Reyhan Çorum


KAYBOLAN MESLEKLERDEN KÜFECİLİK VE ESKİ BİR ZANAATKAR AHMET BEKTAŞ

KAYBOLAN MESLEKLERDEN KÜFECİLİK VE ESKİ BİR ZANAATKAR AHMET BEKTAŞ


KAYBOLAN MESLEKLERDEN KÜFECİLİK VE ESKİ BİR ZANAATKAR AHMET BEKTAŞ

Bir varmış, bir yokmuş..

Tarihin ilk çağlarından beri süre gelen, bağlarda bahçelerde kullandığımız küfeler, seleler, sepetler ve bunları yapan meslek erbabı kişiler..

Gemlik'in zeytinin Başkenti olduğu zamanlarda, küfecilik oldukça revançta olan bir meslekti. Gel zaman git zaman bu meslek bir çok meslek gibi kayboldu. Çocukluk yıllarımızdaki o güzelim iki katlı; altlarında zeytin mağazalarının, havuzların olduğu evler, yerini hızlı bir geçişle beton çok katlı binalara bıraktı. Ağaçtan yapılmış seleler, sepetler, hatta tahta fıçıların yerini hiç bir estetiği olmayan naylonlar aldı. Bilmiyorum yalnız ben miyim sevmeyen, sevemedim bir türlü. Nerede el yapımı sele sepet görsem çocukluk anılarım gözümde canlanır..

Zeytin zamanı gelmeden, ön hazırlıklar başlanır. Merdivenler, küfeler elden geçer, eksikse yenilenir.  Herkesin ayrı bir sepeti olur, beline kuşakla bağlar. Evcek programlar ona göre yapılır. Zeytin zamanı bir tek Gemlik'in dilinde zeytin, umudu zeytinin bereketli geçmesidir. Sonrasında bu elde edilen gelirle evler alınacak, düğünler sünnetler yapılacak, kapalı çarşıya gidilerek eksikler tamamlanacak, esnafın veresiye defterleri kapandığı için eli para görecektir.

Yalnız küfeler değil elbette, at ,eşek de yerini traktöre, skoda'ya bıraktı. Zeytinin tadı kalabalık ailelerle, komşularlaymış meğer. İmece usulü, hatır için gelen eş ahbap, dost yanında, Bursa Keles'ten işçiler gelir aylarca evin altında kalır, zaman zaman babalarını özleyerek gelen aileleri de misafir ederdik. Hatta yer yataklarında çocuklarla yattığımı hatırlıyorum, aile gibi olmuştuk.

Minik sepetlerimizle atın iki yanındaki küfelere oturarak mezarlığın patika yolundan taş ocaklarının arkasındaki zeytinliğe giderdik. Semere oturan çocuk genelde ben olurdum. Zeytinlikte her zeytin toplayıcısının küfesi ayrıydı. Yarış ederlerdi birbirleriyle. Bir küfe zeytin toplayan hava atardı öbürüne. Merdivenle çıkılarak daldan tek tek toplanırdı zeytinler. Makine değmezdi zeytine. Şimdiki gibi örtü de serilmezdi. Yerden eğile kalka dip toplanır, bunlar yağlığa giderdi. Yine de şöyle bir bakılır, iyileri, yeni düşmüş irileri hemen tuzlanır sele zeytini olurdu. Sele zeytini denmesi de geniş selelere konduğundan.

Babam bir kaç kez ata yükleyerek eve taşırdı zeytinleri. Avluya dizilen küfeler akşam sıra ile seçme tahtasına dökülür, tahtanın iki yanına kadınlar oturarak bu zeytinleri seçerdi.  Makine ve elekler daha sonra girdi hayatımıza. Yapraklar ve iri yeşil zeytinler. Onlar biz çocukların işi. Anneler belli ki bizi mutlu etmek oyalamak için onları bize bırakırdı. İş bittikten sonrada yeşil zeytinleri çizerek suya koyarlardı.

Gündüz sivriltilen sopaların ucuna takılmış sucuklar ateşte pişer, ekmek arası ne de güzel olurdu kalabalıkla yemek. Yanında da helva. Bitencelikte ise tavuklar kızarır, daha bir özenli olurdu sofralar. Akşam komşular yardıma gelir, tahtaya küfeler ardı arkasına dökülürdü. Soğuktan üşüyen eller sıcak çaylarla ısınırdı.

Zeytinler daha çok para etsin diye havuzlara dökülür, olduktan sonra yine avluya küfelerle dizilir, her yere salamura kokusu yayılırdı. Çocuk aklımızla anlardık ki tüccar gelmiş ve sevinirdik. Çünkü vaatler hep zeytinin satılmasına, para etmesine  bağlıydı. Şimdiki gibi kredi kartı yoktu. Zeytin olmazsa kimsenin yüzü gülmezdi.

