• Cumartesi 27 ° / 15 ° Güneşli
  • Pazar 23 ° / 16 ° Sağanak
  • Pazartesi 22 ° / 11 ° Fırtına


TARİHİMİZDE İZ BIRAKAN OLAYLAR VE İNSANLAR.(2)

TARİHİMİZDE İZ BIRAKAN OLAYLAR VE İNSANLAR.(2)

TARİHİMİZDE İZ BIRAKAN OLAYLAR VE İNSANLAR.(2)

Cuma günü paylaştığımız yazıya kaldığımız yerden devam ediyoruz..

Gemlik'in ilk Müftüsü H. Sami Taran'ın torunu İnci Diker Hanım'ın;  mektup tadında, uzun ve bilgilendirici yazıları ile, Anılara yolculuğumuzda, hadi gelin yine eski Gemlik'e doğru uzanalım..

İNCİ DİKER HANIMDAN MEKTUPLAR..

Mektup(5) Merhaba Reyhan Hanım.

Bugün size öncelikle dedem Sami Taran'ın kardeşlerinden bahsetmek istiyorum.

Ağabeyi Fehmi ile dedem Sami Gemlik'te doğmuşlar. Aralarında 7'şer yaş fark bulunuyor. En küçük kardeşleri Şevket ise sonradan temelli olarak yerleştikleri Umurbey doğumlu sanıyorum. Çünkü babaları Umurbey'de vefat ettiğinde o henüz küçük bir bebekmiş.

Şevket Taran: Gemlik'in tanınmış ticaret erbabından olup, zeytin ticareti yanında hırdavatçılıkla iştigal etmiştir. (Kaynak Tic. Od. Zeytin, hırdavat, manifatura. İskele caddesi. No.7 Yıl.1944). Eşi Sıdıka Hanım. Üç çocukları olmuş, en büyük çocukları Münire Sunğipek Fabrikasında yapılan bir düğünle Dr. İbrahim Sevindik ile evlenerek, Hükümet doktoru olarak tayin edildikleri Artvin Borçka kazasına gidiyorlar ilk olarak. Sonra yine aynı görevle Erzurum, Bursa'da doktorluk yapıyor İbrahim Bey. İznik'te uzun yıllar yaşayıp, sonunda Hükümet tabibi olarak geldikleri İstanbul Sarıyer'e yerleşiyorlar. Onlarında iki eczacı kızları var. Büyük oğulları Kerim İstanbul Hukuk Fakültesini bitirince, doktora yapmak üzere gittiği Almanya'da Lore isminde bir Alman kızla evlendi. Bir müddet orada yaşadıktan sonra İzmir'e yerleştiler.

Gemlik'te 1 Nolu cadde üzerinde (Balıkpazarı'nda) bulunan babasına ait evi (eskiden yalıydı) miras olarak alıp yenileyerek, üst katını yaz aylarında kullanmaya başladılar. Lore yenge hepimizin çok sevdiği, becerikli, çalışkan ve benim hayatta tanıdığım en iyi insanlardan biriydi. Kerim Taran'ın ölümünden sonra da, vefat edene kadar yazları o evde oturmaya devam etti. Yasemin adında kızları, Şevket adında oğulları şimdi Almanya'da yaşıyorlar. Küçük oğulları Dündar ise çok genç yaşta bu dünyadan ayrılırken henüz bebek olan bir kız evlat bıraktı ardında. Halen İznik'te yaşamakta.

Ağabey Fehmi Taran: Fehmi Bey üç kez evlenmişse de, çocuğu olmamış, üçüncü eşi kendi yeğenini evlat edinmiş. Yaşça büyük olduğu için onun hakkında fazla bir bilgiye sahip değilim.( Kaynak Tic. Odası.. Hazır elbiseci- Dere sok. 1944 yılı)

Ortanca oğul Sami Taran: Dedemi geçen yazımda anlattım. Biraz da onun çocuklarından ve aile fertlerinden bahsetmek isterim.

En büyük çocuğu Hüseyin Taran hakkında kızı Nazan Taran ile görüştüğünüzü biliyorum. Onun anlattıkları dışında, 1943 yılında evlendiği Refika Hanımın 1947'de dünyaya getirdiği en büyük kızı Özlen'den sonra Nazan ve en son da Sami doğmuş olup, bugün hepsi İstanbul'da yaşamaktalar.

1918 doğumlu annem Lamia 1945 yılında babam Ahmet Diker ile evlenerek İstanbul'a yerleşmiş, 1946 da ben( İnci), 1950'de kardeşim Sami doğdu. Dedemizin ismi olan SAMİ görüldüğü gibi iki torunda da yaşıyor. Dayımın o tarihe kadar oğlu olmayınca annem Lamia da babasının ismini yaşatmak arzusuyla oğluna adını vermiş. Sonrasında ise Hüseyin dayımızın oğlu Sami dünyaya gelmiş. Aile arasında küçük ve büyük sıfatları ile anılırlar.

