Reyhan Çorum


HAVASINA, SUYUNA, TAŞINA, TOPRAĞINA BİN CAN FEDA BENİM YURDUMA..

HAVASINA, SUYUNA, TAŞINA, TOPRAĞINA BİN CAN FEDA BENİM YURDUMA..


HAVASINA, SUYUNA, TAŞINA, TOPRAĞINA BİN CAN FEDA BENİM YURDUMA..

Anadolu denince akla şırıl şırıl akan dereler, yemyeşil çayırlar, çeşme başlarında duran güzel köylü kızlar, genç delikanlılar gelir.

Kapı önlerinde çeşit çeşit meyveler, kazlar ördekler, tavuklar, uzanmış sele serpe güneşlenen özgür hayvanlar gelir .

Envai çeşit camların önünde çiçekler, mis kokulu bahçeler gelir..

Bir incire uzanır elin, çekine çekine koparırsın, camdan evin sahibi seslenir, sen tam kızacak diye beklerken, o seslenir " İstediğin kadar ye, hatta torba atayım kopar götür, dökülüyor zaten yiyen yok ! " der..

Kapının önünde cıvıl cıvıl oynayan çocuklar, tanımadan sana gülümseyen insanlar, ayak üstü neredensin muhabbetleri. Birde bakmışsın ortak dostlar var. Köy hayatı kaynaştırır insanı..

Desem de, köyler en sıcak mevsimde bile artık boş.. Kapı önlerinde ve kahvede bir kaç bastonuna dayanmış insan, evin genci dışarıda, azınlıkta kalmış az sayıda hane var. o muhteşem evler kaderine terk edilmiş, camları kırılmış, dantel perdeler kırık camlarda rüzgardan sallanır vaziyette, hatta gözünüz eski kafeslerin ardından bakan birilerini arıyor ama yok, kimse yok. Kapılar hep kapalı.. Asma kilitler asılı tokmakları alınmış yada çalınmış kapılarda.

Çeşmelerden şırıl şırıl sular akıyor ama içen yok. Şehirde yüksek gelen faturalar insanların belini büküyor, çıldırtıyor. O buz gibi yerlere akan doğal kaynak sularının gazabından mı nedir..? Beter olun diye lanet okuyorlar sanki..

Anadolu'nun sıcak, candan insanı neredesin, nasıl kayboldun sen bu şehirde ?

GİTTİLER BEYİM,

Kaçtılar birer birer.

Kaçtılar şehre doğru.

Keyiften değil ha! Karın doyurmak için beyim.

Kırkın altında bir ben varım bu köyde, bir deli Mehmet derler, köyün en akıllısı.

Anam hasta olmasa belki ben de giderdim ya neyse.

Gittiler beyim.

Mahsulümüz para etmeyince gittiler.

Mazota en son zam gelince iki kişi daha gitti karı koca.

Biz köylü değiliz artık beyim. Nöbetçiyiz belki de.(Şiir internetten alıntıdır)

Tarih ve Kültür derneğini 2.5 yıl önce kurduk ve tarihi bulamasak bile belki kültürümüzden izler bulabiliriz dedik. Başladık canlı tarihi aramaya, biriktirmeye ve yazmaya. Bir iki dibek taşı, bir iki mezar taşı görebilirsek mutlu oluyoruz.

Hani derler ya," Elde yok, başta yok" diye. Dernek olarak kafamızı sokacak bir dam olmayınca bizde, " Bari doluşalım bir arabaya, gezelim görelim, hem de bir araya gelelim" dedik. Bir iki tam gezmeye başlamışken ortaya çıkan pandemi ile kapandık kaldık..

Tehlike bitmedi elbette.. Fakat 25 bin kişiyi bir alana doldurduk diye bunun onurunu taşıyanlar bile çağın hastalığını düşünmeyecek kadar sorumluluk taşımayınca, biz 20 kişi, üstelik bir çoğu 65 yaş üstü aşılı ve de dikkatli kişi ,açık havada gezelim, köylerimize gidelim diye karar aldık.

Gemlik ve Orhangazi köyleri taa ki İznik'e kadar birbirinden kız almış, kız vermiş. Fabrikalar nedeni ile köyünü terketmiş göç etmiş. Birbirine karışmış açıkçası. Hangi kapı önünde birine rastlasanız, bir yerden tanıdık, akraba. Hem kitap araştırmamızda, hem de "Gezelim, görelim" kapsamında her pazar bir güzergahta yol almaya karar verdik..

Önce haberi gireyim, sonra da biraz detay vereyim..

