• Cumartesi 17.3 ° / 11.7 ° Light rain
  • Pazar 14.1 ° / 12 ° bulutlu bulutlar
  • Pazartesi 17.4 ° / 11.3 ° kırık bulutlar


İZNİK GÖLÜ'NÜN ÖTEKİ YAKASI..

İZNİK GÖLÜ'NÜN ÖTEKİ YAKASI..

İZNİK GÖLÜ'NÜN ÖTEKİ YAKASI..

Çevremizi, köylerimizi tanıyalım diyerek başlattığımız günlük gezilerimizin ikincisinde (geçen pazar günü) yine rotamız Orhangazi ve İznik köyleri oldu.

Bu tür gezileri gayet güzel yapan turcu arkadaşlarımız var. Biz dernek ve grup arkadaşlarımızla amatörce geziyor, birlikte keşfediyor ve birlikte öğreniyoruz. Bazen karşınıza düşündüğünüzden farklı bir yer çıkıyor, hadi burada oturalım, yada beğenmedik hadi gidelim diyoruz. Ama her gezide mutlaka bir iki yer, bize iyi ki gelmişim dedirtiyor. İşte bu gezide de iki yer, " Bize iyi ki gelmişim, iyi ki görmüşüm" dedirtecek kadar güzeldi..

Geçen gezi izlenimlerimi gazetede yazdım. Anılara Yolculuk köşem; kimi zaman yer, kimi zaman söyleşi, kimi zaman dün, kimi zaman bugünden esintiler getiriyor.. Hani derler ya, "Gittiğin, gezdiğin, yediğin senin olsun, bana gördüklerini anlat "diye.. Bende size gördüklerimiz anlatmak istiyorum.

Sorduk, soruşturduk bir güzergah yaptık. Eşim 20 yıl Orhangazi'de Avukatlık yaptı, annem Dutlucalı fakat ben gölün bu yakasındaki köylerin adını duyuyorum fakat pek bilmiyorum. Yoldan belki geçip bir yerlere gitmişimdir. İki adım ötemiz ama yine de sanki haritanın çok ötesi gibi yabancıyız.

Gezimize katılan 32 arkadaşımızın bir kısmını Kumla'dan aldık. Gemlik'ten son yolcumuz da bindiğinde derin bir oh çekmedim diyemem. Epeyce kalkış noktası olunca herhangi bir aksama olmadan çıkmak mucize gibiydi ama sağ olsunlar daha ilk baştan uyumlu bir grup olacağımızın göstergesiydi dakik olmaları. Katılan herkese teşekkür ederiz.

Gedelek turşu diyarı.. Evlerin önleri yanları arazileri tonlarca turşu alacak kadar mavi büyük varillerle dolu. Köy yolu biraz dik. PINARBAŞI Gedelek'in tepesinde bir mesire yeri. Daha önce Gedelek'te yaşayan arkadaşlarımız burası ile ilgili efsaneleri anlattı. Birde buranın yukarısında kanlı kayalar varmış. Bir arkadaşımızın anneannesi anlatırmış, "Yunan zamanı köyde düğün olurken gelini kaçırıp bu kanlı kayalara götürüyor, her türlü işkenceyi yaparak kesiyorlar her yerini ve öldürüyorlar. Rivayete göre kan akıyor kayalardan.. Savaşın izleri; anlatılanlar kulaktan kulağa gelse de, bu köy savaşı en çok hisseden köylerden biri. Acılar unutulmuyor.

