• Cumartesi 17.3 ° / 11.7 ° Light rain
  • Pazar 14.1 ° / 12 ° bulutlu bulutlar
  • Pazartesi 17.4 ° / 11.3 ° kırık bulutlar


UMURBEY KÖYÜ'NÜN 82 YAŞINDA BİR ÇINARI, İSMAİL KENAR..

UMURBEY KÖYÜ'NÜN 82 YAŞINDA BİR ÇINARI, İSMAİL KENAR..

UMURBEY KÖYÜ'NÜN 82 YAŞINDA BİR ÇINARI, İSMAİL KENAR..

Köy gezilerimiz devam ediyor ve biz Nuran Hanım, eşi Osman Işık ile birlikte köy köy geziyoruz. Sizlerle paylaşacağımız bir çok kişi ve anı biriktirdik.

Bu gün sayfa konuğumuz, Nuran Hanım'ın eşi Osman Işık'ın yakın akrabası İsmail Kenar. Umurbey'de evinin ön tarafında bulunan Leman Teyze çay bahçesinde kendisi ile iki kez görüştük. Umurbey ve ailesi hakkında bilgiler aldık.  Acar ve Kenar ailelerini biraz olsun tanımaya çalıştık..

İsmail Kenar: Babam Abdullah Kenar, annem Acarların kızı Huriye Acar..

Annemin babası Mehmet Efendi'yi( sonradan Acar soyadını almışlar) padişah Abdülhamit 1893 senesinde para tahsil etmek için Gemlik'e gönderiyor. Batum'dan gelmiş.

Annemin dedesi koca İbrahim, Acar Mehmet'i yemeğe götürüyor. Hal ve hareketini beğeniyor, kızı Hacer'i nişanlıyor. Acar Mehmet burada nişanlanınca; memlekette üç kardeşleri varmış, annesini, babasını, kardeşlerini, hepsini buraya getiriyor.

Eyüp Ağa, Gürcü Ali Bey, Hüseyin Ağa, Batum Acara'dan gelen kardeşler. Kardeşlerden biri Gürcü Ali Bey. Ben hayvancılığa meraklıyım diyor, dağın arka tarafı (soğuk su denilen mevki), burada hayvan bakılır düşüncesi ile oraya yerleşiyor. Bir müddet orada kalıyorlar. Annem Gürcü Ali Beye amca derdi. Hatçe teyzemin babası Hüseyin ağa, Osman Işık'ın dedesi Eyüp ağa okulun(şimdiki Hasan Fehmi Okulu) olduğu yere ev yapıyorlar. Annemin amcasının torunları oluyor. Bütün sülale aynı mahallede oturmuşuz. Gürcü Salih'in babası da Fevziye'den gelmiş. Okulun olduğu yer annemin amcalarına ait dutluktu. O zaman böcekçilik yaparlardı. Eski okul( Rüştiye) yanınca, okulu buraya yaptılar.

Annemin ailesi Karadeniz'den gelmiş. Babamın babası ise Şükrüye köyünde doğmuş. Babam 6 yaşında iken babasını kaybetmiş. Ninemiz tekrar evleniyor. Babamlar üç kız, üç oğlan. O zaman amcam Ethem Kenar 16 yaşında, ufak amcam Tevfik Kenar ve üç yaşında birde amcam var. Amcam dayısının kızını kaçırıyor. Gürcü Salih'in annesi Hanife hala 12 kardeş. 6 yaşında olan babamı annesi evlenince alıp getiriyorlar ve halaları yanında büyüyor.

Osman Acar'ı, Mehmet Acar'ı bilirim. Abrakadabra ile anne tarafımız akraba. İbrahim Ürenin dedesi, dedemi yemeğe götürüp kızını dedeme veriyor. Ali Acar'lar annemin amcasının torunları.  Bizim akrabalar Gemlik'te çok geniş.

