Reyhan Çorum


İKTİSAT VEKİLİ CELAL BEY'İN KÖYÜNE ZİYARETLERİ..

İKTİSAT VEKİLİ CELAL BEY'İN KÖYÜNE ZİYARETLERİ..


İKTİSAT VEKİLİ CELAL BEY'İN KÖYÜNE ZİYARETLERİ..

Bayar, 1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Umurbey’de tamamlayıp, ardından Bursa’da İpek Meslek Yüksekokuluna giden Bayar, College Francais de l’Assomption’da eğitim gördü. Hukuk ve bankacılık alanlarında çalışan Bayar’ın 1903 yılında evlendiği İnegöllüzade Refet Bey’in kızı Reşide Hanım’dan Refi, Turgut ve Nilüfer adlı üç çocuğu oldu.

Celal Bayar, 22 Ağustos 1986’da İstanbul’da vefat etti. Mezarı Umurbey Köyündedir.

Celal Bayar'ın her yıl olduğu gibi, bu yılda ölüm yıl dönümü Umurbey'deki anıt mezarında kutlandı. O doğduğu köyünü hiç unutmadı. Saygı, sevgi, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Eski gazeteler o günkü duyguları yansıtıyor bize. Şu an istesek te bize anlatacak kişileri bulmakta zorlanıyoruz. Celal Bayar ve köylüleri ile arasındaki bağı, bende eski gazete haberleri ile sizlere yansıtmak istedim. Onu eski ve güzel haberler ile analım..

11 Şubat 1934 Tarihli Milliyet Gazetesi Sayfa 5

Umurbey, köyün dünkü çocuğu ve bugün İktisat Vekili Celal Beyin ziyaretini ömrü oldukça unutmaz.

Umurbey-Hususi: Köyümüzün bir kaç gün evvelki manzarasını size anlatmakla güçlük çekeceğim. Anadolunun bu şirin yuvası, temiz ve faziletli evladı. İktisat vekili Celal Beyi bağrına bastığı günün hatırasını öyle sanırım ki, senelerce, hatta senelerce değil, nesillerce unutmayacaktır.

Celal Bey Umurbey'de doğdu. İlk tahsilini Umurbey'de babasının hocalık ettiği Umurbey mektebinde yaptı.

Bugün Gazi Türkiye'sinin iktisat dümenini elinde tutan kuvvetli baş, hayata burada gözlerini açtı. Celal Bey ilk fazilet dersini burada baba rahlesinde iken aldı. Rüşti tahsilini ikmal ederek çok gençken Umurbey'den çıktı. Muhitini değiştirdi.

İstiklal harbindeki kıymetli hizmetlerile büyük vatan davasında yer aldı. Ve nihayet iktisat sahasına atılarak en geniş manasile tam bir iş adamı oldu. Bulduğu tedbirlerle memlekete taze bir iktisadi bünye aşıladı. En müşkül zamanda , en hassa bir vekalet olan İktisat vekaletini üzerine aldı. Fakat bunca mesuliyeti ve ağır vazifeleri Celal Beye, içinde doğduğu köyü unutturamadı. Gemliğin mini mini Umurbey'i Celal Beyin kalbinde bütün sıcaklığı ile yaşadı.

Bu baba ocağına çoktan beri küçük bir ziyaret yapmayı çoktan arzuluyordu. Nihayet geçen günkü, Gemlik tatkik ziyaretinin dönüşünde senelerin biriktirdiği bu hasreti dindirmek fırsatını buldu. Celal Bey Umurbey'e bir iktisat vekili gibi gelmedi. Bir köylü olarak geldi. Umurbey de onu bir vekil gibi karşılamadı. Kendi canı gibi bağrına bastı. Umurbey mektebinde vatana yüzlerce fedakar vatan evladı yetiştiren feragat sahibi babanın temiz ve namuslu oğlunu Gemlik'ten Umurbey'e giden yolun üstünde otomobilinden adeta kucaklayarak aldılar. Burada hazırlanan hayvanlara binildi. Köylüler o kadar sevinç içindeydi ki, Celal beyi mümkün olsa el üstünde götüreceklerdi. İhtiyarlar onu daha iyi görmek için başları havada yürüyorlardı. Kadın erkek, çoluk çocuk bütün Umurbey oradaydı.

