• Çarşamba 25.3 ° / 12.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 17 ° / 9.5 ° bulutlu bulutlar
  • Cuma 20.5 ° / 10.5 ° Bulutlar


SEVİNÇ VE TRAK GEMİSİ NASIL BATTI? GEMLİK'İN İLK ECZACISI HİKMET SEVİNÇ

SEVİNÇ VE TRAK GEMİSİ NASIL BATTI? GEMLİK'İN İLK ECZACISI HİKMET SEVİNÇ

SEVİNÇ VE TRAK GEMİSİ NASIL BATTI? GEMLİK'İN İLK ECZACISI HİKMET SEVİNÇ

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,

Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,

Dönmeyen gemiler olduk açıktan,

Adımızı soran, arayan var mı?

Ahmet Hamdi Tanpınar.(Selam olsun)

Eski gazete arşivlerinden ilgileneceğinizi düşündüğüm bir yazı düzenledim.

Eski gemileri hatırlayanlara selam olsun..!!

Almanya ile anlaşma yapılmış ve üç gemi alınmıştır. Bu gemilerden ilk önce Trak gelmiştir.  1938 Mayıs’ında kardeşlerinden Sus Ağustos 1938 Marakas ise Kasım 1938 tarihinde Denizyolları İşletmesi bünyesine katılmışlardır.

O eski yıllarda çeşitli zamanlarda BURSA-İSTANBUL  Seferini yapmış olan gemiler bulunmaktadır. Bunlar MARAKAS-SUS-TRAK-AYVALIK-MARMARA-GEMLİK ve SEVİNÇ isimli vapurlar. Gemlik'ten kalkan vapurlar Mudanya ve İmralı'ya uğradıktan sonra İstanbul'a yanaşırlarmış.

SALI VE CUMA GÜNLERİ İSKELEYİ TÜM HEYBETLERİ İLE SÜSLEYEN VAPURLAR..

Ne hatıralar, ne anılar bıraktılar geride.. Bir başka yazımızda bu anılara da yer veririz.

Gemlik iskelesi bir zamanlar tıklım tıklım dolardı vapurların geliş ve gidiş zamanlarında.

Giden vapurlarla çeşit çeşit nedenle Gemlik'ten ayrılan yolcular olurdu. Kimi ziyaret, kimi ticaret, kimi de askere, çalışmaya giderdi elinde tahta bavuluyla. Geride hüzünlü vedalar bırakarak ayrılırdı yolcular. Elbet bu gidişlerin gelişleri de vardı. O zaman da sevinçli buluşmalara şahit olurdu iskelemiz.

Şimdi sadece balıkçıların uğrak yeri olan bu iskele o zamanlar Gemlik halkının kalbinin attığı bir yerdi. Ticaret daha hareketliydi.

Ne güzel günlerdi...

SEVİNÇ VAPURUNU BİLMEM HATIRLAYAN ÇIKAR MI?

26-Aralık-1927 günü Mudanya açıklarında Marmara adlı bir gemi ile çarpışan Sevinç vapuru batmış. Daha sonraki yıllarda Trak vapuru da bir başka denizde batmış. Fakat ikiz olan Marakas ve Sus vapurları uzun yıllar bu hatta hizmet vermiş.

FEZA BİZİMCAN: Bursa gruplarından birinde şöyle bir soru sormuş ve bir de fotoğraf paylaşmıştı. Kendisi Arkeoloji müzesinden Bengi Çorum (Halamın) arkadaşıymış. Yazıştık. Ne yazık ki onunda bu konuda bilgisi yoktu. "Bengi halanızın annesi dedemi tanırdı, aileler görüşürdü" dedi. Tabi eskilere artık o günleri soramıyoruz. Feza Hanım " Eski Mudanyalılardan Sevinç vapuru ile ilgili bilgisi olan var mı acaba? Bu vapur annemin dedesininmiş resimde nokta koyduğum kişi. Adı İbrahim Vehbi, merak ediyorum vapurla bilgisi olan varsa yazabilir mi.?" demiş.

