• Cuma 13 ° / 4 ° Güneşli
  • Cumartesi 14 ° / 5 ° Güneşli
  • Pazar 14 ° / 3 ° Parçalı bulutlu


On yıl sonra günyüzüne çıkan anılar

On yıl sonra günyüzüne çıkan anılar

On yıl sonra günyüzüne çıkan anılar ..

21 Ekim Dünya gazeteciler günüydü..

Düşündüm ne yazayım, kimi yazayım?

    İlçemizde Ali AKSOY,İnan TAMER,Emin BORA,Mehmet Şekip ESEN ve daha niceleri gibi kaybettiğimiz değerli gazeteci ve köşe yazarlarımız var. Kaybettiklerimizi rahmetle anarken, tüm gazeteci ve gazete çalışanlarının gününü iki gün ara ile kutluyorum..

    Elimde belki on yıl önce rahmetli Emin Bora'nın Sunğipek kitabı için yazdığı anılar var. Kitap basılamamış ama Babür Balcı bey bu yazılan anıları saklamış. Umarım çıkaracağımız Sunğipek kitabında yer alacak. Bu özel günde rahmetlinin anılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.Babür bey'e teşekkürlerimle.

24.12.2014 Yılında 88 yaşında ebediyete uğurladığımız;

    Gemlik Haber Gazetesi'nin ilk köşe yazarlarından duayen gazetec , rahmetli Emin Bora'nın anısına saygıyla..

SUNĞİPEK'E GİRİŞ..EMİN BORA..

     1942 senesi Gemlik Ortaokul mezunuyum. Fakirliğin verdiği sıkıntıların yanında ikinci cihan harbi'nin sıkıntıları da eklenince liseye devam edemedim.Eylül ayının başları çarşıda dolaşırken,Tarih ve Yurt Bilgisi öğretmenim Rıza Levent ile karşılaştım.Bana okul durumumu sordu,gidemediğimi söyleyince Sunğipek de çalışırmısın?)dedi."Çalışırım"deyince,cebinden çıkarttığı kartına bir şeyler yazdı ve zarfa koyup beni fabrikaya gönderdi.

    Sevinçten adeta uçuyordum.Koşarak Fabrikanın alt kapısına gittim.Elimdeki zarfı kapıcıya gösterince,bana müdiriyetin yolunu gösterip içeriye bıraktı.Müdiriyete indiğimde orada bulunan odacıya zarfı gösterince, beni zarfın üzerinde yazılı Abdülkadir beye götürdü.

    Abdülkadir Batur beyin işletme şefi olduğunu kapısındaki yazıyı okuyunca öğrendim.İşl.Muh.Şefi kartı okuduktan sonra bir yere telefon etti ve bir odacı çağırarak beni personel şefine götürmesini istedi.Odacı önde ben arkada Personel Şefine gittik.Bana söyle bir baktıktan sonra,bir memur çağırdı,işe giriş işlemlerimin yapılmasını,benim işlerimi yapan bey de orada birisine,(sonradan puvantör olduğunu öğrendim)alışıncaya kadar bana yardımcı olmasını söyledi.

    Ertesi sabah Fabrikanın aşağı kapısına gittim,arkadaş bana yardımcı oldu ve birlikte beni İşletme Muhasebesi şefinin odasına götürdü,bana yemeğe beraber gideceğimizi söyledi.Büro da beni boş bir masaya oturttular, masada daktilo (yazı) makinesi vardı, bir kağıt verip yazmayı öğrenmemi istediler.

    Yemek paydosunda arkadaşlarla yemeğe gittik.Günlerce karnım tok olmadığı için yemek ve ekmek yiyeceğime seviniyordum.Hiç unutmam sıraya girdik, yemekte etli kuru fasulye ve ekmek olarak da haşlanmış patates verdiler,onları yedim.

    Üç beş gün sonra servis memurlarından Mehmet bey bana kurşun kalemle yazılmış bir kağıt vererek,beş nüsha yazmamı söyledi ama nasıl yazılacak söylemedi.Gösterilen yerden o cetvellerden bir tane aldım.Masada bulunan (Continental)marka makineye bir tane koyup yazmaya çalışırken, karşımdaki masada çalışan Alaattin bey yanıma geldi, yaptıklarıma baktı ve "böyle olmaz"deyip nasıl yapılacağını gösterdi.Mehmet beye de"Mehmet arkadaşa nasıl yazılacağını göstermemişsin"dedi.

