• Pazar 16.5 ° / 11.3 ° Dağınık bulutlar
  • Pazartesi 20.7 ° / 13.8 ° kırık bulutlar
  • Salı 18.1 ° / 10.4 ° Hafif yağmur


OKAN TAŞKIN İLE ANILARA YOLCULUK..

OKAN TAŞKIN İLE ANILARA YOLCULUK..

OKAN TAŞKIN İLE ANILARA YOLCULUK..

Sevgili Okan, babamın sevdiği yol arkadaşlarından Şevket Taşkın'ın oğlu. Ankara'da yaşıyor ama; her zaman da, Anılarda Yaşarken grubundaki paylaşımlarımıza katkıda bulunuyor.

Madem ki ayrı yerlerde yaşıyoruz dedim, kendisinden ailesini, anılarını yazıp göndermesini istedim. Sağ olsun beni kırmadı.

Bakalım bize neler yazmış. Teşekkür ediyor, sevgi ve selam gönderiyorum Gemlik'ten.

Okan Taşkın: Şevket ve Naşide Taşkın’ın üçüncü çocuğu olarak 1952 de Gemlik'te doğdum. Rahmetli abilerim Feridun ve Turgut..

Babam taş ocağı işletmeciliği ve zahirecilik yapmış.. Eskiler hala “Taşçı Şevket” olarak bilir. Sonradan kamyonculukla uğraştı. Daha doğrusu abim uğraştı, o siyaset ve avcılıkla haşır neşir oldu. Tıpkı rahmetli baban Umur abi gibi..

Babamın yaptığı taşçılık ve zahireciliği, ben doğmadan önce. Abimin kullandığı kamyonla nakliyecilik ve zeytin işi yaptığını biliyorum. Aynı zamanda Marmara Birlik’in yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliğini de yaptı. İşten çok kendini siyasete adamıştı. Sıkı bir Menderesçi ve Demirel'ciydi. Arada bir laf sokuştururduk birbirimize ama hiç bize karışmadı. Delege idi cebinden para harcayarak köy köy dolaşırdı. İhsan Sabri Çağlayangil, Barlas Küntay, Cemal Külahlı arkadaşları idi. Rahmetli babanın da herhalde. Babalarımız ve arkadaşları gerçekten parti ideali için çalışan, bir çıkar gözetmeyen insanlardı. Mezun olduğum tarihlerde Külahlı tarım bakanıydı. Ben bir seneye yakın boş gezdim. Babam bir telefon etseydi ertesi gün işe başlardım, yapmadı. Bir de şimdiki hale bak. Hepsi de güzel izler bırakıp, gittiler. Rahmetleri bol olsun, huzur içinde yatsınlar.

Annem Naşide ise ev kadınıydı, aynı zamanda iyi bir terziydi güzel dikiş dikerdi.. Ben hatırlamıyorum bir sürü çırak yetiştirmiş; rahmetli Hafız Kani’nin kızları, Necdet abi(Bulut)rahmetlinin ablası Neriman abla gibi.. Anneleri Makbule teyze de benim manevi annem sayılırdı.

Annemler Bursa yolunda kaza geçirip, hastanelik olunca bana bakmış 8-9 aylıkken. Aynı kazada ben sıyrık bile almamışım. Rahmetli Renginaz ablam ve Metin( Göral)da var bu kazada..

Bu arada babam 93 harbinde Batum’dan göç eden bir ailenin çocuğu.. Adliye(kavakdibi) köyünden bir gürcü. Annem, Gemlik’e gelin gelen Adapazar’lı bir abhaz..

Ben ilkokulu Şehit Cemal’de okudum. Öğretmenimiz rahmetli İdris Yavuz, hala konuşulan mükemmel bir insandı. Sonra Gemlik Orta Okulu. Tarih öğretmenimiz Refet hanım hariç, diğer öğretmenlerin yaklaşımlarını pek iyi hatırlamıyorum ne yazık ki. Korku ve dayağa dayalı bir eğitim sistemi! Gemlik Lisesi’nin ilk öğrencilerindenim ama ilk mezunlarından değilim.. Birinci sınıfta kalıp, yoldan çıkma belirtileri gösterince, aile kararıyla Ankara’daki abimin yanına gönderilip, liseyi Ankara'da bitirdim. Sonra Ziraat fakültesi,  memuriyet ve de emeklilik..

