Reyhan Çorum


PASTA VE DONDURMA DENİNCE; İLK AKLIMIZA GELENLERDEN BİRİ, ALİ ÖMÜRLÜ..(1)

PASTA VE DONDURMA DENİNCE; İLK AKLIMIZA GELENLERDEN BİRİ, ALİ ÖMÜRLÜ..(1)


PASTA VE DONDURMA DENİNCE; İLK AKLIMIZA GELENLERDEN BİRİ, ALİ ÖMÜRLÜ..(1)

Gemlik'ten bir Ali Ömürlü geçti. İz bırakanlardan biri, en az yaptığı iş kadar tatlı dilli, güler yüzlü biriydi. Herkes onu sevdi, yaptığı her şeyi beğenerek yedi, "Dondurmacı Ali amca" çocukların, gençlerin sevgilisiydi.

Umurbey'de; Gemlik'e tepeden bakan evlerinin balkonunda, kızı Esma Hanımdan çok sevdiği, bir an olsun yanından ayrılmadığı babişkosu Ali Ömürlü'yü dinledim ve anılarını sizler için yazdım.

Esma Ömürlü..(Görüşme 21.8.2021'de yapılmıştır)

Babam; Kuzey Makedonya’nın kuzeybatı kesiminde, Polog idari bölgesinde, Kosova’ya yakın bir konumda yer alan Üsküp'e bağlı Gostivar' da dünyaya geliyor.

Baba adı Aydın, anne adı Emriye. Bir erkek çocuklarından sonra doğan dokuz çocukları ölüyor. Sonra babam dünyaya geliyor. İlk zamanlar bu da ölür diye isim koymuyorlar. Oranın adetine göre önce soyadı, sonra ad yazılır. Ailenin soyadı "Şişko", babamın adını ömürlü olsun diye "Ömürlü" koyuyorlar.

(Türkiye'ye gelince tekrar nüfus kağıdı çıkarması gerekiyor. Bu kez adı olan Ömürlü'yü soyadı olarak yazıyorlar, Ali Ömürlü deniyor. Akrabaların soyadı Şişko. Keşke bizimki de Ömürlü olsaydı diyorlar.)

Savaş zamanı; amcamın söylediğine göre, dedemler Gostivar'dan topraklarını, her şeylerini bırakarak Konya'ya gelip yerleşmişler ama orada yapamayınca tekrar geri dönmüşler.

O yılları babam şöyle anlatırdı: "4 yaşındaydım, İkinci Dünya savaşını gördüm. Yokluk ve kıtlık vardı. Biz ayağımıza aynı ayakkabıyı giyemezdik. Biri tahta nalın, biri başka olurdu, yoksa alırlardı. Bir gün askerler beni ve abimi durdurdular, hemen çuvalın içindekileri dökerek, onlar bakarken kaçtık oradan, bizi öldüreceklerdi." 10-15 km giderek ekmek pişirmek için mısır unu alırlarmış.

Babam 1. Mayıs.1933 doğumlu. Nüfusunu da bu nedenle ilkokula başladığında çıkarıyorlar.(1938 olarak) İlk okulu Gostivar'da okuyor.

Babaannem erken ölünce dede tekrar evleniyor. Fakat tabi ki öz anne gibi olmuyor. Dedemin o hanımdan da 3 kız, iki erkek çocukları oluyor. 7 Kardeş birbirinden kopmamışlar. Üvey annesi babama eziyet etmiş ama ölürken de babamı sayıklamış.

Çocuk yaşta başlayan hayat mücadelesi..

Okul bittikten sonra 14 yaşında evden ayrılarak Belgrad'a gidiyor. Doğduğu kasabaya birisi  geliyor. Babam," Giderken beni de götürür müsün, ama benim param yok" diyor ve onunla birlikte yola çıkıyorlar. Adam hayvanat bahçesinde çalışıyormuş. Babam da orada çalışmaya başlıyor. Hem bilet parasını ödemek, hem de kalmak için tuttuğu odanın parasını ödemek için 1.5 ay kadar orada çalışıyor. Dedemlere de uzun süre para gönderiyor. Bu arada çarşamba izin günlerinde hep pastanelere bakar, vitrinlerini seyredermiş. Bir izin gününde bir pastanede eleman arandığını görmüş ve bir cesaretle içeriye girmiş. Babama," Daha önce çalıştın mı, işi biliyor musun" diye sormuşlar. O' da "Biliyorum" diye cevap vermiş, aslında tecrübesi yokmuş.

