Hasan AZKIRAN


AHMET HAŞİMİ TANIYALIM  

AHMET HAŞİMİ TANIYALIM  


AHMET HAŞİMİ TANIYALIM  

              Merhaba değerli okurlarım

              Bu gün sizleri yine bir ünlümüz ile tanıştırmak istiyorum. Bu şairi bilmeyen yok. Ahmet Haşim kimdir diye  kime sorsam “aaa tanıyorum” diyenler var ve fakat öze inersek esas kimliğini öğrenmiş oluruz.

             Sevgili Gönül dostlarım ve kıymetli okurlarım Ahmet Haşim kısa yaşamı boyunca yaşından çok daha fazla edebiyata imzasını atmış olan yegâne bir şairdir. Onun için özellikle genç şair adaylarına diyorum ki;

Geçmişte Türk Edebiyatına, Kültür ve Sanatına ehemmiyet veren eserleri ve yazarlarını mutlaka araştırın ve kendinize örnek alınız. El emeği göz nurunuzla yazdığınız eserlerinizi internet sayfalarında tanıtma hevesinden vazgeçerek,

Kültüre dayalı kitapların sayfalarında ölümsüzleştirin ve ayrıca; Edebiyat, Kültür ve Sanat etkinlikleri yapan kuruluşların toplantılarına katılarak kendinizi mutlaka kanıtlayınız. Geçmişteki şairlerimiz bu gibi toplantılara katılmış ve eserlerini çeşitli gazete ve dergilerde yayımlatarak isim sahibi olmuşlardır. İşte bunlardan bir örnek Ahmet Haşim. 

            Şimdi Ahmet Haşim kimdir, birlikte aşağıdaki hem özgeçmişini ve hem de 2 şiirini b ilikte okuyalım ve ayrıca yine Gemlikli şairlerimizin şiirlerini okuyalım diyor, sizlere sağlık, saygı, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyor, gelecek sayımızda yine bir ünlümüzle buluşmak umuduhyla hoşça kalınız efendim.

HASAN AZKIRAN 

              AHMET HAŞİM HAYATI

             Ahmet Haşim 1884 yılında Bağdat'ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat'ın eski ve bilinen ailelerinden birine mensup Hikmet Bey'dir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsili gördü. Dil olarak da aynı sebepten sadece Arapça öğrendi. Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldi.

             1897'de Galatasaray Sultanîsine yatılı olarak verildi. 1907'de mezun olunca Reji İdaresine memur olarak girdi. 

              Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 

              1924'de Paris'e. 1932'de de hastalığı sebebiyle Frankfurt'a gitti. Çeşitli yerlerde memur olarak çalışan Hâşim, daha çok öğretmenlik yaptı. 

              Sanâyi-i Nefise Mektebinde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitoloji dersleri hocalığı ve Mülkiye Mektebindeki Fransızca öğretmenliği görevlerine ölünceye kadar devam etti.

             Hâşim'in sanat ve edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanîsinde başlar ve

bilinen ilk manzumesi 'Leyâl-i Aşkım' 1901'de 'Mecmua-i Edebiyye'de yayınlandı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında kaldı. 

              Son sınıfta iken Fransız şiirini ve sembolistleri tanıdı. Bundan sonra kendi şahsiyetini gösterdi ve ilk şiirlerini kitaplarına almadı.1905 - 1908 tarihleri arasında yazdığı ve Piyâle kitabına aldığı 'Şiir-i Kamer' serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çekti ve beğenildi.

              1909'da kurulan Fecr-i Âtî'ye girdi. 'Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek' prensibinden hareket eden Fecr-i Âtî grubunun yayın organı Servet-i Fünûn dergisinde şiirleri yayınladı ve Servet-i Fünûn - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. 1911'de yayınlanan Göl Saatleri adlı şiirleriyle haklı bir şöhret kazandı. Fecr-i Atî dağıldıktan sonra siyasî ve edebî akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olan Ahmet HAŞİM  4 Haziran 1933 tarihinde vefat etti.

 ESERLERİ 

Göl Saatleri, Piyale, Merdiven, Parıltı, Karanfil’ dir.

 

ŞİİRLERİ;

 

HASTA İKEN

Bir gün yine biçâre kadın hasta uzanmış tüllerde…

Uzaklıkları bir sâye-i müthiş

Bir dul gibi örterdi dumanlarla, elemle,

Hep gölge adımlar bir âhengi ademle

Vâdileri kaplardı serâpa gece sessiz.