Teyzem Talia Taran 1928 doğumlu. Annesinin vefatı, ablasının evlenerek İstanbul'a gidişinden sonra uzun yıllar baba evinde yalnız yaşamış. Evlendikten sonraki hayatı da yine 1989 yılında vefatına kadar Gemlik'te geçmişti. Canım teyzemin maalesef ki şanssız bir hayatı oldu.

Torunlarının mesleklerinden de bahsederek bugünkü yazımı sonlandırmak istiyorum. Sami Taran zaten Gemliklilerin bildiği gibi Gemlik'te yaşadı ve orada mühendislik yaptı. Özlen Taran öğretmen, Nazan Taran Azeri'de avukat ve sanatçıdır.

Bendeniz İnci Diker ve kardeşim Sami Diker de iktisat okuduk. Sami özel sektörde yönetici olarak çalıştı. Ben Maliye Bakanlığının çeşitli departmanlarında görev yaptıktan sonra, emekliliğimde de Yeminli Mali Müşavir olarak çalıştım..

ANNEM..

Mektup(6) Bugün de annem Lamia Diker'in ( Taran) terzilik hayatı ve Gemlik'te yetiştirdiği talebeleri(terziler) hakkında bildiklerimi anlatmak istiyorum.

Annem Lamia terzi olmaya karar verince, terziliği önce bir banka müdürünün hanımından onun evine gidip gelerek öğrenmeye başlamış. Çok meraklı olduğu ve hep güzel şeyler ortaya çıkarmak istediği için, yine de gösterdikleri ile tatmin olmayıp daha fazlasını öğrenmeye çalışmış. O nedenle de o eve genelde öğle saatlerinde gidermiş. Ev sahipleri yemeklerini yerken annem gizlice prova halindeki elbiselerin modellerini incelermiş.

Daha sonra orada öğrendikleri yeterli gelmeyince İstanbul Kumkapı'da Rum bir kadının biçki-dikiş kursuna devam ederek teknik olarak mesleği öğrenmiş ve diplomasını almış. Gemlik'e dönünce evlerinde Gemlikli kızlara o da biçki-dikiş öğretmeye başlamış. Ancak babasından sonra evin erkeği konumunda olan Hüseyin, "Babasının ölümünden sonra kardeşini çalıştırıyor, ihtiyaçları mı var?" Denir diye düşündüğü için kardeşinin faaliyetlerini önlemeye çalışmış. Öyle ki, abisinin elektrik sigortaları ile oynayarak elektriği kestiğini, ama her şeye rağmen sorunu çözerek dikişe devam ettiğini söylerdi annem. Gerçekten terziliği çok severek yaptı. İş olarak değil sanat olarak gördü, sanat eseri gibi dikti her zaman. Bana diktiği bir mantoyu bitirmişken dikişte milimetrik bir kayma gördüğü için sökerek yeniden diktiğini bilirim. Çok titiz çalıştığı için evinde  4-5 kişi ile çalışarak bu kızlara da dikiş öğretmiş.

O yıllara dair güzel anıları vardı. Sonradan Gemlik'in terzilerinden olan bu hanımların sayısını tam bilmiyorum ama epeyce kişi olduğunu söyleyebilirim. Bazılarını benimde tanıdığım bir kaç kişi mesela, Balıkçı Ali Reis'in kızı Aysel, Peynirci Mehmet Efendi ile Huriye Hanımın kızları Ayşe,  Avukat Cengiz Göral'ın( Ne yazık ki bir kaos ortamında öldürüldü Bursa'da. Nazan'ın arkadaşıydı) annesi Renginaz, Metin Mobilya'nın sahibi Metin Beyin ablası Münire Hanımlar gibi. Uzun yıllar önce biz Gemlik'e geldiğimizde onlarla görüşürdük. Hatta ben çocukken bazılarının sünnet düğünlerine gittiğimizi ve anneme " Usta gelmiş" diye nasıl itibar gösterildiğini ve sevildiğini hatırlıyorum. Bir çoğu bu sayede meslek sahibi olup, hayatını kurtardığı için minnet duygularını ifade ederlerdi.

Bu konuya ilaveten,

Annemin diktiği ağabeyinin eşi Refika yengemin gelinliğini ve  o kıtlık yıllarında yaşananları da anlatmak isterim..

Yıl 1943, seferberlik yılları ve ülkede pek çok yiyecek maddesi yok. Ayrıca istenen kumaş vs de bulunmuyor. Lamia Hanım ağabeyi Hüseyin'in evleneceği kız olan Refika'nın gelinliğini dikiyor çırakları ile birlikte ama gelinlikte kullanmak için dantel bulunmuyor piyasada. O da gelinliğin kumaşından metrelerce biye dikip şekillendirerek süslüyor gelinliği. Geçtiğimiz yıllarda Nazan bu gelinliğin metafor gibi kullanıldığı sanatsal çalışmalar yapmıştı.