Vekil Bey kendi köyünü öyle özlemişti ki, oraya bir an evvel ulaşmak için sabırsızlanıyordu. Köyün meydanında zeytin dalları ile örülmüş bir tak yapılmıştı. Bu takın üstünde büyük harflerle yazılan" Hoşgeldiniz aziz köylümüz" ibaresi göze çarpıyordu.

Köyde ilk durak yeri olarak hazırlanan binanın önünde Vekil Bey hayvanlarından indiler. Bütün duvarlarda," Hocamızın oğlu, Köyümüzün evladı!. Hoşgeldin! Ulu gazinin kıymetli vekili! Hoşgeldin! ibaresini taşıyan levhalar asılmıştı.

Celal Bey hemen oracıkta etrafını sıcak bir sevgi halesile çevrilmiş buldu. Bu yumuşak halka, git gide daralıyordu. Sanki Umurbeylilerle  Umurbeyli Celal Bey birbirlerine candan bağlanmışlardı. Köy halkı yedisinden yetmişine kadar ona sevgi sunuyorlardı.

İçeri girildiği zaman bir ihtiyar iskemlesi ile ona doğru geldi. Titreyen sesile teklifsizce söyleniyordu." Hey Allah'ım işte kendi.. Yaşıyası çocuk.. Koca adam olmuş.. Gene de o güzelliği üstünde.. Köyde nasıl koşardın.. Şükür yetiştirene!"

Sonra bir ihtiyar daha, bir başkası daha bi..Tıpkı onun gibi.. Diye ona bakmaya doyamıyorlardı. Bu arada kendini tutamayanlar da vardı. "Tıpkı babası gibi olmuş... Onun gibi.." diye onu birbirlerine gösteriyorlardı.

Celal Bey, doğduğu köyün bu ılık muhitinde çocukluğunu tekrar yaşıyor gibi oldu. Gözleri hafifçe nemlenmişti. Kahveler ve ılhamurlar geldi. Köylüler büyük hemşehrilerine nasıl ikram edeceklerini şaşırmışlardı. Onlar tatlı tatlı söyleşiyor, Celal Bey dinliyordu.

Bu sırada köy muallimlerinden biri ayağa kalktı, cebinden hazırladığı kağıdı çıkararak heyecandan titreyen sesile okumaya başladı. Umurbey muallimi, vaktile bu köyde muallimlik eden Celal Beyin faziletli ve feragat sahibi babasının yaptığı büyük hizmetleri anarak, o çalışkan ve temiz muallimin oğlu olan Celal Beyi sevinçle, minnetle selamladı. Bundan sonra, bir köylü, canı kalmamış kuru bir dala benzeyen sallanan elini kaldırarak," Ben de köylü dilile bir şeyler söyleyeceğim, fakat dilim dolaşıyor, kusura bakmayın." dedi. İhtiyar köylü bu dolaşan dili ile o kadar güzel şeyler bulup söyledi ki hep şaştık. Vekil Bey tecassürünü zaptedemeyecek hale gelmişti.

Köylü nutkunun sonunda Celal Beye: " İşte ben söyledim, şimdi de sen söyle dinleyelim" dediği zaman herkesin gözleri Celal Beyin üzerinde toplandı. İktisat vekili tarif edilemeyen heyecan içinde idi. "Benim şahsım hakkında gösterdiğiniz bu sıcak kabulden dolayı teşekkür ederim . Bu alakayı her şeyden evvel Umurbeylilerin Cumhuriyet rejimine olan bağlılıklarına delil addederim. Ben burada merasim beklemiyordum. Ben Umurbeyin çocuğuyum. Burada sizin aranızda çocukluk hatıralarımı, babamın anısını aramaya geldim. "Vekil bey sözlerine devam için kendinde kudret bulamıyordu. Yaşaran gözlerini mendille silerek titreyen sesile sözlerini tamamlamak istedi. "Gösterdiğiniz samimiyetle beni mahcup ettiniz. Muallim Bey siyasi hayatım hakkında çok sitayişlerde bulundu. Ben memleketin bir evladı olarak elimden geldiği kadar vazifemi yaptım. Sizden isteyeceğim şey budur: Benim bu köyün evladı sıfatile vazifelerim vardır. Şimdiye kadar benden bir şey istemediniz, görüyorum ki bazı yollar yapmışsınız. Bu yolların harcı içinde niçin benim de bir kaç araba taşım bulunmasın. Şimdiden sonra bu gibi işlerde bana düşen hisseyi de bildirin" dedi.