Pınarbaşı'nda beyaz masalar hazırlanmış. İlk defa burada düğün yapacaklarmış. Aslında geç kalmışlar. Geç kalmışlar demem işletme açısından. Yoksa Pınarbaşı hıdrellezlerin, düğünlerin, etkinliklerin olduğu köyün en önemli yeri. Tek fark o zaman doğal ortamlı bir mesire yeri oluşu.  Çok güzel bir yer ama ne yazık ki bakımsız. Sular boşa akıp duruyor çeşmelerden.. Bu yerler Ege'de, Akdeniz'de olsa nasıl değerlendirilir! . Pınar başında bir çay bile içemeden fotoğraf çekerek, köyün ortalarındaki sevimli bir köşe dükkana turşu almak için doluşuyoruz. Turşuhane'nin sahibi görünüşte köylü bir bayan. Bu kadar kişiyi birden sabahın erken saatinde karşısında görünce şaşırıyor, yine de pazarlık falan yaptırmayacak kadar malından ve kendinden emin.. Köyde yine bir hanım var. Pazarlarda turşu satıyor ve tamamen asitsiz yapıyor. Aslında ona gidecektik ama düğüne gitmişler. Kısmet tabi burasınınmış. Çeşit çeşit oldukça güzel görünen turşulardan kapış kapış alınıyor. Arkadaşımız Celal Bey," Ben yurt dışına gitmeden pazarcılık yaptım" diyerek işe girişmese çıkmamız daha da zor olurdu sanırım. Fiyatlar uygun, bamya turşusundan, pancar, erik, çilek turşusuna kadar çeşit bol. Bu köy göç vermek yerine göç alan bir köy. Minare Turşu Fabrikasına sebze yetiştirirken, köylerindeki kireçli suyun farkına varmışlar. Köyün suyu turşu için ideal. Sonra da işte bu sektör köye zenginlik katmış. Dışarıdan çalışmak için işçiler geliyor. Köyden turşu her yere gidiyor. Buranın can damarı turşu ve Pınarbaşı.

İşte gezinin "İyi ki gelmişiz" dedirten yerlerinden biri. Orhangazi' de bir müze var.. Evet yanlış okumadınız bir çok kişinin bilmediği bu müze hemen merkezde. Bir evin ikinci katında. Yani dışarıdan baktığınızda hiç bir özelliği olmayan, merdivenle çıkılan, normal bir apartman katı. Bir Vakıfın( Avrasya Etnografya VAKFI) özel gayreti ile oluşturulmuş, içi ise hayranlık uyandırıyor. Yer küçük olduğu için biraz sıkışık şekilde yerleştirilmiş ama yüzlerce parça eşyanın olduğu iki oda, içinden hiç çıkmasam dedirtecek gibi emekle yapılmış.. Eski radyolar, tarım ve ev aletleri, eskiden kullanılan aklınıza ne gelirse mevcut. Fotoğraflar, kitaplar.. Nuran Işık Hanımın arkadaşı Sami Kırpıs da bu Vakfın yöneticilerinden biri. Nuran Hanımın isteği üzerine hatır için müzeyi açtı ve gezdirdi. Normal zamanda kapalı.. Pazar sabahını bize ayırdı sağ olsun. Sami beye selamlar.

Bence Orhangazi Belediyesi çok daha güzel bir yer tahsis etmeli, müzeyi vakıf yararına cüzi bir ücretle bir görevli gezdirmeli, açık olmalı. Bunca emeği herkes görmeli.. Arkadaşlarımızdan Suat Seçkin Orhangazili. O ve abisi gezilerimize katılıyorlar. Babaları Orhangazi'nin ilk şoförlerinden. Bu müzede babalarının büyültülmüş fotoğrafını görmek elbette ki onları mutlu etti. İznik'teki 1. Murat Hamamının yanında çok daha dolu ama neye yarar ki, şahısların yaptıkları, yerel Belediye destekli işler kadar ses getirmiyor. Amatör bir ruhla yapıldığı çok belli. Mustafa Destereci'nin büyük gayreti ile oluşmuş. Bir gün ayrıca inşallah giderek o kitapları, eşyaları tek tek inceleyip, daha detaylı bilgi alacağız.

Bir kez daha gördük ki istenince oluyor, belki bireylerin çabası ve gönüllülüğü olmasa  Gemlik gibi orada da olmazdı. Buram buram tarih kokan bu yer mutlaka görülmeli.. Darısı başımıza ne diyelim. Gemlik halkı umutla bekliyor.

