Reyhan Çorum


HALİL İBRAHİM ÜNAL( NERON)İLE ANILARA YOLCULUK.

HALİL İBRAHİM ÜNAL( NERON)İLE ANILARA YOLCULUK.


HALİL İBRAHİM ÜNAL( NERON)İLE ANILARA YOLCULUK.

Sevgili arkadaşım Nuriye Uslu Demiriz'in verdiği telefonu aradım ve iş yerimdeki bir kaç yıl önceki son görüşmemizden sonra Halil İbrahim Bey ile tekrar bir araya geldik.

Gemlik hakkında çok şeye vakıf. Bakalım bizlere neler anlatmış Gemlik ve Umurbey'e dair..

Babam Umurbeyli Abdullah Ünal, Umurbey 1911(1327) doğumlu. Ailemiz " Kostak" lakabı ile anılıyorlar. 3 yaşında babasını kaybediyor. Yağpınar da, bağda kalp krizinden ölmüş. Askere gittiği yıllarda da annesini (Ülfet Hanım) kaybetmiş.

Babam Celal Bayar'ın doğduğu evde dünyaya gelmiş. Orası büyük ninem Nebiye Hanımın evi. Babam annemle evlendiğinde( Celal Bayar'ın evi) bu evde oturmuş. Celal Bayar'ın babası Abdullah Fehmi bu evde kiracıymış. Ninemiz son yıllarında bu evi Bayar'a satıyor.

Bayar evi alınca babam Gemlik'e yerleşiyor. 1936 yıllarında Sunğipek fabrikasının montajında çalışmış. Sunğipek açıldıktan sonra onu üretme kısmına almak istemişler. Muharrem Kurt ile birlikte çalışıyorlarmış. "Babama işçi olarak kal" demişler, istememiş.

O zamanın geçerli olan küfecilik sanatını öğrenip küfecilik yapıyor. Beraber çalıştığı bir çok küfeci oldu. Mustafa Usta, Leblebici Halit'in oğlu, Hikmet abi, Karacaalili kardeşler gibi. Kendisini sigorta edemedi. Bizdik onların sigortası.

Umurbey'in cabbar kadını Nebiye Nine..

Nebiye ninenin birinci eşi Avdancıklı, sonradan Adaköy'e yerleşiyor.. İlk eşinden bir çocuğu olmuş babaannem Ülfet. İkinci eşi Kürt'müş. İç güveysi gelmiş Umurbey'e. İkinci eşinden de bir oğlu olmuş, o da Çanakkale de şehit düşen Hüseyin. Annem ve Hüseyin dayı anneden kardeşler.

Babamın dedesi de, babamın babası da Umurbeyli.

Umurbey'de babaannem Ülfet ve annesi Nebiye nine telekmişler( kuaför). Babaannem Ülfet'in annesi Nebiye Nine dedem erken yaşta ölünce kızı ile çok çalışmış. Cabbar bir kadınmış. Ata biner, silahla gezermiş. Köyün arabulucusu imiş. Kahveye gider, insanları barıştırırmış.

İşgalde Yunan yüzbaşı ailesini getirmiş köye. Çocukları babamla oynarmış. Babam ben o çocukları döverdim diye anlatıyordu. Komutan babaanneme " Komşi komşi" diye gelir şikayet edermiş. Babaannem" Onlar çocuk, bugün kavga ederler yarın barışırlar " dermiş ama sonradan da pek memnun olurmuş.

Yine anneannem de köyün hamamını da çalıştırmış. Yalova yoluna inen tali yola; değirmen yolu da derler, üst kısma gelen mevkiye ise hamam altı denir.. Orada aşağıda derenin yanında iki değirmen vardı. Biri Agah Beyin. Dr Aziz Bey'in Gemlik'te oturduğu ve satın aldığı  binayı Agah Bey yaptırmış.

