Reyhan Çorum


KUVÂ-Yİ MİLLİYECİ BİR BABA,ESNAF BİR EŞ VE ACISI, TATLISI İLE 80 YILLIK BİR ÖMÜR..

KUVÂ-Yİ MİLLİYECİ BİR BABA,ESNAF BİR EŞ VE ACISI, TATLISI İLE 80 YILLIK BİR ÖMÜR..


KUVÂ-Yİ MİLLİYECİ BİR BABA,ESNAF BİR EŞ VE ACISI, TATLISI İLE 80 YILLIK BİR ÖMÜR..

NARLI KÖYÜNDEN OSMAN ÖZDEMİR AĞA’NIN KIZI GÜLTEN METE(BALCI) İLE SOHBET.

Bazı nedenlerle bir yıl gecikmeli bir yazı..(Röportaj 1. Ekim. 2020'de yapılmıştır)

Gülten Hanım'ın babası Gemlik'in eski saygıdeğer kişilerinden, eşi ve oğulları yine Gemlik'in tanınan ve sevilen simaları.

Ne yazık ki eşini, evlatlarını erken kaybetmiş, tek evladına sarılarak teselli bulmuş bir anne. .

Gülten Hanımı uzun bir süre önce deniz kenarındaki evlerinde ziyaret ettik. Anılarla fotoğraf albümleri ile zaman nasıl geçti anlamadık.

Hadi gelin sözü Gülten Hanım’a bırakalım. Taa Narlı‘ya çocukluğuna uzanalım..

"Ben babaannemi de, anneannemi de hiç tanımadım. Babaanneme Narlı'nın müftüsü derlermiş. O zamanda bile kitap gazete okurmuş. Çok akıllı bir kadınmış.

Babam Osman Özdemir. Babamlar beş erkek kardeş. Yunan harbinden önce Narlı da eski köyde yaşıyorlar. Harp zamanı herkesle beraber onlarda İstanbul'a gidiyorlar. Askeri kışlaya götürülüyorlar. Savaş zamanı yokluk kıtlık var. Patates kuru fasulye gibi şeyler yine de veriliyormuş ama bizimkiler köy yerinde bolluğa alışmış, beğenmezlermiş. Amcamın birini orada ailenin başına bırakarak geriye dönüyorlar.

Atatürk'ten haber geliyor. Bütün köyün gençleri toplanıyor ve babam da Kuvâ-yı Milliye'nin baş neferi olarak çok hizmet veriyor.

Dağlarda Rum'mu, Yunan'mı, Türk'mü kim? belli değil. Babam bir gün çığlık duyup koşuyor. Bir adam bir kadının boynuna yapışmış, altınlarını almaya çalışıyormuş. Kadın can havli ile çığlık çığlığa bağırıyormuş. Babam çekmiş silahı vurmuş. Adam ölürken "La ilahe illallah" demiş. O zaman Türk olduğunu anlamış ve çok üzülmüş.

Savaş bittikten sonra Dr. Ziya Bey babama," Senin çok emeğin var, sen Belediye Başkanı ol" diyor. Babam amcalarımla ticaret yapıyor. İstanbul'a odun kömür taşıyorlar. Çoğu zaman bu nedenle İstanbul'da olduğu için Belediye Başkanı olmak istemiyor. Narlı köyüne ise çok hizmeti oluyor. Köylü yanan eski köyde yaşayamayacağı için Narlı köyü halkı sahiline iniyor ve bu zamanlarda, Narlı'nın taşınmasında babam çok hizmet veriyor.

Annem babamın ikinci eşi. İlk hanımı vefat etmiş. Ben 41 doğumluyum. Babamın ilk eşinden bir ablam(38 doğumlu), bir abim var. Ben abimin kızı ile aynı yaştayım. Onunla çok iyi anlaşırdık. Abim de annemin öz evladı gibiydi.