"Gel çarşamba günü başla "demişler. Pastanenin iki imalathanesi bulunuyormuş. Bir ustası varmış, o ne yaparsa babam takip ediyor, gözlemlediklerini akşam olunca defterine not ediyormuş. Böyle aradan bir yıl geçmiş. Pastanede kızlar da çalışıyormuş ve sadece pasta, kuru pasta çeşitleri yapılırmış. Orada baklava baklavacı da, dondurma dondurmacı da satılırmış. Buradaki gibi değilmiş. Pastalar günlük yapılır, saat 3 oldu mu biter, kapatıp giderlermiş.

Usta; "Sen yaparsın" diyerek dükkanı babama emanet edip tatile gitmiş. Geldiğinde tezgahtaki pastaları görmüş ve "Kim yaptı bunları?" diye sormuş. Babamın yaptığını öğrenince de "Ben gidiyorum,  sen bu işi başarmışsın" diyerek dükkanı bırakmış. Usta çok güzel cevizli pasta yaparmış. Bir gün pastayı yapmış, fırına atmış , "Sen bunu pişir" deyip bir yere gitmiş.. Babam şakacı biriydi. Tepsi pişince çıkarıyor, kenara koyup fırına bir gazete atıyor, kızlara da " Susun" diye tembih ediyor. Usta geliyor, fırın duman dumana gidiyor. "Eyvah yandı bizim tepsi" diyor. Bakıyor fırında tepsi yok, anlıyor. Orada eğer tepsinin ucu biraz yansa hepsini atarlar, müşteriye vermezlermiş. Babamın  ustası  Boşnak, eşi  Ermeni  imiş. Ustası  çok  titizmiş. Çok  çırak  geliyormuş, dayanamayan  gidermiş. Babam  kendini  sevdirmiş, kalmayı  başarmış.

Babam pastane de çalışırken, yan atölyede çalışan annemle tanışmış...

Annem, MİLKA..

Sırbistan'da Belgrad'da 11.08.1940 yılında doğmuş. Kız meslek lisesinde yatılı olarak tüm branşları okumuş. Babamın çalıştığı iş yerinin yanında bir konfeksiyon fabrikası varmış, annem orada çalışıyormuş.  Annemle babam tanışıyor, birbirleri ile anlaşarak dört yıl görüşüyorlar. Babam gezmeyi çok severdi. Birlikte sinemalara, tiyatrolara giderek vakit geçiriyorlar. Bu arada bol bol da fotoğraf çektiriyorlar.

Babamın Gostivar da kalan abisi Necmi; babama kız istemeye geliyor ve birlikte kız evine gidiyorlar. Amcam hafızlık yapıyor, içki ağzına koymuyormuş. Annemin babası dedem ikram olarak içki çıkarmış. Amcam hiç bozuntuya vermemiş, bir yudum almış, bırakmış. Annemin babası dedemin, amcamın bu davranışı çok hoşuna gitmiş. " Bu ailede insanlık var "demiş. Babam da sormuş adetlerini, çiçeğini yaptırmış öyle gitmiş fakat abisinin içki içmesine biraz içerlemiş ," Neden içtin?" diye sormuş. Abisi" Oğlum, misafir gidilen yerde bir yudum olsun alınır, geri çevrilmez "demiş.

Kızı veriyorlar, Belgrad'da nikahları oluyor. Adını Meliha olarak değiştiriyorlar. Annem gelinlik bile giymemiş. Bu nedenle fotoğrafları yok. Evlerinde 4 tabakları varmış. Doğru dürüst bir eşyaları yokmuş ama çok mutluymuşlar. Patronu babamı çok sever, onlara biletler alır, gittikleri yerlere davet edermiş. Babam iki saat önce anneme haber verir, annem de oturur hemen bir elbise diker giyermiş.. Karı koca çalışırlarmış. Annem çok tutumlu bir kadınmış. Bu durumda bile para biriktirir, komşulara borç para verirmiş. Annemler Türkiye'ye gelirken arkadaşları çok ağlamışlar.