Dedemin evi Umurbey'de caminin Aytepe yönüne açılan kapısının sağında kahverengi panjurları olan evdi. Babamın amcası Hafız Osman o evde oturuyordu. Ev ikiye bölünmüş, bir tarafta onlar, bir tarafta dedemler oturuyor. Hafız Osman dedemin kardeşi. Çok gür sesi varmış. Bir gün İstanbul'a götürüyorlar. Orada bir gazinoda gazel okutmuşlar. Gazinonun sahibi " Gitme burada kal " diye yalvarmış. Sonra da razı etmek için Umurbey'e kadar geliyorlar, fakat annesi " Sana hakkımı helal etmem gidersen" dediği için gidemiyor. Umurbey'de imamlık yapıyor. Gemlik zeytin Kooperatifi md. İbrahim Okay Hafız Osman'ın torunu. Annesi Hafız Osman'ın kızı.

Hafız Osman ölümünden yaklaşık 2 ay önce Umurbey'de kolunu kırıyor. İmamlık görevini yapamıyor. Bir cuma günü camiye gelip, müezzine " Bugün biraz keyfim yok, ben mihraba geçip mihrabiye okuyacağım, cuma namazını sen kıldırırsın" diyor. Mihraba geçiyor, " Euzu Besmele" çekip başlıyor, sağ tarafına düşüp rahmetli oluyor, ruhunu orada teslim ediyor.

Hüseyin (Umurbeyli Mustafa oğlu Kara Hüseyin) babamın dayısı. Çanakkale şehidi. Babam o Çanakkale'ye gittiğinde 4 yaşındaymış. "Onun Çanakkale'ye gidişini şöyle hatırlıyorum" diye anlattı babam.

Caminin yanındaki evdeyiz. "Annem dayın savaşa gidiyor, git dayını gör "dedi. Babamın üzerinde entari varmış, dayımlar atlarını caminin yanındaki çınara bağlamışlar, başlarında sarığa benzeyen enveriyeler, çapraz bağlanmış silahları ile bir cepheden gelmişler oturmaktalar. Daha önce katıldığı bir savaştan rütbe almış. O nedenle Hüseyin Çavuş diye biliniyor. Ben koşarak dayı diyerek seğirttiğimde  " Bana hadi eve git bakayım dedi." Dayımı o kadar hatırlıyorum.

Savaşa gittikten sonra uçaktan o zaman İngiliz, Fransızlar tarafından Osmanlı askerlerinin cepheye ulaşacakları yollara uçakla havadan atılan ve savaş hilesi olarak nitelendirilen " topuk patlatan "lardan birisi ayağına isabet ediyor. Askerlerin ayaklarında ayakkabı yok çarıklar var. İstanbul'a götürüyorlar, ayağı kangren oluyor ve kurtulamıyor, ölüyor. Mezarı Edirnekapı mezarlığında. Çanakkale şehidi olarak ismi geçiyor. Her aileden mutlaka şehit yada gazi vardır.

Babamdan dinlediğim bir anıyı da anlatayım.

Yunan'ın kaçtığı gün Umurbey'den aşağıya inmiş. 11 yaşlarındaymış henüz. Sahil ve deniz cesetten geçilmiyormuş. Bir ölünün yanında ayaklarından bağlı iki tavuk görmüş. Herkes sahildeki eşyaları talan ediyormuş. Her yere asker dikmişler. Babam da tavukları almış köye çıkıyormuş. Ilıca yolundan çıkarken asker yolunu kesmiş. " Nereye gittiğini sormuş. Bu tavuklar ne "demiş iki asker. Babam" Biz fakir bir aileyiz, tavukları pişirip yiyeceğiz" deyince, askerler " Hadi o zaman geç  bakalım" demişler. Bizim ailemize de iki tavuk düşmüş.

Anne tarafım..

Dedem Üsküp Koçanalı. 100 yaşını aşan Tito amcanın memleketinden. Sultan Murat'ın Balkanları fethinden sonra sanırım Makedonya Üsküp sınırına yerleştiriyor. Kocacık Yörüklerinden. Ninem Kırım'dan Kazan Tatarı. Biraz Umurbey, biraz onların izini taşıyoruz. İlk geldiklerinde Gürleye yerleşiyorlar ve  annemin hala çocukları  Gürle'de öşür memuru olarak görev yapıyor. Fehmi, Rahmi, Nuri kardeşler. Sonra ikisi İstanbul'a yerleşip tüccar terzilik yapıyor, Cihangir'de bir konakta oturuyorlar. En büyükleri Fehmi avcı olduğu için Kaz Dağlarının eteğine Ayvalık'a yerleşiyor.. Annem yıllar sonra buluyor onları. Ben hala onlarla görüşüyorum.