Üreğil'e girdik çıktık. Mahallenin adı Oğuzların 24 boyundan birisi olan Yüreğir boyundan türemiş. Zengin bir köy, zeytincilikle uğraşıyorlar fakat köy havasını pek bulamadık. Daha çok yenilenmiş evler vardı ve yolları dar.

Hemen yakınında Çakırlı var, eski ve yerli bir köy. Bir tür Doğan kuşu olan Çakır’ın bu bölgede yoğun bir şekilde görülmesi sebebiyle bu ismin verildiği tahmin edilmekteymiş..1530 Tahrirat defterine göre köy, o zamanın Gürle nahiyesine bağlı. Bu tarihlerde Çakır olarak anılmıştır. Sultan II. Bayezit’in vakıf köyüdür. O tarihte vakfa bağlı 7 hane çiftçi, 18 hane çeltikçi vardır.

Orada bizi bir sürpriz karşıladı. Bizim Roman çalgıcılarımız kahveye oturmuş çalıyorlardı. Köyde düğün varmış. Bizim arkadaşlar durur mu?. Köy meydanında oynamaya başladılar. Onlar da tabi hemen yanımıza gelip çalmaya başladı. Güzeldi. Yaş ortalaması daha çok elli yaşların üstü olmasına rağmen bizim grup gençlere taş çıkaracak kadar neşeli ve gezmeyi seviyor. İnsanın ruhu genç olmalı..

Ama güzel olan bir şey daha vardı. Kahvenin yanında büyük bir Atatürk heykeli gelenleri selamlıyor. Yanında Türk bayrağı ile. Nuran Hanımın arkadaşı Nermin- İmdat Varlık, köylerine bir Atatürk heykeli armağan etmişler. Çakırlı köyünde yağhane ve satış yerleri var. Heykelde kimin imzasını gördüm biliyor musunuz? TANKUT ÖKTEM.. Büyük sanatçının eserleri her yerde karşımıza çıkıyor. Rahmetle analım.

Keramet Köyü..

Birçok hastalığa iyi gelen şifalı su kaplıcası (ılıca) var. Bu kaplıcanın suyunun kükürtlü olması nedeniyle yörenin en güzel zeytinleri burada yetişmektedir. Köy meydanında yaklaşık 600-700 yıllık olduğu tahmin edilen tarihi çınar ağaçları, caminin yanında Keramet Dede. Ayrıca Keramet mahallesinin bir mahallesi olan Selimiye (eski ismiyle Ayvalca) yaylası mevcut.

Biz önce kaplıcaya bakalım, bir çay içelim dedik fakat kapıda giriş fiyatlarını görünce vaz geçtik. Bir girip çıkacağız zaten 10 lira vermeye değmez. Burası artık ticarete dönüşmüş.. Kalacak, yıkanacak olsanız değer de, dışarıdan bakınca pek bir esprisi yok. Küçük havuzda yüzen bir kaç insan ve yanda güneş altında masalar gördük.. Köy meydanında kahveler var. Vakit kaybetmemek için köyü gezmedik. Bazı köyler sizi içine çeker, bir daha bir daha gitmek istersiniz. Biz genelde Nuran Hanım ile hem fotoğraflamak, hem de daha geniş zamanda köylülerle görüşmek için gidiyoruz ama bir daha gider miyim? Pek sanmıyorum. Mutlaka gidip kalınca daha farklıdır.

Aradaki bazı köyleri atlayarak İznik Boyalıca'ya geldik.

