• Çarşamba 25.3 ° / 12.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 17 ° / 9.5 ° bulutlu bulutlar
  • Cuma 20.5 ° / 10.5 ° Bulutlar


UMURBEYDE BİR KONAK..

UMURBEYDE BİR KONAK..

UMURBEYDE BİR KONAK..

BU MAKALE, BURSA ARKEOLOJİ MÜZESİ ARAŞTIRMACISI BENGİ ÇORUM'DAN ALINMIŞTIR.

(Turhan Atasoy'un ANI kitabında yayınlanmıştır)

Bursa ili Gemlik ilçesine bağlı olan Umurbey, Gemlik Körfezinin doğusunda, Katırlı (Kurban) dağlarının eteğindeki yükseltilerin yamacında zeytinlikler içinde kurulmuş, Gemlik Körfezini kuş bakışı gören şirin bir beldedir. Bursa Yalova kara yoluna 3 km asfalt yol ile bağlı olup, Gemlik'e 4 km, İstanbul'a ise 198km uzaklıktadır.

Adını Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın doğduğu köy olarak da duyuran Umurbey oldukça eski bir tarihe sahiptir.Köyün güneyinde bir kısım yerleşim yeri Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 11.02.1990 tarih ve 953 sayılı kararı ile 3. derece Arkeolojik sit alanı tescil edilmiş, Bursa Müzesi tarafından 1996 yılında bu alanda yapılan sondaj kazısında  M.S. 3. Y.Y tarihlenen bir mezar ve bir mezar odası bulunmuştur. Böylece köyün bulunduğu alanda  Geç Roma Devri yerleşimi, daha sonra da Bizans yerleşimi olduğu tespit edilmiştir.

Osmanlı yerleşimi ise, Türklerin bu bölgeye gelmesi ile başlar. Orhangazi Bursa'yı fethettikten sonra, çevre fetihleri başlamış,1330 yılında İznik'i, 1334 yılında Gemlik'i fethetmiştir.(1) Gemlik'in kuşatmasına Orhangazi seçkin kumandanlarını tayin etmiş, Bunlar Balaban Bey, Yazır Bey, Akçakoca, Örencik Bey ve Kozalan Bey idi. Kara Ali Bey ve oğlu KaraTimurtaş Paşa ise, bu kuşatmanın en büyük güçleri idi.(2) Kuşatma uzun yıllar sürdüğü için kumandanlar küçük çadır köyler kurmuşlar, askerlerin ailelerini de getirerek buraya yerleşmişler. Gemlik'in fethinden sonra bu çadır köylerin yerine evler inşa edilerek Gemlik'in kontrolü sağlanmış.(3). Bugünde Umurbey Beldesinde bu köylerin bulunduğu mevkiler aynı adla anılır. ( Balaban, Yazır gibi)

Gemlik'in fethinden tahminen yüz yıl kadar sonra Mazor Köyleri denilen bu beş küçük köy, Lala Şahin Paşa'nın torunu Umurbey tarafından birleştirilmiş ve kurulan yeni köye Kozca adı verilmiştir. Daha sonra ise kurucusunun adını alarak Umurbey olmuştur.

Umurbey Sultan 1. Murat'ın veziri Lala Şahin Paşa'nın oğlu Musa Bey'in oğludur. Sultan 1. Beyazıd (Yıldırım), kızı Erhundi Hatunu Abdullah oğlu Bedreddin Mahmud Pars Bey'in oğlu Yakub Bey ile evlendirmiş,(4) ve kızına mülk olarak Mazor denilen yukarıda adı geçen köylerle civardaki araziyi ( bugün Umurbey beldesinin olduğu araziyi) vermiştir. Erhundi Hatun ile Yakub Beyin oğlu olan Yel( pehlivan) Umurbey'in kızı Hundi Hatunda Lala Şahin Paşa'nın torunu Umurbey ile evlenmiştir. Böylece akraba olan Pars Bey ile Lala Paşa aileleri  Sultan 1. Beyazıd'ın kızı olan Elhundi Hatun vasıtasıyla Osmanlı Hanedanı ile akraba olmuşlardır. Elhundi hatunun vefatı ile bu arazi kocası Yakub Beye kalmış. Yakub Bey de bu araziyi babası Bedrettin Mahmud Pars Bey'in Şehreküstü semtinde kendi adına yaptırdığı ve bugünkü Şehreküstü Camii diye bilinen yerde bulunan cami ve zaviyesine vakfetmiştir. (5) İlk devir Osmanlı yapılarında olduğu gibi bu cami ve zaviye aynı yapı olmalıdır. Sonra burası Yakub Bey zaviyesi adını almıştır.