Annemin babası Ali Bey ise Yeniköy'ün altında kaynak var. Eskiden Tekel'in tuz kaynağının orada bekçilik yapıyor. Remziye Nine Kurtul'da yaşıyor. Onlarda Gemlik'e yerleşiyor. Annem daha çok küçükken babası ölünce, nine tekrar evleniyor. İkinci baba büyütüyor annemi. ( Çolak İbrahim Umurbey'de berber. Jandarma vuruyor. Alemdarların olduğu yerde bakkal dükkanı işletiyor. Kendi çocuğu olmadığı için annemi çok seviyor)

Bizim kökenimiz Umurbey'in kurulmasına dayanır.  Önce serbest bölgenin orada Tuzla yolları denilen mevkiye yerleşiyorlar. Sonradan Umurbey'in fethi nasip olunca daha havadar olması nedeni ile oraya yerleşiyorlar. Sağıroğulları lakabı ile tanınıyor ailemin bu tarafı. ( Naci Pehlivan'ın Umurbey Kitabında bu konu anlatılmakta)

1915 Çanakkale savaşından sonra biz galip çıksak ta koca zaferin kazanılmasına rağmen biz yenik çıktık. Gelen misyon askerleri Osmanlı topraklarına giriyor. Gemlik ve Orhangazi'den  insanları toplayarak Gülcemal vapuruyla Selimiye kışlasına taşıyorlar. O zamanlar Orhangaziden bir kağnı arabası ile gelerek vapura binmeyi bekleyen kayınpederimin ailesinden eşimin babaannesinin yanına birisi yaklaşıyor. 14 yaşında olan kayınpederimin annesi Emine Hanım 1980 'li yıllarda bana anlatıyor.

"İnce bıyıklı, fesi yan takmış, bir kişi yanımıza yaklaştı ve direk olarak ben seni çok beğendim, benimle evlenir misin " diye sordu. Bende" Sen treni kaçırdın, ben Kerimağa'ya nişanlıyım" dedim ve kim olduğunu sordum. " Bana Hafız Osman derler. Umurbey'de imamım" demişti. Sonrasında ben ve eşim yıllar sonra evleniyoruz. Amcamız nineyi alamamış ama ben o aileden bir kız aldım.

Annem Bursa'da 1922 yılında Pars Beylerin evinde doğuyor. Dedemiz Tekel de çalıştığı için,  Halil Bey( Pars Beyler'den) Tekel'in müdürü, Memduh Bey dayı maliye de çalışıyor. Annem Yunan kaçtığında bir haftalıkmış. Oraya sığınmışlar. Ninem onların kardeşleri gibiymiş. Sonrasında da Memduh dayının bize geldiği, yemek yediği, elimden tuttuğu günleri hatırlıyorum.

Nimem anlatırdı. Memduh dayı bir gün kemerini arıyormuş evde. Anneannem de ararken sepetin içine bakıyor ve "Buldum buldum" diye sesleniyor. Koşuyorlar, bir de bakıyorlar sepetin içine temel yılanı girmiş, onu kemer sanmış.

Birde komşumuz Raşit dayımız var, ondan da bahsetmek isterim.

Raşit dayı; 1893 yılında Umurbey de doğdu. Hakkı Bey ve Sacide Hanımın oğludur. Tek çocuk olarak Rüştiye'yi bitirdi. Askerliğini jandarma askeri olarak İstanbul'da yaptı. Çanakkale'deki askerlere silah atma talimleri yaptıracak kadar iyi bir atıcıymış. Umurbeyli komutana zorla harbe katılmak istediğini kabul ettirmiş ve savaşta Maraşal Otto Liman Von Sanders'in korumasıymış. Paşaya koruma olarak veriyorlar.  Komutanın yaptırdığı silah talimlerinde başarılı olmuş.

