Murat Bayram


2020 diyetler ödetip, yüzleşmeler yaşatacak

2020 diyetler ödetip, yüzleşmeler yaşatacak


2020 diyetler ödetip, yüzleşmeler yaşatacak

2020 Yılı felaket ve uğursuzluklar ile geldi. Belli ki bu yıl diyetler ödenecek, yüzleşmeler yaşanacak.

Şunun şurasında yeni yılın 42. gününe erdik, lakin onlarca yıllık yıkımı, ziyanı bir kaç haftada yine yaşadık.

Elazığ depremi, çığ düşüp askerlerimizi, insanlarımızı karlar altında yitirişimiz, İstanbul Sabiha Gökçen havaalanında bir uçağın düşmesi ve 3 parçaya bölünmesi; Genel Kurmay Eski Başkanı Sn. İlker Başbuğ'un, “Ergenekon kumpası döneminin bazı siyasetçilerine fetö’ nün siyasi ayağı oldukları ile ilgili dava açın,” açıklaması ve nihayetinde Suriye’de Beşar Esad'ın (Rusya’nın uzaktan kumanda ile yönettiği) ordusunun açtığı topçu ateşinde verdiğimiz şehitler.

Elbette küresel kapasiteye bir anda ulaşabilecek “corona virüsü” tehdidini de unutmamalıyız.

Hükümet, corona virüsünün ülkeye girişini engellemek amacıyla bir dizi tedbir aldı. Çok şükür, bu virüsün ülkemizden uzak tutulması şimdilik başarıldı.

Bizim sıkıntılarımız bize yetiyor, birde corona ile uğraşmazsak çok iyi olur...

Tabi ki bunca felaket yalnız gelmedi.

Çeşitli sıkıntıları çantasına koyup önümüze saçtı, az biraz beynini işletenlerin yeni sorular üretmesini sağladı.

Bu sıkıntıların ve hakkında üretilen soruların, alınacak muhtemel yanıtlarına bakılırsa en önemlilerinden KIZILAY meselesi olacaktır.

Atanmış yöneticilerin liyakatine değinmeyeceğim; görevden alınmadıklarına göre “atayan, atadıklarından” memnun demek!

Bağış paralarının KIZILAY, ENSAR ve onun üzerinden  Amerika’ya aktarılması meselesi yenilir yutulur değil.

Geçen gün bir tartışma programında katılımcılardan biri, durumu tespit eden büyülü cümleyi telaffuz ederek “bu iş düpedüz VERGİ KAÇAKÇILIĞIDIR!” yani “kral çıplak” dedi. Gerçi muhalefet sürekli “vergi kaçırmadır bu, bu kurumların hesapları incelensin,” diyor; lakin ne fayda? Meclisteki çoğunluk araştırmaya izin vermiyor. Acı bir durum.

Demokrasi ile yönetilen ülkelerin kurumları şeffaftır. Her mülk “milletin malıdır” ve siyasetçiler milletin “kendi malını” denetleme hakkına engel olamazlar; engel olmaya yönelik kanunlar hazırlayamazlar. Usül budur, vatandaş uyulmasını bekler.

Van'da çığ düştü ve 3 vatandaş çığ altında kaldı. Ardından yardım için bölgeye ulaşan asker ve siviller de belli ki “gerekli tedbirler ve bilgiler alınmadan” olay alanına sokulunca, ikinci çığ düştü ve onlarca askerimizi yitirdik.

AFAD’ın eğitimli ve profesyonel ekiplerine olay alanını teslim etmeyip, çığ alanına asker ve sivillerin girmesi talimatını veren; hiç bir bilgi ve tecrübesi olmadığı aşikar olan “sivil sorumlular” derhal soruşturulmalı, bu kayıplarımızın hesabı kendilerinden sorulmalıdır. Asker ve vatandaşlarımızın kanı yerde kalmamalıdır.

Sabiha Gökçen havaalanında düşen uçak da yüreğimizi ağzımıza getirdi. Allah korudu onlarca yolcuyu.

