Reyhan Çorum


GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIYAN FOTOĞRAFÇILAR.. (1)

GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIYAN FOTOĞRAFÇILAR.. (1)


GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIYAN FOTOĞRAFÇILAR.. (1)

SÜLEYMAN MARŞ VE RESİMCİ KIZLAR..

(Gemlik'te ilk fotoğrafçı dükkanını 1920 yıllarında Avni Bengiz açmıştır. Onu rahmetle anarak; 

Geçelim FOTO MARŞ'ın hikayesine..

SENİHA MARŞ

İŞ: FOTO

ADRES: ÇEŞME SOKAK NO .16

Ticaret odası arşivlerinin kayıtlarında rastladık fotoğraf ve bu kısa bilgiye; ilk kadın esnaflarımızdan biri. Sene 1944..

MARŞ AİLESİ..

1941 yılında Orhangazi'den Gemlik'e kızlarının okuması için gelmişler ve geçim şartları nedeni ile de bu dükkanı açmışlar. Süleyman Beyin henüz tayini çıkmamış, öğretmenliğe Orhangazi'de devam etmekte. Eşi memur olduğu için de, cesaretle eşinin işini henüz çocuk yaştaki kızları ile birlikte yürütmekte Seniha Hanım. Yani aile işletmesi diyebiliriz.

Hatta ilk zamanlar evlerinin bir odasında kuaförlük bile yapmışlar. Nebahat hanım, saç keser, perma yaparmış.

Kızlar bu hayat mücadelesinde okul hayatlarını sonlandırmışlar ama Gemlik'in sosyal hayatına ve insanlarına dokunmuş, herkesin buradan gitmelerine rağmen unutamadığı, iz bırakan, değer katan, özlem ve sevgi ile hatırlanan kişiler olarak kalmışlar. Giderken de Gemlik'e görsel hatıraları bırakarak ayrılmışlar.

Kısaca hikaye böyle ama bakalım geride kalanlar onlar için neler yazmış, kızları Hayat Hanım hikayeyi nasıl tamamlamış..

Nezahat, Nebahat, Hayat; onları tanıyanların deyimi ile resimci kızlar, Seniha ve Süleyman Marş'ın kızları.. Nezahat Hanım'ın iki kızı (Ferahi- Larat) ve torunları var.

Bir süre önce İstanbul'da eski dostları Sevgi ve Bengi Çorum ile evlerine ziyaretlerine gittim. Hem görmek, hem de özellikle onların Gemlik serüvenlerini kendilerinden dinlemek için. Nasıl mutlu olduklarını, nasıl Gemlik'i ve dostlarını özlediklerini anlatamam, görmek lazım. Tüm Gemlik'e selam ve sevgilerini gönderdiler.

Bu güne kadar yazılmayanları Hayat abladan dinleyelim..

Baba tarafım; Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde, Arnavutluk'un İşkodra kentinden gelerek (Kırayna eşrafı) İstanbul Beşiktaş’a yerleşmiş. Bir kol Amerika’ya, bir kol da Zonguldak’a gitmişler.

Babaanne, halalar ve çocukları, amcalarla birlikte Beşiktaş’ta Fulya Bayırına bakan bir eve yerleşirler. Dede memlekete gelip gidiyormuş ama Beşiktaş’ta ölmüş. Zaman içinde hepsi evlenip çoluk çocuğa karışır.

Babam İşkodra'da 1894 yılında doğmuş. Babasının adı İbrahim, annesinin adı Gülsüm. Lise son sınıftayken savaşa çağırılıyor. 18 yaşlarındayken de Çanakkale Savaş’ına katılıyor. Topçu birliğinde çarpışıyor. 7 yıl savaştım dediği olurdu. Kurtuluş savaşına İnönü'de başlamış, İzmir'de son bulmuş.

Görev yaparken arkadaşlarıyla vatan savunmasında çok acı olaylarla karşılaşıyor. Özellikle hep anlattığı Karaca isimli arkadaşı, sınırlı cephaneyle savaşıldığı için, cephane ziyan etmemek adına siperden çıkarak düşmana ateş ediyor. Bu olaylar sırasında Karaca, siperden çıktığı bir anda göğsünden vurularak şehit oluyor. Şehidin üzerinden çıkan bir çeyrek altını ailesi bulunamayınca, devlete irat kayıt olunmak üzere babam Ankara'ya yollamış. Yollarken de göz yaşlarına hakim olamamış, İnönü'de şahit olmuş.

1917’ye kadar Çanakkale’de savaşıyor.

Yine babamın dediğine göre Çanakkale savaşları zamanında(1915), istirahat sırasında siperlerde tutulmuş anı defterleri var. Hepsi eski Türkçe yazılmış.