" Gemlik Tarihini Araştırma ve Yaşatma Derneği köy gezilerine hız verdi.. Her pazar ayrı bir güzergaha gidecek ve geziye katılanlar belki de doğdukları, yıllardır kimseleri kalmadığı için görmedikleri köylerine toplu halde gidecekler."

Öncelikle teşekkür ediyorum. 19 birbirini sadece sanal ortamda tanıyan insan bu gezide bir araya geldik. Hatta Bursa Nilüfer Yardımseverler Derneği'nin Başkanlığını yıllarca yapmış bir Hanım, zor yürümesine rağmen eşi ile Bursa'dan aramıza katıldı ve misafirimiz oldu.

Uzaklar iyi güzel de, ben herkese yakın köylere gitmelerini ve o havayı solumalarını tavsiye ediyorum. Biraz üzüleceksiniz. Bakmayın bizim sahil köylerimize. Kumla, Karacaali artık onlar köy değil. Bana göre gerçekten mahalle. Betona yenilmiş, kalabalık ve yabancı. Köy denince o köy kokusunu, insanını kaybetmemiş olacak. Öyle bir şeye rastlayacaksınız ki, size çocukluğunuzu anımsatacak. Anneniz, babanız, nineniz, dedeniz gelecek aklınıza.

İlk durağımız Karsak köyü. Bu köyü daha önce gittim, gördüm ve yazdım. İleride daha detaylı okuyacaksınız. Eski Ermeni ustalarının yaptığı evlerin bir kısmı hala zamana direniyor. Bu tarz fotoğraf çekimini sevenler için bol malzeme var. Karsak Deresi gürül gürül akmıyor. Değirmen şahane ama sahibi ölmüş çalışmıyor. Eski ekmek fırınları artık tütmüyor. Kim ekmek yapacak. Şu an köyde daha çok Roman vatandaşlar yaşamakta. Onlarda güler yüzle karşılar sizi. Tek korkuları evlerinin anıt sayılması. O nedenle fotoğraf çekilsin pek istemiyorlar. Çeşmenin tabanında rençber Garabed Dalbizyan'ın mezar taşı, üstünde melekler, insanın içini sızlatıyor. Basıp üstüne su dolduruyor, yada içiyorsunuz. Kim olursa olsun, bir mezarın başına konmuş yüz yıldan öncesinin mezar taşına keşke saygı gösterebilseydik.. Yıkılan papaz evleri, tek duvarı kalmış Ermeni kilisesi, bir Osmanlı mimarisi konak görülmeye değer.. Birazda bakımlı ve temiz olsa...Edebiyat öğretmenim Birsen Hanım ve avukat eşi Fehmi Karacan'ın evleri de ilk bakışta hemen göze çarpan bir mimariye sahip.

Zeynep ve Ali Beye Gemlik Haber Gazetesini bıraktık(Merdivenci) Gemiç Köyünün Köy Kahvesinde indik.. Karsak'ta doğa sporu yapan İstanbul'dan gelmiş bir grup ile karşılaştık. Yürüyerek köyleri geziyorlardı. Arkamızdan Gemiç köyüne de geldiler. Gezi kardeşliği yapalım dedik ve fotoğraf çektirdik.. Onlar taa uzaklardan geliyor, bir de yayan geziyor, biz burnumuzun dibindeki köyleri bilmiyoruz. Utandık!!

Gemiç bir gemici köyü. Her ne kadar Gemiç'in beyleri meşhursa da, Gülen Akın Hanım köy kahvesinde ağırladı bizi.. Caminin altından çıkan yağ küpleri, tarihi Bitinya dönemi taşları kahvenin içinde korumaya alınmış, sergileniyor. Onları görünce Gemlik'te bu kadarcığını bile bir araya getirememiş olmak büyük ayıbımız. Gemiç köyü temiz ve daha bakımlı. Bu köyden subaylar, doktorlar çıkmış. Okuma oranı yüksek. Hele bir doktorumuz var ki, Atatürk ün naaşının nakli sırasında başında ve sorumluymuş.. İleride tanıyacaksınız.

Üçüncü durağımız yine dağlarında Gürle Kalesinde Türk Bayrağının dalgalandığı Gürle Köyü. Bu Köyde Orhan Bey zamanında yapılmış bir hamam var. Bu hamam restore olmuş. Biz epey şanslıydık. Tam Hamamın önünde fotoğraf çekimi yaparken yanımızda bir araç durdu. Araçtan inen bey, " Hamamı gezmek ister misiniz?" diye sordu. İstemez miyiz? Kapıyı açtı, " Anahtarı bana bırakırsınız" dedi ve gitti. Meğer meydandaki et mangalın sahibi, köyün muhtarıymış. Köyleri gezerken elbet köy muhtarlarına saygımız çok ama tabi ki, davranışları kiminin öyle, kiminin böyle.. Tabi köylerine de yansıyor bu fark..