 Bu zaviyede gelişen Pars Bey vakfına daha sonraki yıllarda Yakub Bey'in torunu ve Yel Umurbey'in kızı Hundi Hatun müteveli olmuş, onun yerine bu görevi eşi Lala Şahin Paşa'nın torunu Umur Bey yürütmüştür. Bu tarihten sonra Pars Bey vakfının idaresi ailenin damadı olan Lala Şahin Paşa damadı olan Umur Bey'in eline geçmiştir. Umur Bey'in 857 H(1453 M)tarihli vakfiyesi vardır. Bu vakfiye Umurbey köyünde kendi adına kurduğu zaviyenin vakfiyesidir. (9) Köyü bu tarihlerde kurmuş olmalıdır. Umur Bey Şaban 874 H(1469 M) yılında ölünce, köyün güneyinde bulunan Beyler Mezarlığına gömülmüştür. Mehmed, Hasan ve Yakub Çelebi adında üç oğlu ile Döndü( Hundi) Hatun adında bir kızı vardır. Babasının ölümünden sonra Koca Mehmed Çelebi vakıfa mütevelli olmuş, o da öldüğü zaman babasının yanına gömülmüştür. Daha sonra Yakub ve Hasan Çelebiler vakıfa mütevelli olmuşlardır. Vakfın idaresi için Umurbey'in çocukları ile Pars ailesinden gelen diğer aile bireylerinin arasında bir çekişme olduğu söylenebilir. Pars Bey'in torunu olan Yel Umur Bey'in torunu Pir Ali Bin Osman, Şehreküstü zaviyesinin idaresinin kendi hakkı olduğunu hükümete hümayun ile isbat etmiş, o sırada müvekkili olan Umur Bey'in oğlu Yakub Çelebi ile beraber idare etmelerini istemiştir. Cemaziyül-evvel 914(3 Eylül 1508 .Fakat sonraki yıllarda Umur Bey'in soyundan gelen torunlar vakıfa mütevelli olmuşlardır.

1216 H (1801M) yılında Bursa'da bulunan Pars Bey tekke ve camii yanmış, cami yeniden yapılmış, tekke ise yapılmamıştır. Bu aileden Ahmet Baba Efendi Umurbey'den Bursa'ya gelerek kendi ismiyle anılan tekkeyi kurmuş, postnişin olmuştur. Daha sonraki yıllarda aile tekkeyi devam ettirmiş, Mehmet Bahüüddin Efendi tekkede bir kütüphane kurmuştur. Bu kütüphaneye ait kitaplar bugün Bursa Eski Eserler Kütüphanesindedir.(9) 1911 yılında caddenin genişlemesi dolayısı ile tekke yıkılmış, sadece sokağın adı " Pars Sokağı" olarak kalmıştır.

Bugün Umurbey'de ataları Pars Bey ve Umurbey 'e dayanan pek çok aile bulunmaktadır. 1999 yılında Umurbey Beldesinde Celal Bayar Vakfına görevli olarak gittiğim bir gün vakfın mütevelli heyetinden ailesi Umurbey ve Pars Bey'e uzanan  Bursa Milli Eğitim eski Müdürü ve ilk Öğretim Eski Genel Müdürü Ertuğrul Seyhan göstermek istediği bir ev olduğunu söyleyerek beni küçük bir eve götürdü. Bana o gün küçük evin aslında bir konağın parçası olduğunu söyleyerek Umurbey köyü hakkında çok değerli bilgiler anlattı.

 Bugün çıkmaz sokağın sonunda bulunan bu evin alt duvarları yığma taş, üstler ahşap karkas arasına kerpiç dolguludur. İki katlı evin yanlarında aynı karakterde pek çok ev bulunmaktadır. Hepsinin sahibi akraba olan bu evlerin, aslında bir konağın parçalanmasından meydana gelen evler oldukları kolayca anlaşılır.  Bugün Mahmud Ağalar'ın evi olarak bilinen bu ev aslında Pars Beyler Konağının bir parçasıdır.