Bunu söyledikten sonra, bir defter getirdi Hayat abla. Onlar için çok özel bir defter. Yıpranmış, sayfaları sararmış. İçinde babasının askerlik fotoğrafı ve askerlerle fotoğrafları var.

"Sana bir şey göstereceğim. İşte Çanakkale, işte o şehit çocukların, yada askerlerin mektupları ve babamın askerlik fotoğrafları" dedi. Süleyman Bey bu defteri Çanakkale'de tutmuş ve o günden beri de özenle saklamışlar. Tam olarak yazılanları kendileri de bilmiyorlar. Fotoğraflarda gerçekten asker çocuk fotoğrafları var. Savaşan küçük çocuklar ve belki de şehit oldular.

Çanakkale destanı elimin altındaydı.

İçini açtım Osmanlı'ca yazılar. Ben Osmanlıca bilmediğime işte o zaman çok üzüldüm. Kadriye Hanım, Sabahattin Bey, Alper bey ve diğer Derneğimizin Osmanlıca bilen arkadaşlarımıza bu görev düşüyor artık. Yazıları inşallah tercüme ederlerse çok güzel bir iş daha başarmış olacaklar. Hiç bir şey anlamasam bile çok duygulandım. İstanbul'dan birileri gelerek defteri istemişler ama Hayat abla içinde ne yazıldığını bilmediği için vermek istememiş bu değerli hatıraları. Bizlere inandığı, güvendiği için bir kez daha minnettarım.

Kurtuluş Savaşımız da dahil Büyük Taarruz sonlanana kadar hiç eve dönmeden askerlik yapan babam, savaş bittikten sonra eve dönüyor.

İnönü ile Gemlik'te karşılaşma anısı..

Yıllar sonra İsmet Paşa Gemlik'e gelir. Halk evinde mülkü erkan toplanmış. Babam Gemlik de fotoğrafçı. Fotoğraf çektirmek için babamı çağırmışlar.

İlk önce İnönü'yü tanıdığını, askeri olduğunu, birlikte savaştığını söylemeye utanmış.

Körüklü fotoğraf makinesini kurmuş, son hazırlıklarını yaparken, İnönü babamı görerek seslenmiş.

"Sen İnönü'deki Süleyman Teğmen değil misin?"

İsmet paşa yanına çağırıp alnından öpmüş, nasıl bir asker olduğundan yanındakilere övgü ile söz etmiş. Hatta babamı gördüğüne çok memnun olmuş. Aralarında esprili konuşmalar geçmiş, General Hasan bey hiç gülmezmiş, o bile gülmüş. Hatta Danış Bey'in evinde rahmetli İnönü "Süleyman bey; hiç gülmeyen paşayı güldürdük" demiş. Paşanın kızı sonra Kocaeli Belediye Başkanı oldu.

İSTİKLAL MADALYASI.

Hayat abla içeriden yine Osmanlıca yazılı damgalı bir belge ve madalya getirdi.

Çanakkale'ye gittim, orası anlatılmaz ancak yaşanır. Orada duygulanmamak mümkün değil. Sanki o madalyaya dokunduğumda gördüklerim bir kez daha canlandı görümde. Allah bir daha böyle savaş yaşatmasın.

"Babam önceleri istememiş ama, 44-45 yıllarında Mafeyk madalyasını almak için müracaat etmiş. "Şekli tespit edilememiş, edilince vereceğiz" diye bir yazı geldi. Bu madalya İstiklal madalyasından da daha değerliymiş. Babam Cumhuriyet Gazetesi okurdu. Bazı gazetelerden anılarını yazmak için muhabirler geldi, fakat babam böyle değerli ve önemli ciddi şeyler yazılmaz dedi.

Biz yeğenimin doğumunda Ankara'ya gittik. Baktık Mafeyk madalyası gelmiyor," İstiklal madalyasını bari alalım" dedik.

Kenan Evren'e çıktık. Bursa Çekirge'de şubeye müracaat ettik. Mafeyk Madalyasını hala bekliyoruz. Kimse de bu madalyayı sanırım almamış.

Gemlik Şube'den babamın ölümünden sonra İstiklal madalyasını aldık. Kırmızı beyaz çizgili olanı daha değerliymiş ama bizimki kırmızı olanı. Babam göremedi, babamızla gurur duyuyoruz.

ATATÜRK SEVGİSİ..

10 Kasım 1953 yılında Demokrat Parti iktidara gelince; Atatürk'ün naaşı Etnografya müzesinden Anıtkabir'e nakledilecek. O tören benim için çok önemliydi. Celal Bayar'ın eşi Reşide hanıma rica ettim. O da Celal Bey'e söylemiş. Biletimi almış, Ankara Oteli'nde yer ayırtmışlar. Dönerken de yataklı vagondan yer aldılar.

