Reyhan Çorum


24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ.

TOPLUMLARIN UYGARLIK DÜZEYİ ÖĞRETMENE VERDİĞİ DEĞERLE ÖLÇÜLÜR..


TOPLUMLARIN UYGARLIK DÜZEYİ ÖĞRETMENE VERDİĞİ DEĞERLE ÖLÇÜLÜR..

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ.

Öğretmenlerimiz; bizi yetiştiren, eğiten, hayata hazırlayan ilk rehberimizdir. Onları her zaman sevgi ve saygı ile anıyoruz. Bu anlamlı haftada da yine, bu vesile ile iki değerli öğretmenimizi saygı ve rahmetle anacağız. Tüm değerli öğretmenlerimize kısa kısa da olsa ileriki günlerimizde yer vermek dileğimiz.

Bu hafta ilk olarak; oğlu Sinan Kahraman ile, değerli öğretmenlerimizden birini NURİ KAHRAMAN öğretmenimizi andık. Bir öğretmen çocuğu olarak, biraz olsun babasından, ailesinden ve kendisinden bahsetmesini istedim.

Söyleşi Sinan Kahraman ile 27.Ekim. 2021'de yapılmıştır..

Önce aileni tanıtır mısın bize..?

Babam Bursa Orhaneli doğumlu Nuri Kahraman, annem K. Kumla doğumlu.

Dedem, annemin babası Küçük Kumla köyünden yumurtacı Ali Haydar, eşi Gülsüm Kahraman. Şahintepe mevkiinde bir çiftlikte yaşarmış. Şahintepe Küçük Kumla'ya bağlı. Annemin annesi de Trabzonlu.

Babamın ailesi ise; dedem İsmail, babaannem Hanım Kahraman. Dedem sonrasında bir evlilik daha yapıyor.

Ailenin bir kısmı 20'li- 30'lu yıllarda önce Orhaneli'ye yerleşiyor, oradan da Kavakdibi Köyüne, sonra da Gemlik'e iniyorlar. 1947 yılında ninem burada ölünce dedemler Tunceli'ye geri dönüyorlar.

Babam ilkokulu Gemlik'te Atatürk okulunda okuyor. Köy Enstitülerinin olduğu zamanlarda  ortaokulu başka bir yerde okuyor.

 İlköğretmen Okulu Malatya Akçadağ İlköğretmen Okulu (1955-1959)

Üniversite Eğitimi

Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü-Edebiyat Bölümü(1963-1965)

İlk görev yeri Mazgirt orta okulu. Oradan yatılı bölge okuluna tayin oluyor. 67-68 yıllarında Gemlik Lisesine dönüş yapıyor. Şükrü Şenol okulu açıldıktan sonra orada da görev yaptı.  89 yılında emekli oldu. 2016 yılında vefat etti. Mezarı Gemlik mezarlığında. Annem sağ, altlı üstlü dairelerde, birlikte yaşıyoruz.

Halamın mezarı Kavakdibi( Adliye) Köyünde, nenem, babaannem, dedem hepsi burada yatıyor. Gemlik'e ilk geldiklerinde Karsak Camisi'nin orası mezarlıkmış, evleri de oradaymış. Dedemler Orhaneli'nden kağnı arabaları ile odun çekiyormuş, amcamların Gemlik'e gelişleri daha eski tarihe dayanıyor.

Annem ve babamın soyadları aynı çünkü akrabalık var. Babamlar 24 kardeş. Dedemin iki eşinden, yaşayan 15-16 kardeşleri var.

Baban nasıl biriydi, okul anıları var mı?

1960 yıllarında babam Şükrü Şenol Okulu'na gidiyordu. Kendi el yazısı ile şiirleri ve notları var. İdealist bir öğretmendi. 73 yılında da öğretmendi. Herkesin korktuğu dönemlerde babamdan fikir alırlardı. Korkmadan evine gelebilen tek öğretmendi, çünkü öğretmenler tehdit altındaydı. Gemlik'in sevilen bir insanıydı. Çok öğrenci yetiştirdi.

Babamın memur zihniyeti vardı. Öğretmen olduğunu çok insana söylemezdi. Ben kırtasiye işine başladığımda da babam olduğunu söylemedi," Kendin yap, başar" dedi.

Maaş günü geldiğinde, 8.30 da gider maaşını alır, borcu varsa dağıta dağıta gelirdi. Sözüne, borcuna çok düşkündü. Kravatını hiç çıkarmazdı. Devamlı takım elbise giyerdi. Onun devresinden hayatta 6-7 kişi kaldı. Akif Çiftçi, Mehmet Sunar arkadaşlarıdır.