Eskiye dönersek, güzel bir mahalle (Balıkpazarı-Kayhan mah)güzel komşular, güzel arkadaşlar ve harika bir çocukluk. Oyun alanı deniz ve deniz kenarı olan şanslı bir çocukluk. Kışın Danış Bey evinin verandası bağıra çağıra oynadığımız yer. O zarif insanlar(Danış Amca ve İsmet teyze) bir gün bile şikayetçi olmadı. Rahmetleri bol olsun. Şükrü abi de huzur içinde yatsın. Teoman abi ve Tülin ablaya sağlıklı yıllar.

Şimdiki çocuklar gibi sonsuz imkanlarımız yoktu ama kendimizin yarattığı ve bilinen oyunlarla mutlu olurduk. İmkanlar kısıtlı dedim de, bir gün beşer onar kuruş toplayıp, ortaklaşa lastik bir top aldık ama her akşam top kimin evinde kalacak kavgası çıkmaya başladı. Sonunda rahmetli Celal(Atalık) ekmek bıçağıyla topu parçalayıp, parçalarını dağıttı, alın topunuzu diye.. Rahmetli Turgut(Akyıldırım-belalı), rahmetli Mesut(Öztin), Cımbız Ali, İbrahim(Koçdemir), Oktay, Bekir, Ahmet Kardeşler(Öztüre), İstanbullu Fettah, Nejat, İbrahim Balcı, Atilla Mutman ve diğerleri..(Reyhan maymun hikayesini de burada kullanabilirsin) daha sonra yine şanslı ilk gençlik yılları. Yazın sandalda ve küçük iskelede, kışın abi ve arkadaş dükkanlarında  muhabbetle geçen güzel yıllar..

Sene 1973 Klasik iskele pozu. Arkada gerçek anlamda çay bahçeleri. İlkbaharda açılır, sonbaharda kapanırdı. Yoktu öyle ıvır zıvır; çay, kahve, meşrubat!..

Gün batımında Mehdi'nin camekanından ikişer ölçek çekirdek nohut alınıp, serilince masaya büyük keyif! Kabak çekirdeği, ay çekirdeğini bilmezdik pek, kabuklarını da yere atmazdık galiba..

Mesela Semerciler yokuşunun ayrı bir yeri vardır bende. Erkan abi (Barutçuoğlu), sevgili Fikri(Danış),İhsan usta(Koçdemir)toplanma ve muhabbet yerleriydi.. Özellikle bayramların öncesinde terziler o yıllarda bayramlıkları yetiştirmek için sahura kadar çalışırlardı. Eh davulcu geçerken de davul elinden alınır, birisi çalar herkes oynardı. Bir paylaşımda uzunca anlatmıştım o sokağı ve diğer sakinlerini bulabilirsen iyi olur. Orada yazmamıştım ama, rahmetli Şükriye’yi anmadan olmaz. İmkansız aşkını pencerede görebilmek umuduyla sürekli o sokaktan geçer, bazen de Erkan abinin dükkanına uğrar kapı ağzındaki sandalyeye oturur, muayenehaneyi seyrederdi dakikalarca..

Vee küçük iskele. Çakal Mustafa Abi bizim seslenişimizle Abey. Can arkadaşım rahmetli Abdullah, Fahrettin, Alaattin, rahmetli Armağan (Öğütçü), İbo, Zeki, Yüksel(Aksel), Erdem(tiringa) yanındaki küçük kumsala akşamları kilimler serilir, amcalar, teyzeler, abiler, ablalar muhabbet ederdi. ”Beleş aile gazinosu” derdik oraya. Ağların üzerine yayılıp, katılırdık sohbetlere. Bir okuldu orası; denizi, dostluğu,  paylaşmayı, yardımseverliği öğrendik orada. Ne güzel insandır Abey!. Hep yüzünde bir tebessüm. Hiç sinirlendiğini, kızdığını görmedim. Sadece bir kere İçimizden bir arkadaşımızı kovaladı.

Bak anlatayım. Günün birinde Athos isimli bir gemiden  denizcinin biriyle geldi Abey ve gemi gidene kadar bizim orayı çok sevdi. Adam yarım saatte bir bira bitiriyor. Kapak açacağı cebinde. Biralar bittikçe arkadaş koşturup yenisini getiriyor. Bu arada para üstü ve depozito paralarını da bahşiş yapıyor kendine. Tabi 1-2 bira da biz nasipleniyoruz. Abey içmezdi ama, bu arada bizim denizci çok şık yılan derisi bir çizme giyiyor. ........’in gözü onda kendince beğendiğini ve istediğini anlatıyor. Abey de devamlı uyarıyor yapma diye. Sonunda bir gün patladı ve uygun bir biçimde kovaladı kendisini haklıydı kızmakta.