Araştırmalarım esnasında çok zor olsada,  o gün vapurun batışı ile ilgili bir gazete buldum. Tam sayfa yer verilmiş ama Osmanlıca.. Belki Kadriye Komit Hanım gazeteyi açıklar ve yayınlar. Ben kendisine verdim.

Şimdi neler yazılmış, o güne dair neler bulmuşuz bir bakalım..

Müthiş bir facia: dün Marmara vapuruyla müsâdeme eden 130 yolcuyu hâmil Sevinç vapuru battı. Bozburun yakınlarında batan Sevinç vapurundaki kırka yakın kişinin âkıbetinin meçhul olduğu ve boğulmuş beş çocuğun cesedine ulaşıldığı bilgisine varılmıştır.(Marmara Üniversitesi)

Ali Bozoğlu. 26-Aralık-1927 günü Mudanya açıklarında Marmara adlı bir gemi ile çarpışan Sevinç vapuru batmış. Eskiler çok sayıda insanın öldüğünü söyleseler de, şahsen ben internetten yapmış olduğum aramalar neticesinde sizlere vermiş olduğum tarih ve çarpıştığı geminin adı dışında başka bilgiye ulaşamadım.

 1930'LU YILLARDA YAZILMIŞ BİR HAYAT HİKAYESİNE ŞÖYLE BİR NOT DÜŞÜLMÜŞ..

" Karilerimize: Bu hikaye hakikidir. Bugün hizmetçilik yapan bir karimiz tarafından gönderilmiştir. İbret ve dikkatle okunmaya değer. Karilerimizin gönderecekleri ve hakikiliğini tevsilk edecekleri hayat sahnelerini memnuniyetle neşredeceğiz."

O gemiden kurtulan ve soyadını Sevinç Vapurunun adından alan Gemlik'in ilk ve tek eczacısı Hikmet Sevinç Beyin de hikayesidir bu anlatılanlar.

20 Ağustos 1930 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7

HAKİKİ HAYAT HİKÂYELERİ :

MÜTHİŞ BİR SARSINTI VE FERYATLAR BAŞLADI.

Ben gemiciyim. 1926 senesinde Sevinç vapuruna serdümen girdim. Vapurumuz, daima Mudanya- Gemlik hattında işlerdi. 26 kânuni evvel 1927 senesi pazartesi günü, her zamanki gibi saat dokuz buçukta Galata rıhtımından kalktık. Saray burnundan çıkınca, ortalığı koyu bir sis kaplamaya başladı. Büyük ada hizalarına geldiğimiz vakit sis son haddini buldu. Bütün manzaralar, birdenbire göz önünden silinivermişti. Vapurumuz, fasılasız düdük çalıyor. Ve hepimiz biliyoruz ki, tam bu sırada, karşıdan Seyrisefainin Marmara vapuru geçecektir. Birdenbire kumanda köprüsünden şu sert emri aldık. "Herkes vazifesi başına"

Herkes vazifesi başına koşmuştu. Ben de büyük kardeşimle beraber, baş tarafta nöbete koştum. Karşı taraftan da şiddetli düdük sesleri geliyor ve gittikçe yaklaşıyordu. Hemen kumandana haber verdik. Zaten tetikte duran kumandan Tahir Bey, geminin yolunu azalttı. Fakat, bir de ne görelim ? Marmara vapuru, gözleri kanlı, kudurmuş, avını parçalamak için atılan bir canavar gibi üstümüze yürüyor. Hiçbir tarafa kaçamadık, denizin  içinde mıhlanmış gibi kaldık, olduğumuz yere saplandık. Bütün hızı ile üstümüze gelen Marmara iskele baş omzumuza bindirdi. Müthiş bir sarsıntı. Vapurun içinde korkunç bir çığlık. Vapurumuzun çarpan tarafı bir anda harabeye dönmüştü ve ambarlara şelaleler gibi sular boşanıyordu. Vapurun içinde halk birbirine girdi. Kıyamet kopuyor. Çocuklarını kucaklarına alıp öpenler, bayılanlar, haykıranlar, ağlayanlar, saçlarını yolanlar, çıldıracak gibi  olanlar. Ne tarafa baksanız bir felâket manzarası, her köşede bin çığlık, bir telâş, bir kargaşalık. Vapurun acı acı öten ve etrafından imdat isteyen düdüğü, bu korkunç manzaranın üstüne zehirli bir ses yağmuru. Sular üst güverteye kadar çıkmıştı. Birdenbire kararımı vererek kendimi denize attım. Marmara vapuruna doğru can havli ile yüzüyordum. Denizin üstü kum gibi insan başları ile dolu idi. Yüzme bilmeyenler ayaklarıma, bacaklarıma sarılıyorlardı. Bin müşkülâtla Marmara vapuruna çıktım.