Cumhuriyet Çeşmesi, Cumhuriyetin kuruluşunun sevinci ile yapılmış.. Su içtik kana kana," YAŞASIN CUMHURİYET" diyerekten. Karşıdaki konak muhteşem. İçinde oturuluyor. 99 Camı Allah'ın isimlerine istinaden yapılmış.. Meydandaki tarihi çeşme ve yukarıdaki cami.. Tarihi cami restore olmuş, kapalı namaz kılınmıyor. Restorasyonda merdiven önü sütunlarına  mezar taşı ve yine kırık bir taş monte edilmiş, üstünde yarısı kırılmış haç var. Gayrimüslim Gürle'den toplamışlar, Müslim Gürleye monte etmişler. Şaşılacak şey doğrusu..

Bu köy Orhangazi yakılınca oradan gelenlerin yıllarca iskan yeri olmuş.

Kısa kısa değinip geçtiğim köyleri ileride yaşayanların anıları ve daha geniş tarihi ile okuyacaksınız. Anıl Can'ın 96 yaşındaki pamuk ninesi de o şahane köy evinin önünde oturmuş bahçe suluyordu. Kim bilir bunca yıla neler sığdırmış..

Malum İznik köfteci Yusuf'un ilk yeri, yemeğimizi orada yedik. Çok ilgili davrandılar. İznik'te gezebilen tarihi yerleri gezdi, gezemeyen çay bahçesinde oturdu.

İznik'e giderseniz 1. Murat Hamamını mutlaka gezin. İçinde hep hayal ettiğimiz küçük bir müze yapılmış eski eşyalardan. Sade ve şık.

Neyimiz eksik dedirtiyor insana. Bizim de büyük paralara restore olmuş bir hamamımız var. Olamaz mıydı, olurdu. Hem de alası yapılırdı.. Asla kimseyi eleştirmiyorum. Romanlardan çok sevdiğim arkadaşlarım var fakat, onlar başka yerde çalışma yapabilirdi. Bu hamam öncesinde bir derneğe verilmişti, yerlerde namaz kılınıyordu, şimdi bir derneğe verildi hamamda şarkı söylüyorlar.. Bence yetkililer böyle yerleri gezmeli görmeliler.

Turist Kuşadası'nda, Cengiz K, Ceza konserinde ağırlanmaz. Yani diyeceğim Gemlik Zeytini  desen coğrafi amblem ile satış yapan kaç ticari firma var, geçen yıllarda 13 köy iştirak etmişti onlar neden yok? Girişimci Kadınların hepsi vardı, neden sadece biri imtiyaz sahibi? Ben gitmedim ama zeytini bir yemek yarışmasındaki tabakta gördüm diyebilirim. Gerisi üretim değil, ticaret fuarı gibi algıladım. Genel kanı da böyleydi sanırım..

 Gemlik'e gelen Gemlik'in tarihini, kültürünü görmeli, tanımalı, bilmeli.. Gösterecek bir yerimizin olmaması ne acı..

Bir gezi ve bir festival böyle bitti. Festivali izlemedim. Gördüğüm kadarı ile aklımda kalan zeytinle ilgili gazetelerin yazdığı tek söz " Gemliklileri zeytin ağacına âşık edeceğiz." Sizce..?

Bu tıpkı şimdiki aşklara benziyor. Eskiden o aşkla ne düğünler, sünnetler olur, evler, arabalar iş yerleri alınırdı. Şimdi, para yoksa aşk ta yok.

Biz güzel bir sonbahar gününü çok güzel değerlendirdik. Osmanlı'nın başkenti İznik'i mutlaka gitmiş görmüşsünüzdür. Eğer huysuz çocuğunuz varsa ve hurafelere inanıyorsanız bir kıyafetini götürün huysuzlar türbesine bırakın....Ne düşündüm derseniz ? Acaba bende mi bıraksam!!! Belki uslu bir çocuk olurum, susar otururum...

Hani şu üç maymun hikayesi var ya!! Bir türlü beceremiyorum.

Eğer bizim güzergahımızı kullanıyorsanız, İznik dönüşünde mutlaka akşam güneşin batışında Göllüce'de bir çay için.. Duvarda Nazım'ın sözleri ve Atatürk imzası eşliğinde çok keyifliydi..

Biz her hafta yollarda olacağız. Sizleri de bekleriz..

Gemlik Tarihini, Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği.

Reyhan ÇORUM.