O kadar mütehassıs olmuştu ki siyasi hayatı içerisinde uzun zamandan beri yuğurulan, bir çok münakaşalar yapan, müşkül suallere kolaylıkla cevap veren Celal Beyin heyecandan tıkandığı görülüyordu. Ortalığı derin bir sükut kapladı. Bu sükun her şeyi ifade ediyordu. Biraz sonra Celal Bey ağlamaya başlamıştı. Gözyaşları derhal umumileşti. Bilaistisna herkes ağlıyordu. Sanki baba oğula, oğul babaya sarmaş dolaş olmuş kana kana ağlaşıyorlardı.

Vekil Bey bundan sonra köy içinde bir gezinti yapmak istedi. Hep birlikte dışarı çıkıldı. Sokaklar o kadar insanla dolmuştu ki yürümek imkanı yoktu. Alkış ve yaşa sesleri boşlukta çınlıyordu. Yolda sopasına dayanmış bir kadın Celal Beyi uzaktan görünce dayanamadı, sarsıla sarsıla ağlayarak onun boynuna sarıldı. Kadıncağız hem ağlıyor, hem söylüyordu. "Tanıdın mı ihtiyar nineni, işte biz böyle kocaldık kaldık." Celal Beye sarılan ihtiyar nine kendisine çocukluğunda bakan dadısı idi. İhtiyar dadı ile dinç evladın bu sarılışları epeyi sürdü. Kadıncağız oğlu yerine koyduğu Celal Beyden bir türlü ayrılmak istemiyor, omuzlarına sarılmış yürüyordu. Böyle bir müddet daha gittikten sonra nineciğin takati kesildi. Ve canından can kopuyor gibi Celal Beyin omuzlarında kilitlenen ellerini çözdü.

Bundan sonra Umurbey'in beş haneli mektebi gezildi. İhtiyaçları tespit edildi. Dönüşte C.H fırkası ziyaret olundu. Nahiye ocak reisi vekil beyin fırka ocağına hemşeri sıfatile kayıtlarını yaptırmalarını rica etti. Kabul buyurdular.

Umurbey'in böyle taraf taraf dertlerini dinleyen, ihtiyaçlarını not ettiren vekil bey güneş batarken köyden ayrıldı. Bütün köylüler onunla birlikte yürüyorlardı. Vekil bey seslendi, "Teşekkür ederim daha fazla yorulmayınız." Fakat köylüler bu sesi duymak istemiyorlardı. Bir müddet daha onu takip ettiler. Yetişemeyenler de uzaktan mendil sallayarak ve candan alkışlayarak kendisini selametlediler. İşte Celal Beyin köyünü ziyareti, köyünde karşılanması ve uğurlanması böyle oldu.. KAYNAK. B. MAHMUT

29 Eylül 1937 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 1

Kısa alıntı: " Celal Bayar Gemliğin Umurbey köyünde doğmuştur. Tam manasile bir halk çocuğudur. Bu köy bugün Gemliğe güzel bir şose ile bağlanmıştır. Mükemmel bir ilk mektebi vardır. Ve nefis bir su uzak mesafeden getirilmiştir. Bunları yapan Celal Bayar'dır. Köyünü ve hemşerilerini unutmayan bu temiz kalpli insan, bu köye bütün kalbi ile bağlıdır. Oğlu Refai Bayar da köye bir radyo hediye etmiştir. Bu radyo köy kahvesine dünyanın seslerini nakletmektedir. Köy muhtarı da lise mezunu bir gençtir. Umurbey bu suretle çok tenevvür etmiştir.

15 Şubat 1938 Tarihli Akşam Gazetesi Sayfa 7

Celâl Bayar'ın doğduğu eve bir lâvha kondu.

Gemlik (Akşam) Umurbey köyünde Başvekilimiz Celâl Bayar'ın doğduğu evin cephe duvarına mermer plâka üzerine kromajla işlenmiş (Celâl Bayar bu evde doğdu 1883) bir levha konulmuştur. Bursa maarif mensubininden müteşekkil dört kişilik bir heyet tarafından getirilmiş olan bu levha, Bursa sanatlar mektebinde yapımıştır. Bu evin istimlâkine karar veren Umurbey köyü ihtiyar heyeti muamelesi bittikten sonra tapusunu Başvekile sunacaktır.