Babamlar aslen Şükrüye'den gelmişler. Babam Abdullah. Annem babamın halasının kızının kızı. Babamı halası büyütünce, kızı ile de evlendiriyor. Annemin kardeşi Nuri Refik Acar. Eski Hamidiye mahallesi muhtarlığı yaptı. Balık Pazarı muhtarlığı yapan Ahmet Acar ve Annem Huriye Acar üçü kardeş.(Onlar burada doğmuşlar.) Nuri dayımın oğlu Mehmet Acar, Sümerspor'da futbol oynardı. Eşi Emine Fevziye'li.

Babam Alman harbi sırasında 4 sene askerlik yapmış.

Fotoğrafları aradım bulamadım. Bir fotoğraf geçti elime size getirdiğim. İçinde annem var.  Fotoğrafta: Refik Acar'ın abisi dayım Nuri Acar, Hatçe Acar, Annem Huriye Kenar, dayımın kızı Melek ablamın çocukları ( Fazilet, Ali, Macit Mete) var.

Savaş yılları..

Yunan askerleri Umurbey'e geliyor ve iki sene burada kalıyor. Halk savaş zamanı Beli Güren dağına kaçıyor, buraları yakıyorlar.

Annem 1325 doğumlu. Ben annemin adını 17-18 yaşında öğrendim. Yaşlılar Hafız abla, teyze diye hitap ederdi.  Anne" Babam ne bildi de senin adını  Hafız koydu" dedim. "Oğlum benim adım Huriye" dedi. Annem anlatırdı, "12 yaşında hafızlığı bitirdim, dağda beni düz bir alana oturttular, kuran okudum. Sonra bir haber geldi, Yunan bozulmuş dediler. Biz köye döndük, evler yakılmıştı. Gemlik'te Ermenilerden kalma bize büyük bir ev verdiler. Üç kardeş orada oturduk. Ali Bey amcayı hiç gidip göremedik". Annemin annesi 52 de öldü.

Muhtar Ahmet Duran o günleri şöyle anlattı." Sizin dedeleriniz ahşaptan çok güzel bir ev yaptı. Yunanlılar burayı karargah olarak kullandı. Sonra da giderken yaktılar. Gürcü Ahmet insanları etrafına toplamış. Bir güzel de atı varmış. Kimse onlara yaklaşamazmış. Gürcü Ahmet denilince korkarlarmış. Dedemin kardeşi olur. O zaman ayıngacılık yapıyorlarmış, Ermenilerle çatışıyorlar, siz hayvanları götürün, ben onları oyalarım diyor. Çok çekmişler ondan ama sonunda pusu kurup öldürmüşler. Hiç evlenmemiş. Cesedini de bulamamışlar.

Babamın amcası cami yapardı.  Çanakkale harbine alıyorlar, orada sahra hastanesi yapılıyormuş. Gavur bir silah çekiyor, öldürüyor.  Atatürk 1938 yılında Sunğipek'e geldiğinde sormuş," Mevlüt Usta harpten döndü mü?" demiş. " O Çanakkale'de kaldı" demişler. Bizim köyde çok şehit var.

Çanakkale'ye gittiğimizde bir küçük mezar gördük. "Bu çocuk mezarının burada ne işi var" dedik.  İngiliz subayı bir askerin kafasını kesmiş, yanında götürmüş. Mumyalatmış ama sonra pişman olmuş olacak, o kafayı Türkiye'ye teslim etmiş. O mezar kafanın mezarıymış.

Sizi biraz tanıyalım.

Umurbey, 1939 doğumluyum. İlk okulu 44 yılında burada okudum. Biz iki kardeşiz. Kardeşim İsmet Kenar.

Eski Belediye'nin olduğu yer Rüştiyeydi. Biz okula giderken yakacak odunumuzu kendimiz götürürdük. Ülker öğretmen, Refahat, Mevlüt, Remzi Bey vardı. Refahat ve Ülker öğretmen İstanbulluydu. Sonrasında bir kaç kere buraya geldiler.

