Murat Bayram


Kararlılık (İstikrar)

Kararlılık (İstikrar)


Kararlılık (İstikrar)

***Vatandaşta İstikrar, Siyasette İstikrar, Parti İçi İstikrar***

İstikrar, daha anlaşılır bir açıklamayla “kararlılık, düzenlilik” anlamında bir kelime. Kararlılığın devamlılık arz ettiği her alanda güven ve girişimcilik, özgürlük ve ileriyi planlama gerçekleşebilir. Kararlılığın olmadığı yerde başlatılan hareket “risk” alınarak hayata geçirilir; olayın akıbeti profesyonellerin başarısına göre değişkenlik gösterir.

Vatandaşta kararlılık, ülkenin sürükleneceği akıbeti belirler. Eğitimli, cahil, menfaatçi, bencil yahut partizan; her ne olarak adlandırırsak adlandıralım bu gurupların tümü bilmelidir ki, ülkesinin sürüklendiği her iyileşme ve felaketin başlıca kaynağı “siyasetçiler” değil; tam aksine seçmenin kendisidir.

Elbette yeni bir siyasi oluşumun amacını daha en başından bilebilmek mümkün değildir. Lakin ülkenin geleceğine kast eden, hatalı politikalar geliştiren, düşmanca ve saldırganca politikalar güden, yalanlar üreten; ekonomiyi mahveden ve siyaset sayesinde zenginleşmenin oluştuğu bir siyasi oluşuma bir daha, bir daha destek vermek seçmenin ülkesine kast etmesi değildir de nedir?

Aynı şekilde ülkesini tümü ile kucaklamayan(zaten böyle bir derdi olmayan), tabana yayılmak gibi bir amacı olmayan, terör gurupları ile mesafesiz siyasi oluşumlara destek vermekteki ısrar da ülke için tehlikeler arz eder.

Yabancı ülke hükümetlerinden, bunların devlet adamları ve diplomatlarından, yabancı iş adamlarından ve bunların nüfuz alanlarından menfaat arayan kişiler hangi milletten olurlarsa olsunlar aciz ve iş birlikçidirler. Bunlar ve bunların durumunu bilerek bunlara destek vermeyi sürdürenler, çok yanlış ve affedilemez bir yolun yolcusu değil midirler?

Yabancı güçler ve bunların etki alanlarından beslenen, milli şuuru oluşmamış ve oturmamış insanların siyasete yaklaştırılması dahi doğru değildir; son derece tehlikelidir.

Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, gücümüzü ve dayanak noktamızı Türkiye Devleti ve Türklük den alırız. Bizim kararlılık noktamız burasıdır.

Vatandaş milli ve (başarısız olana, hata yapana) tavizsiz kararlılığına kavuştuktan sonra, siyasi istikrar çok kolay sağlanabilir. Vatandaş “kararlılık durumunu” bozabilecek tavizleri siyasetçiye vermezse, ülkesini yönetir; çocuklarının yarınlarını güven içerisinde inşa edebilir.

Vatandaşın tercihleri sonucu seçilen hükümet, ülkenin iç ve dış güvenliğini temin ettiyse, okullarında mümkün olan en üst seviyede eğitim veriyorsa; eğitimcilerine, milletvekilleri ve kendi bürokratlarından fazla özen gösteriyorsa; ekonomide kararlılık sağlayıp devlet malından çaldırmıyorsa, devletin tüm ekonomik gücünü “devletin ihtiyaçlarına” ve “vatandaşlarına” yönlendirmeyi başarıyorsa ya da bu yolda kararlılıkla azmediyorsa bu hükümeti fazlaca eleştirmemek, ona köstek olmamak, hatta tüm siyasi ve nefsi hırsları öldürüp o hükümete destek vermek gerekir (ekonomi derin bir konu, bu sebeple onun hakkında yoğunlaşmış uzmanlar var. Teknoloji ve doğal kaynakların, sanayi kuruluşlarının yerli olması gibi çeşitli etkenlerden etkilenebiliyor. Ekonomiyi sihirli bir değnekle düzeltmek mümkün değil. Ancak hırsızlığı, talanı önlemek mümkündür. Halkın varlığını yine halka yönlendirmek mümkündür ).

Bunların dışına çıkmış, istikrarı bozulmuş; devlet malının talan olmasına mani olamayan hükümetin işine “sandık yoluyla” derhal son verilmelidir. Aksi durum devletin top yekûn zarar görmesine sebep olur.