Evlendiklerinden bir yıl sonra ablam 13.03. 1962 yılında Belgrad'da doğmuş. Ben Esma Ömürlü 11.02.1966 Belgrad doğumluyum.. Biz üç kardeşiz. Birde erkek kardeşim var, Murat Ömürlü, 12.06.1970 Gemlik doğumlu..

Türkiye'ye geliş hikayemiz..

Ablam ve beni alarak, babamlar Alibeyköy'deki akrabalarımıza ziyarete geliyorlar. Bu gelişten 3 yıl sonra 6. Şubat. 1969 tekrar İstanbul'a geldiğimizde Sultanahmet'e gezmeye götürüyorlar bizi. Herkes toplaşmış dilek havuzuna para atıyor. Ablam o zaman 7 yaşlarında, attığı para çok uzağa fırlıyor, para yere düşer düşmez bir leylek gelip parayı kapıp yutuyor. Ablam bunu hiç unutmaz. Babam Türkiye'ye yerleşmek istiyor ama annem İstanbul'u çok kalabalık olduğu için beğenmiyor.

Babamın uzak akrabaları Atasoy ailesi, annemi İstanbul'da bırakan babam onları ziyarete gelmek için yola çıkıyor. Jandarmanın oraya geldiğinde, Gemlik'e uzaktan bakarak fotoğrafını çekiyor ve anneme gönderiyor. Deniz kenarında bu küçük kasabayı çok beğeniyor, annemin de beğeneceğini düşünerek, "Sana burayı satın aldım" diyor. Böyle şakalar yapardı. Buraya gelmemize yardımcı olan kişi Sümer Atasoy'dur. Bizim işlemlerimizi o yaptı. Allah rahmet eylesin.

36 yaşında yeni bir yerde hayata atılan babam, akrabalarının evini kiralıyor ve annemi Gemlik'e getirdikten sonra eşyalarımızı getirmek üzere yola çıkıyor. Geldiğimizde hiç bir şeyimiz yoktu. Ablam 7, ben 3.5 yaşındayım henüz. O yaşlarda Gemlik ile tanıştık.

Türkiye'de babamın cebinde; bir sabah, bir akşam çorba içecek kadar para varmış. Bir an önce işlemler bitsin memlekete gidip döneyim istiyor ama bir türlü işi olmuyor. Kaldığı yerdeki adam," Sen ye iç sonra verirsin" diyerek babama yardımcı olmuş.  Bir damga vuracaklar vurmuyor," İş yok, iş yok "diyorlarmış. Orhangazili birine rastlamış, anlatmış. "Gel ben vurayım damganı" diyerek yardımcı olmuş. Babama sonra ziyarete geldi o kişi, babam da onu ağırladı.

Dönüşte de üç kez evrak yaptırıyor. Meğer  dedemin bir akrabası işlemleri bozuyor, Türkiye'ye gelmesin istiyormuş. Babamın bir yüzüğü varmış, rüşvet olarak verip işlemleri yaptırabilmiş. Gelirken işi için bir dondurma makinası, iki de termos getiriyor.

İlk geldiğinde Üçel pastanesinin olduğu yerde Şayip Çup'un yanında çalışmış.

Babam dondurma satmak için köylere yürüye yürüye gidermiş. Ablamı da yanına alırmış. Okul saatinde gelir, okulun karşısına oturur, çocuklara dondurma satarlarmış. Bir gün arkasından başka biri daha gelmiş. "Biz ondan alıyoruz" demiş kapıda oturan köylüler. Babam da," Sizin yediğiniz dondurma değil ki, eşek sütü "deyivermiş. Sonra hep babamdan almaya başlamışlar.

Bir gün yine Umurbey de masalar kurulmuş düğün varmış. İyi hesaplayamamış külah bitmiş. Çocuklar dondurma istiyor ama külah yok. "Gidin dut yaprağı getirin, size dondurma vereceğim" demiş. Adamlar sormuş ne yapıyorsun böyle, " Dondurma satıyorum" demiş. Dut yapraklarına koyduğu dondurmalar eriyip dut yaprağının sıcağı ile sallanmaya başlamış.

