• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


Liman reisi yakışıklı babam..

Liman reisi yakışıklı babam..

Liman reisi yakışıklı babam..

Şale Demirel'in dedesi Ali Şirin ile başlayan sohbetimiz kaldığımız yerden devam ediyor.

Bugün de anne ve babasından bahsedeceğiz..

2019 yılında kabotaj Bayramı sergimizde bir fotoğrafını sergiledik eski Liman Başkanlarımızdan biri olması sıfatı ile Sami Demirel'in..

Gemlik'te bir zamanlar şu kişiler de vardı dendiğinde, kısa da olsa herkese yer vermek istiyorum. İçten, samimi anlatımıyla, güler yüzle, seve seve beni kırmayarak bu sohbet imkanını sağladığı için sevgili Şale Demirel'e çok teşekkür ediyorum.

Gururla taşıyor Demirel soyadını.

Babası SAMİ DEMİREL'i Şale Hanımdan dinleyelim.

Babamın kökeni 3 oklardan, Gökhan soyundan, Bayındır Kavak Aşiretinden geliyor. 4. Murat zamanında (1600 yılları) Türkmenistan'dan göçüyorlar. Sancak beyi Samsun içlerine yanında gelen bu kafileyi yerleştiriyor. Küme şeklinde 90 köy kurmuşlar. Babamın dedesi üç erkek kardeşmiş. Bunlardan ikisi Allahuekber dağlarında donarak ölmüş. Yani 100 bin askerden ikisi bizim ailedenmiş. Dedem kurtulup dönmüş. Dedemin kardeşlerinin eşleri iki kadın kocasız kalıyor. Töreye göre ablaları( o zaman Osmanlı kadınlarının sözü geçiyor) kardeşleri Nuri'yi yeni gelin, yani küçük kardeşlerinin eşi ile evlendiriyorlar.

Benim babaannem bu şekilde eşinin kardeşi ile bir çocukla evleniyor. Çocuk bir süre sonra hastalanıp ölüyor. Bu eşinden de 6 çocuğu daha oluyor. Dede babaannemin üstüne bir kadın daha alıyor. O kadının da üç oğlu, bir kızı oluyor.

Mevlüde babaannem çok üzülüyor, Kerime teyzesine gidiyor, 34 bedene düşüyor kahrından. Zaten 5-6 ay sonra da ölüyor.

Babam 29 doğumlu. Annesinin ölümüne çok üzülüyor, babasından nefret ediyor. 12 yaşında evden kaçarak limana gidiyor ve limandaki askeri bir gemiye binerek saklanıyor. Gemi hareket ettikten sonra babamın farkına varıyorlar. Kaptan babamı alıyor karşısına " Oğlum sen burada ne arıyorsun?" Diyerek tatlı sert kızıyor. Babamda durumu anlatıyor, "Benim annem öldü, babamı istemiyorum, Askeri Okula gitmek, okumak istiyorum" diyor. Babama bir asker elbisesi giydiriyorlar(çünkü yasakmış) sahile bildiriyorlar, " Çocuk emin ellerdedir, biz onu Askeri Okula yazdıracağız" diyorlar.

Böylece babamın donanma hayatı başlıyor. Amerika'ya kadar gitmiş.

ANNEMLE TANIŞMASI..

Annem Kız Sanat Okulu'nda okumuş. Babamla İstanbul'da bir ahbaplarının vasıtası ile tanışmış. Babam 9 kere Gemlik'e gelmiş annemi istemiş ama vermemişler. O zaman dede zengin, babam memur bundan olsa gerek. Sonunda evlenmişler.

Babam görevi dolayısı ile sık sık gemilerle gidiyor ve uzun süre eve gelemiyor. Annemin ülseri var, midesi kanıyor, babamın eve yakın olması lazım. Eşinin hastalığı nedeni ile Donanma'dan istifa ediyor, önce Galata Kulesine aldırıyorlar, sonra Liman Başkanlığına geçiyor.

Başarılı bir kaptan olduğu için ayrılmasını hiç istememişler aslında.

Mesela bir gün Malta Limanı açıklarında bir fırtına patlıyor. Bir çok Ecnebi gemi de açıkta askeri harekat yapılıyor. Malta Limanına hiç biri girememiş. Amiral bağırıp çağırıyor panik içinde. " Bunu yapsa yapsa Sami yapar" diyorlar. "Tamam sıkıntı değil, sokarız diyor" ve gemiyi limana alkışlarla sokuyor. Türk Donanmasının farkını gösteriyor babam.

Ufku geniş, asla emir dinlemeyen, ele avuca sığmayan bir adammış, donanmada sevilen biriymiş.

