• Cumartesi 17.3 ° / 11.7 ° Light rain
  • Pazar 14.1 ° / 12 ° bulutlu bulutlar
  • Pazartesi 17.4 ° / 11.3 ° kırık bulutlar


O ADAM GİBİ ADAMDI....

O ADAM GİBİ ADAMDI....

O ADAM GİBİ ADAMDI....

30.Ekim.2004 günü; İbrahim Parlak'ın ardından ,kendisi de "Adam gibi adam" olan rahmetli İNAN TAMER,köşesinde böyle başlık atmıştı.

Onlar geride güzel izler bırakarak göçtüler bu dünyadan.

Tanıyan herkesin abisi,amcası,çocukların dedesi sağlık memuru İğneci İbrahim Amcamız da, ardından bu sözü söylettiren,sevgi ile anılan  mükemmel birisiydi.Kime sorsam onu yaptıkları ile andı.

Aramızdan ayrılışının 16.ölüm yıldönümünde; hem anmak ,hem de bilmeyenlere tanıtmak için, bıraktığı her biri birbirinden değerli evlatlardan ,büyük kızı Nadide Parlak Çolak ile birlikteyiz bugün.

Parlak ailesini Nadide Hanımdan dinleyelim.

"Babam 1929 senesinde Gümüşhane-Torul Nahiyesi -Altınpınar Köyü'nde dünyaya gelmiş bir köy çocuğu.

Babamın annesi 1.5 yaşındayken vefat etmiş.Dedem inşaatlarda çalışır,bu nedenle bir gider aylarca köye gelmezmiş.Mecburen de babam küçük olduğu için evlenmiş.Dört evlilik yapmış.Üvey anneleri babama güzel bakmış ama yine de köyde yokluk ve annesizlik kolay değilmiş.

Diğer annelerden amcam ve halam dünyaya gelmiş..Babası çalışmaya gittiğinde eve ve kardeşlerine babam sahip çıkarmış.Zor günler geçirmişler,ekmeğin arasına çökelek koyarak yerlermiş.

İlkokulu köyde bitirdikten sonra ara vermiş.15 yaşındayken yatılı Sağlık Meslek Okulunu kazanmış.Yazları inşaatlarda çalışıp para biriktirerek, okul parasını ve masrafları kendisi karşılarmış.Bir simit bile almadan para biriktirirmiş.

Sağlık Meslek Okulunu bitirdikten sonra Gemlik Hamidiye Köyüne tayini çıkmış.Hamidiye'ye bekar olarak gelmiş,köyden bir ahbabının tavsiyesi üzerine annemle görücü usulü evlenmişler.

Abim ve ben o köyde dünyaya gelmişiz.

Askerliğini subay olarak Edremit'de yaptıktan sonra tekrar Hamidiye köyüne dönmüş.Bizi bu süre zarfında anneannemlere bırakmış.

Hamidiye Köyü babamın ilk tayin yeri olduğu için babam çok  önem verirdi.Ben küçüktüm ismini hatırlamıyorum ama orada bir hoca varmış,Celal Bayar'ın da arkadaşıymış.Babam ondan çok feyz almış.

Ne anne görmüş, ne baba!Hep kendini yetiştirmek için çabalamış.

Babam sekiz sene burada memuriyet yaptıktan sonra,M.Kemalpaşa-Devecikonak Nahiyesi'nde göreve başlamış.

Oraya tayinimiz çıktığında ben 1.5 yaşındaymışım.17 yıl bir fiil görev yaptı.Bu sürede iki kız kardeşimiz daha dünyaya geldi.Dört kardeşiz.

Abim ve ben İlkokulu orada bitirdik.

Babanız değerli evlatlar yetiştirmiş,sizleri tanıyabilirmiyiz?

Bizim bir abimiz var,üç kız kardeşiz.Abim bizlere el,kol olan,mükemmel,fedakar bir ağbi.Birbirimize bağlıyız.Bu güne kadar dört kardeş bir gün olsun birbirimizi kırmadık.

Köyde Ortaokul yoktu.Anneannem Gemlik'de dayım,yengem ve dayımın üç çocuğu ile birlikte yaşıyordu.Abim okumak istediği için onların yanına yerleşerek Ortaokula kaydoldu,okulu yanlarında  bitirdi.Tayinimiz Gemlik'e çıktıktan sonra da Gemlik Lisesi'ne devam etti ,Lise'yi 1.olan Sami Taran'dan sonra 2.olarak bitirerek,diploma aldı.

Uludağ Üniversitesini kazandı.O zamanlar Üniversite İstanbul'daydı.2 sene orada kaldı.Sonradan Bursa'ya geldi.Abimler ilk mezunlar.

Fakülteden mezun olduktan sonra Azot Fabrikası'nda doktor olarak çalıştı,tekrar Fakülteye dönüş yaptı.