Gemlik'e geldiğimiz ilk günlerde kontroller olmuş, şeker eksik çıkmış, pastacı dükkanları üç ay mühürlenmiş. Mahkemeye çıkmışlar, babam hakime "Hakim bey eşinize sorar mısınız, yumurta ile çırpılınca şeker eriyor mu? "demiş. Hakim üşenmemiş sormuş. Hanım "Eriyor" deyince; babam," Bir yumurtaya 20 gr şeker, bir yumurtaya 30 gram un konur, bunun yarısı fire verir, bunda hile olmaz" deyince dükkanlar açılmış, pastacılar "Geldin bizi kurtardın" demişler.

Kazandığımızı hep işimize yatırdık..

Babam  ilk semerciler  yokuşunda,  sonra  gazhane  cad. köşesindeki  dükkanı  satın  alıyor, sonra  kireçcinin  dükkanı  alıyor. Sonra  ben  2 depoyu  alıyorum. Mirasçılar  13 kişi  imza  atıyorlar böylece dükkanı büyütebildik. İki dükkanın ortasını kırarak genişlettik

Biz ailece çalıştık. Annem  babama yardım ederdi. Gider bulaşığını yıkar, temizliğini yapar, bir yere gidecekse dükkanda dururdu. Ablam Üniversiteye gidene kadar dükkana yardım etti. Ben Kız Meslek Lisesini bitirdikten sonra da 28 yıl babamla çalıştım. Babamın ömrü iş yerinde geçti. Gece 12'de gelir çorba içer gene işine dönerdi. Annem de yemek yapar, biz küçüğüz daha ama kardeşimizi bize bırakır, bu yemek bitirilecek, kardeşinize yedirin derdi. Biz çocuğun ağzına tıkar, acele sokağa çıkmaya çalışırdık.

Gerçi hepimiz biliyoruz ama pastanede neler yapardınız.?

Babam; Doğum günlerine, düğünlere, özel günlere katlı katlı pastalar yapardı. Cevizli pasta, kuru pastalar, atom, torba pasta, ekler Pasta, sütlü tatlılar, dondurma, baklava gibi çeşitli ürünler yapardı. Bizde her şey günlük yapılır ve taze biterdi. Mal bir sonraki güne hiç kalmadı. Çikolata kalır ama sütlü tatlılar kalmaz derdi. Müşteri çıkış saatini bilir, tepsiden sıcak sıcak alırdı.

Günde 4-5 yere pasta yapılır, her yere yetişmeye çalışırdı. Emniyetin yıl dönümünde pasta yapar götürürdü. Eli çok açıktı. Gelip gidene ikram eder, tattırırdı. Kaymakam, Savcı, Hakim gelse mutlaka bir şey yapar ziyaretine giderdi. Sosyal bir insandı.

Dondurmayı koyun sütü ile yapardı. Sütü köylüden temin etmeye çalışırdı. Fazladan süt alır, depolardı. Kıştan yağını, sütünü, şekerini, ununu, tüm malzemeyi alırdı.

Kıbrıs savaşı zamanı kıtlık oldu, her şey karne ile satılıyor. İş var ama, un, şeker, yağ yok. Elektrikler sık sık kesilir. Babam elinde telefon hep elektriği sorardı.

Gemlik'te babamın iş yapmasını çekemeyenler de olmuş. Bir gün şikayet etmişler. Fabrikalara mal verir ihaleler alırdı. Bir fabrikada toplu zehirlenme olmuş. Tepside bir parça tatlı kalmış, babam tahlile göndermelerini istemiş. Temiz çıkmış.  "Neden ihaleleri hep Ali usta alıyor" diye çamur atmak için bunu yapmışlar.

Babamın eli terazi gibiydi. Hiç tartmazdı. Bir ölçü tası vardı. İmalathane çok temizdi. Hep kapıyı açık bırakırdı. İnsanlar içeriyi görsün, içlerine sinsin isterdi. Dondurma tezgahı dakika başı silinecek derdi.

Babacığım fıkralar anlatır, geleni kapıda karşılar, uğurlardı. O zaman 5-10 kuruşlar vardı. Az çok demezdi. Kimseyi üzmezdi. Küçük bir penceresi vardı. Çocuklar "Ali amca" diye seslenir, parayı oraya bırakırlardı.