Babam İstanbul'da annemi görüyor. Orada evleniyorlar. Narlı da deniz kenarında iskelenin karşısındaki üç katlı ev bizimmiş. Kaymakamlar, Valiler ,üst düzey kişiler gelir, karadan ulaşım olmadığı için dönemez gece bizde kalırlar. Annem büyük terasta ziyafet sofraları hazırlarmış.

Yine bir akşam yenilmiş, içilmiş, misafirler odalarına çekilmiş. Annemin 1.5 yaşındaki kız çocuğu salıncakta ölmüş. Annem fark ettiğinde ağlayamamış bile. Babam, " Sus misafirler duymasın" diyerek annemi ağlatmamış. Misafirleri yolcu etmişler sonra yaslarını tutmuşlar. Eskiden, misafire böyle acını içine atacak kadar saygı varmış.

Annem temiz titiz bir kadındı, yemek yapmayı çok severdi.. İsmi Mahmure idi

Herkes annemi Osman ağanın kızı diye bilirdi. Babamla çok mutluydular ve biz çok güzel bir çocukluk geçirdik. Annemin ve biz çocukların kıyafetleri kutularla İstanbul'dan gelirdi. Dört yaşındaydım babamı kaybettiğimde. Babamın ilk eşinden olan abim bizimle yani annemle oturuyordu. Bizlere sahip çıktı.

Babam Narlı köyünün muhtarı. Çok sevecen, saygılı, kültürlü biriydi. Kıyafetleri hep İngiliz kumaşından ve çok şık giyinirdi. At üzerinde bir köye gelişi varmış herkes cama çıkarmış. Atatürk aşığı bir adam. Atatürk'ün ölümüne çok ağlamış.

Odun kömür ticaretinin haricinde mandıralarımız, motorlarımız da vardı. İstanbul Eyüp ve Sağmalcılar cezaevlerinin yiyeceğini de babamlar veriyormuş. Bir çok çalışanımız bu sayede ekmek yedi. Zeytinlikler, meyve bahçeleri vardı ama biz tarlada çalışmazdık. Zeytinler toplanır gelir, akşam annemler kadınlarla birlikte seçerlerdi. Annem daha çok onlara yemekler, helvalar yapardı. Sonra zeytin mağazalardaki kaplarda bekletilirdi. Bu işler de yine günlerce sürerdi. Zeytin zamanı Gemlik ve köylerinde büyük telaşe ve çalışma olurdu.

Narlı da çocukluk günlerimde denizden hiç çıkmazdık. Denize şort, bluz ile girilirdi. Mayo giymezdik. Ben çok iyi yüzer, açılırdım. Sandalla gezer kürek çekerdik. Komşuları, gelen misafirleri gezdirirdik. Sokakta oynamazdık, evlerimiz bahçeliydi. Aile kalabalık olunca amca kızları gelirdi, birlikte vakit geçirirdik. Yengemin uzun bir aynası vardı. Kıyafetlerimizi giyer çıkarır ayna karşısında oynardık. Biz çok bağlı ve birbirimize düşkündük, hala da öyleyiz.

İstanbul eskiden böyle kalabalık değildi. Büyük ticaret yaptığı için babamı İstanbul da tanırlar, sever ve saygı gösterirlerdi. Bir gün İstanbul'a bir restorana gittik eşim ile, laf lafı açtı, babamı hemen tanıdılar.

Babam sık sık Belediye'ye gidip geliyor. Dr. Ziya Kaya Belediye Başkanı olmuş. Bir gün Belediye'ye gittiğinde Şahap Bey ve hanımı Gemlik'e geliyorlar. Şahap bey'in eşi Sabriye abla, "Biz babanın ekmeği ile büyüdük" derdi. Sonraları Şahap Bey de Belediye Başkanlığı yaptı ve çok iyi dostlarımızdı.

Köyü kuran babam, Babamdan sonra Davut amcam muhtarlık yaptı. Amcalarım da köyün tanınan ve sevilen insanları. Şimdiki köy muhtarı da amcamın oğlu. Babamın Gemlik Orta Okulu'nun orada evi vardı. Amcalarım Narlı da oturuyordu. Bir amcam Bursa Kayhan da yeşil köşkte oturuyordu. Bütün amcalarım varlıklıydı, kibardı, eski Gemlik beyefendilerindendi.