Kız kardeşim Nuray Parlak Yılmaz.Ankara Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde okudu.İki yıl da yüksek lisans yaptı.Önce Ankara'da görevde bulundu..Babam ölmeden Bursa'ya Uludağ Üniversitesi'ne geldi.Şimdi doçent olarak halâ orada görev yapıyor.Eşi de Üniversitede profösör.

Diğer kız kardeşim Gemlik'de.Seray Muratoğlu Parlak.Anaçev Vakfında gönüllü olarak sekreterlik yapıyor,eşi öğretmen.

Biraz köydeki yaşantınızdan bahsedermisiniz?

Babam Köy Enstitüsünden mezun.Bir doktor ne bilirse o da bilirdi.O zamanın sağlık memurları her sağlık sorununa çözüm üretmek için yetiştirilmiş ve doktorsuz köylere tayin olmuşlardı.Hamidiye köyünde de,Devecikonak'da da babamın sohbeti çok güzel olduğu için kahvede herkes susar babamı dinlermiş.

Belki bir faydam olur düşüncesi ile her konuda yine köylüyü dinler,yardımcı olurmuş.

Akıllı,zeki biriydi ama hırslı ve haris değildi.

Deveci'nin 12 köyüne de bakardı.Bu köylere ayda iki kez yayan gitme mecburiyeti vardı.Bazen köylüler eşek ile gelir babamı alırlardı.Kemalpaşa'ya giderek bu yaptığı vazifeyi rapor ederdi.

Köyde yaşantı çok güzeldi.Daha halâ aklım oralarda.Babam memur olduğu için bizi hiç bir şeyden mahrum etmezdi.Onun Kemalpaşa'ya gittiği zamanlar köyün çocukları ile yolunu gözlerdik.Eli kolu dolu gelir,getirdiği şeker ve sevdiğimiz yiyecekleri hep birlikte yememiz için bize verirdi.

Aklınıza gelen anılar var mı?

Var tabii !....

Yeni evlenen bir gelini tarlaya çalışmaya götürmüşler.Tuvalet ihtiyacı doğunca çalılıkların oraya gitmiş.Bu esnada çok esnemiş ve çenesi çıkmış,yani çenesi düşmüş.Gelini böyle görünce gelin çarpıldı sanmış ve hoca hoca gezdirmeye başlamışlar.Üfürükçüler çare olmayınca akıllarına babam gelmiş.

Gelip durumu anlatmışlar,"Babam siz o gelini bana getirin "dedi.Damat karısını kapıp gelmiş.Babam bakıp,durumu anlamış olacak,iki parmağına gazlı bez sarıp,gelini yatırdı ve çenesini yerine oturttu.Beni bakkala göndererek ,sakız aldırdı,fakat kadın korktu,çiğnemek istemedi.Günlerce yemek yemeyen kadın çok açtı.Annem yemekler yaptı,hepsi oturup yemek yediler..

Yine bir gün; köyün birinden çocuk getirmişler,burnuna nohut kaçmış.Nohut ıslana ıslana kabarmış,yeşillenmiş,büyümüş.Babam kurcalayıp çıkarmaya çalışınca çocuk ağlamaya,bağırmaya ,hınkırmaya başladı.Nohut da karşıya fırladı.

O kadar çok anısı var ki !..

Babamı köylere giderken kuduz köpek ısırmış.15 gün Kemalpaşa'ya giderek karnından iğne oldu.Babam aynı zamanda kuduz iğnesi de yapardı.İğne kocaman büyüktü,çocukların karnı şişerdi.

Uzun yıllar sonra babamın Gemlik Hükümet Tabipliği'ne tayini çıktı.O zaman Hükümet Doktoru Mustafa Karbay'dı.

Babam burada da uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli oldu.Tam 31 yıllık memuriyeti var.

Gemlik de nerede yaşadınız?

Anneannem ve dayım Sunğipek Fabrikası'nda çalışıyordu.Gemlik'de yapılan Fabrika evlerine yazılmışlardı.1.tertip yapılan evlere anneannem yazılmış,2.tertip yapılanlara da dayım yazılmıştı.Babam parasını ödemiş ve biz ev bitince oraya taşınmıştık.Orada sekiz sene oturduk.1.tertip evler yıkıldı.Abim Balıkpazarı'ndan caminin karşısından ev aldı ve biz bu eve yerleştik.

Bizim evlerin olduğu yerler batak ve çamurdu.Babam ayağına çizme giyer,akşam saat 12'ye kadar bir günde 50 kapıya iğne yapmaya giderdi.

Ramazanda oruç tutardı ama hastalarının iğnelerini yapar,teravih namazını kılar ,öyle eve gelip orucunu bozardı.

Köylere gittiğinde yanında sopa,fener taşırdı.

Bir köye 6 saatte yürüyerek gidip,tekrar 6 saatte dönerdi.Alldığı para zerre kadar haram karışmadan alnının teridir.

Nasıl bir babaydı?