Çanakkale'den sonra doğu Rus savaşında, Kazım Karabekir Paşanın komutasında savaşa girmiş. Bu savaşta kolundan yara almış.

Güneyde 15 Temmuz 1917 yılında kurulan Yıldırım Ordularında Atatürk’ün bulunduğu birliklerde bulunmuş. Atatürk’ten sonra İngilizlerle yapılan muharebelerde ordu bozulunca( 16 Eylül 1918) Engürücük Köyünden Mehmet Akın ile birlikte birliğini terk ederek köyüne dönmüş.

Onun dürbünü ile çok oynardım. Raşit dayı Çanakkale gazisidir.  Çocukları Mustafa, Umur( terzi Umur diye bilinir), Sümer, Mübeccel'in babaları. İstiklal Harbinde Kuva-yı Milliyeci olarak Dr. Ziya Kaya ile birlikte görev almıştır

Çok haşmetli biriydi. Ölmeden önce gördüm. Kılıcı ile kurban parçalardı. 20-25 metreden parayı vururmuş. Sert mizaçlı biriydi.

Köyüne döndükten bir süre sonra Gemlik'te bulunan Rumların yıkıcı hareketlerini görünce köylüsü bulunan Dr. Ziya Kaya ile işbirliği yapar. Kaymakam İbrahim Bey’in koruma görevini üslendi. İngilizler Gemlik’i işgal ederken Umurbey üzerine gelen uçağa mavzeri ile ateş eden kişidir. Uçakta buna makineli tüfek ile karşılık vererek onu takip edince  bir koyun sürüsünün içine saklanarak kurtulur. İngilizler Gemlik ve Umurbey’i işgal ederken Dr. Ziya ve arkadaşları ile birlikte Millî Orduya katılmak için ayrılırlar. Kurtuluş savaşına katılır. Döndüğünde Yunan birlikleri tarafından Umurbey’in yakıldığını ve bunların arasında kendi evinin de bulunduğunu görür. Rumların Gemlik’i terk etmeleri üzerine şehrin emniyetinden sorumlu 5 kişiden birisi de Raşit’tir.( Naci Pehlivan)

Cumhuriyet kurulduktan sonra önce tahsildarlık, sonra da Sunğipek Fabrikası kurulunca işçi olarak çalışır. Dr. Ziya Kaya Gemlik Belediye Başkanı seçilince güvendiği arkadaşı olan Raşit Ertunç’u Belediyeye zabıta amiri olarak alır. 25.Ocak 1957 yılında vefat eder.

Celal Bayar ile anınız var mı?

Celal Bayar Umurbey'e geldiğinde amcamın evi yukarıdaydı, oradan beraberindeki heyet ile aşağıya inerken benim elimi tuttu ve çarşı meydanına kadar birlikte indik.

DP'nin binası ilçe merkezindeydi( Şükrü Şenol'un binası) Yağmurlu bir günde Savarona ile geldi. Menderesin balkondan konuşma yaptığını hatırlıyorum. Hükümet binasının orada tahta köprüden geçerken düşüyordum. Berber Nafiz beni kurtardı.

Birazda Halil İbrahim Ünal'ı anlatır mısınız? Size neden Neron diyorlar?

1952 yılında Gemlik'te doğdum. Dere kenarından girince sol tarafta Mutmanların yağhanenin yanında bahçeli iki katlı ev bizim evimizdi. Annem Gemlik'in terzisi Hayriye Hanım. Çok güzel bir kadındı. Gemlikte çok bayanların dikişini dikerdi. Dikişi kursa giderek öğrenmiş. Önceleri el makinası ile dikerdi. En son 70'li yıllara kadar dikmiş olabilir.

Babamla hacca gittiler. Orada hastalanıyor. Öldü diye morga götürürlerken sedyeyi taşıyan ayna tutuyor, ayna buharlaşınca nefes aldığını farkediyor. Yoksa diri diri gömülecekmiş. Babam annemi çok severdi. Bu olayı geldiğinde anlattı, çok üzülmüş.