57 senesinde kuru odun getirmek için üç arkadaş dağa çıktık. Arkadaşın birinde beygir, bizde eşek var. Asayiş'in üstünde yağmur bastırdı. Buraya kadar geldik dedik umursamadık ama öyle ıslandım ki, o gün yağmur içimize işledi. İki sene sonra nefesimde kesiklikler başladı. Tükürünce kan geldi. Annem üzüldü. Muhtar Ahmet'in annesine gitti. Dr. Ali Rıza onların akrabasıydı, " Azıcık benim oğlanı muayene etsin" dedi. Muradiye hastanesi göğüs hastalıkları bölümüne gittik. Soyundum baktı," Bunun sağ tarafında kuş gözü kadar delik var. Ben şimdi hastaneye yatıracağım, Umurbey'e sağlam yollayacağım" dedi. Başladım ağlamaya, " Ben köye gidem, haber verem "dedim. 40 kilo ile yattık, ilk ay kilo almadım. Her sabah hastalar kantarla tartılır. Bir ay sonra haftada 7 kilo alıyordum. Hemşire, "Canlıların içinde en hızlı kilo alan at ile ittir" dedi. Doktor, "İki ay senin için, iki ay benim için yatacaksın, ben seni taburcu etmem, iki yıl evlenmek, sigara, alkol yasak, temiz hava, bol gıda alırsan bir daha gelmezsin " dedi. O zamanlar verem hastalığına zengin hastalığı denirdi. Biz fakirdik.

O ara benim akranlarım askere gitmiş. Ben köye geldim, beni şikayet etmişler. Hemen beni Van'a gönderecekler. Daha hastaneden çıkalı bir hafta olmuş, Askeri hastaneye sevk istedim. Hemen yazı yazdılar, Bursa Askeri Hastanesine yolladılar. 1 sene askere gitmedim. Bir sene sonra hastane Gülhane'ye kalkmış oraya gittim. Gene bir hafta yatırdılar beni. Heyete gireceğim, Mustafa Sunay Dahiliye Doktoruydu, müsaade edin doktorla konuşacağım dedim.

Askerde hastalığım tekrarlayacak, üşüteceğim biliyorum. Doktor " 3 bin lira para getir askerliğin yarın bitsin" dedi. O zamanlar o para ile köyün yarısını satın alırsın.1961 yıllarında ben hastaneye giderken cebimde 50 lira vardı. Ben köy çocuğuyum deyip boynumu büktüm. "1500 de mi yapamazsın" dedi. Orada 1 sene daha ertelendi askerliğim. " Senin son muayenen Haydarpaşa Askeri Hastanesine kalktı" dediler. "Buraya gelmez mi dosyam" dedim. Olmayınca orada yattım. Heyete girdim. "Sevkinde mani hal yoktur" diye kağıt çıktı. "Askerde kardeşim var, yaşlı babam var bakıyorum" dedim. Muhtardan kağıt aldım, ertelettim.

Annem 63 yılında öldü. Ben askere daha sonra gittim. Sonuçta 25 yaşında asker oldum.. Van jandarma 21. Müstakil Okulu ve Hakkari'de 118. seyyar jandarma alayında askerlik yaptım. Hudut karakollarına verdiler. 13 ay gezdim, zor şartlarda askerliğimi bitirdim. Onbaşı 15 lira, Çavuş 20 lira alıyordu. Sigara hiç içmedim.

Annemin teyzesinin oğlu ile Mamak'ta askeriz. "Abrakadabra tiyatro grubu ile gelmiş" dediler. Bu benim akrabam dedim ama beni tanımadı.

Sadık Gemici akrabamız olur, gemilerde tayfaymış. Geldiği zaman bir çuval çikolata getirir çocukları sevindirirmiş. Yeni evliydim, annem bizi Zeki Gemicioğlu'nun annesine götürdü, hasta yatıyordu, bizi görünce çok sevindi.