Küfelerin başka işlere yaradığı da olurdu, eskiden kadınlar pazar düzerken küfeyle pazarları taşıyan hamallar olurdu arkalarında, şimdiki gibi herkesin evinde çifter çifter arabası bulunmazdı.

Ayakta duramayacak kadar içenler için bir tabir vardı "küfelik" diye. " Akşam yine küfelik olmuşsun" bu deyim sıkça kullanılırdı. Demek alkol de o kadar pahalı değilmiş. Küfelik olmak için içmek ne mümkün. Küfelerin, sele sepetlerin kısaca hayatımızda rolü büyüktü. Şimdiyi biliyorsunuz zaten.. Demek ne çok işe yarıyormuş. Ah o eski günler..

Peki bu küfeleri bize kimler yapardı? dedik ve eski bir küfeci ustası ile görüştük.

İlk karşılaşmamız Gemlik Zeytini festivalinde oldu. Ben müze çadır için küfeler, sepetler topladım ya! Biri geldi ağlıyor dediler. " Bu küfeleri ben yaptım "diyormuş. Gittim yanına, "Benim neden resmim yok, bu küfeleri ben yaptım" diyor. Anlamadım önce "Bende küfeciyim" diyor sandım. "Herkese sordum, keşke haberim olsaydı koymaz mıydım" dedim, üzüldüm. Meğer gerçekten o yapmış. Kendi küfelerini tanımış. Hatta minyatür küfeler bile elinden çıkmış. O zaman sergileyemedik ama şimdi resimlerini koyalım, onu tanıyalım, gecikmeli de olsa umarım bizi affeder..

AHMET BEKTAŞ.

Babam Orhangazi Narlıca köyünden küfe ustası Ali  Bektaş. Ben 1949 senesi Narlıca doğumluyum. İlk okulu Narlıca'da okudum. Aslında okumaya hevesli zeki bir çocuktum ama baba mesleği olduğu için babamın yanında küfeciliği öğrendim ve askere kadar hem tarım işleri ile uğraştım, hem babama yardım ettim.

Eşim Türkan Bektaş da benim gibi Narlıca köyünden. Aynı yaşta olduğumuz için okulu Narlıca ilkokulunda birlikte okuduk. Onun babası da benim babam gibi küfeciydi. 16 yaşında görücü usulü ile evlendik. Biz akrabayız, bize kimi alacaksın derlerse o olur.  Ailemle birlikte oturduk. Dört çocuğumuz var; iki kız, iki erkek. Çok şükür eşimle hiç sorunumuz olmadı, iyi geçindik.

Askerliğimi Çankaya köşkünde yaptım. Cevdet Sunay'ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde.  O zaman polisle ortak görev yapıyorduk. Tezkere bıraksaydım polis olarak kalacaktım. Babam geri dönmemi istedi. "Senin kazandığın para, paşa maaşı. İki çocuk baba diyecekler, onlara ne diyeceğim" dedi.

Gemlik'e geldiğimde 30 yaşındaydım, bu sanatı burada ilerleteceğimi düşündüm.. Zaten küfe yapmak için haftanın beş günü gidip geliyordum. Bu meslek köyde para kazandırmaz ama Gemlik'te o zamanlar 27 küfeci vardı. Hepsi de para kazanıyordu. Çocukların orta okula gitme zamanı da gelince, Gemlik'e taşındık.

Zeytin Halinde Belediye'nin 62 dükkanı vardı( şimdi otopark oldu). Orada 30 sene dükkan çalıştırdım. Sabah erkenden gelirdim, çok çalışkandım. 2-3 tüccara dönüşümlü küfe yapıyor, ancak yetiştiriyordum. Birine yalnızca 100-200 küfe yapardım. Hepsi de büyük tüccarlardı.

Hasan Dillioğlu, Salih Kaya, Cahit Durmaz, Mehmet Durmaz, Yaşar Sarıca, Kavlak, Ali Rıza Koral, Kemal Kılıç gibi bir çok tüccarla çalıştım. Damacanalara kılıf yapardık bir ara İstanbul'a.

Sadece küfe yapmadık. Cam sehpa için alt hasır ördürdüler. Kanada'ya, Almanya'ya iş yaptım. Cahit Durmaz'a sele yaptım, o gönderdi.

İzzet Kaptan'a yağ damacanalarına küfe yaptım. Bittikten sonra "Borcumuz ne" dedi. Çıkardı bir çift küfe parası verdi. Kimse ile pazarlık yapmadım. Hakkımı peşin peşin ödediler. Çünkü yaptığım işten memnun kalırlardı. Tüccarların burunları büyük olur ama daha yapmadan cebime ihtiyacın vardır diye peşin para sokanlar oldu. Ben hepsi ile iyi diyalog içindeydim.