Beni yaverlerden biri karşıladı, Reşide hanım özellikle rica etmiş ve emanet etmiş.. Ulaştırma köşküne gittik. İhsan Başkurt ailesi ile birlikte gelmişti. Mustafa Tayyar'da ailesi ile orada. Biri sivil, biri yaver. Onlar töreni köşkten seyredeceklerini söylediler. Biz İhsan Bey'in eşi Zeynep Hanım ile  kortej yürüyüşüne katılmak istedik. Çok duygulu bir gündü, hiç unutamam.

O aile ile çok iyi anlaştık. Kokteyle Zeynep Hanım ile birlikte gittik. Beni otele göndermediler, evlerinde misafir ettiler. Daha sonra İhsan Başkurtlar ailece Gemlik'te evimizde bizi ziyaretimize geldiler. Mustafa Tayyar'ın ablası Emine teyzeyi de ziyaret etmek istediler. Emine Hanım Eyüp Arca'nın annesi. Eski top sahasının karşısındaydı evleri. Onları ziyarete gittik.

Hükümet yandığında bizim de nüfusumuz yanmış. Tam yaşım bilinmiyor. Nezahat ile aramızda bir yaş gözüküyor, o zaman 18 yaşında falanmışım.

( İstanbul'daki evlerinde bir sopa üstünde Atatürk'ün posterleri duvara dayalı duruyor. Yürüyüş ve etkinliklerde kullanırlarmış. Sevgi halam ile fotoğraflarını çekerken, iki Gemlik'in yardım gönüllüsü ve Atatürkçü kadını, Atatürk'ün önünde poz verdiler.)

Annem..

Annemin babası Sultan Reşat'a Kur-an öğretmiş. Hem güreşçi, hem de yüzücüymüş. Sultan Reşat altınla ödüllendirirmiş. " Keselerin içinde Reşat altınları vardı. Biz dedemize gittiğimizde keselerle oyun oynardık"

Babam o dönem Beşiktaş’ta yaşayan annem Seniha’yla evleniyor. Okuma ve vatana hizmetlerine devam etme sevdasıyla Bursa Öğretmen Okuluna gidiyor ve eğitimini tamamlayarak öğretmen oluyor. İlk tayin yeri Bursa Harmancık, 1928. Harmancık’ta ablam Nebahat 1929 yılında doğuyor. Babam çok başarılı olduğu için Harmancık’tan Orhaneli’ne tayin oluyor. Orada da ablam Nezahat 1931 senesinde doğuyor. Daha sonra da benim doğum yerim olan Orhangazi’ye tayin oluyor.

Orhangazi’de ablalarım ilkokula başlıyorlar, öğretmenleri babam. 5.sınıfa kadar babam onları okutuyor ve mezun ediyor. Nebahat ablamın ortaokul sırasının gelmesi ve Orhangazi’de ortaokul olmaması nedeniyle, Gemlik Ortaokuluna yazdırılıyor. (1941) Ben, ablalarım ve annem Gemlik’e taşınıyoruz. Gemlik’te ilk Balıkpazarı'nda Rumlardan kalan eski bir ahşap evde oturduk.

Babam, yeni yetişirken fotoğrafa olan ilgisi onu fotoğraf makinelerine ve fotoğraf çekmeye itmiş. Beyoğlu'ndaki bir fotoğrafçıdan mesleği öğrenmek istemiş. Ve öğrendiklerini biz kızlarına ve annemize de öğretti.

Siz geldiğinizde Gemlik'te fotoğrafçı var mıydı?

Balıkpazarı'ndaki evde otururken; bir tek öğretmen maaşıyla hem Gemlik, hem Orhangazi'de iki ev geçindirmek zor olduğu için, Gemlik’te bir fotoğrafçı dükkanı açmayı düşünmüş babam. Ve annemin üzerine bir dükkan açmış. İlk dükkanımız Çeşme Sokak’ta, Ahmet Çorum’a( Daha sonra babamın manifatura dükkanı olan yer) ait bir dükkan. Bu dükkan kiralanmış ve Seniha Marş Fotoğrafçı tabelasıyla asılmış.

Biz geldiğimiz zaman Foto Avni Gemlik'in ilk fotoğrafçısıydı. Çok kibar adamdı. Mualla'nın eşiydi. Sonra Fahrettin Bey vardı. Bir deniz bayramında boğuluyordu.