 Ortaokulun yarım dönemini Paşa konağında okudum. Sonra ortaokul yapıldı, oraya geçtik. Orta ikinci sınıfta Rafet hanım bize bir tarih ödevi verdi ve kişilerin biyografilerini yazmamızı istedi. Bende birazda gırgır olsun diye Neron'u yazmak istedim.  Neron Roma'yı yakmış, yok üzüm yemiş  gibi yaptığı çılgınlıkları okudukça öğretmen hem okuttu, hem kızdı. O zaman müdürümüzde Asım beydi. Çok sert bir öğretmendi. Arkadaşlar gülüştüler. Benim Neron diye çağırmaya başladılar. İlk zamanlar tepki gösterdim ama bu isim de bana geldi yapıştı. Halil İbrahim Ünal isminde başka kişiler de var. Bir anlamda benim için bir ayrım oldu.

Orta sonda Atilla Mutman'a matematik çalıştırdım. Beni öğretmenler sınava aldı. Çok iyi bildiğim tarih ve İngilizce derslerinden. Abim subay olmamı çok istiyordu. Çengelköy'e götürdü beni. "Çocuğun iki dersi var, düzeltsin getir" dediler ama olmadı.  Kuleli'ye gidemedim.

Lisede master yaptım. Çok çalışıyordum. Geometri ve cebirden sınava girdim. Her şeyi bir anda bembeyaz görmeye başladım. Çok çalışmaktan sürmenaj olmuşum. Sonra boş verdim dersleri, liseyi 7 senede bitirmişim. Sınıf arkadaşım Nur Çelebi son ikmaalde İngilizce öğretmenimdi.

Gevher Beyagan edebiyat öğretmenimizdi. Kısa bir süre kaldı ama hala arar görüşürüm. Ali Aksoy'u çok severdi. Gevher Hanım'a bir öğretmenler gününde bir beyit yazmıştım serbest hece vezni ile.

" Sizler bizim için birer mücevhersiniz.

Rabbimin yarattığı en nadide gevhersiniz."

Okul yılları bambaşkaydı. Arkadaşlarla hep beraberdik. Asım Üstün kağıt almaya bile kırtasiyeye göndermezdi. Cumartesi bayrak töreninde cezalılar sıralanırdı. Paşa konağından koşa koşa eve beş dakikada sürmezdi. Okul yıllarını özlüyorum.

Gemlik Radar Hava üstünde ( Şahintepe) 2-3 ay çalıştım. Yemekhane ambarcısıydım. Şef zenci ile tartışınca çıktım. Sonra çeşitli işlere girdim ve emekli oldum.

Eşim Süveyda Hanım Menderes idam edildikten bir yıl sonra doğmuş. İsmini ona istinaden koymuşlar. Kalpteki siyah nokta demek.Görücü usulü evlendik.  Hayat bana iki kız evlat, damatlar, torunlar verdi çok şükür. Kız evlatlarım olduğu için çok seviniyorum. Büyük kızım Halıcı Kamil'in oğlu Necat'nin gelini. Gemlik'te evli. Küçük kızım Üniversite okudu, çalışıyor İstanbul'da yaşıyor.

Eşimle torunlara bakmak için İstanbul'da zamanımızı geçiriyoruz. Bahçeli bir ev. Orada çiçeklerle uğraşıyor, kitap okuyor, arkadaşlarla buluşarak ziyaretler ve geziler yapıyoruz. Hobilerim arasında kitap, yüzük ve tespih koleksiyonu var. Çeşit çeşit değerli taştan yapılmış gümüş yüzük ve tespihleri almayı ve biriktirmeyi seviyorum.

Hayata hiç küsmedim, hiçte ciddiye almadım. Yine de almıyorum. Bu dünyada olan burada kalıyor. Ahiret için yaptıkların seninle geliyor. Gençlik yıllarında da dine, maneviyata inanırdım. İçki sigara da içtik, arkadaş ortamına uyduk. Yazılanlar oluyor.