   Zamanla işlerimi öğrendim, bazı arkadaşlar edindim. Sene sonu gelince 12.ayda tadat(sayım)yapacakların listesine beni de yazmışlar. Üretme kısmının bodrumunda bana verilen malzeme kartlarını masadaki tadat defterine yazıyorum. Masada bulunan 8-10 kartı yazdıktan sonra yemeğe gideceğim. Benim hiç bir şeyden haberim yok. Fabrika Müdürü Osman Şükrü Edirne beni çalışırken görünce puvantörden gidip benim adımı öğreniyor ve işe girişte bastığımız kartımı istiyor.Kartımda saat ücreti olarak 15 kuruş yazıyordu, onu çizip 20 kuruş yazıyor ve paraf ediyor.Yani saat ücretime zam yapıyor. Bu durum fabrikada zamanla duyuldu.

    Aradan bir sene geçtikten sonra Gıga-Dağıtım servisinin memuru başka bir fabrikaya tayin edilince, o kısmın şefi Muhsin Balkan beni şefimin izni ile Gıda-Dağıtıma aldı.

    Fabrikalara her kısım çalışmalarına dair raporlar hazırlayarak ay sonunda Sümerbank Genel Müdürlüğüne gönderilir. Gıda Dağıtımın aylık raporlarını zamanında muhasebeye vermek için çıkış kartımı bastıktan sonra işe geri dönüp ve akşam yemeğimi yedikten sonra raporları bitirmeye çalışıyorum.Fabrika müdürü işletmeye inerken Gıda-Dağıtım servisinin elektriklerinin yandığını görünce dış camdan bakıyor ve benim çalıştığımı görüyor. Yanındaki nöbetçi memuruna benim kartımı kendisine getirmesini söylüyor.Daha öncekinde olduğu gibi kartıma beş kuruş zam yapıyor.Bu haberi de bana nöbetçi memuru verdi.

Bu zam fabrikada bomba haber oldu..

"KANUNUN BAŞIMA GETİRDİKLERİ"

     Ankara'dan aldığım iş kanununu okurken,(fazla çalışma ücreti %50 zamlı ödenir)maddesi dikkatimi çekti. Çünkü fabrikada çalıştırılan devamlı gündüzcüler 11 saat çalıştırılıyor, fakat fazla çalışmaları zamlı ödenmiyordu.

    Durumu sendika başkanı Kamil Gözüm'e söyledim ama kanunun benim olduğunu söylememesini de istedim.Personel Müdürüne giden Kamil Gözüm maddeyi okuyor ama kanunun benim olduğunu da söylüyor.Aradan bir kaç zaman geçtikten sonra personel şefi kapıcı ile beni çağırdı.Odasına girdiğimde Muhasebe Şefi Şemsi Koray da yanındaydı.İlk söylediği söz "sen koministsin" oldu. Birdenbire ne diyeceğimi şaşırdım." O kitabı ver" deyince cebimdeki iş kanununu verdim, bana "çık dışarı" dedi.

    Bir kaç gün sonra personel şefim Makine Mühendisi Sadık Ilgın beni çağırıp "Emin,personel şefi bana senin işine son vermemi söyledi, ben kabul etmedim. Bu gibi adamlarla muhatap olma. İşine devam et" dedi. Sadık Ilgın'ın başka bir fabrikaya tayininden sonra yerine Makine Mühendisi Fethi Atasagun geldi.Aradan bir kaç ay geçtikten sonra personel şefi bu defa Fethi Atasagun'a benim işten çıkarılmamı söylüyor. Şefim reddediyor. Bunu bana şefim söyledi.

    Fabrikada usül, kısımdan kısıma nakillerde;nakil işçinin işine son verilerek değil,aynı hak ve ücretle yapılır ve hep böyle yapılmıştır.Montaj bitince benim de Karbon Sülfür'e naklim yapılacak.Evraklar normal şekilde hazırlandı ama personel şefi kabul etmedi.Ve bana "senin çıkışını yaptıktan sonra Karbon Sülfür'e iş başı yaptırırız ,saat ücretin 105 kuruştan,75 kuruşa düşer,kabul etmezsen çeker gidersin deyince"beynimden vurulmuşa döndüm.Çünkü üç ay önce evlenmiş borca girmiştim.Mecburen "peki"dedim.Bunu yaparak personel şefi benden intikam alıyordu.