Konağın mimarisi hakkında bilgi verebilmek bugün için imkansızdır. Çünkü bazı evler yıkılıp yerine yenileri yapılmıştır. Bunların kimi yeni yapılmış tuğla evlerdir. Kimi aynı aileden gelen Çırgan ailesine ait ve kapısında 1320H( 1904M) tarihi olan (Ahmed sene 1320) ev gibi 20. yüzyılın başında yapılmıştır. Bazıları da kaderine terk edilmiş harap durumdadır. 1904 tarihli evin arkasında bulunan ve yine Çırgan ailesine ait olan harap bir evin sadece dilimli kemerli özgün kapı kasaları ve alçı pencereleri kalmıştır.

Pars Bey Konağı diye bilinen konağın alanının köy meydanına kadar indiği ve tüm adayı kapladığı köyün yaşlılarınca ifade edilmektedir. Yine köyün yaşlılarının nine ve dedelerinden dinlediklerine göre, Sultan Abdülaziz 1862 yılında Gemlik tersanesini ziyaret ettiğinde Umurbey Köyüne de uğramış ve akrabası olan Pars Bey ailesinin konağında ağırlanmıştır. Ama ben araştırmalarımda bu ziyareti kanıtlayacak belge bulamadım. Orhaniye Mahallesi, Pars Bey caddesinde bulunan bu evde benim ilgimi çeken ve bu makaleye konu olan , evin üst katında kalem işi dediğimiz, ahşap ve sıva üzerine yapılmış boyalı nakışlarla süslü bir odadır.

İki katlı kerpiç evin kapıları, pencereleri bozulmuş, bir çok yeri yeni sıvalarla kaplanmış, badana ve boya yapılmıştır. Bugün kapıdan girişte küçük bir taşlık, sonradan bölünmüş iki küçük oda ve mutfak vardır. Yine sonradan yapıldığı belli olan bir merdiven ile üst kata çıkılır. Bu katta sofa denilemeyecek kadar küçük bir alanın sağ tarafında bir oda, onun yanında kuzeye bakan bir oda bulunur. İşte bu kalem işleri ile süslü olan odadır. Odanın tek kanatlı kapısı, yuvarlak dilimli kemerlidir ve ahşap geçme panolardan oluşur. Kapıdan girişte küçük kare şeklinde kapı boşluğu vardır. Dıştaki kapının eşi olan iç kapı odanın seki altı bölümüne açılır. Bu odanın önündeki küçük sofanın kuzey duvarında , oda kapısı hizasında duvar boyunca bir raf uzanır.

Oda da seki seki altından sütunlu bir bölge ile oturma kısmına geçilir. İnce ve uzun dört ahşap sütun, ortada yaklaşık 2metreyi bulan yuvarlak dilimli bir kemer ile iki yanda karakterdeki daha küçük kemeri taşır. İki sütun ortada diğer iki sütun ise odanın duvarına yapışıktır. Oda kapısının yanında dört kapılı ahşap dolap( yüklük) vardır. Değişik boyuttaki dikdörtgen geçme panolardan oluşan bu dolabın üç bölümünün, iki yanında yuvarlak dilimli kemerleri olan üst üste sıralanmış  üçer adet niş bulunur. Dördüncü dolap ise soldaki nişlerin yanındadır. Ne yazık ki bugün dolap ve kemerler beyaz, sütunlar ise siyah yağlı boya ile boyanmıştır. Muhakkak ki eskiden dolap panoları , nişlerin köşe dolguları ve kemerler kalem işi nakışlarla bezeliydi. Ama bugün o süslemeleri izleme imkanımız kalmamış. Dolabın üzerindeki ahşap kısım ile sıvalı kısmı ayıran, beyaz yağlı boya ile boyanmış ahşap bir raf vardır. Seki altının kahverengi zeminine boyanmış tavanı çıtalarla çapraz karelere bölünmüştür.

