Hasan AZKIRAN


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA HAKKINDA 

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA HAKKINDA 


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA HAKKINDA 

          Merhaba sevgili okurlarım. 

          Haftanın iki gününde yayın hayatına büyük bir onurla devam eden Gemlik Haber Gazetesinin Dosta Doğru köşemden siz değerli okurlarımla değişik şair ve yazarlarımızın eserleriyle sohbet etmenin gururunu yaşıyorum.  

          Eserleriyle köşemi zenginleştiren Gemlik ve hatta Bursa dışından katılan şairlerimizden aldığım telefon veya mesajlar beni çok mutlu etmektedir. 

          Bilindiği gibi geçtiğimiz sayımızda Annelerimiz hakkında şiirlerle sizlere hitap etmiştim bunun içinde tebrik ve teşekkür telefonlarım susmak bilmedi. Bundan şunu anladım ki, edebiyata, kültür ve sanata dair insanlar büyük ilgi duyuyor. İşte onun için Gemlikli perdenin gerisinde kalmış olan genç şairlerimize diyorum ki, Gemlik Haber Gazetesini alın, benim Dosta Doğru Köşemden kim kimdir’i öğrenin ve diğer kıymetli yazar arkadaşlarımızın da köşelerindeki el emeği göz nuru eserlerini okuyun ve sizlerde şiirlerinizle, kısa yaşanmış öykülerinizle bize katılın ve hep birlikte hayalden hakikate doğru yol alalım dostlarım. 

         Bu gün sizlere Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı özgeçmişi ve bir şiiri tanıtmaya çalışırken diğer şairlerimize ait de şiirlerle köşemi süslemeye çalıştım. 

         Bu vesile ile tüm okurlarımıza sağlık, saygı, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyor, gelecek sayımızda bir başka yazarımızla buluşmak umuduyla hoşça kalınız.     

 

          FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA KİMDİR 

          Fazıl Hüsnü Dağlarca 26 Ağustos 1914 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası asker olduğu için eğitimini farklı illerde devam ettirmiş en son olarak Kuleli Askeri Lisesi’nden 1933 yılında mezun olmuştur. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın en güzel şiirlerinden biri olan “MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI” isimli şiirini aşağıda sunuyorum. Pek tabiidir ki Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın aşk şiirleri de ağırlıktadır… 

Şair, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan Yavaşlayan Ömür adlı şiiriyle adını duyurmuştur.  

          Dağlarca uzun zaman orduda görev yapmıştır. Daha sonra  bakanlıkta da bir süre çalıştıktan sonra kendi kitabevini açarak,  yayıncılıkla uğraştır. Şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yeditepe ve Türk Dili gibi dergilerde yayımlanmıştır. Eserleriyle birçok ödül alan şair 1967'de ABD'de "En İyi Türk Şairi" seçilir. Türkçeyi oldukça önemseyen ve Türk Dili Kurumu Yönetim Kurulu üyelerinden olan Dağlarca'nın Türkçeye bakışını şu sözleri özetler "Türkçem, benim ses bayrağım." diyen şair geriye birçok eser bırakarak 2008 yılında vefat etmiştir.  

 

MUSTAFA KEMAL’İN KAĞNISI 

  

Yediyordu Elif kağnısını 

Kara geceden geceden 

Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu 

Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar 

İnliyordu dağın ardı yasla 

Her bir heceden heceden 

 

Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi kağnısına 

Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı 

Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik 

Nam salmıştı asker içinde 

Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü 

Doğrulmuştu yola, önceden önceden 

 

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif, 

Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar 

Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı 

Mahzundu bütün Sarıkız, yanısıra 

Gecenin ulu ağırlığına karşı, 

Hafiftiler, inceden inceden 

 

İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında 

Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri 

Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim 

Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına 

Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti 

Niceden niceden 

 

Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu. 

Nazar mı değdi göklerden, ne? 

Dah etti, yok. Dahha! dedi, gitmez. 

Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gıcır gıcır 

Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı 

Kahroldu Elifcik, düşünceden düşünceden 

 

Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş, 

Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni. 

Geçer, götürür ana çocuk mermisini askerciğin 

Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım 

Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır 

Düşerim gerilere iyceden iyceden 

 

 Kocabaş yığıldı çamura 

Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar 

Örtüldü gözleri örtüldü hep 

Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım 

Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik 

Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden. 

                         Fazıl Hüsnü DAĞLARCA 

…………………………x……………………… 

 

ÇANAKKALE TÜRK’ÜN GÜCÜ 

 

Türk; her savaştan çıkmış muzaffer bahtiyar. 

Dünyayı sömürenler, Çanakkale de ne işiniz var. 

Boğazlar; İstanbul, Anadolu Karadeniz hedefiniz. 

Ordularınız, armadalarınız, yenilmez mi sandınız. 

 

Türk’ün imanını, yüreğini düşünmediniz mi hiç. 

Anadolu; yiğitleri, destan yazanlar karşılarınızda, 

Türk’ün tarihine baksanız, olmazdınız burada. 

Dönemeyecek çoğunuz, vatanına, yurduna. 

 

Alınmalıydı Almandan, ordunun emir komutası. 