Amcalarımdan biri savaşta İngiliz subayını vurmuş. Vuran amcamı yakalayamamışlar ama küçük amcamı içeriye almışlar. Rumlar babamdan çok çekinirlermiş. Nasıl yapmışsa amcamı kurtarmış.

Babamın bir madalyası vardı. Biz çocuktuk onunla oynardık. Fark etmedik önemli olduğunu. Duvardaki büyük fotoğrafı da yine bende yok. Evi abime bıraktık, o nedenle de hatıraların çoğu o evde kaldı.

Annem babamdan sonra aldığı kiralarla sıkıntı çekmedi ve ne isterse aldı. 82 yaşında vefat etti.

1958 yılında evlendim. 16-17 Yaşındaydım. Kayınvalidem Karacaali köyünden. Biz eşimin Balık pazarındaki aile evlerine evlendik. Önceleri kayınvalidem beni evliliğe alıştırmak, yardımcı olmak için yanımda kalıyordu, sonra kayınpederim ve görümcem de yanımıza geldi. Annem beni evlendirirken "Kızımı köye vermem" demişti. Girginlerin evinin altında eşime market açtılar, bir de araba aldılar.

Evimiz dört katlıydı. Bir Rum eviymiş. Çok güzel bir evdi. Eşimin ailesi almış tadilat yapmış. Kemal Ünal'ın evi ile yan yanaydı. Çok iyi görüşüyorduk. Mutlu bir mahalle, güzel komşuluklar vardı.

Görümcemin gelmesine de sevindim.60 Yılında bir kızım, 64 yılında bir oğlum, 67 yılında da Osman doğdu.

1972 yılında bu sahildeki evi aldık (Mado'nun üstü) Diğer ev ahşap eskidi. Anıt eser dokunamıyorsun. Çok seviyorduk o evi, yapamıyorsun, maliyeti çok fazla. Camlarda perdeler uçuşuyor. Anılar, hatıralar, evin bu halde olması çok üzüyor. Eminim Gemlik'i seven herkes de evin bu haline üzülüyordur. Maalesef bir çözüm bulan çıkmadı.

Eşim çok faal bir insandı Ahmet Mete Balcı. Gezmeyi severdi. Gazinolara, Bursa ve İstanbul'a otellere, şarkıcılara gider kalırdık. Çocukları da alır bırakmazdık. Sunğipek de eğlenceler, balolar olurdu. Biz hep giderdik. Eşim parkın karşısında market çalıştırdı. Sonra orasını mobilya mağazasına çevirdik. Bir gün İnegöl'e mobilya almaya gitmiştik. Uz mobilya oranın en iyi mobilya mağazası. O gidiş vesile oldu mobilya işi yapmamıza. Öyle böyle derken bir de baktık mobilyacı olmuşuz.

Abrakadabra bir ara bizim Fatih'teki evimizde kiracı olarak oturmuş. Gemlik'e gelir giderlermiş. Bizim markete yanında çok güzel bir hanım ile uğramışlar. Hanım eşimi çok beğenmiş ve Gemlik de böyle beylerin oluşuna şaşırmış.

Önce eşimi kalp krizinden kaybettim, ne beni, ne ailesini üzdü. Çok iyi bir evlat, eş, babaydı. Arif, Kadriye ve Osman'ımla kaldık. Kızımı Bursa'ya evlendirmiştik. Çok güzel, aktif, pozitif bir kızdı. Kara kara gözleri vardı. Sigara içiyordu, kilo vermek istedi, zayıfladı. Akciğeri rahatsızlandı. Sonra 11 sene hastalıkla mücadele etti. Eşi de çok iyi bir insandı, mutluydular. Herkes onu severdi, anlaşırdı. Kaybettik. Eşi evlenmedi. İki kız torunum var. 81 ve 84 doğumlular.