Oturma bölümünde pencereler kapatılmış yeni pencereler açılmıştır. Ama eski pencerelerin izleri bellidir. Bu bölümün tavanı daha gösterişlidir ve üç kademe halinde çukurdur. En dışta üzeri beyaz badana ile boyanmış, fakat izleri belli olan kalın ahşap bir bordür vardır. Karşılıklı iki S kıvrımlı yatay motiflerin iki ucunda çiçek demetleri gözükmektedir. Yatay S'lerin aralarındaki boşluk ters olarak yapılmış, üç bölümlü çiçek ile doldurulmuştur. Bunun üzerinde daha çukurlu beyaz zeminli iç bükey ve daha ince bordür vardır ki, bu sıva ile yapılmış bordürdür. Her kenarın ortasında ve köşelerde mavi renkte  ve gölgeli boyanmış dal yaprakların oluşturduğu yuvarlak madalyonların, iki kenarındaki uzantılarının uçlarından çıkan kırmızı güller, ve tomurcuklar ile yeşil yapraklardan  oluşan çiçek demetleri vardır. Bu bordürün üzerinde daha kalın ve tavan ile aynı seviyede olan ana bordür, kırmızı zemin üzerine , koyu yeşil renkte ve gölgeli olarak boyanmış yaprak ve dallardan oluşan iri ve yatay C kıvrımlı  süslemelerin, bir ters, bir yüz sıralanması ile meydana gelen bir bezeme ile süslenmiştir. Bu C kıvrımlar aynı renk ve teknikle boyanmış iri yapraklarla birleşirler. Kıvrımların içi, ortada kıvrımların uzantısı olan üç dilimli bir süslemenin üzerinden çıkan dallar üzerindeki yeşil renklerle boyanmış gül, sümbül, lale, katmerli düğün çiçeği, zerrin, şakayık gibi çiçeklerle bezenmiştir.

Kırmızı zeminli tavan ise çıtalarla karelere bölünmüştür. Karenin ortasında yer alan tavan göbeği de ortaya doğru çukur olup tavan gibi üç kademelidir. En dışta bulunan ve tavan ile aynı seviyede olan kalın bordür kırmızı zeminlidir. Bu bordürün her yanında petrol yeşili renkte ve gölgeli olarak boyanmış, ikişer kartuş bulunur. Kartuşlar ortada sivri kemer rengini alarak ve birbirlerine geçmeli olarak birleşirler.  Köşelere gelen kenarlar ise bükey formundadır.  Bu kenarların ortasındaki üç dilimli süslemeden çıkan çiçek ve yapraklardan oluşan dal motifleri kartuşların içini doldurur.  Köşelerde ise yuvarlak madalyonlar vardır.  Madalyonların içleri çeşitli renklere boyanmış çiçeklerle süslüdür.  İçteki ikinci bordür daha ince ve alt seviyededir. Bu bordürde beşer dilimli, beyaz renkteki yaprak  motifleri alt kenar uçları üst üste gelecek şekilde kırmızı zemin üzerine sıralanmıştır. En içte ise on köşeli yıldızdan gelişen on köşeli motifin içi çıtalarla üç bölüm halinde çeşitli geometrik şekillere bölünmüştür. Kırmızı , beyaz ve petrol yeşili zeminli bu bölümlerin içleri yeşil renlerdeki çiçeklerle bezenmiştir. On köşeli motif ile kare arasındaki köşe dolguları ise kırmızı zemin üzerine yapılmış çiçek demetleri ile doldurulmuştur.

Duvarlar badana ile boyanmıştır. Evin bugünkü sahipleri evvelce dolap kapaklarında, duvarlarda nakışlar ve yazılar olduğunu, ama bunların sonradan boya ve badana ile kapatıldığını, yıkılan ve yeni yapılan bitişik evdeki bazı odaların da yıkılmadan evvel süslemelerle kaplı olduğunu ifade ediyorlar. Anadolu da bir çok evin duvarında görüldüğü gibi  belki ashab-ı keyf isimleri, belki Bursa'da Abdal Mahallesinde bugün yıkılmış olan 1182H(1768 M) tarihli evde olduğu gibi şiir yazılıydı. Gerçekten de evin çok süslü ve duvarlarında yazılar bulunduğunu bir kaynaktan öğreniyoruz(15) 1668-1729 yılları arasında yaşayan, Gül- deste-i Riyaz-ı İrfan ve Nuhbet-ül Asar adlı iki önemli eserin yazarı Bursalı şair İsmail Beliğ Pars Beyin ailesinden gelenlerin oturdukları Umurbey Köşkündeki evlerine misafir olarak gittiğinde, ev sahibinin evde bulunmaması ve evin küçük oğlu Mahmud Ağa'nın kendisinden ve eve geldiğinden hoşlanmadığını hissetmesi üzerine iki beyti yazarak göndermiş.

