat Bayram


Siyasetçiye mi güveneceğiz, hakime savcıya mı?

Siyasetçiye mi güveneceğiz, hakime savcıya mı?


Siyasetçiye mi güveneceğiz, hakime savcıya mı?

Zor soru oldu değil mi?

Hele ki ağzınıza burnunuza kadar politize olduysanız, “güç zehirlenmesine” tutulduysanız, bu soruya dürüst ve tarafsız bir cevap vermekte zorlanabilirsiniz.

Gözü kararmış olanlardan “benim parti yöneticilerim, vekillerim yalan söylemez, iftiradır tüm bunlar,” diyenler,

“Fetö'cü teröristlerin oyunu bunlar,” diyenler,

Kafayı kuma gömüp “açıkta kalan mabadını” her tehlikeye maruz bırakanlar (her devrin insanı) olabilir...

Tabi, tüm bunlara karşın aklen ve vicdanen düşünüp, yargılayanların işi çok kolay olacak,

Kısaca “varsa suçu gitsin yargıya hesap versin, ya aklansın ya da cezasını çeksin,” diyerek mesele hakkında görüşlerini belirtip, koltuğa yerleşerek yargı sürecini izlemeye koyulacaklar...

AK Parti Milletvekili ve aynı zamanda hukuk Profesörü olan Burhan Kuzu’nun adının karıştığı, hukukçulara baskı yapıldığı iddialarına değinmek istiyorum.

Dile getirilen iddialar doğru ise durum vahim.

İran’lı bir suçlu Türkiye’de tutuklanıyor. Tutuklanma sebebi “fetö üyeliği”, tehdit, cinayet, adam öldürme...

Basında yer alan haberlere göre bu kişinin uyuşturucu kaçakçılığı ile de adı geçiyor.

İşte, tutuklu olan bu kişi tahliye ediliyor.

Tahliyeye derhal itiraz edildi ve tahliye dosyasında imzası olan savcı ve hakimler hakkında HSK soruşturma başlattı.

Hakim ve savcıların bahsedilen tahliye vakası için ifadelerine başvurulunca “baskı altında” olduklarından bahsetmeleriyle işin seyri değişti.

İfadede geçen “baskı yapan” kişinin, AK Parti içerisinde milletvekilliği de dahil pek çok makamda görev yapan,

En son Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a başdanışmanlık yapan, anayasa profesörü Burhan Kuzu olduğu ortaya çıkınca doğrusu insanın inanası gelmiyor.

Şaşıp kalıyorsunuz!

Anayasa profesörü, hukuk öğrencilerine “adalet ve hukuk” öğreten bir kişi adalete müdahale ediyor, hukukçulara baskı yapıyor.

Belli ki bizzat Sn. Kuzu’nun kendisi de inanamamış olacak ki “yok öyle bir şey, baskı falan yapmadım; adı geçen suçluyu da tanımam,” şeklinde bazı açıklamalarda bulunarak kendini savunmuştu.

Lakin kazın ayağı öyle değilmiş.

Sn. Kuzu’nun “tanımam, bilmem,” dediği “suçlu” ile aynı masada yemek yerlerken çekilen fotoğrafları basında boy boy yer alınca işin boyutu değişti.

Kati bir cevap bekleyen, nur topu gibi bir soru’muz daha oldu:

Şimdi biz “siyasetçiyi mi güveneceğiz, hakime savcıya mı?”.

Meşrebinizi bilmediğimden sizin yanıtınız ne olur bir şey diyemem; ama benim yanıtım “ hakime, savcıya, her zaman adalete güveneceğiz” şeklinde olacaktır,

Hakim ve savcılarımızla “iftiracı” gibi bir sıfatı yan yana kullanmak olsa olsa  gaflettir.

Ancak bu demek değildir ki “Sn. Burhan Kuzu suçluya yardım etmiştir, suçluyu kayırmıştır”.

Asla,

Çünkü yargılanmadan bir hüküm veremeyiz,

Doğruluğu kanıtlanmadan, yargı süzgecinden geçmeden, baskı iddialarına da “kesin doğrudur” diyemeyiz.

Bekleyip süreci izleyeceğiz...

Hatırlarsınız; Sn. Burhan Kuzu’nun Fethullah Gülen ve bir kaç kişi ile yemek yerlerken bir fotoğrafı medyada yer almıştı. Aklım almamıştı bu işi,

Bu durum hakkında, bahsettiğim fotoğrafı da yanına iliştirerek Sn. Burhan Kuzu’ya sosyal medya hesabı üzerinden bir soru sordum,

Kendisinin yanıtı “tarafımı engellemek” şeklinde oldu, hiç oralı olmadı, kulağının üstüne yattı.

Halbuki maziden kaçamayız; eylediklerimiz eninde sonunda bizi yakalar.