    Aradan 5-6 ay geçtikten sonra fabrikaya gelen bir müfettiş,benim nakil dosyamı tetkik etmiş,çağırdı ve bana yapılan işlemin hatalı olduğunu söyledi.Raporuna da yazmış.Ben 1952 yılında fabrikaya sendika başkanı olunca tayinini istedi ve gitti.Gitmesi için benim hiç girişimim olmadı.

ASKERDEN DÖNÜŞ..

    Terhis olduktan sonra fabrikaya geldim.Beni işletme hesap memuru Nurettin Türkmen'in yanına verdiler.

    Nurettin Türkmen Fabrikaya geldiğinden beri aynı işte çalışan ve kendi halinde bir arkadaş.Kendisi Arap olduğu için kimseyle pek konuşmaz, fabrika arabasına binmez,evine yürüyerek gidip gelen bir arkadaş. İşte de pek konuşmaz, sadece sabahları selamlaşırız. Bana bir hayli iş yaptırmadı, dosya çıkarmam ve evrakları dosyaya koymam dışında. Bana hiç bir şey yaptırmadığı ve göstermediği için öğrenemiyordum. O servisin en mühim işlerinden birisi de işletme raporlarını hazırlamak ve işletme şefine imza ettirip Ankara Sümerbank Müdürlüğüne gönderilmesi için müdüriyete teslim etmek.

    Nurettin bey bana hiç bir şey yaptırmadığı için,bende öğle yemeğinden erken dönüp Nurettin beyin işletme raporlarını hazırlarken(yani yazarken kullandığı kopya kağıtlarını tersten ışığa tutarak ve gördüğüm rakamları bir kağıda yazarak, işletme raporlarının nasıl hazırlandığını öğrenmeye çalıştım. Ama bundan Nurettin beyin haberi yok. Nurettin bey hastalanıp on gün rapordan sonra bir haftada senelik iznini kullandı ve ay sonunda yeni raporların hazırlandığında işte değildi.

     Ben kopya kağıtlarından öğrendiğim için işletme raporlarını yazdım,imzaya hazır hale getirdim.Ay sonunda işletme şefi Sezai Koray odacı Cevdet Palsöz'le beni odasına çağırdı. "Emin Nurettin bey izinli, sana raporların nasıl yapılacağını da göstermiştir, ne yapacağız" deyince, kendisine işletme raporlarının hazır olduğunu söyledim.Bana"nasıl yaptın,Nurettin bey kimseye bir şey göstermez" deyince,nasıl yaptığımı anlatınca güldü, raporları istedi. Kendisine raporları verdim. Tetkikten sonra imza attı,"çok güzel düşünmüş ve yapmışsın"dedi.

    İzni bittikten sonra Nurettin bey işe geldi,geldi ama işletme raporlarının yapıldığını görünce, benimle o servisten ayrılana kadar konuşmadı, selam dahi vermedi. Nurettin beyin maksadı işletme raporlarının yapılmayıp kendisinin aranmasıymış...

FABRİKA'DAN ÜNİVERSİTE'YE...

    Kurtuluş Savaşından sonra sıranın sınayi kalkınmaya geldiğine inanan Atatürk bu inkilâpların yapılması için 1935 senesinde yapılan birinci beş yıllık kalkınma planında Bursa Merinos ve Gemlik Sunğipek Fabrikası da yer almış. En kısa zamanda temelleri atılan bu iki fabrika 2.Şubat 1938 tarihinde işletmeye açılmıştır. Daha sonra ,yani 1949 yılında fabrikanın büyütülmesine gidildi ve Reyon'a ilaveten: Viskon(Suniyün),Selofan(jelatin)ve Karbon sülfür tesisleri yapıldı. Bu tesisler 1952 yılında işletmeye açıldı. Bu ilavelerden sonra fabrika "Sunğipek ve Viskos Mamülleri Sanayi Müessesesi adını aldı.

    Müessesede 7 Ocak 1950 tarihinde Viskos Sanayi İşçileri Sendikası kuruldu.