Dedemin Ankara'da Mebuslarla ilişkileri iyiydi. Bir telefon ile işini hallederdi. Annem babasına telefon ederdi, babamın işi olurdu. Ayvalık'a da dedemin torpili ile atandı. Onunda hakkını yemeyeyim.

Antalya, Bozcaada, Ayvalık, Gemlik, İstanbul, İzmir, Bartın görev yaptığı yerler. 76 yılında İzmir'den Ege Bölgesi Liman ve Deniz İşleri Müdürlüğünden emekli oldu.

Gemlik'e 60 yıllarında geldik. 60-65 yıllarında buradaydık.

Nasıl biriydi baban?

Babam doğa adamıydı. Çok yakışıklı, müthiş janti bir adam, hem de Robinson. Bu iki özellik nasıl bağdaşırdı bilmem ama o başarırdı.

Kültüre çok düşkündü, okurdu, çok kültürlüydü. "Mutlaka öğreneceksiniz" derdi. 6 yaşındaydım, bana her şeyi göstermeye çalışırdı.

Babamdan genel kültür, coğrafya, çabuk kavrama, süratle ulaşma, hemen duruma hakim olma, koruma. Annemden ise vefa, cefa, sadakat, aileye düşkünlük aldım. Onlarda bu özellikler fazlasıyla vardı.

Babam aynı zamanda otoriter ve sert bir babaydı. Gemsaz sazlığına yaban ördeği avlamaya giderdik birlikte. Balığa çıkardık, tekir ağı atardı, tekir, iskorpit, dil balığı çıkardı. Birlikte dalar avlanırdık. Karagöz, eşkina vurmuşluğum vardır. Babamda bende sünger avcısıyız. Benim ayrıca dalgıçlığım da var. İstanbul Boğazını 12 yaşında yüzerek geçtim. Atletizm yaptım, sporu severim. Yelken, dalgıçlık, kürek, su kayağı hepsini yaptım. Bir su balesi yapmadım.

Babam Bozcaada'da çalışırken sal aldırmış. O zaman orada Rumlar da varmış. "Bizim kayıklar da çalışacak" demişler. Kavga çıkmış babama odunlarla saldırmışlar. Babam yere düşmüş, gözünü açmış "Bir anda elinde odunla Fatma'yı gördüm, adamlara karşı koyuyordu" diye anlatırdı. İkisi de çok cabbar, ayakta durabilecek insanlardı. Bana " Önce canını koru, herkesi korumaya çalışırken seni öldürebilirler" diye öğüt verirdi. Ablama da " Sende malını mülkünü koru, saçıp savurma" diye ölmeden bir gün önce vasiyet etti.

Babamın Gemlik'ten gitme nedeni doğruluğudur. Malta'dan deve tüyünden bir robdöşambr almış, onu da güve yemiş. Bütün hediye olarak aldığı bir Türkçe Kur-an, onu da "Türkçe olduğu için kabul ettim" diyordu. Biz hiç haram lokma yemedik. Hak bizim için önemliydi. Hak yemekten korkardık.

Gemlik'te bu saç gemilerin olması babamın yüzündendir. Babam olması gerektiğini hep anlattı. Hepsini kombine hale getirdi. Boksörün olduğu yer kayaydı, söyleye söyleye kayaları deldirdi. O kayaları oyarak genişletti yerini. Kumla'da İsmail Tatlısözlü'ye " Buraya dört direk koy, üstünü ört" dedi. O," Kim gelecek?" derdi. Babam "Kayıkla gelinir, gene gelinir, ben toplar getiririm sen yap" diyordu. Ardından Kızılay, Altay Tatil Köyü geldi.

Mado'nun önü kayaydı. Babam duvarı düzelttirdi, Atatürk’ün "Türk, Öğün, Çalış, Güven" sözünü kendisi boya ile yazdı. Duvarın iç kısmında yürüyecek kadar bir kanal vardı, onun önünde Yavuz Alemdar, Cengiz abi, Mustafa abi hepsi toplanır otururdu..

Çakalın donanması.. Mustafa abi benim için çok değerlidir. Mustafa Toplu kayığına binmiş bizim evin önünden geçiyor.. Biz balkonda oturuyoruz. O kibarlık etmiş yazmamış ama sağ olsun çok emekleri oldu.

Peki birazda mahalle ve çocukluk diyelim..

Atatürk Okulu'nun orada Mektep sokakta deniz kenarında oturduk. Hiç bir mahallede olmayan komşuluk vardı. Kadınlı, erkekli içlerinde kötülük barındırmadan insanlar kaynaşarak yaşardı. Bu böyle yıllar yılı devam etti. Kış günleri camımıza vururdu dalgalar. Evimiz Rum eviydi. Merdivenle mutfağa inerdik, bütün duvar suluk, kocaman bir ocak, 500-750-1000 kiloluk küpler gömülüydü.