Yanında çalışanlar, bu işi devam ettirenler oldu mu?

Bu işi babamdan sonra ben devam ettirdim ama, yanımızda zaman zaman 10-15 kişinin çalıştığı olurdu. 3 kardeş vardı. Onlar şimdi Bursa da iş yerlerini açtılar.  Çok tutundular, evlerini, dükkanlarını aldılar.

Semerciler yokuşundayken alışverişini toptancı olarak Hamdi Tangūn'den  yaparmış. Tüpünū Adem Amcadan alırdı.

Dondurma deyince külah olmazsa olmazıdır. Nereden alırdınız?

Külahı ilk zamanlar İstanbul'dan babamın memleketlisi İlyas abi getirirdi. Kumla, Karacaali, Armutlu'ya kadar giderdi.  Arada  babamın  memleketlisi  oda İstanbul'da  Tosun  kardeşler de getirirdi..  . Bir gün İlyas amca gelmedi. Babam 100 koli kadar alırmış. Boşalan kolileri de ben depoda saklardım. İstiflediğim kolileri gösterdim "Lazımsa alın" dedim. Diğeri çöpe atmamızı söylerdi. Kolileri aldı," Elli tanesinin parasını vereceksin" dedi. Şaşırdım. Babama geldiğinde söyledim. "Ben bu kadar yıl esnaflık yaptım bana böyle bir teklifte bulunmadılar" dedi. "Ben bundan sonra Bursa'dan alacağım" dedim. Önce biraz ayıp olur diye düşündüyse de razı oldu. Babama sormadan bir iş yapmazdım.

Babanızın hatırladığınız anıları var mı?

Babam arkadaş canlısı, şakacı biriydi. Çok var tabi. Bir kaç tane anlatayım..

Gemlik'e kim gelse babama gelir, Elçilikten de gelseler babama mutlaka uğrarlardı. Bir gün Sırp bir vatandaş geliyor. Kaza yapmış. Ne söylüyor anlamıyorlar, "Ali Ustayı çağıralım" demişler. Babam giyindi gitti. At arabası geliyormuş çarpışmışlar. "Hakim sende geleceksin, hızlı mahkeme yapacağız "demiş. Meğer buraya ticaret için gelmişler. Babam Sunğipek fabrikasına götürmüş, kendilerine yardımcı olmuş. Memleketten babama teşekkür plaketi göndermişlerdi.

Küçücüktü evimiz. Gelen giden bitmezdi. Babam misafirleri yatırır ağırlardı. Tanısın tanımasın  duyan gelirdi. Yemek yatak veriyor diye tanımayan bile bize misafir olurdu.

29 Ekim kutlamalarına babamı davet etmişler, " Sende eşinle geleceksin, Orhan Bey mutlaka gelsin dedi" demişler. İbrahim Talan Bey düzenlemiş. Babam ve annem gidiyor, meğerse meslekte 25. yıl nedeniyle plaket vereceklermiş, babam çok mutlu olmuştu.

Rumeliler geceleri yapar, yemekler düzenler, oynamayı çok severdi. Horon oynar, halay çeker, bana da hadi kalk oynayalım derdi.  Kamil Turan, Kamil Sertkaya, Adem Uzunlar, Sabahattin Özanadolu,  Onları memleketine götürdü gezdirdi.

Mustafa Sertkaya babamı çok severdi. Koyun sütünden yoğurt yapar ona gönderirdi.

Avukat Teoman Ekim Amca'dan süt, yumurta alırmış. İyi görüşürlerdi. Bir gün çiftliğe gittiğinde enginarları görüyor. Babam Hüseyin Ekim'e gelirken "O tokmaklardan da getir" diyor. Onlar düşünüyor, düşünüyor, tokmak ne?  Bir bakıyorlar enginarların kafası rüzgarda sallanıyor. Anlıyorlar, arabanın arkasını doldurmuşlar. "Al sana tokmak" diye getirip bir bagaj enginarı bıraktılar.