Evladımın ölümü ile yıkılmışken; Oğlum Arif de erken yaşta kalp krizi geçirerek bizleri bıraktı. İki evladımın acısı ile oğlum Osman'a daha çok sarıldım. Birlikte oturuyoruz. Oğlum "Anneciğim" diye etrafımda dolaşır bir dediğimi iki etmez. Gelinim de Arzu’da öyle. O Türk Telekom da çalıştığı için torunum hep benimle. Onu ben büyüttüm, ismi Nida. Yurtta kalıyordu ama üniversiteyi bitirdi şimdi yüksek lisans yapıyor.

Bu evin olduğu yer kayalıktı önceleri. Yerinde bahçeli bir ev vardı. Ali Şirin'in kızı Fatma burada oturuyordu. Eşi Liman Reisiydi. Onlara gelir giderdik. İnşaat yapmak için tabela asıldığını kayınpederim görmüş. Hemen alalım dedi. "İstediğiniz daireyi seçin" dediler, ilk biz gitmişiz, yazıldık. Arkadaşım Benian toprak sahibiydi. Merhum Osman Bahşişoğlu Beyi getirdik, o bize "Alt katı alın, ileride inip çıkmak kolay olur" dedi. Karşı daireyi de kayınvalidem "Ben alayım" dedi. Olmadı. 110 bin lira çok paraydı. 30-40 bin liraya daireler vardı. Bu daire ile birlikte Restoran'ı aldık. Çalıştırmadık, kiraya verdik.

Çocuklarımızın sünnetinde yengem vefat etti. İptal edemedik her şey hazırdı. Karacaali de kamplar yeni açılmıştı. Bizim çeyizlerimiz de eski işler çoktur. Kızım evlenirken ona verdim. İşli çevreler, kreplerle, kalp balonlar ile süslü güzel bir yatak  yaparak, kampta yemekli sünnet yaptık. Ali Reis ve tüm balıkçı motorları geldi. Motorlarla, atla sünnet gezisi oldu.

Rahmetli eşimin askerlikteki komutanı Gemlik'e gelmiş. Görüşmeye başladık. Onun sayesinde iki oğlumda rahat askerlik yaptı. Rahmetli oğlum Arif İzmir’de Hücumbotlarda, Osman Oğlum ise Atatürk’ün Gemisi Savarona’da askerlik yaptı.

Ailemizin birbirine çok bağlı olduğunu söylemiştim. Kızım vefat ettikten sonra yıl mevlütü yaptık. Ercan Barutçular'ın ailesi eski ahbaplarımızdır. Ercan beyin eşi Hatice hanım çok iyidir. Severiz birbirimizi, biz üç aile Umre'ye gittik. Ablam buna çok sevindi. Telefonla sık sık görüşüyoruz. Oğlum Osman ile gitmiştim. Gelinim Arzu bizler ile görüntülü görüştürmeye gitmiş. Ablam ile uzun uzun konuştuk. Sonra tavaf yapmaya çıktık. Ablam bana seslendi gibi hissettim. Ertesi gün ölmüş. Oğluma telefon geldi. Sakladı benden, sonra öğrendim. Kızım, oğlum, eşimden sonra dertlerimi paylaştığım ablama da çok üzüldüm.

Alt katımız Nihal Arseven öğretmenin evi. Yıllarca komşuluk yaptık. Hayvanlar onun en iyi dostuydu. Bir gün köpeği ile denize düştü. "Allah'ım bana uzun ömür versin ki; şu hayvanlarıma bakayım "derdi. Geçtiğimiz günlerde ikinci ölüm yıldönümünü yaptık. Ruhuna lokma döküldü. Şimdi onun dairesinde kız kardeşi Zuhal hanım yine hayvanları ile yaşıyor."