     Müessese Müdürü Osman Şükrü Edirne'nin ayrılmasından sonra müdürlüğe Hicabi Kuşakçıoğlu getirildi. Sendika ile müessese arasında uyumlu bir çalışma başladı. Bu arada müessese ile sendika anlaşarak Müessesenin Uludağ'daki yazlık kampına iş yerlerinin zararlılık durumuna göre her sene 15-20 işçi aileleriyle birlikte 12 günlük süre için gönderiliyor ve her türlü hakları ödeniyordu.Sendika kurulmadan önce iş yerinde giyilmesi için iş elbisesi ve iş ayakkabısı verilmiyordu. İşçiler kendi ayakkabıları ve takunyaları ile çalışıyorlardı.

    Sendika olarak: işçilerin ücret durumu,yiyecek,giyecek,ve sosyal durumları tespit edilerek müessese müdürü ile görüşmeye başladık. Müdür çok sosyal görüşlüydü. Kendisi de böyle bir ayarlama yapılmasına taraftardı. Anlaşarak isteklerimizi bir yazı ile müesseseye bildirdik. Bunun üzerine müdür Sümerbank Müdürlüğüne bizim isteklerimizi götürdü. Ankara'ya giderken sendika başkanı olarak bana"Başkan; bunları bende çok istiyorum, kabul ederlerse sana telefon ederim. Kabul etmezlerse bende dönmem" demişti. İki gün sonra müdür telefon ederek geleceğini söyledi. Bu durumu arkadaşlara söyledim. Adeta bayram havası yaşandı işçiler arasında. Müdür Ankara'dan dönünce bizi çağırdı, müessese ve sendika bir arada. İşçi ücretlerinde ayarlama, iş elbisesi ve ayakkabılarında iyileştirme yapıldı. Yemek kalorileri ayarlanarak yemek listeleri birlikte yapıldı ve Uludağ Kampı'na gönderilenlerin adeti artırıldı. Kısacası: Toplu iş sözleşmesi, Grev ve Lokavt kanunu çıkmadan on sene önce Türkiye'de ilk toplu iş sözleşmesi Sümerbank ile sendika arasında ilk Gemlik de yapıldı.

    Müessesede sosyal, kültürel ve sportif çalışmalar artmaya başladı.Fabrika sinemasına vizyonun en güzel filmleri getiriliyor, konserler veriliyor, aynı zamanda spor kulübü olarakta İstanbul, İzmir, Bursa'dan getirilen kulüplerle maçlar yapılıyordu. Fabrikadaki bu çalışmalardan Gemlik halkı da yararlanıyordu.

    Toplu iş sözleşmesi, Grev, Lokavt kanunu çıktıktan sonra (1963)bu sendika Türkiye'de ilk toplu iş sözleşmesini Ankara da yine Sümerbank Genel Müdürlüğü ile yaptı. Bu sözleşmenin centilmenlik anlaşmasına zamanın çalışma bakanı Bülent Ecevit ile Türk iş başkanı Seyfi Demirsoy da imza attılar.

     Müessese son yıllarda diğer Devlet teşekküllerinde olduğu gibi zarar ettirilmeye başlandı.İlçedeki yasal kuruluşlar,basın ve halktan bazı kimseler açtıkları kampanya ile Yüksek okul ve Fakülte kampanyasına katıldılar.

     Bu arada ilçemiz çocuklarından Bursa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Müfit Parlak,Veteriner Fakültesi Dekanı Hasan Batmaz aracılığı ile Üniversite rektörü Mustafa Yurtkuran'la bu konuda görüşmeye devam edildi.Fakülte ve yüksek okul çalışmaları devam ederken ,bazı kimseler bu fikre karşı çıkarak fabrika arazisine gezinti yeri ve yeşil saha yapmak için baltalama hareketlerine başladılar. Fabrika arazisinin devrine son dakikaya kadar mani olmak istediler. Sonunda Ankara'dan gelen emirle İlim-irfan yuvasının açılmasına mani olamadılar.

      En az 60 sene sanayiye hizmet edilen bu yerden, şimdi büyük Atatürk'ün "HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR" sözüne uygun olarak, ilim ve irfan yayılacak memlekete.

KAZANDIRILMASINDA EMEĞİ GEÇENLER SAĞ OLSUNLAR..

EMİN BORA..

Bende bu yazıları sizlere aktarabildiysem ,emek veren herkese teşekkür ederim.

REYHAN ÇORUM.

Fotoğraflar: ANILARDA YAŞARKEN,SUNĞİPEK'LİLER  Grubu üyelerinden alınmıştır.