Tehlike büyük, aldı komutayı Mustafa Kemal yabancıdan. 

Çıkardı o komutanı Türk milleti bağrından. 

Zaferle bitirecekti harbi, ATATÜRK oluşu o andan belli. 

 

Sizlere mağlubiyeti tattıracak askerlerimiz. 

Tarihe insanlık dersi veren neferlerimiz. 

Harp meydanlarında dahi bırakır temiz pak iz. 

Çoğunuz telef oldu, askerlerimiz şehitlerimiz 

 

Allah Allah nidaları yükseliyor gökyüzüne. 

Kırılıyor hücumlarınız, Askerlerimizin göğsünde. 

Ordularınız perişan, donanmalarınız darmadağın. 

Batmaz sandığınız zırhlılarınız, şimdi denizin dibinde. 

 

Kaç milletin askerleri var ordularınızda. 

Bizimkilerin de, onların da ana baba yarları vardı. 

Hey sömürgeci, insanlıktan uzak sefiller. 

Tanıdınız mı bir daha, Türk’ün askerlerini. 

 

Çanakkale destanını yazan askerlerimiz, şairimiz. 

Şairlerin ufkusun sen, mısraların hafızalarımızda. 

Çatmayacak çehresini hiçbir zaman şanlı hilâl. 

Ey şehitlerimiz, unutmadık sizi bir an. 

Şanlı Atalarının yolunda gençlerimiz var. 

Çanakkale, Türk’ün tükenmeyen gücü.                                  

                                   Sedat AKTAŞ/ÇANKIRI 

                                       17/Mart/2007 

……………………….X………………………. 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE 

 

Bomba şimşekleri beyninden inip hep siperin 

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, 

O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer. 

 

Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak. 

Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak. 

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 

Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor. 

 

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker. 

Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer, 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın ? 

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın. 

                                         Mehmet Akif ERSOY 

…………………………..X………………………….. 

 

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE    

                                               

Ne güzel şey Cumhuriyet. 

Ne güzel şey hür olmak. 

Düşmanlardan arınıp, 

Sanki yeniden doğmak. 

                    Cumhuriyet olmasaydı, 

                    Söz hakkımız olmazdı. 

                    Toplumda bağıranlar, 

                    O zaman konuşamazdı. 

Takdir bilmez nankörler, 

Atatürk’e dil uzatanlar. 

Eskiden konuşsalar, 

O dilleri kopardı. 

                    Bu tür insan mikropları, 

                    Halkı birbirine katanlar, 

                    Biraz savaş görselerdi, 

                    Düşmanlara tapardı. 

Atatürk Cumhuriyeti, 

Hürriyet için kurdu. 

Binlerce şehit kanıyla, 

Bütünledi bu yurdu. 

                    Nasıl olurda görmezler, 

                    Bu cahiller gerçekleri. 

                    İran değil burası, 

                    Türk, her zaman ileri ! 

İşte bu tür zavallılar, 

Halkı birbirine karıştırırlar. 

Ellerine fırsat geçse, 

Türk’ü düşmana satarlar. 

                    Alimlik kisvesi altında, 

                    Cahil, nankör kişiler, 

                    Gerçekleri görmeyip, 

                    Alimlerin adını kirlettiler.                                          

Cennet vatanımızda, 

Huzurla yaşayalım. 

Türk milleti bir bütündür, 

El ele kutlayalım. 

                    Yattığı yer NUR olsun, 

                    Atatürk’ün, Atalarımın, 

                    Onları armağanıdır, 

                    Şimdi cennet vatanım. 

Cumhuriyetin 75 nci yılında, 

Dostça kucaklaşalım. 

Bu vatan hepimizin, 

Kini, düşmanlığı, 

Bir yana bırakalım. 

                    Ay yıldızlı bayrağımın gölgesinde, 

                    Mutlu hür yaşıyoruz. 

                    Ne mutlu Türk’üm diyene, 

                    Sözleriyle coşuyoruz. 

Allah’ın bir lütfuydu, 

Atatürk, Türk milletine, 

En yüksek cennetlerdeler, 

Fatiha cümlesine…. 

               Gülşen SALDIRANER/GEMLİK  

……………………….X…………………… 

                 DOKTOR 

Doktor, sen insanlığın yegâne sembolüsün. 

Cansın, canansın, has bahçenin gönül gülüsün. 

Bana, anam ve babamdan daha da yakınsın. 

Emeğin unutulmayacak kadar büyüksün. 

 

Nice biçareler gelir geçer elinden… 

Yine de hep tatlı sözler dökülür dilinden. 

Niceleri de alırsın Azrail elinden. 

Emeğin unutulmayacak kadar büyüksün. 

 

Hiç korkmam ölümden, neşter olsa da elinde. 

Bir keramet vardır ki Allah diyen dillinde. 

Bil ki, tatlı söz bir onurdur senin özünde. 

Emeğin unutulmayacak kadar büyüksün. 

 

Din-dil-ırk-mezhep ayırmazsın, bunu bilirim. 

Varsa inkârı, karşı çıkar dikilirim. 

Ecel taşında yatsam, elinde dirilirim. 

Emeğin unutulmayacak kadar büyüksün. 

                             Hasan AZKIRAN/GEMLİK