Yine babam çok uzlaştırmacıydı. Küsleri barıştırmayı severdi. Daniş Bey ile iyi görüşürlerdi. Eşi, Daniş Bey'in eski gençlik resmini bulmuş. Bakmış yanında genç bir kadın. Küsmüş Daniş Beye. O da çok mutsuz dükkana gelmiş. Eşini çok severmiş, küstü benle diye üzülüyor. "Gel bir kahve içelim de barıştır bizi" diyor. Beraber eve gidiyorlar. Babam bir bende bakayım o resme diyor. Bakınca " Bu hanım size benziyor" demiş. Meğer gözlüksüz bakınca eşi kendini tanıyamamış, başka biri sanmış. Bu olay da tatlıya bağlanmış.

Savcı Vural Bey buraya tayin olduğunda eşinden boşanmış, iki çocuğu varmış. Çocukların fotoğrafları masasında duruyor. Babama hikayesini anlatmış. Babam gidip gelip," Olmaz böyle çocuklarınız var, barışın" diye başının etini yemiş. Bir gün Vural Bey bir hanım ile dükkana geliyor. "Sen beni ikna ettin, biz barıştık, şimdi şahit olacaksın" diyor.  Kaymakam Orhan Bey nikahı kıyıyor, babam ile Hakim Ahmet Bey de şahit oluyor. Babamın öldüğünü sonradan duyan Vural Bey de, Orhan Bey de erkek kardeşime ulaşmışlar, çok üzülmüşler.

Sabahattin Özanadolu amca ile çok iyi görüşürlerdi. Aynı memlekettendiler.  Sık sık dolap bozulur, onu çağırır, "Sabahattin Usta gel" derdi. O da "Fazla kurcalama "diye tembih eder,  yapar giderdi.

Bayramlarda tatlı siparişi alırdık. Devamlı müşterilerimiz vardı. Adem Uzunlar'ın yanında çalışan Kaya abi sipariş vermeyi unutmuş," Hanım beni öldürür diyerek" geldi. Babam eve çikolatalı baklava yapmıştı. Ondan verdi. Sabahattin abilere çekine çekine ikram etmişler, siyah olunca yanık sanmışlar. O da," Ali Usta herkese vermez, yanık değil çikolata" demiş.  Kaya abi, " Biz yanık sandık meğerse en güzel baklavayı bize vermişsin" deyip teşekkür etti.

Muhasebeci İbrahim Tokgöz Bey arabasına 10-15 çocuk doldurur dükkana getirirdi. Hepsine keşküllü, supangle li dondurma ısmarlardı. Eşref Kolçak, Kutlu Payaslı, sanatçılar, futbolcular, talebeler hep bizim dükkana gelirlerdi. Cavit Çağlar'la da arkadaştı. Sık sık dükkana uğrardı. Kim ne yer, ne ister bilirdik. Dükkanda çocuklar doğum günleri yaparlardı.

Babam Bursaspor maçına çok giderdi. Dükkana bizi oturtturur Murat ile giderlerdi. Bursaspor babama bilet gönderirlermiş, hep locadan seyrederlerdi. Bir gün Fenerbahçe ile maç varmış. Murat Fenerli. Ne olduysa yanlış bir yere oturmuşlar. Fener gol attıkça Murat ayağa fırlıyor, " Sus şimdi bizi döverler" diye babam çeke çeke oturtuyormuş.

Bursaspor Tibel'e sık sık kamp yapmaya gelirdi. Bursaspor'un antrönörü babamın memleketlisi. Babam onlara tercümanlık yapıyor.  Manejer Abdullah Gegiç vardı, Sümer Atasoy'u babam ona tavsiye etmiş ve takıma alınmasını sağlamıştı. Sporcular mutlaka gelince dükkana uğrarlardı.

Babamın Gemlik'e çok katkısı oldu. Kalitesinden ödün vermedi, ürünlerimin tadını bozdurmam derdi. Babam benim için çok üzülürdü. "Hangi kızcağız gece saat birlere kadar her gün çalışır" derdi. Arkaya yatak koymuştum. Babamı sorarlar yok derdim ama o arkada 40 derece ateşle yatardı. Ben bir yandan ona bakar, bir yandan dükkanda çalışırdım. O da biraz dinlenir pasta yetiştirmeye çalışırdı.

"Öbür dünyaya gidip dinlencem, ama bir daha dünyaya gelsem yine pastacı olurum" derdi.

Devam edecek..

Reyhan ÇORUM