"Köyde evleri yoktu. Hep kirada oturdular. Sonradan doğduğu ev restore ettirilerek kendisine verildi. O da bu evi müze olarak milletine geri verdi."

30 Nisan 1949 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 5( Kaynak: Orhan Mete)

Otomobilimiz Gemlik kasabasından henüz ayrılmıştı. Tam karşımızda zeytin yeşili tepelerin en hakim noktasında bir köy göründü. Yanımda oturan Bursa muhabirimiz İsmet Bozdağ işaret etti.

İşte Umurbey, Celal Bayar'ın köyü..

Köy son derece güzel bir panaromanın içinde idi. Bir zeytin ormanının arasında sık virajlarla uzayıp giden yolun sonuna geldiğimiz zaman kadın erkek, genç, ihtiyar bütün köylüleri bekler gördük. Sayın Bayar'ı bir anda aralarına aldılar. Levha heyecan verici idi. Gençler elini öpmekle birbirleri ile yarış ediyorlar, yaşlılar ıslak gözleri ile boynuna atılıyordu. Sakin ve mütevazi Umurbey büyük evladına kavuşmanın verdiği vecd içinde bulunuyordu. Bayar'ın gözleri yaşardı ve daha sonra vardığımız köyün kahvesinde göz yaşlarını tutamaz oldu.

Sağında, solunda, önünde çocukluk ve kısmen gençlik arkadaşlarının sevgi ve hasret tüten bakışları vardı. Bu bakışlarda yaşayan mananın derinliği, "İnsan hatıraları ile yaşar" diyen Bayar'ı çok gerilere götürmüştü. Mendili ile gözlerini kuruluyor, yanına sokulan köyün niniminilerini seviyordu. Tek kelime konuşmadı.

Akşam doğru sade bir köy evine gittik. Temiz yüzlü, insana sıcaklık ve emniyet veren insanlar vardı yanımızda. Sobanın yanı başında oturan parmaksız Ahmet, kapının hemen yanı başında bulunan gök Ahmet, daha sonra gelen Pembe Hanım ve daha bir çokları maziden bahsediyorlardı. Bunların bazıları Celal Bayar ile "Bico" oynamış, bazıları kuş tutmuş ve bir kısmı aynı sıralarda, Bayar'ın babası Abdullah Fehmi Efendinin hoca bulunduğu rüştiye de okumuşlardı..

Petrol lambasının soluk ışığı altında ve sıcak bir dostluk havası içinde maziden konuşuldu, halden bahsedildi ve istikbale ait ümitlerden söz açıldı. Dikkat ettim, bu köy evinde ve sade bir dekor içinde evvela samimiyet hakimdi. Güven vardı, yarın hesabına bir büyük kaynaktan kuvvet fışkırıyordu. Bu kaynak hiç şüphe yok ki, derinliğini sayın Bayar'ın şahsında buluyordu.

Umurbey de, o gece büyük devlet adamı Celal Bayar'ı büyük inkilap adamı Celal Bayar'ı , fakat bunların üstünde, İnsan Celal Bayar'ı onu bir çok yerde gördüm. Deniz ortasında, çetin tabiat şartları içinde karada gördüm. O zaman da düşünürdüm.

"Pekala istirahat edebilir, hayatının geri kalan kısmını mevsimlere göre ve rahat bir surette geçirmek imkanına sahiptir. Halbuki feragat halindedir, manalı bir vazgeçişle bir maksadın peşinde koşmaktadır. Bütün bunlar niçin?" Umurbey'de de düşündüm. Benim gibi milyonlar da düşünmüştür. Fakat Bayar büyüklüğünü bu düşüncenin neticesinden almaktadır.

Muhatabı kim olursa olsun arasında mesafe bırakmayan Bayar'ı bu defa köylünün hizasında görüyordum. Her basamakta o basamağın  hizasında bulunabilmek için bir zirve şahsiyet olmak lazımdır. Celal Bayar Umurbeyli olduğu için, Umurbey de böyle görünüyor. Bursa D.P. İl Başakanı Hulisi Köymen pek güzel ifade etti. "Onun nazarında memleketin her köyü , her şehri, her kasabası Umurbey'dir.