Pişmanlığım üniversiteyi okumamak. Aslında okurdum ama şanssızlıklar yaşadım. Kaybettiğim okul yıllarımda bana yapılan haksızlıklar oldu.

Yeniden dünyaya gelsem Seyyah olmak isterdim. Yeni insanlar, ülkeler tanımak isterdim.

Siyasete ilgim oldu ama atak değildim. Aktif görev almadım.

Fıkra anlatmayı çok severdim. İyi de anlatırdım. İnsanları güldürmeyi seviyorum, onlar gülünce keyif alıyorum. Bir kavuklu olabilirdim.

ESKİ GEMLİK ESNAFLARI KİMLERDİ?

Benim çocukluğumun çarşısı çok güzeldi. Evimizin olduğu yerden başlarsak, Ali Osman Kemah(İstiklal caddesinde şimdiki optik'in olduğu yer) Toptan bakkaliye yapardı. Rahmetli kayınpederi İbrahim dayı fındığı fıstığı cebine doldurur benim cebime aktarırdı. Dışarıdan hiç çerez aldırmazdı.. Orası Hükümet binası olunca daha fazla insan tanıdık. Hakimler, savcılar gelir giderdi. Bakkal Abdullah Kumlalı, Batum Oteli, Yeşil Bursa Hanı, Doğruların binası altı PTT olarak kullanıldı, Ziraat Bankası, Kamil amca, zeytinci, onun yanını Kavakdipliler işletiyordu, Ali Osman'a bitişikti. Onun yanında Mürefte şarap evi.

Ali Osman'dan bir sonrası Rahmi Maraş'ın lokantası, Şarapçı Ali Bey, Aşçı Mustafa'nın lokantanın yanında Çeterez'in Mehmet Gürbüz'ün dükkanı, Rasim'in lokantası( Aşçı Doğanlar'ın), Kalaycıların olduğu sokak,  Öteye doru Hamdi Tangün Sakıpların toptancı dükkanı, onun önünde eskici Mehmet ayakkabı tamir ederdi, bir köşede kasap Şakir, tenekeci Sipahiler, berber Ali Antekin ile Arif Usta'nın sattığı bir dükkan, köşede terzi Halil Duran, terzi Celal Usta, Kasap Şakir'den dönünce üstü şehir kulübü.

Karşısında ayakkabı tamircisi, manav Emeçler, Çağlayan köftecisi, berber İbrahim Sabitoğlu, benzinci Ali Bey, çınarlı kahvenin yan tarafında bekarlarlar kalıyordu yangın çıktı o günü çok iyi hatırlıyorum. O yangında benzinci Ali Beyin dükkanı yan tarafında olunca çok korkmuşlardı. Dursun'un babası aktar Şemsettin oradaydı.

İlk caminin yıkılışında da ablamlarla dere kenarından geliyorduk ki çarşı camisi yıkılıyordu. Önünde manav tezgahları vardı. Umurbey temizlik işlerinde çalışan birisi, mezarlar taşınırken nakli kuburda kefenlerinin dahi lekelenmediğini söyledi. Şehitlik yıkılan cami şadırvanının olduğu yerdi.

Gemlik'in ilk pazarı iskele caddesine kuruluyordu, kütüphane ile parkın etrafı pazar yerimizdi. Orada camcı Halit Uslu, ciğerci Ali, Haydar Yazıcı'nın uncu dükkanı vardı.

Mustafa Bey(gazeteci Arif), Çarşı meydanında gazeteci Nazmi abinin babası İhsan Bey  Çanakkale gazisiydi. İlk gazete ona gelirdi. Arap Halit'in babası gazeteleri beklerdi.

Çevre yolu yoktu. Sunğipek otobüsleri şimdi Bursa otobüslerinin olduğu yerden kalkardı. Çınarlar vardı.