Evvela karyenize kasd-ı nüzul ittikde

Yüzünü görmüş idük Mahmud Ağa meş'umun

Pars Bey nesli imiş bize de isbad itdi

Par'la yara yazdı bizi Pars hemen mahdumun

Başka bir zamanda ise, yine Umurbey'e gittiğinde Mahmud Ağa'nın babasının, güzel süslü evini methetmek üzere duvara şu beyti yazdığını ifade etmiş.

Cenneti görmek isteyen adem

Gelip iş bu makamı seyr itsün

Kim ki istemezse görmeğe rağbet

Mani olman cehenneme gitsün

Odanın sıva üzerine yapılan nakışları bugün sadece seki altı bölümünde, dolap ile tavan arasında kalan bölümündeki manzara resmidir. Bu bir İstanbul görüntüsüdür.  Sarayburnu, Topkapı sarayı, sahil köşkleri, Kız kulesi, karşıda Üsküdar, arkada adaları görüntüleyen bir süslemedir.

Resmin sağında Topkapı Sarayı genel görüntüsü olarak tanınabilmektedir. Bu duvar resmi Anadolu'da bir çok evde görülen İstanbul manzaraları içinde gerçeğe en uygun olanların bir tanesidir ve iyi sayılabilecek bir perspektife sahiptir. Ayrıntılara gelince, Üçüncü avluda dikdörtgen pencereli, iki katlı binalar yer olarak değil, ama görüntü olarak belki haremi anımsatan yapılardır. Onların sağındaki revaklı bina üçüncü avludaki yapı gruplarından bir tanesi olabilir. Solda kubbeleri ile has oda, sütunlu iki köşk, üçüncü avlu ile dördüncü avluyu ayıran, çift katlı pencereleri bulunan bir duvar vardır. Üçüncü avludaki binaların ortasında açık ve koyu yeşil renkli ağaçlar ile tahtalara bölünmüş, meyilli bir bahçe görülür.

Altta Bağdat , Revan ve Sofa Köşk'ü ile Sofa Köşkü camii ve minaresi olduğunu tahmin ettiğimiz, beyaz renkli ve çatılarında küçük kubbeler olan yapılar vardır. Sahilde ise, sağdan sola doğru denize uzanan bir kapı ile onun yanında sütunlar üzerine yükselen revaklı bir yapı bulunur. Bunlar belki o bölgede bulunduğu söylenen Yalı köşkü ve onun yanında denize doğru uzanan Yalı köşkü kapısıdır. (16) Ondan sonra ayaklar üzerine oturan iki katlı Sepetçiler Kasrı olduğu düşünülen yapı, duvarlar, arkada Has Bahçe görülür. (17) Topkapı sarayı 3. avlusundan Sarayburnu'na kadar inen meyilli arazi Has Bahçe'dir. Koyu yeşil çizgilerle, kare tahlara bölünmüş ve her tarhın ortasına kırmızı renkli çizgilerden oluşan çiçekler dikerek Hasbahçe tasvir edilmiştir. Bu duvar resmindeki Has Bahçe görüntüsü 1791-92 tarihli Soma Hızır İlyas Bey Camii harim kapısı üzerindeki panoda bulunan bahçe ile çok benzerlik gösterir.(18)Hasbahçe'nin önündeki açık kepekleri ile  Sahil Sarayı, ondan sonra sahildeki diğer yalı köşkleri çizilmiştir. En arkada yine koyu ve açık yeşil renklerle boyanmış ağaçlar sanki Ahırkapı ile Topkapı Sarayı arasındaki ağaçlık alanı anımsatıyormuş gibidir.