Boyalıca'nın ne zaman kurulduğu bilinmemekte. Daha önce yerleşen Rumlar'ın balıkçılıkla uğraştığı söylenir. Beldede yaşayan halkın büyük bölümü kendilerini Manav olarak tanımlamaktadır. Daha sonraki dönemlerde ise Bulgaristan Türklerinden yerleşenler olmuş ve kaynaşmışlardır. 1989 yılında Bulgaristan'dan zorunlu göçe zorlanan Türklerden bir kısmı bu beldedeki akrabalarının yanında misafir olmuştur ve o dönem belde nüfusu artmıştır. Daha sonra Bulgaristan'da yönetimin değişmesiyle büyük bölümü ülkelerine geri dönmüştür. Beldeye Osmanlılar zamanında göl kenarında bulunan yalılardan dolayı Buyalı dendiği ancak halkın şivesinde bunun Boyalı'ya dönüştüğü rivayet edilmektedir. Cumhuriyet ile beraber Beldenin adının Boyalıca olduğu bilinmektedir.

Boyalıca'dan geçerek az ilerisinde caminin yanındaki Hüsnü'nün yerine gidiyoruz. Baba oğul işletiyor. Bir işletme sahipleri ancak bu kadar ilgili ve güler yüzlü olur. 2007 yılından beri hizmet ediyorlar. Ben tavsiye üzerine aradım. Daha telefonda çok yakın davrandılar. Bir arkadaşımız zor yürüyor diye tekerlekli sandalye ile içeriye aldılar ve tekrar araca bindirdiler. Hiç bir yerde görmediğim bir hizmetti.

Yayın balığı, yanında salata, su, ikramlar, çay kahve nefisti. İşletmeye  temiz çimenler ve göl manzarası hakimdi. O kadar kişiye fazla bekletmeden sıcak servis yaptılar, kutluyorum gerçekten. Hizmet olağanüstü. Kışlık yeri de var. Sırf orası için bir daha görülmeye değer..

Programda olmayan bir yeri gezimize katılan Arkeoloji Müzesi araştırmacısı halam Bengi Çorum söyledi. Elbeyli, yemek yediğimiz yere 7 km. Gitmeden olmazdı gelmişken. Merdivenli Kaya yol üzerinde, yoldan biraz içeride mezarlar var fakat kapalı.. Halamın söylediğine göre bu yer altı mezarları Bizans dönemi. Zengin bir aileye ait. Bir kadın, bir erkek ve çocuktan oluşuyor, mezar başlıkları ilginç. Onu da gidin ve görün diyeceğim ama ne yazık ki, hem Dikilitaş, hem mezarlar kapalı.. Defineciler bu iki sülün başının olduğu, şahane duvar işlemelerinin olduğu mezarları talan etmiş. Çökme tehlikesine karşı kapalı. Dikilitaş neden kapalı ona anlam veremedim. Sonuçta açık arazi. Burayı da definecilerden korumaya çalışıyor olabilirler. Tarihi eserlerimiz bir bir yok oluyor. Resmi kazılarda ise; buluyor, yapıyorsun, sonra kapatıyorsun ne anlamı var, gezen gören olmadıktan sonra.. Yine de boşuna gittik diyemeyeceğim, o havayı teneffüs etmiş olduk, açtık internetten okuduk, fotoğraflara baktık..

"Dikilitaş Elbeyli Köyü sınırlarında yer alıyor ve bu bölgedeki tek tarihi yapı bu değil. Yaklaşık 2 km uzaklıkta, antik dönemde cenaze törenlerinin yapıldığı Merdivenli Kaya ve 700 metre daha ilerisinde, Türkiye’deki en iyi fresklere sahip tarihi yapılar arasında olan İznik Yeraltı Mezarı da var.. İznik Dikilitaş‘ın üzerinde yazıta göre toplam 6 parçası bulunuyormuş. Hatta 6. parçanın üzerinde zafer tanrıçası Nike’nin ya da bir kartal heykelinin bulunduğu, ama sonradan kaybolduğu düşünülüyor. 6 parçalı hali toplamda 15 metre oluyormuş, ama günümüzdeki 5 parça ile 12 metre yüksekliğinde."