Denize bakıyordum: Zavallı “Sevinç,, ağır ağır batıyor. Vapurda kalanlar direklere tırmanıyor, denizde kalanlar haykırıyorlar. Hele ufacık çocukların ağızlarından kan, burunlarından köpükler saçılıyor. Bu korkunç manzara karşısında, bir an gözlerimi kapadım ve gemicilik hayatımın şüphesiz en heyecanlı anlarını içimde bir an, kuvvetle yaşadım..

GEMLİK'İN İLK ECZACISI ALİ HİKMET SEVİNÇ.

1885 yılında Selanik'te doğdu. İlk tahsilini burada yaptıktan sonra, babaları aynı yaşta olan dayısının oğlu İhsan beyi de yanına alarak tahsillerine devam etmeleri için İstanbul'a taşındı.

Ali Hikmet eczacılığı okurken, İhsan beyde doktor olmak için Tıp Fakültesi'ne girdi. Bu okulları bitirdikten sonra tayin olmak istedikleri yerler için ikisi de kura çektiler. O zamanlar eczacılarında kura ile yerleri belirleniyordu.

Dr olan İhsan bey Suadiye'yi çekerken, Ali Hikmet eczacı olarak Orhangazi (Pazarköy) çekti. Orhangazi'de deniz olmadığı için beğenmedi ve tayinini Gemlik'e yaptırdı.

1914 yılında Gemlik'te ilk eczane kendisi tarafından açıldı.

Ali Hikmet Sevinç 1920'li yıllarda Gemlik Ticaret Odasına kayıt olmuş Gemlik'in ilk ve tek eczacısıdır. Evlidir, Eşi Memnune Hanım.

Gemlik'te yerleşen Ali Hikmet eczacılık görevini yürütürken 1920 yılında Gemlik Yunanlılar tarafından işgal edildi. İşgal süresince eczanesi Yunanlılar tarafından üç defa yakıldı.

Kurtuluş savaşından sonra yeni bir hevesle mesleğine devam eden Ali Hikmet'in en değerli dostlarından biri de Dr Ziya Kaya'dır.

Ali Hikmet eczaneye mal almaya İstanbul'a gitti. Dönüşünde Gemlik'te gelmekte olan Sevinç adlı İstanbul vapuru Armutlu(Bozburun)da yakalandığı fırtına sebebi ile battı. Ali Hikmet yüzme bilmediği için bir kalasa tutunarak kurtuluyor. Soyadı kanunu çıktığında bu olaydan dolayı "Sevinç" soyadını alıyor.

Gemlik'in işgali ile tutanaklarda eczane kaydı da tekrar 1944 yıllarında yine Ticaret Odası Kayıtlarında yenilenmiştir.

Eczacılığı uzun yıllar devam ettiren Ali Hikmet 1949 yılında vefat etti.

Halen bu eczacılık görevini oğlu Kemal Beyin kızı, torunu Şeyda Sevinç Saral "Saral Eczanesi" olarak devam ettirmektedir.(Naci Pehlivan Gemlik kitabından yararlanılmıştır)

Başka bir kaynakta Dr Ziya Kaya ile anlaşma yaptıklarını, Ziya bey muayenehanesine gelen hastaları Hikmet Bey'e gönderdiğini, reçetenin kenarına işaret koyduğunu. O hastalardan Hikmet Bey'in para almadığını, daha sonra Ziya Bey'in ödemeyi yaptığını okudum.