Diğer bir tarafta manifaturacı Lütfü'nün Ali Reşat Beyin fırını, onun yanında kereste mağazası, Hasan Pirlerin yanını zeytin kooperatifi aldı, Mustafa Çakmak'ın kahvesi, Bizim evin yanı Mutmanlar'ın yağhaneleri ilk kuyumcu dükkanı,  Benzinci Sami Beceren, Şekerci İsmail, yanı benzinci Osman( şakacı) Bursalıydı. Gürle iş hanının yanında Hasan Işık kardeşlerin bakkal dükkanı, sağ tarafta Osman amcanın kahve, sağ köşe Puçula Hayrettinlerin, dere kısmı berber dükkanı,

Osman amcanın babası Mehmet amca kahveye oturur. Hepsi fotör takarlar. Oraya elinde çantası ile Bursa'dan seyyar dişçi gelir. Osman amcanın kahvede kaç kişinin dişini çekerdi. Rahmetli İbrahim Gürle'yi Beşiktaşlı olduğu için çok kızdırırlardı. Beşiktaş tabutu yaparlardı. Osman Gürle Gemlik'te taksicilik te yapardı.

Bir eski Gemlik Kaymakamı vardı. Tayin olup gitmiş. Bir dostu ziyaretine gidiyor. Gemlik'le alakalı ilk sorduğu " Salı günleri hala yağmur yağıyor mu? Eskiden pazar kurulduğunda mutlaka yağmur yağardı.

Kardeştuncer Selahattin abinin Belediye çarşısının orada, senin babanın dükkanının yanında tüp gaz dükkanı vardı. Koçların bayisiydi. Necati Tezzever'in evinin karşısındaydı. Selahattin abinin dükkanının altına inilirdi. Orada bir havuz vardı. Biz Yunus Kardeştuncer ile ipe mıknatıs bağlar, para çıksın diye atardık. Orada içi doldurulmuş dilek havuzu vardı. Yabancı paralar çıkardı. Örülmüş bir kapı vardı, tahminim kiliseye gidiyordu.( Aynı şekilde bizim dükkanın ve otelin altında da su çıkardı, havuzun tahminim bir yanı bizim oraya denk gelmekteydi). Biz orta okulda okurken Paşa konağında da böyle bir dehliz vardı. Sonradan üstü camla kapatıldı.

Sahilde Belediye binası bulunuyordu. Ön tarafında tuz iskelesi vardı. Hikmet Yıldırım'a tuzlar gelirdi. ön tarafında küfecilerin yeri vardı, babam orada çalışmış. Gümrük binası ve bandonun yeri vardı.

Birde hükümet binasında çıkan yangınla ilgili anımı anlatayım.

Annemin Hükümette bir işi vardı. Elimden tuttu beni de götürdü. Orada Selim Ağa'nın işlettiği bir çay ocağı bulunuyordu.  Annem beni çay ocağına oturttu. Yangının oradan çıktığı söylendi. O sırada Ali Osman Kemah'ın evi yapılıyordu bitmek üzereydi. Hükümet oraya taşındı. Hükümetin yanında cezaevi, jandarma bulunuyordu. Biz liseye giderken Hükümetin önündeki havuz duruyordu, Yan bina ise ilk zamanlar yurt olarak kullanıldı. Ali Aksoy ilk mezunlardandır, onlar orada kalıyorlardı.

Süthanenin yanında Yeşil Bursa Hanını işleten Mehmet amcanın kahvesi vardı. Koşa koşa camiye gelirdi. Sevimli makara bir adamdı. "Allah sana ömür, bana kömür versin" derdi.

Ali abim terzilik yaptı. Celal Çorum amcanın yanında çıraktı. Şehit Cemal Okulu'nun orada Gürcülerden kömür satan bir adam vardı. Ben çocuktum. Kömür almaya beni gönderirlerdi, herkesin işine koşardım. Abim sonrasında daha çok tamir işleri yaptı.

Emetullah camisinin alt tarafında Sadık(Çorum) amcanların evin alt köşesinde bir ev var. Küfeci Mehmet oturuyordu. Oraya gece temiz takunya, havlu bırakıyorlardı. Sabah kalktıklarında takunya ve havlunun ıslandığını söylerler, bir Allah dostunun sabaha karşı namaz kıldığını söylerlerdi. Caminin yanında şehitler yatmakta, içlerinde şehit olan bir de imam var. O kişinin olma istimali yüksekti.