Ben 62 yılında evlendim. Benim eşim Giritlilerden. Ahmet Çakmak'ın halasının kızı olur benim eşim. Nurten Kenar, kendisi terziydi. Engürü, Bayat ve diğer köylerden dikiş getirirlerdi. Eşim 2005 yılında rahmetli oldu.

Benim de İki çocuğum var. Oğlum Sinan, kızım Huriye. Oğlum hayvancılık yapıyor. Borusan'dan emekli. Kızım ile birlikte oturuyorum. Çok güzel yemek yaparım, kışlık salçalarımı, reçellerimi hep ben hazırlarım. Zeytinliklerime de hala gider orada belli işleri kendim yaparım. Sağlığımı çalışmaya borçluyum.

Burada rençberlik yaptım, arazi ile uğraştım. 27 sene oldu emekli olalı. Zavraksız beni Bağkur'a kayıt ettirdi ama nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Umurbey'de yeni evlerde çok kişiye havuz yaptım. Bir ara moda oldu, çatılara ziftli kağıt sererek tekrar üstünü kapatıp çatı yaptım. Mezarlıklarda mezar yaptım. Çevre yerlere ziraat işlerine gittim. Bir keresinde bir grup Fıstıklı'ya çalışmaya gitmiştik. Önümüze bir tepsi Çatal tatlısı getirip koydular. Meğer orada da yapılırmış. 15 yıl Bağ-kur ödedim, emekli oldum.

2016 yılında Umre'ye gittim. 2017 yılında da oğlanla gelin gittiler.

2-3 sene evvel bir tur geldi. Umurbey'i geziyorlar. Line TV çekim yaptı, benim yanıma da geldiler, çekim yaptılar.

Kardeşim İsmet Kenar..

Kardeşim 1942 doğumlu. Ben okumadım. Annem" İsmet'i bir sanat okuluna verelim" dedi. Umurbey'e Devlet tarafından marangozluk, demircilik kursu açıldı. Kardeşim Sunğipek fabrikasına girdi, oradan emekli oldu. Gürle Hanın içinde kaynakçı dükkanı vardı. Eski çarşıda ayakkabıcılık yaptı. Umurbey'den yeni evlerden ev aldı orada yaşıyorlar.

Birazda anılar diyelim..

Bir bayramdı şimdi hangisi hatırlamıyorum. Annemden para istedim Gemlik'teki bayram kutlamalarına gitmek için. Annemde Mevlut okuduğu için para bulunurdu ama bana, " Oğlum param yok" dedi. Anneannem Gemlik'te oturuyordu. Elime iki yumurta verdi, "  Bunları anneannene götür ver, o sana para versin" dedi. Yumurtaları kırmamak için sıkı sıkı tuttum. Yürüyerek Gemlik'e anneanneme getirdim. Anneannem para verdi, bende o para ile bayram yaptım. O parayı alabilmek için emek sarf ettim. Annem öğrenmem için de para vermemiş olabilir.

Yunandan evvel Gemlik ılıcasını dedem Mehmet Acar çalıştırmış. Sonra bizim köyden Hasan Amca çalıştırırdı. Annem bizi yürüyerek Ilıca'ya götürürdü, bizden para almazdı. Dayım Refik Acar oynarken ılıcanın bahçesinde dayımın ayağına çivi batıyor. O nedenle ayağı aksardı.

Ben zeytin havuzu yapardım köyde. Boksör Kazım benden dört zeytin havuzu yapmamı istedi. Gittim ölçtüm biçtim dört tane yapmam imkansız, üç olsun dedim ama o hala dört olsun diye istedi. Astsubaydı dayatıyor. Havuzun içi sandalye girmeyecek kadar küçük. Dönsem nasıl döneceğim. Yapmaya başladım. Çalışırken gelir, padişahları anlatır, sonunda "Fatiha" derdi. Ben malayı bırakır okurum. Baktım bir hikaye, arkasından Fatiha. Sonunda "Bırak ta çalışayım" dedim. Havuzlara zeytin koydu, görenler şaşırmış, "Bunu yapan adam ermiş mi?" demişler. İlk eşini çok bilmem, o zaman ikinci eşi ile evliydi, eşi bizim köydendi.