Eb’âdı boğan reng-i tehassüs gibi bir sis,

Bir lerziş-i sâkinle günün na’şını örter…

Titrek, karışık, hasta, hayâlî, sarı gözler

Yerlerde açılmıştı; semâlar ölü, durgun,

Olmuştu bütün hâb ü hâyâlât ile meskûn.

Bir vâlide, bir zevc-i mükedder, sonu mübhem

Bir ince çocuk çehresi, ben muzlim ü ebkem

Bi-his uzanan hastayı durmuş düşünürken

Akşam mütemâdi dolarak pencerelerden

Vermişti o sâkin odanın hüznüne bir renk,

Bir reng-i küdûret ki eder bizleri dil-tenk.

Zulmet o kadar doldu ki âfaak silindi

Elvâha, mesâfâta, yere gölgeler indi.

Solmuştu o gölgeyle o sâkit ser-i müşfik,

Tüllerde yatan hastayı sarmıştı karanlık;

Gözler, ölü gözler gibi bî-lem’a ü hâlî,

Olmuştu bütün mevt-i mûhîtat ile mâlî…

Lâkin o zaman doğdu senin çehre-i lâlin,

Ey mâh ki tüllerde yatan rûh-ı melâlin,

Bir hemser-i ulvî-i semâvîsi idin sen,

Bir safha-i rü’yâ gibi bî-renk idi çehren!

Yükseldin ufuklarda ağır, mübhem ü mahmûr;

Zulmette ipek, ince dumanlar gibi bir nûr,

Âfa’aka yayarken mütedmâdi sarı bir fer,

Birden o donuk gözlerle dolmuştu kamerler…

(Piyale, 1926)

Ahmet HAŞİM

……………………x…………………….

 

HATİME

BeğenAntolojimYorumlarPaylaşTweetle

Lâkin yetişir ey kamer, ey hüzn-i leyâlî

Ruhum o kadar oldu ki mehtâb ile mâlî,

Artık yetişir cûşiş-i pür-nûr-ı hayalin…

Yorgun bu dumanlarda duran leyl-i mehâsin,

Enhâr-ı sükût, ufku saran sâye-i rü’yâ;

Her hiss-i hafî, şübheli bir gölgede gûyâ

Muğşı yatıran lems-i sükût-ı ebediyet,

Sevdâya emel, rûha ziyâ, gözlere minnet

Bahşeyleyerek şimdi bu sesizce esen bâd,

 

Bir fâcia-î hisse bütün oldu mübeddel:

Gûyâ ki kamer şimdi uzattın bana bir el,

Bir el ki onun dest-i şifâ bahşine benzer;

Onlar gibi sâkit, o dudaklar gibi bî-fer,

Çehrende gülen bir mütefekkir leb-i şefkat

Gönderdi bu hummâlara bir bûse-i hürmet:

Elhân-ı kevâkib gibi, geşy-aver ü mühdî,

Bir savb-ı ziyâ hüznümü tadil için indi.

Sendin bu bakan çehre, bu sâkin nazar-î gam,

Rü’yâ-yi mehâsinle bu âvâre gülen fem,

Eller, bu benim şi’rimi tâhrik eden eller;

Sendin bu inen ses ki ziyâlar gibi titrer;

En sonra bu nûrun ki sarar ruhu melâle,

Benzer o kadar ağladığım, âh, o hayâle.

 

Artık yetişir cuşiş-i tûfân-ı hayâlin!

Ruhum o kadar oldu ki mehtâb ile mâlî,

Artık yetişir cuşiş-i tûfân-ı hayâlin!

(Piyale, 1926)

Ahmet HAŞİM

………………………x………………….

 

GÜLŞEN SALDIRANER KİMLERE NE DEMİŞ ?    

Gemlikli Şairimiz Hafız-Hacı  Gülşen Saldıraner, 

1999 da Hac Farizesini yerine getirmek için 

Hacca gittiğinde erkek hacı adaylarının, 

beraberinde hacca götürdükleri  kadınlarına 

uyguladıkları katı tutum ve davranışlarını görerek, 

üzüntüsünü aşağıdaki şiirini kaleme almış ve gözle 

görülen bir mahalle talik ederek erkek hacılara 

unutamayacakları bir ders verdiğini ifade etmektedir. 

Birlikte okuyalım bakalım Gülşen Saldıraner 

erkek hacılara ne demiş.