RAUF TAMER

Babamın da sınıf arkadaşı olan, Gemlik'te çocukluğunu geçirmiş, RAUF TAMER'in VAPURLAR üzerine bir yazısı.

Mudanya'ya dair. Çocukluğumun muhteşem iskelesiydi o. Gemlik-Mudanya-İmralı-İstanbul arasında bir vapur işlerdi.

Sus, Marakas ve Trak isimli üçüz vapurlar, dönüşümlü olarak sefer yapardı. Babam Gemlik'te memur olduğu için, bize göre Gemlik son duraktı...

Sonra vapurlardan biri (Trak) bir başka denizde battı... Onun batışını 19.00 haberlerinden öğrendiğim zaman, çocuk yüreğimde büyük sızı duydum. Gözlerimden bir kaç yaş aktı... Trak gitmiş, geriye ikizler kalmıştı... Sus ve Marakas.

Çook gidip geldim İstanbul-Gemlik arasında. Vapur, İmralı'ya bazen uğrar, bazen uğramazdı. Ama Mudanya'ya mutlaka uğrardı. İskelesine hayrandım.

Kaç defa inip o iskelede koşmak istedim ama vapuru kaçırırım korkusuyla bunu hiç yapamadım. Zaten annem izin vermedi. Gemlik'e gece varırdık.

Gemlik iskelesi, Mudanya gibi değildi... Pek derme çatma olduğu için (tabii o yıllar) vapur, açıkta demir atar, yolcuları sandallar taşırdı sahile... Belki de bu yüzden Mudanya İskelesi bende bir rüya olarak kalmış... Küfelerden gelen zeytin kokuları, halâ burnumdadır.

Bilmiyorum, halâ Sus ve Marakas kardeşler, seferde mi? Bilmiyorum İstanbul-İmralı-Mudanya-Gemlik hattında halâ bir vapur işliyor mu?

Ama Mudanya iskelesini şimdi televizyonlarda gördükçe, çocukluk günlerime dönüyorum. Mudanya'ya bakıp, Gemlik'i yaşıyorum. Sonra büyüdük, delikanlı olduk. Liseli arkadaşlarla Mudanya'ya çook gidip geldim... Çook sevdim.

Kaleci İsmail Hakkı'ya çook goller attım orda... Barlas Küntay'la çook çapkınlıklar yaptık yaz günlerinde... Sonradan ünlü olan Ertuğrul Akbay isimli yakışıklı bir gencin, Mudanya sahillerinde tekneyle yaptığı müthiş atraksiyonları çook seyrettik. Daha ileri yıllarda da, Bursa-İstanbul yolu olarak, zaten hep Mudanya hattını tercih ettik.

Trak Vapuru Faciası :

18 Ocak 1944

İstanbul-Bandırma hattının en güzel ve Lüks yolcu gemisi, Devlet Deniz Yollarının gözbebeği güzel Trak Vapuru bu tarihte bir kaza sonucu batmıştır.

Belki bugün hatırlayanı azdır ama Trak zamanının en lüks gemilerinden biridir.

Bu zamana kadar Denizyolları bünyesinde bulunan tüm gemiler 2. el olarak satın alınırken Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün emriyle Almanya’da yeni inşa olarak yaptırılmıştır.

İsimleri de yine Büyük Kurtarıcı Atatürk tarafından verilmiştir.

Bu devirde Trak’ın kardeşleri Sus, Marakaz ve diğerleri Tırhan Etrüsk ve Kadeş gibi 1938 Mayıs’ında Devlet Denizyolları bünyesine katılan Trak 75 metre boyunda 11 metre eninde saatte 19 mil hız yapabilen 1414 Grostonluk bir teknedir.

Vapur zamanın en son teknolojisine göre yapılmıştır; sür'ati saatte 19 mildir. Makinasının devir sür'ati 250 dir. Makine 18 mille çalıştığı zaman 3600 ve 19 mille çalıştığı zaman da 4000 beygir kuvvetindedir. Makine türbin ve kazanın tazyiki 15 atmosferdir. Yani 350 libre tazyik demektir. Dümen çok iyi oturtulduğu için geminin manevra kabiliyeti de o nispette kolaydır.