Refik dayım muhtardı. Bir gün beni Dr Seyfi'ye götürdü. İçeriye girdik baktık motorunu yere yatırmış, cıvatalar, vidalar, tamir malzemeleri saçılmış yerlere. Refik dayım, "Ne o Seyfi, yatmışsın yerlere ne yapıyorsun?" dedi. "Hasta olunca hastayı, olmayınca motoru tamir ediyorum" diye cevap verdi.

Celal Bayar ile anılarınız var mı?

Bayar 16 yaşına kadar köyde kaldı. İnegöl'ün tekfurlarından birinin kızı Reşide Hanım ile evlendi. Celal Bayar'ın Bursa Kapalıçarşı'da 7 tane dükkanı varmış, kütüphane ve evi bu gelirlerle yapılıyor.

Celal Bayar evleri Umurbeylilere yapıldı ama, köylüler almaya korktu. Hiç kimseyi sıkmadı halbuki. 10 lira götür kabul ederlerdi.

82 senesinde Celal Bayar köye sık sık gelirdi. Bir gün kütüphaneye gittik. Yaşlı biri Celal Bayar'a sordu. " Atatürk ile tren vagonunda bir konuşmanız var "dedi. O da" Biz trende değil, ahşap bir binada konuştuk" dedi. Tarih profesörü imiş yanındaki arkadaşları. 1957 senesinde köyün büyük bir arabası ile Atatürk köşküne Yalova'ya gittik. Yanımızda Hakkı Çakır, Aydın Başaran vardı. (Hasan Başaran'ın babası.) Demir kapılar var, yaşlı bir adam bizi içeriye almak istemiyor, gidin diyor. Bayar camdan bizi görmüş. Yanında kızı ve torunları var. Hemen bizi çağırttırdı. Hep arkadaşlarını soruyor, biz onu fazla meşgul etmedik. Kapıdaki koruması bize " Biz Umurbey'den geliyoruz desenize" dedi.

Ben ilkokulu Mehmet Çırgan Efendi ile birlikte okudum. Oğullarından biri Ömer Kuleli Askeri Lisesi'nde öğretmen subaydı, Ahmet İse Avukat çıktı. Celal Bayar köye kalabalık gelirdi. 20-30 kişi olurdu. Bayar'ı evlerinde Çırgan ailesi ağırlar, adeta düğün gibi olurdu.

Umurbey de doğdunuz, büyüdünüz, Umurbey nasıldı?

Biz okula giderken caminin sağ tarafında yüksek taşlar vardı. Cami küçüktü. Köyün ileri gelenleri caminin avlusuna gömülüyormuş. Oradaki selvileri kesip Kafoğlu iskelesini yapıyorlar. Çivilerini denize çakıyorlar. Umurbey meydanı eskiden mezarlıkmış. Minare caminin içinden çıkardı, şimdi dışarıya aldılar. Mehmet Uygun'un annesi annemin teyzesinin kızı. İbrahim Üre'nin eşi Muazzezdi. Tiftik Cemal babası. Ali Şevki sonradan müftülük yaptı. Fevziye'den geldi.

Annelerimizden duyardık. Eskiden Umurbey'e 70-80 cm kar yağardı. Elektrik yoktu. Aşağı, yukarı mahalleye giderdik. Annemden büyükler anneme, " Senle ana kız olalım" derdi. Annem Tahsin Hocadan, Arap Hafız'dan ders almış. Annemin de çok talebesi vardı. O zamanlar Mevlut okurdu. Mevlut sahibi, 1 lira, 2.5 lira arası gönlünden ne koparsa verirdi.

Eskiden insanlar köyde birbirini tanır, gelen yabancılara çok iyi davranırmış. Köyün ağaları gece fenerle kahveye gelir, içeriye camdan bakarmış. Yabancı biri varsa içeriye girer" Sen nerelisin, nereden geldin, yatacak yerin var mı, aç mısın?" diye sorarlarmış. Adam ben kahvede bir köşede kıvrılır yatarım dediyse de evlerine davet ederlermiş.