Bir anı anlatayım ve dolayısı ile yine değerli bir öğretmenimizi de analım.

Bu gazetenin sahibi Serhad Seferoğlu'nun babası ilk Gemlik'e geldiğinde "Engin Kırtasiye Sinan Bey ile görüşün" demişler. Bu vesile ile tanıştık. Fikir ve düşünceleri çok güzel, hem gazeteci, hem eğitimci, hem siyasetçi, fikirlerinden yararlandığımız değerli bir büyüğümüzdü. Maalesef kısa süre sonra rahmetli oldu, nurlarda yatsın.

Biz iki erkek, iki kız kardeştik, bir kardeşimiz vefat etti.

Biraz da sizi tanıyalım. Siyasetçi, esnaf bir kimliğiniz var...

Gemlik 1961 doğumluyum. Ailemin en büyük çocuğuyum. İlkokulu Gazi Okulunda, ortaokulun yarısını Şükrü Şenol'da, yarısını Gemlik Lisesi'nde okudum. Siyasi dönemden dolayı üniversiteyi bitiremedim. 77-78 yıllarında liseden mezun oldum. Bizim dönem sağ ve sol kavgalarının en yoğun olduğu zamanlardı. İhtilal arifesiydi.

O dönemlerde liseden mezun olanlar hemen işe girebiliyordu. PTT, Banka, Kamu kuruluşları hemen alıyordu. Bir çok kişi böylece memuriyete girdi.

İki sene yurt dışında kaldım.12 Eylül'de oradaydım.

Askerliğimi Manisa'da 20 ay, 3 gün olarak yaptım.1985 yılında evlendim. 85 yılının Eylül ayında dükkan açtım. O zamanlar Gemlik'te beş kırtasiye vardı. Okan, Çalım, Arif Ayar, Bülent, Albay gibi...

Klasik sistem 2001 krizinde Bursa'da bağlı olduğum şirketin iflası nedeni ile, iş yerimi kapatıp serbest piyasada Bütünler Tic., Bozdemirler ile beraber çalıştık. 2007 tarihinde emekli oldum.

Altı sene önce akciğer kanserini yendim. Şimdi serbest siyasete devam etmekteyim.

Siyasete gelince.. Anavatan Partisi'nin ilk iki dönemi Anavatan Partisi'ndeydim. Esnaf Odası yönetimlerinde görev aldım. En son vergi taktir komisyonunda İbrahim Talan ile görev yaptım. Gönüllü yardım kuruluşlarında bulundum.

İki çocuğum var, kızım İstanbul'da, oğlum yurt dışında.

Nuri Kahraman ismi ile yaşamak çok gurur verici. Çok faydası oldu onun oğlu olmak. Edep, adap, eğitim, terbiye öğrendik babamızdan. O tür insanları artık yakalamak çok zor. Babamın ölümüyle her şey tersine gitti. Baba gerçekten çok farklı bir şey. Baba direk..!! Öldüğünde anlaşılıyor. Hayatta olan babalara sahip çıksınlar..

Peki ya Gemlik.? Bildiğim kadarı ile Gemlik'in sorunlarına çok duyarlısın.

Gemlik;

Bizim çocukluğumuzda iskelede yüzdüğümüz, midye çıkararak Boksör Necati amcaya midye sattığımız, Evin restoranda rahmetli Mustafa amcaya gidip karnımızı doyurduğumuz, tertemiz deresinde yüzüp balık yakaladığımız, çaldığımız her kapıda karnımızın aç olduğunda karnımızın doyduğu güler yüzlü cömert insanların olduğu yer değil artık.. Çok örnek verilebilir. Doğasıyla, zeytini, balığı, insanı, yaşamı ile anlatılması mümkün olmayan , yaşayanların ancak bilebildiği Gemlik yok artık.

Ağların altına elbiselerimizi koyar, Manastıra kadar yüzerdik. Manastırda bekleyen deniz motorlarından denize atlardık. Kumla'ya giden motorlara biner orada da denizin keyfini sürerdik. Sakindi, temizdi.

Balık o kadar boldu ki, balık 1 lira, balığın sandığı 10 lira olduğu zamanlardı. Balığı hediye ederler, sandık boşa gitmesin derlerdi. Zeytinliklerde her zeytinlik sahibi bir kaç ağacını toplamaz, başakçılar toplasın diye malının zekatı olarak bırakırdı.  Yağını sıktırır, ne kadar komşusu varsa dağıtırdı zeytini olanlar.