Eski Türk kökenli Trak kavminden olan bu gemimiz 1938’den 1944’deki batışına kadar Marmara hattında seferler yapmış halkın çok sevdiği güzel Trak dediği bir teknedir.

Daha pek çok hizmet edebilecek durumda iken talihsiz bir kaza onu bizlerden alıp Marmara’nın sularına gömmüştür.

Bu facianın oluş nedeni fırtınada geminin ufaklığı nedeniyle istenilen şekilde gemiye hakim olamayıp geminin (Aya Andrea kayalıklarına) Fener Adası kayalıklarına bindirerek batmasıdır.

Kapıdağ Yarımadası bünyesinde ki bu kayalıklara bindiren Trak 18 Ocak'ı 19 Ocak'a bağlayan 1944 gecesinde ilk imdat sinyalini 11.55’te veren Trak kayalıklara bindirmiş 5–10 dakikada su alan Trak yan yatmış batma tehlikesi arz etmiştir.

Bunun üzerine Suvari Nedim Cemşit Gemiyi terk emri verip kayalıklara çıkılmasını istemiştir.

Artık facia başlamıştır.

İstanbul’dan Alemdar Sus Bandırma’dan Çanakkale vapurları kaza yerine yollansa da havanın kar yağışlı fırtınalı ve karanlık oluşu personelin kurtarılmasını engellemiştir.

Gemiyi terk sırasında veya kayalıklara tırmandıktan sonra soğuktan ölen personel çok kayıp vermiştir.

Kazazedelerin ilk kurtarılışı fenerdeki bekçinin ve Sus vapurunun sandallarının ulaşmasıyla başlamış kurtarılan kazazedeler Sus’a alınmışlardır.

"Bakalım Trak Vapuru faciasını hatırlayan olacak mı?"

AYDIN AYHAN yazıyor…

1944 de Balıkesir’de neşredilen Balıkesir Postası Gazetesi koleksiyonlarını karıştırırken, 20 Ocak 1944 tarihli nüshasında, 18 Ocakta Bandırma açıklarında büyük bir deniz faciası yaşandığı haberiyle karşılaştım. Bu kaza ile ilgili “Münakalat Vekili Ali Fuat Cebesoy” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konu ile ilgili açıklamada bulunduğu da yazılı idi.

19 Ocak’ta İstanbul’dan Anadolu Ajansı’ndan gelen bir habere göre, Devlet Deniz Yolları vapurlarından Trak, gece 23 00 dan sonra, şiddetli tipi ve görme şartlarının fenalığı yüzünden Bandırma Civarında Aya Andriya Feneri kayalıklarına bindirerek batmıştı. Gemide yolcu bulunmuyordu. Mürettebattan bir kısmının akıbetinden endişe ediliyordu. Alemdar Tahlisiye Gemisi, Sus Vapuru ve Bandırma’da bulunan Çanakkale Vapuru kaza mahalline gönderilmişti.

Bu facianın oluş nedeni fırtınada geminin ufaklığı nedeniyle istenilen şekilde gemiye hakim olamayıp geminin (Aya Andrea Kayalıklarına) Fener Adası Kayalıklarına bindirerek batmasıdır. Kapıdağ Yarımadası bünyesinde ki bu kayalıklara bindiren Trak, 18 Ocağı 19 Ocağa bağlayan 1944 gecesinde ilk imdat sinyalini 11:55’te veren Trak, kayalıklara bindirmiş, 5-10 dakikada su alan Trak yan yatmış batma tehlikesi arz etmiştir. Bunun üzerine Süvari Nedim Cemşit, Gemiyi terk emri verip kayalıklara çıkılmasını, istemiştir.

Artık facia başlamıştır. İstanbul’dan Alemdar Sus Bandırma’dan Çanakkale vapurları kaza yerine yollansa da, havanın kar yağışlı, fırtınalı ve karanlık oluşu, personelin kurtarılmasını engellemiştir. Gemiyi terk sırasında veya kayalıklara tırmandıktan sonra soğuktan ölen personel, çok kayıp vermiştir.