Tüm bunların peşinden siyasi parti teşkilatlarına özel, “parti içi istikrar” meselesi de var:

Tüm siyasi partilerin yegâne iddiası aslında şudur: “Biz ülkemizi en çok seveniz, biz daha kuvvetli kadrolara sahibiz; biz diğerlerinden daha iyi düşünceler taşıyoruz, en iyi biz yönetiriz, bizim politikalarımız daha kuvvetlidir ve BİZİM GENEL BAŞKANIMIZ EN İYİ SİYASİ LİDERDİR!”.

Tüm olan biten işte bu çerçevede gerçekleşir. Kimsecikler zayıf taraflarını, aslında olmayanlarını, varsa iş birliği yaptıklarını söylemezler.

Parti içerisinde toplanan tüm vatandaşlar (hemen zıplamayın nihayetinde Cumhurbaşkanı’da bir vatandaştır) hemen hemen aynı fikirleri taşırlar, aynı yöntemlerin çözüm ve başarıya götüreceğine inanırlar. Bu yol üzerinde çalışıp delegasyon, yönetimler, temsilcilikler oluşturur; genel merkez yöneticileri ve genel başkanlarını seçerler. Üyeler kayıt ederek tabana yayılmaya çalışırlar.

Nihayetinde kendilerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edecek milletvekillerini kararlaştırıp, genel seçimlere girerler.

Genel seçimlere erişen sürecin her aşamasında bir liste mücadelesi, o listeye asilden veya üst sıradan girme mücadelesi vardır. Kazanan, kaybeden vardır; sevinen, üzülen vardır. Küsüp sırtını dönüp giden, kaybettiği halde kazananı omuzlayıp destek olan vardır. Nihayetinde oluşan sahnede mükemmel ya da zayıf bir uyum vardır.

***Vekil İstifaları***

Bu bağlamda “milletvekillerinin partilerinden istifasına” da değinmek gerek diye düşünüyorum. Bulundukları konuma ulaşmalarında az-çok emeği olan yüzbinlerce kişinin hakkını ve iradesini nasıl yok sayabiliyorlar. Kendileri partilerinden ayrılıp gidiyor lakin geride bıraktıkları insanlar aynı noktada duruyor ve kendisine artık aynı göz ve kalple bakmıyorlar.

Partisinin milli menfaat ve değerlere karşı duruma gelmesi veya yabancılarla iş birliği yapma ihtimali yoksa bir milletvekili ne gibi bir “hayati nedeni” öne sürerek (parti yapısına belli amaçlarla girmiş olma ihtimali yoksa) partisinden ayrılıp yine aynı makamını korumak yolunu seçebilir anlamak zor. Tabi başa gelmeden anlaşılamaz bu durum. Boşuna dememişler “eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar,” diye.

Düşünceme göre milletvekilleri bu konuda fazla rahatlar. İstifa elbette tek taraflıdır ama milletvekilleri “halkın temsilcisi” olduğu için, tek taraflı olamazlar ve haklarında bazı düzenlemeler gerekiyor gibi.

Örneğin ahlaki gerekçeler hariç olmak üzere diğer gerekçelerden istifanın kabulü “vekilin seçildiği bölgede, kendisine oy veren seçmen özelinde yapılacak bir ‘mini’ referandumla” karara bağlanmalı. Eğer seçmen vekilin ayrılmasını istemiyorsa, vekil en baştaki şartlarla görevine devam etmeli; seçmen vekilin ayrılmasına izin verdiyse o vekil seçmenin gönlünde “ölmüş” olduğundan “vekillikten de düşürülmeli”, partisi ve seçmeni ile bağı bitmelidir. Böylece görev süresi boyunca alacağı tüm gelir “milletin kasasında” kalmış olacaktır.

Kararlılık (istikrar) önce faydalanılmış bir eğitim, sonra yüksek bir ahlak, sonra liyakatli kadrolar, ardından insani ve güçlü kanuni düzenlemeler ile sağlanacaktır. Bunun aksi kargaşa, bozulan istikrar; nihayetinde anarşiyi getirmez mi?

(İYİ Parti Lideri Sn. Meral Akşener ve M.H.P. Lideri Sn. Devlet Bahçeli geçen gün milletvekili istifaları noktasında bazı konulara değindiler. Sn. Akşener “değerlendirmelerin İYİ yapılması” gerektiğine değinirken; Devlet Bey tüm vekillere seslenerek “yeni parti kurulması ve yeni gelişmeler öncesi tüm vekillerin siyasi istikrara sarılması gerektiğini,” söyledi.)