Eski küfecilerin 2 tanesi zengindi. Geldiğimde ben bu işin inceliklerini tam bilmiyordum. Üç kardeş küfeci Refikler vardı. Benden çok ustalardı. Yaptıkları  küfeler benimkilerden çok iyiydi. Taktir ediyordum, sanatlarını sır gibi saklıyor, kimse bizim gibi yapamaz diyorlardı. Bir gün Ali Osman Taylan beni 20-30 kadar küfeyi tamir etmem için çağırdı. Anahtarı bana verdi çıktı gitti. Onlar gidince küfeyi söktüm dağıttım, nasıl yapmışlar inceledim. Aynısını yaptım. Sonra tabi o şekilde yapmaya başladım. Gelip geçerken bakıyorlar, "Ahmet bizim küfelere benzetmeye çalışıyor, 'Cin başka, şeytan başka" diyorlar birisine. Ben duydum..

İki minyatür küfe yaptım kahvede cebine koydum. İki zeytin koyacak kadar bile küfe yaparım. Hatta köyde var bu küçüklükte yaptıklarım. Bana küfe yap  dedi. Bende," Sen kendin yap, cin başka şeytan başka" dedim. Refik abi ağladı, "Aferin oğlum sana, senden başka kimse benim gibi yapamadı" dedi.

Kimseye söz verip, kapora alıp da yalancı çıkmadım. Bazıları ise aldığı kaporayı yer içer harcar, küfeyi zamanında teslim etmezdi. Benim içkim, sigaram, kumarım hiç olmadı. Evden işe, işten eve gidip geldim.

Yan komşum 100 tane küfe biriktirmiş, satamıyormuş. Çubukçuya borçlanmış, sıkışmış. Adam alacağını istiyor, borç karşılığı gelip küfeleri alacak. "Ben peşin vereyim alayım sende paranı peşin al, 500 lira vereyim" dedim. Önce nazlandı ama baktım ertesi gün küfeleri benim kapıya yığmış.  Biri geldi İstanbul'dan küfe arıyor. Kimsede hazır küfe yok. Piyasası 800 lira. "1000 lira verirsen veririm" dedim. Mecburen verdi. Tabi arkadaş bozuldu bu işe ama " Sen bedava verecektin, eline toplu para geçti "dedim. Karlı bir iş oldu benim için.

Neden bıraktınız?

1990 yılına kadar gece gündüz çalışıyordum ama plastik çıktı, ham madde gelmedi, dayanamadık kapattım. Dükkanı kapattığımda emekli olmak için 7 ay eksikti. Bir fabrikaya bekçi olarak girdim, oradan emekli olduktan sonra köye döndüm. Bu arada yine de mesleği bırakmadım. Hem zeytinliğime baktım,  hem de sanatımı yaptım.

Sağlık durumum nedeni ile Gemlik'teki evimize geri geldik. Börek hastalığı için diyalize girmem gerekiyordu. Köyden gelip gitmek zordu. Gemlik'e geleli kırk sene oldu. 73 yaşındayız. 80 senesinden beri bu mahallede kendi evimizde oturuyoruz. Şehit Hüseyin Çataltaş sokağı. Bir ara elim hissizleşti, küfe yapamadım ama komşumun kızı bana küfe yap dedi, beni teşvik etti, baktım yapabiliyorum ben oyalanmak için yeniden başladım. Dağlardan çubuk buldum, kıyılardan köşelerden buluyorum. Kestane ağacından sülün gibi.. Benni köyünden birisi ve köylerden bana çubuk getiriyorlar. Yaptığım küfeleri köşede bir adam var ona veriyorum. "Sen ne kadar yaparsan alırım diyor, üstüne kar koyup satıyor" İşimi çok seviyorum.

Eskiden nasıldı peki?

Kamyonla çubuk gelirdi. 16 küfeciydik aynı yerde, paylaşırdık. Normal bir zeytin küfesi 50_60 kilo zeytin alır, 60 kilodan 90 kiloya kadar olur küfeler. İsteğe göre de yapılır. Fındık, meşe, kestane, kayın çubukları küfe için uygundur. Küçük küfelere, selelere sele zeytini tuzlarlar. İşten başımızı kaşıyamadığımız zamanlardı. Hiç sosyal hayatımız yoktu. İlçemizde 27 küfe yapan usta vardı. Bir dernek bile kurmuştuk "Küfeciler Derneği"

100- 140 lira arası küfeler, 10-50 lira arası küçükler işçiliğine göre satılıyor şimdi.. Bu küfeler dolu olduğunda bir kişi kaldıramaz, iki yanından iki kişi tutar öyle kaldırır. Eşeğe yüklemek, ata yüklemeye göre kolaydı ancak yüklemek işi uzmanlık işiydi, kafeyi bir yandan kaldırırken ayrı anda ipi semerin gegecine bağlamak ustalık ve güç istiyordu. Bu nedenle belini inciten çok olurdu.