Mükemmel bir babaydı.O kadar dürüst bir insandı ki !...Altının içine bir şey karışabilir,onda o bile yoktu.Bizleri de aynı dürüstlükte yetiştirdi.Kendisi çok zorluklar içinde yetiştiği ve okuduğu için bize hiç zorluk göstermedi.Çocuklarını okutmak için her türlü fedakarlığı yaptı.Bir gün dışarıda yemek yemedi.Ne yaparsa evinde yapardı.İçki içmezdi.Tek sigarası vardı,hastalanınca bıraktı.

Çocukları çok sever,mahalledeki çocuklar da ondan korkmazdı.Bir eve gitse oturur sohbet eder,çay içer,çocukları sakinleştirir,öyle iğne yapardı.

Aynı mahallede oturan Şengül Geçkin Hanım; bu sözleri  İbrahim amcasını anlatırken doğruluyor.

Diyor ki !!...

"İbrahim Amca mahalledeki en yaramaz çocuğun bile başını okşardı.Çocuklar onu çok sever,gelirken sıraya dizilirlerdi.

Bir gün çocuklarım küçükken bize iğneye geldi.Çocuklara,"Bir kuş,iki kuş" diye saydırarak rahatlatırdı,para almazdı.Farkettirmeden cebine para koydum.Ertesi gün kapım çalındı açtım.Baktım kızgın bir vaziyette kapımda."Senin o kadar paran çok mu"diyerek paranın yarısını verdi."

Onun gibi sağlıkçı olan ve isimleri aynı olduğu için birbirleri ile karıştırılan sağlıkçı İbrahim Karaaslan'a sordum.

"Benim Gemlik'e tayinim çıktığında İbrahim buradaydı.Bana; 'Çok yoruluyorum,Hamidiye köyünü bölüşelim,yarısını sen yap'dedi.Gittiğim evlerde iğne yapıyordum,ücret sorduklarında 'İbrahim'e ne veriyorsanız o kadar verin'diyordum.Gülüyorlardı ve 'Bizden para almıyor ki!'diyorlardı.Çok iyi bir insan ve arkadaştı"dedi.

Ve yine melektaşı Mustafa Sadi Şıvka; "Onu bu vesile ile saygı sevgi ile anıyorum,ışıklarda yat İbrahim Ağabey"diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor.

"1979-1983 yılları arasında görev yaptım.Meslektaşım olarak görev yaptığım kişi idi kendisi.

Cumhuriyet döneminin sağlam temellerinden olan,Köy Enstitüsü mezunu olması nedeni ile,gerçektende örnekti bana.Tam bir Cumhuriyetçi,Halkçı,görev aşığı idi.Evde sağlık hizmetlerinden hiç bir şekilde ücret talep etmedi."

Nadide Hanıma bu sözleri ilettiğimde,"Babam gerçekten de öyleydi"diyerek herkese teşekkür etti.

Sadece iğne yapmaz,durumu olmayan hastalarının ilaçlarını kendi cebinden alır,iğnelerini yapar,kimsesizlere gidip para yardımı yapardı.

"Yaptığınız iyilikleri sakın söylemeyin,deşifre etmeyin"diye nasihatta bulunurdu.

Biz bunları bilmedik.!!

Bağırsak kanseri oldu,iki sene tedavi gördü.Kız kardeşim evlendikten sonra hastaneye yattı,kırk gün sonra 29 Kasım 2004 yılında kaybettik.

Taziyeye gelenlerden okuttuğu çocukları,yaptığı yardım ve iyilikleri duyduk.

Hastalarına ailesi kadar önem verirdi.

Yaşayamadıklarını yaşatmak için çabalayan bir baba,insanları seven ,memleketini seven,evladı olduğumuz için bize gururlu bir geçmiş bırakan biriydi.

Biz evlatları olarak ona layık olmaya çalışıyoruz."

İNAN TAMER'in sözleri ile bitirelim;

İBRAHİM PARLAK'ın yaşam hikayesini..

O ,devlette görev yapmıştı,bu süre içinde ve emekliliğinde hakkı olan ilacı almadı.İlacını kendi parası ile alırdı.Eczacılar sağlık memuru olduğu için iskonto yapmak istediklerinde kabul etmedi.Bedelini kuruşu kuruşuna ödedi.

Cenazesini kimseye yorgunluk vermemek için ambulansla götürmek istediklerinde,cemaatten bir ihtiyar;

"O zaman ben gelmem,bize hep o verdi,onu bırakında omuzlarımızda taşıyarak bizde borcumuzu eda edelim."dedi.

Kısa yaşam süresinde adam olmak,

Adam gibi adam olmak.!

İyiliklerle anılmak,hayırlı evlatlar ve iyi bir ad bırakmak..

Tanıyan herkesin sevgi ve özlemle,iyilikle andığı İbrahim Amcamız nurlarda yatsın.

Nadide Hanımın annesinin ailesini,Sunğipek anılarını sonraki yazıya bıraktık.Zira anne ve babasının hikayesi bir sayfaya sığmayacak kadar uzun.

Devam edeceğiz...

REYHAN ÇORUM.

Fotoğraflar :Nadide Parlak aile albümüne aittir.