Arkadaşlarımın hangisini saysam öbürü darılır, bir çok arkadaşımızla oyunlar, sessiz filmler oynardık.

İlk okula beş yaşımda gittim. Öğretmenim senin de öğretmenin olan Muazzez Fırat'tı, kızı Oya ile hala görüşüyoruz.

Babam maaşını anneme teslim eder, "Fatma bana para ver" derdi. İçkisi kumarı yoktu. Emekli olduktan sonra arada bir kahveye gider Arif Usta ile tavla atarlardı.

Annem yoldan gelen geçene çay ikram ederdi. Ölünce mezarının başına ÇAY NİNE yazdırdık. Ben annemde de, ablamda da herkese çay dağıttım. Tanıyanlar annem için "Ay Fatma ne iyilikler yapardı" diyorlar. Bizim eve onca para girerdi, nereye gittiği belli olmazdı.

Annem 11 Eylül 1986 yılında vefat etti. Bir vasiyeti vardı. Onu da anlatayım..

"Kızım ben ölünce mezarımın başında MAKBER'i çalar mısın?" dedi. Bende" Hamiyet Yüceses'e bile söyletirim" dedim. Annem öldükten bir müddet sonra Hamiyet Hanım'ın telefonunu buldum aradım. Turneye gitmiş, 15 gün sonra dönecekmiş. Tekrar aradım banyodaymış, neden aradığımı yardımcısına anlattım, telefonumu bıraktım.

Sonunda beni aradı. "Israrla beni arıyormuşsun, bu durumu duyunca merak ettim, benden herkes şarkı ister ama ilk defa ölüler aleminden bir istek geldi" dedi. Ben tekrar ona anlattım, benim eşim müteahhit, evinizde ne eksiğiniz varsa yaparız, yeter ki annemin bu isteğini yerine getirin "dedim." Ben şimdi banyodan çıktım, üç Kulhüvallahü bir Elham okuyup, sonrada Makberi okuyacağım" deyince benim burnum düştü. Babam karşımda, başından savdı beni diye düşündüm. Aradan 10-15 gün kadar geçti. Karşı komşum çabuk televizyonu aç diye kapıma gelmiş. Mustafa Yolaşan o zaman program yapıyor, Hamiyet hanım konuk. " Hamiyet hanım bize önemli bir anınızı anlatır mısınız?" diye sordu. Hamiyet Hanım" Şale kızım, şu an  beni izliyor musun bilmiyorum?" Dedikten sonra " Çok tatlı bir kız beni defalarca aramış. Annesinin son isteğini yerine getirmek istiyormuş. Bana bu güne kadar hep dirilerden istek geldi, şimdi ölen bir kadının isteğini yerine getireceğim. İnşallah Şale televizyonu açmıştır, Fatma Demirel'in ruhuna Makber'i okuyorum" dedi.

Ben aileme çok düşkünüm ne isterlerse yaparım. Ölen kadar biz Hamiyet Yüceses ile görüştük. İlk eşi denizaltıda kalmış. İkinci eşi doktordu. Datça'dan aradı, "Seninle Hacı Bektaş'a gidelim" dedi. Ama biz gidemeden öldü. Atladım uçağa cenazesine gittim, bir çelenk yaptım, üstüne Hacı Bektaş Veli yazdırdım.

Babam benim yanımda kalıyordu. Annemden 9 ay sonra 20 Mayıs 1987 yılında öldü.

Gemlik'te bir çok insan bu yakışıklı adamın annemle evliliğine anlam veremedi. Ama babam annemi çok severdi ve onlar hiç birbirlerinden ayrılmazdı. Sonunda çok sürmedi annemin ardından gidişi ve şunu da söyleyeyim. Annem ölünce babam annemin mirasını almadı reddetti ve çocuklarına bıraktı.

Onların hikayesi de böyle..

Mekanları cennet olsun, inşallah kavuşmuşlardır.

Hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. En güzeli yakınlarından dinlemek ve doğru olduğuna inanmak.

Sevgili Şale'ye tekrar teşekkür ederim. Öyle güzel anlatıyor ki; ben bu sohbete doyamadım. Kendisi hakkında da anlatacak çok şey var. Cesur, dobra, yürekli kadınlara bir örnek. Bazen yanlış anlaşılsa da, o doğru bildiğinden şaşmıyor, kim ne demiş, düşünmüş böyle şeylere takılmıyor..

Manevi aleme inanıyor. Birlikte daha çok konu ve kişiye dokunacağız diye umut ediyorum.

REYHAN ÇORUM..