Özcan Vural


Esad oldu esed!. 

Esad oldu esed!. 


Esad oldu esed!. 

 

Sayın  okurlarım, aradan neredeyse sekiz yıl geçti ve

biz durup dururken girdiğimiz Suriye bataklığında boğuşup duruyoruz.

Bu işin  ne zaman biteceğini, nasıl sona ereceğini bilen yok.

Hatta Suriye'de gerçekte neler olduğunu bizler de bilmiyoruz.

Her gün şehit haberleri geliyor. Elimizden bütün şehitlerimize

Allah'tan rahmet dilemekten başka bir şey gelmiyor.

Evet…Ortadoğu bir bataklıklar coğrafyasıdır. Her okuyan bilir..

Bu coğrafyaya bir kez adım atıp daldınız mı, sağ salim ve

yara bere almadan çıkmanız asla söz konusu değildir.

Tarih de bunu bize göstermektedir.

Bu çıkışın çaresi derseniz, sağa sola posta koymak, şehitler geldikten sonra

hamaset ve kahramanlık edebiyatı yapmak hiç değildir.

Kimse unutmasın, orada ABD var, Rusya var, dünyanın bütün önde gelen

ülkelerinin inanılmaz çıkar ve petrol kavgaları var.

Ortadoğu zordur! Girmek kolaydır da, çıkmak çok zordur.

Biz şimdi Türkiye Cumhuriyeti olarak bu süreci yaşıyoruz.

Girdik ama çıkamıyoruz… Bil bile yaktık ülkeyi..

Maddi ve manevi bedelini de fazlasıyla ödüyoruz. 

Son beş şehit olayından sonra yandaş gazetelerin dünkü manşetlerine,

başlıklarına bakınca yine şaşırdım kaldım.

“Rejim (Esad yönetimi saldırıdan sonra) kat kat fazla kayıp verdi.

Misliyle karşılık verdik. -Kalleş saldırının intikamı anında alındı

TSK 115 noktayı imha etti, 101 rejim askeri öldürüldü. “

Bilgilerine güvendiğim strateji uzmanları

“Askeri gözlem noktaları uygulaması yanlıştır.

Eğer bu uygulamaya son verilmezse kayıplarımız daha da artabilir” dediler

Bunlar moral verici ve teselli edici ama esas olan

bizim evlâtlarımızın ölmeyip yaşamaları…

Karşı taraftan kaç kişi etkisiz hale getirilmiş, bize ne?

Maç mı yapıyoruz ki “Bizden beş, onlardan yüz bir gitti” diye avutulmaya çalışılıyoruz?

Ayrıca 101 kişinin nasıl sayıldığı da soru işareti! . 

Kimse kusura bakmasın ama Suriye ordusunun saldırıdan sonra

ne kadar kayıp verdiği, hangi zararlara uğradığı beni şahsen hiç ırgalamıyor.

Ben ülkemizin bu yolda uğramakta olduğu can ve mal kayıplarıyla,

yapılan ve korkunç boyutlara varan harcamalarla ilgiliyim…

Ve bu sorunun, gerçekleri Türk Milleti'nden gizleyerek ve

böyle anlamsız manşetler atarak çözüleceğine de hiç inanmıyorum. 

Özellikle Ortadoğu ve onun bir parçası olan

Suriye, emperyalist ülkelerin atlama tahtasıdır.

Kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparlar, üzerimizden oyun oynarlar.

ABD, Irak'ta Saddam'ı işte böyle devirmedi mi?

Elinde korkunç silahlar var, kimyasal silahlar var diye

bütün dünyayı kandırıp ayağa kaldırmadı mı?

Sonuçta devirmeyi başardı ama o silahların olmadığı daha sonra ortaya çıktı. 

Bu büyük güçlerin en son oyun yeri şimdi Suriye…

Bizi bu kargaşaya sokan ABD'nin ta kendisidir.

Günün birinde AKP iktidarına kesin talimat vermişti…

 “Biz Esad'ı devireceğiz, siz de yukarıdan girin!..” Ve girdik!

Ama gelin görün ki, Esad'ı devirmek bugüne kadar mümkün olmadı.

Hep şahin pozlarındayız ama nedense avlanan biz oluyoruz

Oysa ABD, Rusya gibi büyük ülkelerin tuzu kuru.

Onlar Suriye'de istedikleri gibi oyun kuruyor…

Doğal olarak kendi çıkarları doğrultusunda…

Ve ne yazık ki arada ezilen biz oluyoruz.

Şehit cenazelerini kaldırmak bize düşüyor. 

Sayın okurlarım, az önce de belirtmiştim…

Bu gibi işler sağa- sola posta koyarak, sert çıkarak, korkutarak yürümez…

“Efendim Şam'ı işgal edelim, Esad'ı yerle bir edelim! Kahrolsun Esad.

.” İyi güzel de, bunu sana yedirirler mi?

Yalakalar , işin bir adım ötesini düşünmekten  aciz…

Anımsayın, askerimiz daha Suriye'ye henüz girmişti…

Ve anında bir edebiyat başlatılmıştı: “Suriye bizim eski toprağımızdır.

Girelim oraya, bu Cuma namazını inşallah Şam'da kılalım…” Sonuç ne oldu!

Artık şu gerçeği hepimiz görüyoruz… ABD ve Rusya Suriye'de ikili oynuyor.

Bu ikili siyasetin adı “Tavşana kaç, tazıya tut!”

Her ikisi de kendi ülke çıkarlarının peşinde koşuyor.

Doğal olanı da zaten bu… Peki biz bugüne kadar ne yaptık?

Kahramanlık nutukları atmak bize bu saatten sonra hiçbir şey kazandırmaz.

Vuralım kıralım, mahvedelim, Şam'a girelim diye bağırmak sonucu değiştirmez.

Esad'a “Esed” deyip kendimizce aşağılamaya kalkışmak,

Suriye devletinden “Rejim” diye söz ettirmek de aynıdır, değişen bir şey olmaz.

Uzun lafın kısası sevgili okurlarım, Allah bizi yönetenlere

biraz akıl fikir ihsan eylesin, hiç değilse bundan sonra gelecek şehitlerimizin

cenazelerini bile ucuz iç siyasete alet etmelerinden korusun.

Evet, bu bataklık kolay kurumaz, kurumayacak.