Reyhan Çorum: Gülten abla ile Oğlu sevgili Osman sayesinde  görüştük. Ve gerçekten yakın zamanda  görüşmeye başladıktan sonra; benim de Osman kardeşimi daha iyi tanıma fırsatım oldu. Bu vesile ile ona teşekkür etmek istiyorum.

Gülten abla, "Benim oğullarımın yüzü çok yumuşaktır, esnaflık yapamaz, bu nedenle babası gibi esnaf olmasını istemedim "dedi.

Zeytin Festivalinde(2019) onu çalıştığı Toptancılar Halinde ziyaret ettim. Bir keresinde de yine Kent Konseyi Başkan vekilimiz Sedat Akkuş ile birlikte gittik.

Sedat beyin bir fikri vardı. Bir kayıktan tabak ile rekor denemesi. Bu durum için zeytin gerekliydi. Sağ olsun söylediğimizde Hasan Bozan Bey ile ilgi gösterdiler ve hal esnafından bu zeytinleri üç gün içinde temin ettiler. Rekor kırıldı, zeytinler halka dağıtıldı. Bu vesile ile de yine herkese teşekkür ediyor, Allah kabul etsin diyorum.

Yine bir sabah telefonuma bir mesaj geldi. Dernek yerimiz yok malum. Üye kaydetmekte zorlanıyoruz. "Desteğe ihtiyacımız var" diyorum yazıyorum. Bir nüfus kağıdı fotokopisi. Osman bana yollamış. "Ablacığım desteğim olsun beni üye yap" dedi. Bir müddet sonra da yine aynı şekilde eşinin nüfus örneğini gönderdi. Nasıl duygulandım anlatamam. Efendi, iyi niyetli, saygılı, güler yüzlü hayırlı bir evlat. Örnek bir Gemlik genci. Telefonu açar "Ablam" der.

Allah herkese hayırlı evlat, kardeş, dostlar versin.

Onun internetteki sayfasında annesinin doğum günü fotoğraflarını gördüm.80( şimdi 81 olmalı) yaşını kutluyorlardı. Pandemi olduğu için kimseye "Geleyim ziyaret edeyim" diyemiyorum ama yine o beni aradı, "Ablacığım annemle görüşmek ister misin? "dedi. Nasıl istemem? seve seve arkadaşlarımla ziyaret ettik. Güzel torunu Nida’nın elinden kahvelerimizi içtik. Nuran Hanım, Safiye Hanım, ortak konular ve dostlar, fotoğraflar. Doyumsuz bir sohbetti.

Gülten Hanım "Benim babam Gemlik'in kurtuluşu ve sonrasında çok önemli işler yapmış "diyor ve adının hiç bir yerde geçmemiş olmasına üzülüyordu."

Öncelikle babası OSMAN ÖZDEMİR ve tüm ailesinde kaybettiği sevdiklerine rahmet diliyoruz.

Tüm olumsuz ne varsa geride bırakarak yaş günü hikayesi ile bitirelim. Aile hayatta en önemli şey. Kayıplar olsa da; geride kalanlar onların yerini daha büyük sevgi ile doldurmaya çalışmış.

DİLERİM BÜTÜN HİKAYELER BÖYLE GÜZEL BİTSİN..

Gülten Balcı Mete: "Çok hareketli bir insandım hastalık beni eve kapattı, mahvetti.

Biz oğlum Osman ile her gün yürüyüşe çıkıyoruz. Osman "dışarıda yemek yiyelim" dedi. Bir cafe de oturduk önce. Ablamın kızı aradı ve "Teyze neredesiniz?"dedi. Önce "Narlı tesislerinde toplanalım" demişler ama o "Bizim terasta olsun" demiş. Gayet güzel yemek yedik. Bana hiç fark ettirmediler ama unutmamışlar. Sürpriz yaptılar bir pasta geldi önüme, doğum günüm içinmiş. Mutlu oldum. 80 Yaş uzun bir ömür. Anılar bitmez. İnsanın evlatları, torunları etrafındaysa bence en güzel mutluluk.

Sevgi dolu nice yıllara..

REYHAN ÇORUM.