Orada Kız Kulesi, solda kırmızı ve beyaz renklerle yapılmış bir çadır,(otağ)vardır. Çadırın Üsküdar'ı sembolize ettiği düşünülebilir. Osmanlı Ordusu Anadolu'ya sefere çıkacağı zaman Üsküdar'a padişahın otağı kurulur ve ordu orada toplanır, oradan sefere çıkılırdı. Çadırdan sonra arada bir boşluk vardır ki, bu bahçeden çok çadırı andırır. Üzerinde hiç ağaç ve çiçek yoktur. Bunun yanında sahilde sütunlar üzerinde oturan bir köşk, arkada başka bir köşk ile Üsküdar sarayı tasvir edilmiş olabilir. Köşklerin ortasında tek minareli , bir büyük, bir küçük kubbesi olan cami vardır.  Bu sarayın içindeki bir cami mi, yoksa otağ, Üsküdar'ı sembolize etmekte ise bu saray ve cami de, Şemsi Paşa Sarayı ve camii mi, belki de Üsküdar sahilinde olan saraylardan bir tanesi olduğu düşünülebilir. 18. Yüzyılda Üsküdar'da bir çok saraylar ve bahçeler olduğu bilinmektedir.(19)

Bu yapıların arkasındaki koyu ve açık yeşil renklerle iki ağaç Üsküdar bahçelerinin varlığını gösteriyor. Otağ'ın sağ yanına sıralanan ağaçlarla da Üsküdar'ın koruları resmedilmiştir. Arkada kahverengi ve bej renklerle dört ada Prens Adaları'nı , onların arkasında koyu yeşil renkte boyananlar ise Hayırsız Adaları anımsatıyor. En sağda ise tek taraflı küçük ada Sivri Ada olabilir.  Bu kompozisyon , beyaz bulutlar ve mavi gökyüzü ile karışarak adaların daha çok uzakta oldukları izlenimini veriyor. Denizde ise kadırgalar, yelkenliler ve kayıklar içleri boş, kendi kendilerine yüzüyorlar. Sağda sahil köşklerinin önünde ise kürekleri ve köşkleri ile iki saltanat kayığı resmedilmiştir. Kayıkların içinde figür yoktur, ama iki uçlarda sanki figür yerine küçük bulutlar konmuştur.

Bu manzara ile tavan arasındaki beyaz zeminli iç bükey bordürde ,mavi renkli barok kıvrımların oluşturduğu iki oval madalyonun kenarlarından çıkan kırmızı gül , tomurcuk ve yapraklardan oluşan çiçek demetleri , iki madalyonun arkasında ise sarı zemin üzerinde kırmızı çiçek ve yeşil yapraklardan oluşan bir çiçek demeti vardır. Bu da mavi renkli ve üç dilimli vazo görevini yapan bir kıvrımın üzerinden çıkmaktadır.

Evin inşa tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ev sahipleri ise 600 yıllık bir geçmişi olduğunu ifade ediyorlar. Bu belirtilen yıl, köyün kuruluş yılı olmalıdır. O zaman köyün beyi için yapılan ev belki bu evin yerinde bulunuyordu. Evin planı hakkında bugün bilgi sahibi olamıyoruz. Sadece yapı tekniklerine göre 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başlarına tarihleyebiliriz.

Bursalı şair İsmail Beliğ (1668-1729), bu konağı ziyaret ettiğinde burayı cennete benzetmiş. Şair 1729 yılında vefat ettiğine göre evi o tarihten önce görmüş olmalı.  Belki duvarlarda daha eski süslemeler vardı, o duvarlar elbette boş değildi. Belki tavan göbeği ve tavan dış bordüründe gördüğümüz çiçek demetleri , saksılar ve vazolar içine yerleştirilmiş olarak 1137 H(1724 M) tarihli Mudanya Tahir Paşa Konağında olduğu gibi duvarları süslüyordu.  Ama bugün bunları varsayım olarak düşünebiliyoruz.

Odanın tavanını süsleyen ahşap kalem işlerindeki çiçek motifleri 18. yüzyılın ilk yarısı görüntüsünü veriyor. Nitekim bu .çekler Mudanya Tahir Paşa Konağı ve Topkapı Sarayı Yemiş Odasındaki çiçek motifleri ile çok benzerlik gösteriyor.