Bu meslek sizce neden kayboldu.?

Kandıra'dan ham madde gelirdi. Küfeciler hammadde bulamadı. Plastik seleler çıktı.

Artık küfeci kalmadı. Bu nedenle bu sanatı tanıtmak için arayıp beni buluyorlar.

İznik'ten bir bayan aradı. Gazeteye ilan vermiş. Deniz kenarında bir müze var. Davet etti eşimle gittik. Oraya bir kaç parça yaptıklarımdan verdim.

Çarşamba günü burada bir okulda müze olmuş beni alıp götürecekler. Oraya da sele, sepet verdim. Galiba mesleği anlattıracaklar onlarda.

Orhangazi'de kadın girişimciler kooperatif kurmuş. Beni Orhangazi'de müdür olan damadım sayesinde bulmuşlar. Geldiler aletlerimi aldılar götürdüler, aynısından yaptırdılar, şimdi beni evden alacaklar bu sanatı öğretmemi istiyorlar. Fakat çok zor kolay değil. Zor meslek bu, ayrıca "Herkes kaşık yapar ama böyle düzgün yapamaz."

Yarın önce çubuk kesmesini öğreteceğim. ( Bana da gösterdi ve videoya çektim)

Bir ara Orhangazi'den geldiler, küfelerden lokantalarına lamba yapacaklarmış, yine biri geldi tavuk yumurtlatmak için sepet sipariş etti ama gelmediler. Küfe sepet kalmaz ama, bunlar talep işi.  Şimdi özel sipariş olursa parasını peşin alıyorum.

Gemlik Kent Konseyi(geçen dönemler) yüz tane küfe sepet istedi onlara, Marmara Birliğe de toplu işler yaptım. Marmara birlikte birisi bir sepet görmüş, seninkilere benziyor dedi. Belediye'ye yap dedi. Önce 20 tane istediler, sonra 100 tane yaptırdılar.

Bu işten çok kazandınız mı?

Her şeyimi bu işe borçluyum. Bu evi aldım, zeytin ağacı aldım, Çocuklarımı okuttum, evlendirdim. Eşimle Umre'ye gittik..

İşimi yaptığım zaman dünyayı unutuyorum. Dünyaya yeniden gelsem yine aynı işi yapardım. Orhangazi kadın girişimcilere on sepet yaptım. Hediye vereceklermiş, 9 tanesini yaptım, bir tanesini gece kalkıp tamamladım. Yapacak bir işim varsa gözümü uyku tutmaz.

Çocuklarımızın biri okudu, İstanbul'da. Bu evde eşimle ikimiz yaşıyoruz. Gemlik'teki kızımız bizi hiç bırakmaz gelir işimizi görür. Bir kızım ve damadım Orhangazi'de onlarda gelirler. Bir oğlum Borusan'dan emekli. Üç yıl kadar önce zeytin ağacından düştü. 29 Ekim de 3 yıl olacak. Doktorlar öldü diye bıraktılar önce. Belinden ameliyatlar oldu. Şimdi daha iyi, oyalanmak için bu sepetleri yapıyor( dekoratif sepetler), biz de kapı önünde satıyoruz. Bizim mahalle de zaten komşular gelir toplanır beni seyrederler, kapı önü kalabalık olur.

Türkan Hanım'a sordum. Eşiniz nasıl biridir?

Eşimle küçük yaşta evlendik. Bana çok iyi baktı. Köy kızıydım ama hiç zeytine bile göndermedi. Ev işi yaptım, çocuklarımı büyüttüm. Her zaman bana yardımcı oldu. Hacıya götürdü, ayağımı yere bastırmadı. Komşularım gelir, bize çay demler eşim. Yanımızda oturur işini yapar. Zaten isteseydik kurs görmüş gibi bu sanatı öğrenirdik. Çıkan yongaları da komşulara soba tutuşturmak için toplar veririz. İznik'te gördüğümüz bayan yongaları bile sergiliyordu.

Kaybolan bir mesleğin son temsilcilerinden biri ile yaptığım bu sohbet benim için de çok keyifliydi. O minyatür sepetler, seleler çocukluk anılarımı tekrar yaşattı bana. Türkan Hanıma, Ahmet Usta'ya hediyeleri için de çok teşekkür ederim. Sağlıklı günler diliyorum. Bende küçük kız torunuma hediye ettim verdikleri küçük sepeti.. Kim bilir belki elinden tutar onu zeytinliğe de götürürüm, küfeci amcayı ve eskilerin masalını anlatırım.

Reyhan ÇORUM