Zeytin, zeytinyağı, balık boldu. Herkes payına düşeni alırdı. İşte böyle güzeldi Gemlik.

Çok özenilen, gelen her memurun, insanın kalmak istediği bir şirin sahil kasabasıydı Gemlik.

Peki şimdi nasıl görüyorsun Gemlik'i?

Hamsi Karadeniz'den geliyor 40 lira, balıkçılık bitti. Zeytin lüks meyve oldu. Merdivenin basamağı yükseldi. Üreten para kazanamıyor. Zeytinyağını tatmak için bardakla veren yok, karnın aç olsa kimsenin kapısını çalamazsın, komşuluklar bitti, yeşile hasret kaldık.. O şirin ilçenin yerinde yeller esiyor..

Siyasi rantlar başladı. Kişilerde para hırsı, cepçilik Gemlik sevgisinin, doğanın, insanlığın  önüne geçti. Üç daire almak için doğa katledildi. Denize girdiğimiz yerlere tonlarca kayalar döküldü, denizle aramıza set çekildi. Manastır Mehtap gazinosunun önünde denize girdiğimiz, midye pişirdiğimiz o Manastır değil. O Gemliklinin püfür püfür bindiği yolcu motorları salınmıyor denizde. Hangi yana baksan kaybolmuş bir mazi var.

Rant çekişme sonucu ile katledilen bir Gemlik'te yaşamak mecburiyetinde kaldık. Hizmet için gelenlerin mal, mülk yaparak çekildiği Gemlik'ten beton yığını bir  ilçe doğdu.  Eskiden herkes birbirini tanırdı, şimdi kaç buçuk insan var belli değil. Dolduk, göç aldık ve Gemlik'in düzenini, dengesini bozduk.

70-80 fabrikası olup işsizliği tavan yapan yapan, kilometrelerce sahili olan ama denize girilemeyen, içinden geçen iki deresinde gondollar yüzebilecekken, farelerin, yılanların cirit attığı, ulaşım sorununun, park sorununun tavan yaptığı, sahilinde halk içi çay bahçelerinin olmadığı, emeklinin banklarda oturarak seyyar çaycılara mahkum olduğu, bir yer nasıl anlatılır. Sende biliyor ve yazıyorsun söyleyecek çok şey var.

Bu hale gelmemize neden olan Bakanı, Milletvekili, Belediye Başkanı, siyasetçi, sorumlu kim varsa onları Z kuşağının taktirine bırakıyorum.

Elimizde sihirli bir değnek olsa, keşke 70-80 yıllarına dönsek ve eski Gemlik'i geri getirsek çok isterim. Biz ileriye gidelim derken mahvettik her şeyi..

Sinan Kahraman Bey ile engelsiz kafenin oradaki bir banka oturduk, önümüzdeki tellere, balıkçı tekmeleri ve taşlara rağmen denize karşı bir sohbet yaptık. Babası, ailesi ve her zaman ortak derdimiz Gemlik üzerine..

Sahilden yürüye yürüye gelirken de şöyle bir çevreye," Acaba bu yazdıklarımızda haksızlık payı var mı?" diye göz attık. En kötüsü de ikinci sahilde Tuvaletin olduğu yerdeki bir çocuk parkındaki görüntüydü. Dayanamadım ve internetteki sayfama yetkililere uyarı olsun diye koydum..

Bu nedir artık siz karar verin. Eskiden bizlere hayat bilgisi, vatandaşlık, yurttaşlık bilgisi dersleri verilirdi. Ben de keşke diyorum, keşke eğitim öğretimde bu derler yine olsa. Keşke okullarda olduğu gibi seçimlerde sınavlar olsa. Hayat bu kadar ucuz ve basit olmasa.

Çocuklarımız en değerli varlıklarımız. Onları eğitimcilere teslim ediyoruz gönlümüz rahat. Fakat bizi yöneten kamu yöneticilerinden de aynı duyarlılığı bekliyoruz. Bir ay önce sosyal medyada yayınladığım kaydırağın altına destek yapılmış iki taş öylece duruyor. Kim bilir ne zamandan beri ve ne zaman yapılacak? Umarım çocuklarımıza bir zarar gelmez. Onlar bizim geleceğimiz...

Sinan Kahraman Beye teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum..

Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyor, ebediyete intikal etmiş öğretmenlerimiz rahmetle anıyorum..

Reyhan ÇORUM.