Dedenin dükkanının içinde kuyu, arkada bahçesi vardı.( Çarşı dükkanları yapılmadan önce, Kilise'nin dilek kuyusu olabilir. Umurbey Otel yapıldığında otelin altında sürekli akan su vardı.) Afet'in babası çuvalla muşmula getirir, bizim oraya koyardı. Dükkanı süpürdüğümü hatırlıyorum. Ahmet Çorum'u (dedem) babam çok severdi. Babamın dükkanının yakınında Zülfo'nun muhallebici dükkanı vardı.

Daha sonra Dişçi Nuri Bey'in altında süthanenin karşısında Salih Usta'nın oraya taşındık.

Atiye Hanım öğretmenimdi. Babam felsefeye çok önem verir bizlere de öğretmeye çalışırdı. Bilmeyince de kızardı. Akrabalarımız hep okudu. Biz hep çalıştık. Nebahat ablam her şeyi çok iyi bilirdi. Rafet Hanım'ın öğrencisiymiş. Rafet Hanım ile çok iyi görüşürdük. Kim beş yüz milyar ister yarışması var. Rafet Hanım "Ben şimdi gireceğim bu yarışmaya, din sorusu gelirse Berrin'i, aktüalite gelirse Hayat'ı, Tarih gelirse Nebi'yi (Nebahat) joker olarak ararım" derdi.

Nezahat ablam Gemlik'in en güzel kızlarındandı. Terzi Selim'in mankeniydi. Nezahat'in nikah şahidi Okul Müdürü Halim bey amca.

Halk, 40’lı yıllarda bir kadının fotoğrafçı dükkanı açmasını büyük bir beğeniyle karşıladı, hiç yadırgamadı. Çevre esnaftan ve komşulardan büyük destek görüldü.

Babamın öğretmenliği..

Babam Orhangazi Gemlik arası gidip gelmekte, hatta komşumuz dava vekili Ali Kadri Bey Orhangazi'de davası oldukça fayton tutar, gelip giderken babamı da taşırdı. Bu gelip gitmeler aileyi zorladığı için, o dönemki Cumhurbaşkanı ve silah arkadaşı İsmet İnönü’den Gemlik’e tayinini istemiş babam ve bu tayin gerçekleşmiş. İlk tayini, daha sonra büyük yeğenim Ferahi’nin de mezun olacağı okul olan Balıkpazarındaki Şehit Cemal İlkokuluna çıkmıştı. Babam, ilk tayininde 4. ve 5. sınıfları aynı anda okutmuş, onları mezun ettikten sonra da emekliye ayrılmış. Orhangazi’den ve Gemlik’ten çokça öğrencilere İngilizce de öğreterek, üniversite okumaları için cesaretlendirmiş, temsiller yaptırmış ve hepsi daha sonra değerli mesleklere sahip oldular. Hayatta olanlarla hala görüşüyoruz. Zebercet Coşkun öğrencilerinden biriydi.

Okul anıları..

Babam Orhangazi'de öğretmen, Gemlik'e tayin istiyor ama bir türlü tayin olmuyor. Nihayet İnönü sayesinde göreve burada başlıyor. Dilek'in babası Halim Türel Okul Müdürü. Bir mektup geliyor Halim amcaya. Orhangazi'den muhalif  bir öğretmen, "Size bir komünist gönderiyoruz" diye yazıyor. O babama söylemiyor. Okulun tuvaletleri tıkanıyor, Belediye açmak için gün veriyor. Babam çocuklar mağdur olmasın diye beklemiyor, hademe ile birlikte kolları sıvayıp açıyorlar. Babamın çalışmasından ve kişiliğinden o kadar memnun kalıyor ki, o öğretmene mektup yazıyor Halim amca " Böyle kaç komünist varsa gönderin bana" diyor.

İstanbul'da 15.Temmuz'da Köy Enstitüleri'nin gününe gidiyorum. Bir keresinde Bursalı Erkan Can'da gelmişti. Konuşma yapıyor, "Ben bir komünist çocuğuyum, babam diş mi çekmedi, doğum mu yaptırmadı, sünnet mi yapmadı" dedi. "Bende Orhangazili bir komünistim" dedim. Babam idealist, ileri görüşlü bir insandı, Orhangazi o zamanlar daha tutucu bir yerdi babamı çok benimseyemediler.

Gemlik'te görevini tamamlayarak babam emekli oldu. Burada ikinci taşındığımız dükkan  müteahhitte gidince, Muhtarın aynı sokaktaki dükkanında geçici bir süre çalıştıktan sonra, hemen arka sokak olan Semerciler Yokuşunda bir dükkan kiraladık ve uzun seneler meslekten ayrılana kadar orada fotoğrafçılık yaptık.

devamı cumaya...

Reyhan ÇORUM