Manzara resmi, Topkapı sarayı Müzesi C.Y.477 envanter nolu yazı çekmecesinin üst kapağındaki manzara ile genel görüntü olarak çok benzerlik gösteriyor. 2. Mahmud döneminde yapıldığı tahmin edilen bu çekmecedeki resimde motifler daha gerçekçi işlenmiş ve aynı devrin eseri olan Adalet Kulesi 1825 yılında eklenen külahı ile birlikte belirtilmiştir.(20) Bu evdeki resimde ise adalet kulesi yoktur. Bu manzara resmi ve sıva üzerine yapılan süslemeler, 18. yüzyıl ikinci yarısı 3. Selim devri yapılarında görülen süslemeler ile benzerlik gösteriyor. Hasbahçe'nin tanzimi, barok kartuşlar, çiçek demetleri 1791-92 tarihli Soma Hazır İlyas Camii duvar resimleri ile çok benzeşiyor.

18. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da başlayan ve gelişerek yaygınlaşan manzara resimlerinin Anadolu'da ve Rumeli'de de benimsendiğini çeşitli örneklerden biliyoruz. (21) Anadolu da manzara resimli en eski örnek, Bursa da Abdal Mahallesinde bugün yıkılmış olan 1182(1768) tarihli evdir.(22) Bu evdeki manzaralar, başkent üslubu ile yapılmış olmalarına rağmen hayali ürünlerdir.

18. yüzyılın sonlarında 3. Selim döneminde ise İstanbul manzaraları çoğalmış, evlerin duvarlarının manzaralarla süslemeleri moda olmuştur. Umurbey'deki bu evde bulunan manzara resminde görülen dikdörtgen pencereler, açık kepenkler kırmızı damlı beyaz yapılar 3. Selim döneminin başkent üslubunu andırıyor.

Sonuç olarak bu odadaki süslemelerin aynı tarihte yapılmadığını, devrin modasına uygun olarak bazı zamanlarda yenilendiğini tahmin ediyoruz. Ahşap üzerine yapılan süslemelerin bir kısmının 18. Y.Y ilk çeyreğinde, bir kısmının daha sonra, manzara resminin ise 18 Yüzyılın sonlarında yapıldığını düşünebiliriz.

Bu konağın saray ile akrabalığı olan bir ailenin konağı olduğu ve Başkent'te yakın olduğu için İstanbul'dan gelen ustalar tarafından süslendiği düşünülüyor. Keşke tamamı korunabilseydi diyoruz.

Dipnotlar..

6-Vakfiyenin mikrofilmlerini bana vererek çalışmalarıma yardımcı olan Topkapı Sarayı Müdürlüğü ve arşiv personeline, vakfiyeyi okuyan İstanbul Üniversitesi  Öğretim üyesi  Doç. Dr. Hüsamettin Aksu'ya, teşekkür ediyorum. Bursa kütüğünün yeniden düzenlenmesi çalışmalarının içinde bulunan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi  Prof. Dr. Mefail Hızlı Vakfiye'yi inceleyerek  Bursa Kütüğündeki bazı karışık noktalara açıklık getirmeye çalıştı. Bursa Kütüğünde Yakub Bey, bazı yerlerde Abdullah oğlu Bedreddin Pars Beyin oğlu, bazı yerlerde kardeşi olarak geçiyor.  Prof. Dr Mefail Hızlı'nın incelemeleri sonucu,  İki tane Yakub Bey olduğuna, bir tanesinin Abdullah oğlu Bedreddin Pars Beyin oğlu Yakub Bey, diğerinin de Pars Bey'in kardeşi Abdullah oğlu Şerefüddin Yakub Bey olduğu kanısına vardı.  Çünkü hem Bedreddin Bey de, hem Şerefüddün Bey de baba adı olarak Abdullah geçiyor.  Diğer Yakub beyde ise baba adı geçmiyor. Sadece Bedreddin Mahmud Pars Bey'in oğlu olarak gözüküyor. Prof. Dr Mefail Hızlı'ya yardımları için teşekkür ediyorum.

7- Bestekar şeyh Mehmed Baha Pars, yazar ve şair Hakkı Baha Pars,  opera sanatçısı Umur Pars, bestekar şair milletvekili Muhiddin Baha Pars,  Prof Dr. Bedreddin Pars bu ailenin fertleridir. Bestekar ve ses sanatçısı Melahat Pars da bu ailenin gelinidir. Aile halen devam etmektedir.

Pars Bey ailesine daha sonraki yayınlarımızda yer vereceğiz.

Böylesine derin bir araştırmayı yaparak, çeşitli kaynaklardan bu makaleyi hazırlayan halam Bengi Çorum'a teşekkür ederim.

Reyhan ÇORUM..