Kaza yapan uçaktan önce inmesi gereken uçak 2 sefer pisti pas geçiyor, pilot güvenemiyor ve uçağı Ankara’ya geri döndürüyor. Bu uçağın yolcuları arasında İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener’de var. Ardından gelen uçak inişe geçiyor ve pistte kayıp üç parçaya bölünüyor. Şimdi olayın sorumluları araştırılıyor.

Genel Kurmay Eski Başkanı Sn. İlker Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz kumpas davaları sürecindeki görevli olan siyasiler için “haklarında dava açın,” dedi Pardora’nın kutusunu açtı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’da siz de Başbuğ’a dava açın dedi, filim koptu.

Nerede koptu film demeyin, bende koptu!..

Nasıl kopmasın?

Düşünsenize; dönemin AK Partili bakanlarından Bekir Bozdağ aklıma geliyor. Şöyle diyordu Fethullah Gülen’e hitaben: “Hocaefendi ne olur yurda geri gelin, öldük bittik hasretinizden, yeter bu hasret,” vs vs...

Ardından bir diğer AK Partili bakan Bülent Arınç. Hani, kozmik odaya girilmesinin olaylar zincirini başlatan kişi. Ne methiyeler düzüyordu fetö olimpiyatlarındaki konuşmasında Fethullah Gülen’e. Şimdilerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a danışman oldu, iyi aylık alıyor; bordrosu kabarık.

Birde ta Amerika’ya Fethullah Gülen’i görmeye giden AK Parti Milletvekili gurupları var; Fethullah Gülen ve yakın avanesiyle beraber basında da yayınlanan fotoğrafları var.

Şimdi bunlar dava açacaklarda savcı ve hakim bunlara demeyecek mi, “siz değil misiniz beyefendi izlemekte olduğumuz bu delil videosunda, fetö terör örgütünün elebaşına bu methiyeleri dile getiren,” diye?

Ne yanıt verecekler?..

Versin, hepsi mahkemeye versin İlker Başbuğ’u,

Arşiv unutmaz, her şey kayıtlı. Kendi kendilerini ihbar etsinler.

Bu davalarla ortalık ya şenlenecek, ya da üstü örtülecek; kimse kendini ihbar etmeyecek.

Ruslar’ın kuklası Suriye ordusunun açtığı ateş sonucu, gözlem noktamızda askerlerimiz şehit oldu.

Ruslar “Suriyeliler vurdu,” desin dursunlar. Beşar Esad ve ordusu, Rusların izni olmadan “yellenemezler” bile.

Gördüğüm o ki birileri Suriye ordusunu ayağımıza dolamaya niyetli. Eğer öyle olursa ordumuzun sonraki karargahı Halep’de kurulabilir; yalnız bu iş bize Kıbrıs karasularında yaptığımız doğalgaz aramaları noktasında ne derece sıkıntı verir? Düşünmek gerek!

Sıraya koyarsak: Libya, Mısır’daki hükümet, İsrail, Suriye, Kıbrıs konusu. Bunlar her devletin bir arada yönetebileceği cinsten meseleler değil. Bu sorunların yönetilmesinde “binlerce yıllık devlet kültürü birikimimizin” zenginliğinden faydalanıyoruz. Beş on yıllık hamlelerin meyveleri değil bunlar. Yüzlerce yıllık siyasi devamlılığının eseri.

2020 yılı bizi “hafızamızı kullanmaya, genlerimizi uyandırmaya” zorlayacak, bu belli oldu. Harekete geçmekte geç kalmamalıyız.

Öncelikle içerideki liyakatsiz atanmışların yerine iş bilir insanları koyarak işe başlamalıyız. Siyasetçileri bu bilince yükseltmeliyiz. Seçmenimizi eğitmeliyiz.

Ardından fetö’nün “varsa” siyasi ayağının bulunması için “hukuk” yollarını çalıştırmalı, suçluların “geçmişi ve yediği haltlarla” yüzleşmesini sağlamalıyız.

Bunca hamle ve tedbirden sonra geri kalan tevekkül ve duadır; bu hamle silsilesinden gayrısı da umut tacirliğidir, palavradır.