 

CANINIZ İÇİN YAŞAYIN

Ey erkekler ! canınız için yaşayın !

İbadetten çıktınız, yoruldunuz…

Baktınız arabalar gelmiş, 

hemen içine atlayın !

Kadınlarınız sokakta, yolda kalmış…

kalsın kime ne ?

Siz bir an önce otelinize gidip, rahatlayın…!

Sonra karınıza “neden kahvaltı hazır değil” 

Deyip, bağırın, çağırın !!!!

Bağırmak kabalık, 

erkekliğin şanındandır !

Biraz erkeklik taslayın…

Kadın susar, cevap vermez…

ona her türlü zulmü yapın.

Siz erkeksiniz ! 

kendinizi daima garanti altına alın…

Arabalarınız giderse kaybolursunuz !...

Sokaklar karışık, yabancıyız, 

Aman dikkat…kaybolmayın !...

Kalabalıktan arabalara giremediniz.

Balıklama dalın…!

Bazı arkadaşlarınız saygılıymış,

Boş verin, siz aldırmayın. 

Kadın ağlamış, 

kadın üzülmüş, 

kadın yorulmuş, 

kadın beklemiş… 

Varsın beklesin ! 

Nasıl olsa eve gelecek.

Boş verin, düşünmeyin…

Kadınlarınızı, ellerin pis bakışlarına 

hedef edin !

Önce siz gidin, geç kalmayın !

Evet acele eden beyler, 

kadınlarınızı düşünmeyin !!!...

Canınız için yaşayın !!!...

        Gülşen SALDIRANER/GEMLİK

            HAFIZ-HACI-ŞAİR

     15 Mart 1999 Pazartesi

………………………..X……………………..

 

BİR CAN DOSTUMA

Son baharın gece vaktinde,

Bir selam verdin göz ile.

Kalbime girdin ince yol ile.

Sırdaşım oldun, tek söz ile.

 

Aşkın sırdır gönül bağımda.

Ağardı saçlarım, ömür yolunda.

Tatlı buseni  yanağıma koyduğunda,

Sırdaşım oldun, tek söz ile.

 

Birdim, iki oldum seninle.

Ölüm kararımı verdiğim günde,

“Hayır “diye haykıracağın sesinle,

Sırdaşım oldun, tek söz ile.

 

Kalemim seni tarif edemez.

Aşkın acısını, çekmeyen bilemez.

Bu yazıyı senden başkası silemez.

Sırdaşım oldun, tek söz ile.

 

Kahveni içtim kırk yıl hatıra,

Aşından yedim, suyundan içtim kanasıya.

Ne olur, hakkını helal et bana.

Sırdaşım oldun tek söz ile.

                Hasan AZKIRAN/GEMLİK

………………………….X………………………

ZORLA GÜZELLİK OLMAZ  

 

Keşkelerle yaşayıp ta, acıtmayın kalbinizi

Zaten kısacık ömür, ağlatmayın derdinizi

Umut diye bir söz, geleceğe yakın far

Ocak şubat marttan sonra, gelmiyor mu ilkbahar

 

Hayaller hayal olduysa, hapsetmeyin kendinizi

En son gülen iyi güler, salıverin sevginizi

Ayşe olmazsa Fatma olur, zorla güzellik olmaz

Sevgisizlik mutluluğu, boğar yine doğurmaz

 

Karşılıksız sevgiyi, yaşamayın yaşatmayın

Gözler evet demiyorsa, el kızına taş atmayın

Onunda sevdiği vardır, mutludur bahtiyardır

Ben sevince olur demek, çok ayıp çok günahtır

 

Zorla güzellik olmaz, Gül olmazsa Güllü olur

Tek taraflı sevdiysen, Gül de kalbinde durur

Zorla güzellik olmaz, ayırmayın sevenleri

Dert dermansız bıraksa da, uğurlayın gidenleri

 

Benim şiir dostlarım, doğru çift değil tektir

Yanlışa doğru diyenin, her attığı hep yektir

Sevgi zorda yaşamaz, yürektir aşkın yurdu

Sevenleri ayırıp ta, olmayın fındık kurdu

 

Kurt kabuğu soyup ta, kıramazsa fındığı

Eşe dosta gır gır olur, bozulan adamlığı

Bozulan adamlıkla, son şans için ağlasa da

Gonca Can a açacaktır, Cem e kokmaz yalvarsa da.

      Hüseyin SELÇUK/GEMLİK/UMURBAY

…………………………X……………………….