Yine savaş yıllarına ait babamdan dinlediğim bir hikaye var.

Gemlik halkını ve salı günü pazardan gelen köylüleri camiye toplamışlar yakacaklarmış. Babam 11-12 yaşlarında. İmam babama git Koca Stefannes( böcek tüccarı) Efendiyi çağır, insanları camiye doldurdular, seni çağırıyorlar" de demiş. O razı etmiş ve insanları yakılmaktan kurtarmış. Her köyün başına bir asker vermişler ve sağ salim köylüyü köylerine göndermişler. Savaş sonrasında çok yalvarmış, beni öldürmeyin, bende Türk ordusuna bakacak çok para var" demiş ama öldürüldüğü söylenir.

Onun böcekliği Paşa Otel'in olduğu ara Koca Efendinin hanının girişi ile Tekel orayı tütün deposu olarak kullanıyor.

Şimdiki Gemlik hakkında neler düşünüyorsunuz?

Gemlik'e katkı anlamında hiç bir şey yapılmadı. O güzelim yerler harap oldu. Gemlik eskiden sahil kasabasıydı. Filmler çevrilirdi. Hatta Şahin Çavuşlar'ın dükkanını kullandılar, film çekiminde sanatçıları gördük.

Balıkpazarı'nda eczane, meyhane, umumhane, hepsi oradaymış. Balıkpazarı Rumlarınmış. Ermeniler zanaatkar sıcak demirci, bakır işleri, bıçakçı, terzi bir çok işleri yaparmış. Tarım, zeytincilik, böcekçilik onların zamanında ileri seviyede yapılmış.

Hamdi Kokant: Annesi ile kayınpederim akraba. Kaymakamlığın odacısı. Yakarak eserler yaptı, eşine dostuna da öğretti. Mini bir kütüphanesi vardı. Çocukların uğrak yeriydi. Selvi'nin babası Nazmi'den kitaplarından satın aldım. Benim de bir kütüphanem var evimde. Kitaplardan yer kalmayınca eski bir gardrolabı kendine yatacak yer yaptı. Sergiler yapar, saz çalmaya çalışırdı. Yanına giderdim." Annem yattığım yerde sık sık beni ziyarete geliyor derdi.

Son olarak aile seceremi paylaşarak şimdilik anlatacaklarıma son vereyim. İnşallah daha sonra tekrar devam ederiz.

Nebiye Nine- Ali Dede: Kızları Ülfet( Çocuklar- Mehmet, Ahmet, Abdullah, Hatice)

Mehmet- Çocukları Müzeyyen Kostak- Kemal Ünal

Ahmet-Çocukları Ahmet, Öznur, Aynur, Hatice

Abdullah( Babam) Şenol, Yücel, Ali, Halil İbrahim(Neron)

Hatice: Emine, Arife, Güzin.

Nebiye Nine- Mustafa: Oğlu Hüseyin Kopuk( Çocuklar- Birgül Seyhan, Mehmet Avcı)

Mehmet Avcı: Eşi Hatice Hanım. Hatice Hanımın kardeşi Güler Üzmezler Hayati Üzmezler'in eşi. Hatice Hanımın kardeşi Mehmet Kore'de askerlik yapıp geliyor. Sonra Amerika'ya ilk giden o oluyor  Birgül Seyhan'ın ablaları  Sevil Kaldırım, Muzaffer Bakırdan Şikago'da, Mehmet Avcı'nın oğlu Hüseyin Avcı da Amerika da öldü.

Ailemiz çok kalabalık. Her yerde akrabalarımız var. Herkese selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Bildiklerimi kısaca anlatmaya çalıştım. Umarım yararlı olmuştur.

Halil İbrahim Ünal Beye teşekkür ediyorum. Ben aklıma gelen her şeyi sordum, samimiyetle anlattı. Yazıda bir çok insan kendini ve babasını buldu eminim.

Özellikle yazıda adı geçen tüm eski çarşı esnaflarının çocuklarından, lütfen hazırladığımız kitap için bana ulaşmalarını rica ediyorum.

REYHAN ÇORUM.