Gemlik'e ulaşım saat başı olurdu. Şahıs minibüsleri ile giderdik. Bir gazete vardı Hakimiyet, o gelirdi. Gemlik'te ortaokul, lise yoktu.  Bursa'ya sanat okuluna karda kışta yürüyerek gider, gelirlerdi.

Bizim çocukluğumuzda francala ekmek vardı. Gemlik'e gidenlere ısmarlardı. Hastası olan" Yarım ekmek al gel" derdi. Şeker külahla alınırdı.

Eskiden Umurbey'de bağcılık, böcekçilik vardı, biz de yaptık.. Şimdi bir zeytin var. Hali vakti düzgün olanlar Gemlik'e gidiyordu.  Biz köyde kaldık.  Bir tek Tarım Kredi Kooperatifi Kaldı. Marmara Birlik'i biz kurduk.

Büyük evler vardı. Geniş avlularında kınalar olurdu. Eskiden köyler dışarıya kız vermezdi. Hele Sölöz sonradan vermeye başladı. Lazlar hep birbirlerine verirler kızlarını. Gelinler cibinlikle gider, dört köşe çadırın içine beygir girerdi. Dört kişi sopalarla cibinliği tutardı. Kaynata atın yularını tutar, damat gelmezdi.

Eskiden yokluk varmış ama herkes birbiri ile görüşürdü. Şimdi gitmeler, gelmeler kalktı.  Bayramlar daha başkaydı. Annem bizi akrabalara götürürdü. Resmi bayramlarda herkes atlara binerdi. Gemlik'in kurtuluşunda atlarla gezerlerdi.

Umurbey de sinema vardı. Sinemacı Halit çalıştırırdı. Kardeşi Sevim abla trafik kazasında öldü. Onlardan da pek kimse kalmadı.

Hüseyin Bayrı Bayar'ın zamanında ihtilalde milletvekiliydi, Mıcık İbrahim Efendi Belediye Başkanıydı. 60 ihtilalinde hepsini tutukladılar. O günleri gördük.

Terzi Umur'un babası İzzet Beyin Raşit burada zabıtalık yapardı. Atla gider gelirmiş. Gemlikli terziler hep buralıydı. Küfeci Yusuf vardı. İsmail Bostancı vardı, pastanesi çok meşhurdu.

Merada evler varmış. Bu evlerin hepsini buraya toplamışlar. Dr. Ziya Kaya Umurbeyli. Parklardaki çamları kambur Ali dikti.

Kara Ali Balaban beyin oğlu Lala Şahin Paşanın oğlu. İznik'i alıyor, Gemlik'e gelirken şehit olmuş. Ertuğrul Seyhan Bursa arşivinde araştırıyor. Laz Ali, Çolak Ali, kör Ali İznik'in Daz köyündenmiş. Beni Yüksek tepeye gömün demiş. (Osman Işık:  Bizim öğretmenlerimiz götürürdü bizi, çamları bizler diktik.1962-64 yıllarında Orman haftasında Aytepe'ye diktik)

Beyler Mezarlığı  Umurbey, Lala Şahin Paşa'dan geliyor. Bir de garipler mezarlığı var.  Bütün akrabalarımız orada. Üreler, Acarlar orada yatıyor. Köye sonradan gelenler hep buraya gömülmüş. Annem "Oğlum mezar yaptırmak iyi bir şey değil" derdi.

"En büyük şey akıl sağlığı. Zengin olmuşsun fakir olmuşsun bir anlamı yok..." diyor İsmail amcamız. Onu çok yorduk. Akrabaları Nuran -Osman Işık'a ve kendisine çok teşekkür ediyor, sağlıklı günlerde tekrar buluşmayı temenni ediyorum.

Reyhan ÇORUM.