2. Cihan savaşı başlamış ve her yeri kasıp kavuruyor. Türkiye savaşa girmese de seferberlik var ve zaten bir çok badire atlatmış olan genç Cumhuriyetimiz henüz ekonomik olarak kendisini toparlayamamışken, büyük sıkıntılı bir döneme giriyor. Şeker, un, yağ gibi pek çok temel gıda maddesi piyasada bulunmuyor, yada karaborsada fahiş fiyata satılıyor. Annemin anlattığına göre bu kıtlık zamanına denk gelen evlilik sırasında misafirleri ağırlayabilmek için çok zorlandıklarını ama yine de doyurabildiklerini söylerdi.

Bu mealde yine konu ile ilgisi nedeni ile varlık vergisinden de kısaca bahsedeyim.

Seferberlik yılları, dayımda o sıralar ihtiyat askeri. Evde anneannem, annem, teyzem yalnız yaşıyorlar. Halk o dönem hiç bir kuruma güvenmediği için onlar da bankadaki paralarını çekerek mücevherleri ile birlikte kendi diktikleri bir bel kemerinin içinde muhafaza ediyorlar. Yatak odasındaki bir komodinin gözünde duran bu kemer, ılıcaya yıkanmaya gittiklerinde de yanlarında, bir kişi sıra ile dışarıda kalıyor ve kemeri bekliyor, zira gayrimenkul dışında tüm mal varlıkları bu kemerde. Diğer yandan yine aynı sebepler nedeniyle emniyet kaygısı ile bitişikte oturan amcaları Fehmi'nin evi ile aralarında bulunan kapıyı da ( ev altı dedikleri giriş katındaki kapı) açık tutuyorlar ama bir gün ödeme yapmak gerekince kemerin yerinde olmadığını , soyulduklarını anlıyorlar. Emniyete haber veriliyor, inceleme yapılıyor, sonuçta hırsız bulunamıyor..

Böylece yüklü miktarda paraları gitmiş oluyor. Ancak paralarının çalındığı emniyetçe bilinmesine rağmen yine de 1000 lira gibi bir varlık vergisi ödemek zorunda kalıyorlar.. Bu arada bir memur maaşının 30 lira olduğunu da göz önünde bulundurun lütfen. Gayrimenkul, hatta kaptaki zeytinleri bile satmak çok zor. Çünkü bu vergi nedeniyle herkes çok zor durumda. Bir çok kişinin sadece gayrimüslimlerden alınıyor zannettiği bu vergi çok kişinin canını yakmış, bir çok kişinin de zenginleşmesine neden olmuştur. Böylece hem varlık vergisi, hem karaborsa ticareti harp zenginleri denilen bir zümre yaratmıştır.

Ülkemizin yaşadığı sıkıntılı dönemlerde Cumhuriyetimizin kuruluş ve gelişme sancıları içinde böyle nice yokluklar yaşanmış. Maalesef bu yaşanan gerçekleri biz annelerimizden dinledik. Hatta son derece zor şartlarda yıllarca savaşan ordumuz o derece perişan hale gelmiş ki; her yerde olduğu gibi Gemlik'te de kadınlar anneannem Ulviye Taran gibi, evlerden topladıkları paralarla satın aldıkları Amerikan bezlerinden askerlere iç çamaşırı dikerek orduya vermişler. Dayım da askerlik yaparken bu çamaşırlardan giymiş.

Anneannem Ulviye yıllarca hastalık çektikten sonra 1944 yılının Temmuz ayında vefat ediyor. O zamana kadar annesini bırakamadığı için evlenmek istemeyen annem Lamia da , " Ben öldükten sonra ilk çıkan talibinle evlen" şeklinde annesinin vasiyetini yerine getirerek, yıllar önce Bulgaristan'dan gelmiş, Ahmet Diker ile ( Ahmet Bey'in Rüştiye'den hocası, cemiyetten arkadaşı olan Celal Bey'in tavsiyesi ile) 1945'de evleniyor. Hayatının sonuna kadar (94 yaşına) İstanbul'da yaşadı. Babamla çok şükür mutlu ve uyumlu bir evlilikleri oldu. Bizler çok güzel büyüdük.

Son olarak da Umurbey ve Celal Bayar ile bir iki hususu ilave etmek isterim. Celal Bayar'ın babası Hoca olarak Umurbey'e gelerek yerleşmiş ve Celal Bayar orada doğmuş. Dedemle arkadaşlıkları da çocuk yaşlardan itibaren başlamış. Sizlerin de bildiğiniz gibi onlar Umurbeylileri, Umurbeyliler de Bayar ailesini çok sevmiş ve bağrına basmış. Eşi Reşide Hanım, ziyaretine gelen köylüleri bizzat kapıda "Köylülerim geldi" diye karşılarmış. Bayar uzun yıllar zeytinliklerinin gelirini köylülerine bırakmış. Ancak 1960 ihtilalinden sonra mal varlıklarına el konulunca bunlardan faydalanmak zorunda kalmış.