Tespit edilen şehit 23 kişidir. Kurtulanlar 24 kişi olduğuna göre, gemide 47 personel görünmektedir.

General Ali Fuat Cebesoy da Mecliste yaptığı konuşmada yukarıdaki olayı anlatmış, saat 23.55 de kazanın vuku bulduğunun 40 kişilik mürettebattan 23 kişinin kurtulduğunu, söylemiştir.

Bakın bugün hava ne kadar soğuk. Hava fırtınalı, denizden çıkarak kayalara tırmanan o sırsıklam insanlar, sabaha kadar kurtarılmayı beklediler. Sabaha kadar her dakika gelen bir dalga, onları yeniden ıslattı. Hiçbir zaman ısınamadılar. Titreye titreye can verdiler. Vücutları sürekli ısı kaybettiği için, öldüler. Sadece o çevredeki dalga tutmayan bazı kayalara tırmanabilen denizciler hayatta kalabildi.

Ali BOZOĞLU: 18 Ocak 1944’de gerçekleşen Trak faciasını ne yazık ki bu gün hatırlayan birkaç kişi vardır. onlarda bu kazada hayatını kaybeden kişilerin yakınları. (87 yıl)  önce geçekleşen bu kazada batan Trak Ayaandrea kayalıkları önünde Marmara da yatıyor. Onu deniz gözlerimizden gizliyor. Ama şehitler için bu böyle olmamalı onların anısı mutlaka yaşatılmalıdır..

Kardeşleri Sus ve Marakas vapurları İstanbul’dan özellikle Gemlik’e, ve Mudanya’ya, sefer yaptı 1965 yılında her ikisi de büyük bakımdan geçerek kazanları kömür yerine fueloile çevrildi. Her canlı gibi gemilerinde bir ömrü vardır. Her ikisi de 1973 yılında önce kadro dışı bırakıldı ve sonra Ekim ayında Ege Denizcilik Şirketine satıldı.

Denizyolları İşletmesi’nin İstanbul acentesinde çalışan bir büyüğüm, bana yıllar önce şu olayı anlatmıştı. Acentede Marmara hattı biletini satan bankodayım, bir kişi geldi," Bana Mudanya’ya hangi gemi gidiyor" diye sordu. Bende "Sus" dedim. Adam kenara çekildi;  aradan iki, üç dakika geçmişti ki, aynı soruyu yine sordu " Mudanya’ya hangi gemi gidiyor" diye. Ben yine "Sus" dedim. Adam kenara çekildi. Yine iki üç dakika sonra bana aynı soruyu sordu, ama biraz sertçe "Mudanya’ya hangi gemi gidiyor" Ben yine "Sus" dedim. Adam bana dönerek, " Kardeşim; ben sana geminin adını soruyorum, sen bana ha bire  'Sus' deyip duruyorsun, geminin ismini söylemek bu kadar mı zor" deyince, ben kendisine " Anladığınız anlamda "Sus" demedim ben geminin adı Sus dedim" sinirleri tamam boşalan adam kahkahalar atarak bankonun önünden ayrılmıştı. Yıllar öncesinden aklımda kalan bir anekdottu. 

Bir zamanlar Gemlik iskelesine yanaşarak hizmet veren vapurlarımız şimdi maalesef bir anı olarak hafızalarda kaldı.

Abdullah Mete Erdemer: Batan Sevinç vapurunda kaç kişinin öldüğünü bende bilmiyorum ama, babamın rahmetli Albay arkadaşı Saim Sevinç'in de babası bu kazada hayatını kaybetmiş ve onlarda soyadlarını bu olaydan almışlar. Tesadüfe değinmek istedim. Sus ve Marakaz'a ise defalarca binmişimdir. Bu hattın simgesi iki vapurdu.

Deniz kazalarında ölen şehitleri rahmetle anıyoruz.

Ayrıca 16 Ağustos 1979'da rahmetli olan Taşkesen teknesi şehitlerimizin ve denize verdiğimiz tüm deniz şehitlerinin mekanı cennet olsun.

Reyhan ÇORUM