Aynı gemici ile bir de Bursa gezimiz var, rahmetli Namık abinin arabasıyla. Güya gezdireceğiz adamı!. Önce 1.5 iskenderi hüpletip arabadan iki cami bir hamam gösterip dönmüştük. Abey ve Namık abi güzel bir program yapmışlardı. Aksatmadan uyguladığımız bir ritüelimiz vardı. Geç vakit kayıkları bağladıktan sonra rahmetli Abdurrahim abinin gazinosunda çay, kahve içmek. Abey’in olmadığı bir akşam Alaattin’i bırakıp rahmetli Abdullah ve Fahrettin(puçula)ile biz erken saatte Abdurrahim abiye oturduk. Tam önümüze Abey'in sandallarından biri geldi. İçinde de yeni yetme gençler ama doğru düzgün kürek çekemiyorlar. Biz de biraz dalga geçer gibi görünce bozuldular sanırım, yarım saat sonra masaya gelip bizi kavgaya davet ettiler. Ne komedi ya! Kalkıp gittik bizim mekana, yapmayın etmeyin, yok laf anlamıyorlar. Sonunda giriştik birbirimize; yumruk, tekme, tokat derken bir sesle çakıldık kaldık. Fahrettin’in nenesi, tanımış herhalde Ragibe teyzelerin evinin önündeki duvardan bağırıyor..

Hayrettinnn..Fahrettinn..Selahattinn..Alaaddinnn, ama Erkan abiyi saymadı herhalde. Rahmetlinin çığlıklarına millet koşuşunca kavga da dağıldı tabi. Sanmayın ki kayıklar bağlanınca biterdi muhabbet, el ayak çekilince daha güzelleşirdi. Bazen ucuz Dimitrikopulo eşliğinde, Abey hiç içmezdi, çoğu zaman da fazla kalmazdı zaten.

Hele sabaha karşı 3 civarında fırından sıcak ekmek çıkınca, dağılırdık evlere, peynir, zeytin, domatesle dönerdik. Ay ışığında, deniz kenarında böyle bir muhabbet kaç kişiye nasip olur, yaşadık bu güzellikleri, güzel insanlarla.

1 temmuz kabotaj bayramı Abey ile hazırlanır ve rahmetli Abdullah ile cankurtaran olurduk. Kollarımızda pazubentlerle, evet iyi yüzerdik ama, cankurtarmayla da bir ilgimiz yoktu. Abey her şeyi dört dörtlük yapardı.

Hadi son bir anıyla bitirelim.. Bir gece yarısı muhabbetinde Abey’in amiral gemisiyle (motor) Fıstıklı’ya doğru uzanmak istedik, nevale hazırlandı. Su için Boksörün önünden bir kasa boş şarap şişesine çınarın altındaki çeşmeden su dolduruldu. Abey, rahmetli canım kardeşim Abdullah, Fahrettin, rahmetli Armağan nefis bir mehtap eşliğinde Kapaklı da karaya çıkıp, moladan sonra Fıstıklı’ya kadar gidip dönüşe geçtik. Dönüşte bir ara dümen bendeydi, uykusuzluktan Narlı’nın oralarda taşlara çıkarıyordum tekneyi. Neyse öğle vakti iskeleye döndük. Yerine koymak için şarap kasasını çıkarırken Abey’in amcası bitiverdi yanımızda. Lan hepsini mi siz içtiniz, diyerek başladı. Kadınları(rahmetli başka bir sıfat kullandı tabi)nereye bıraktınız diye saydırmaya devam etti. Çok dil döktük ama galiba ikna edemedik güzeldi her şey.

En azından bir sahil kasabasında yaşadığımızı her şeyiyle hissediyorduk, denize ulaşabiliyorduk, evimizden çıkıp denize girebiliyorduk. Bol balık tutup yiyebiliyorduk, hemen kayadan midyeyi çıkarıp teneke üzerinde pişirebiliyorduk. Sonra bir öğlen vakti küçük iskelede güneşin tadını çıkartırken, bir kamyon gelip; içindeki molozu boşalttı yan tarafa. Ne olduğunu anlamadan rahmetli Emin Dalkıran geldi. ”Gençler piyasa yeri yapıyoruz size” dedi. Hiç unutmuyorum, sonra diğer kamyonlar takip etti onu.

Belki de bir cinayetin başlangıcına bizzat şahit olduk, bilmiyorum..

Babam da dahil olmak üzere, Gemlik'in eski insanları belki çocuklarından farklı düşüncelere sahiptiler ama, hep Atatürkçü, laik, cumhuriyet ilkelerine bağlı kaldılar. İbadetlerini yapan; yemesini, içmesini adabıyla bilen hoşgörülü insanlardı. Huzur içinde uyusunlar..

Reyhan Çorum..