Dedemlerin Umurbey'deki zeytinlikleri ile ilgilenen ve akraba kadar yakın görülen sütnineler dedikleri( amcam Fehmi'ye süt vermişler) ailenin fertlerini bende iyi tanırım. Emine Hala derdi annem. Onun kızı Rabia Hanımın da oğlu Celal Bayar Müzesinde bir dönem görevliydi diye hatırlıyorum.

Reyhan Hanım; bildiğim ve dinlediğim bir kısım şeyleri anlattım Gemlik'e ve ailemize dair. Biraz uzun bile oldu. Orada doğup büyümediğim ve yaşamadığım için katkım bu kadar olabildi.

Çocukluk ve gençlik yıllarımda kayıkhanedeki kayalıkları ve motorla gittiğimiz Hasanağa koyunu, kadınlar koyunda denize girdiğim, eski evin köşe penceresinden denizi ve dalgaları seyrederken, sessizlikte kuş seslerini dinleyerek bulduğum huzuru hiç unutmadığım ve unutamayacağım Gemlik'i çok seviyorum.. Şimdi bağımız kalmadı artık. Gemlik de çok değişti ama anılarımda hep eski haliyle kalacak. Ayrıca bu vesile ile yeni dostlar edindiğimi düşünüyorum, bütün bunlar beni çok mutlu ediyor.

Sağ olun, var olun, hoşça kalın, sevgiler..

İNCİ DİKER..

H. Sami Taran'ın diğer torunu Nazan Azeri Hanım ile de babası Hüseyin Taran ve ailesini konuştuk. Onun sanatçı yönünü de sizlere tanıtmak istiyorum.

Celal Bayar'dan konu açılmışken, anılarından sadece Celal Bayar ile ilgili olan bölümleri aktararak, devamını sonraki bölümlere bırakacağım..

Nazan Azeri: "Umurbey'de Celal Bayar'a çok saygı ve sevgi duyulurdu. Eskiden Umurbeyli kadınlar, ferace tabir edilen siyah kumaştan bir örtüye sarılarak geziyorlar dışarıda. Celal Bayar, onlardan feracelerini çıkarıp manto giymelerini istiyor. Babam, “ Bir gecede feracelerini sandıklara kaldırıp, manto giymeye başladılar" diye anlatırdı.

Ayrıca Umurbey de bulunan Celal Bayar evleri, köylülerin ahır, zeytin seçme vs. İhtiyaçları da gözetilerek, altta o işlere ayrılan kısım ve üstte oturma kısmı olmak üzere 2 katlı olarak hazırlanan plana göre, Celal Bayar'ın önayak olması İle devlet tarafından yaptırılıyor. Düşük faizli yada faizsiz, uzun vadeli banka kredisi ile bir sosyal hizmet olarak köylülere satılıyor. Bu da Celal Bayar'ın kendi köylüsüne bir hizmetidir. Fakat daha sonra o evler, çok da güzel manzaraları da olduğundan, dışarıdan almak isteyenlere, mülk sahiplerince satılmış, el değiştirmiştir. O evlerin yapılışını ben hatırlarım.

Celal Bayar, bayramlarını Umurbey'de geçirirmiş. Bütün köyün onunla bayram sabahları bayramlaşmaya gittiklerini söylerlerdi. Halamlar da Demokrat parti tarafını tutarlardı, büyük halam( Lamia) ne zaman bayramda Gemlik'e gelmişse, mutlaka bayramlaşmaya giderlerdi. Küçük halamın kendi evi vardı, İnci ablanın da bahsettiği gibi. Ama Gemlik’te ise, bizde de çok kalırdı. Onunla güzel, eğlenceli anılarım vardır."

Bu kadar yazı, bu kadar emek ancak Gemlik'i sevmekle olur. Defalarca konuştuk, yazıştık. Bir sözümle ne beni kırdı, ne nazlandı İnci Hanım. Nazan Hanım da, onca yoğun çalışmalarına rağmen fotoğraf albümlerini karıştırdı ve ileride okuyacağınız anılarını yazdı ve yolladı.. Çok güzel insanlar tanıdım, eski dostlarla buluştum bu sayede. Onlar olmasa, ne kadar istesem de; çalışsam da, her aileye özel anıları bilmem ve sizlere aktarmam imkansızdı.. Tüm emek verenlere, yakın ve uzak dostlara sevgiler saygılar ve sonsuz teşekkürler..

REYHAN ÇORUM..