Umurbey'in fevkalade bir panaroması olduğunu söylemiştim. Bu fevkaladeliği Aytepe'de bulmak, daha doğrusu Aytepe'den bu fevkaladeliği kucaklamak mümkündür. Levha son derece şairanedir. Gemlik körfezi dağlarda bir yarım daire halinde Marmara'ya sokulmakta, yine bir yarım daire halinde Marmarayı içine almış görünmektedir.

Aytepe'nin arkasında ise İznik gölü vardır. Göl ve deniz, bazen yeşil, bazen sarımtırak , bazen de funda esmeri bir araziden akan Saz Dere ile birleşir. Saz Dere aynı zamanda körfezden Söğüt'e açılan vadide bir tarih çizgisidir. Bu vadiden haçlılar sefer etmiş, Osmanoğulları ilk fetih adımlarını atmışlardır. İznik gölüne gölgesi düşen kalelerden şiir diyarı Gemlik Kıyılarına  kadar her karış toprakta büyük mana vardır. Ve sanki Umurbey Aytepe'den görülen bu levhanın kıblesidir. Aytepe'de uzun müddet kaldım, heyecan içindeydim.

Umurbey'den ayrılacağımız gün Bayar'ın arkadaşlarını çok daha iyi tanımak bahtiyarlığını duydum. Sabah köyün kahvesine gittim. Köylü vatandaşlarla hasbihal ediyorduk. Demokrasiden konuştuk, dünya işlerinden söz açtık. Bir köylü bana şöyle dedi, " Gazeteci Bey, bugün Atlantik Paktı imzalanıyormuş,  bizi neden almadılar dersiniz?" İtiraf ederim ki bir an şaşırdım. Bir köy kahvesinde ve bir köylünün ağzında Atlantik Paktı vardı. Hem de o gün için paktın imza edileceğini biliyordu. Ben hadiselerin içinde olduğum halde ve aynı zamanda mesleki alakam bilmemi icap ettirdiği halde,  Atlantik paktının o gün imza edileceğini kati olarak bilmiyordum. Fakat o bana sual soran vatandaş hadiseler zincirinin tek halkasını atlamamıştı. Ve zincirin son halkasını elinde sıkı sıkı tutarak, " Ne oldu Atlantik Paktı ?" demekte idi. Kendisine bildiğim kadarını söyledim.

İçimde ona değer vermek istemeyenlere, onun haklarına ve hürriyetine "Olgun değildir" diyerek tesallüt  etmek isteyenlere karşı bir isyan uyandı. Ve yine içimde ," Siz ey gafiller, sayınız kaç olursa olsun, gelin görün, işitin" diye haykırmak ihtiyacını duydum.

Köylü vatandaş düşünmekte, görmekte ve takip etmektedir. Yüksek seziş kabiliyeti ile ayaktadır. Bu kadar derin insanların , bu derece sessiz konuşması, ve hele beklemesini bilmesindeki mana küçük değildir.

Umurbey'den ayrılırken kafamda üç şey vardı. Tabiatın nimetleri ile bezediği müstesna bir köşe, bir büyük insan adam ve Atlantik paktına kadar uzanmış köylü....

Celal Bayar, "Rüştiyeyi bitirince Gemlik’te Reji (Tekel)’ye memur alınması için açılan sınava girdi. Sınavı kazandı. Yaşı küçük olduğu için babasından muvafakat alındı. Memuriyeti süresince Gemlik’e hep yaya gidip geldi: “Bir gün çamurlu yolda giderken ayağımın üşüdüğünü ve ıslak olduğunu hissettim, baktım ayağımdaki lastik ayakkabı yok. Dönüp aramadım. Gemlik’e öyle gittim. Oradan bir çift lastik ayakkabı ile çorap aldım.” demiştir.

BİR TÜRK KÖYLÜ ÇOCUĞUNUN , TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİNİN BAŞINDA BULUNMASI, TÜRK DEMOKRASİSİ İÇİN DE BAŞLI BAŞINA BİR MUAFFAKİYET VE BİR ZAFERDİR. (İZMİR. 19.8.1938. MAHMUT ESAT BOZKURT)

Reyhan ÇORUM.. Kaynak. Eski Gazete Arşivleri..(Umurbey köyü ile devam edecek)