Boyalıca'nın elbette Fasulyesi, domatesi, üzümü meşhur. Yolda iki sergi yan yana. Salı pazarını açıkçası buradan yapmışız gibi ne bulduysak aldık. Hatta satıcılar da şaşırdı bu işe. Bir sergideki aile son derece güler yüzlü insanlardı. Buradan selam gönderiyorum. Bizim turşucu bayanın üzerine, sergideki köy kadınımız hala bozulmayan köy insanımız var dedirtti. Neşeli, canlı, samimi, güler yüzlü. Hatta fotoğrafını çekmemize bile izin verdi. Ne yalan söyleyeyim Gemlik'te yok mu diye düşünmeme rağmen köylü kazansın dedim iki torba fasulye aldım, iyi ki almışım. Bu yaz yediğim en lezzetli, kılçıksız fasulye idi.

İznik yolu bir yanda göl manzarası, bir yanda ekili tarım arazileri ile çok güzel ve verimli. Ürün toplayanlar bir yanda da yayılmış piknik yapıyorlar. Askanya karşısında bir büyük serada domates, salatalık ekili. Gez ürününü elinle topla diye yazmışlarsa da kimseyi içeriye sokmadılar. Salatalık o mevsim olmamış, domatesler yeni toplanmış gibi bahaneleri vardı. Biraz da ürünler turistik olunca fiyatlar pazarın üstünde.. Ama işte biz seviyoruz pahalı da olsa, bir yere gidince elimiz kolumuz dolu döneceğiz. Aldığımız ürünü yesek de tadı damağımızda kalıyor. " Yaa filan yere gitmiştik, ne güzel bir fasulye, ekmek almıştık" diyeceğiz yıllarca.

ASKANYA..

Son yılların meşhur işletmesi. Çay 7 lira demişlerdi ama 4 lira. Kahve 9. Sanıldığı gibi pahalı değil. Masaya adisyon gelmiyor, kalkıp ödüyorsunuz da, şaşırdım. Çok kalabalık, bunun hesabını tutmak mümkün değil. Servis kalabalık nedeni ile biraz gecikiyor. Belli ki büyük yatırım yapılmış. 15 dönüm arazi üzerine kurulmuş. Duvarda Nazım Hikmet sözleri, çocuklar için yapılmış, sevimli hayvanlar, eşek ve keçiler kafalarını uzatarak sizlere merhaba diyor. Salıncaklar büyüklerin bile neşesi oldu. Gölde yüzen kazlar, kaz yumurtaları, ördekler, ilginç dekoru sanırım bir garın eski eşyalarındanmış. Girmediyseniz görülmeye değer..

Dönüş yolu gidişten daha çabuk oldu. Nasıl geldik anlamadık. Şoförümüz Mehmet Bey son derece işini sanki amatörce zevkle yapan ama profesyonelce araç kullanan biriydi. Kim ne istediyse anlayışla yapmaya çalıştı.

Biz gittik gördük. Bir daha gider miyiz?

İznik'e Sölöz yönünden giderek, ama mutlaka Hüsnü'nün yerinde yayın balığı yiyerek(Balık sevmeyenlerin bile bu lezzeti beğeneceğini umuyorum. Gavur Gürle, Eski Sölöz, Müşküre, İznik yeni rotamız olabilir ama önümüzdeki pazar Misi, Gölyazı ve Leylekler(Karaağaç) köyündeyiz..

Unutmadan küçük bir ayrıntı.. Kapısında Atatürk'ün boy portresinin yapılmış olduğu bir araçla seyahat etmek, çalan Türk Sanat Müziği şarkılarına eşlik etmek de büyük keyifti. Ben kendi adıma yorucu olsa da mutlu oldum. Dernek Başkan Yardımcımız Nuran Işık Hanıma  ayrıca minnettarım. Beni hiç yalnız bırakmadığı, adeta öbür yanım olduğu için ne desem azdır. Böyle dostları olmalı insanın...

Hepinize iyi gezmeler...

Reyhan ÇORUM.