• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


İSİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER ..(3)

İSİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER ..(3)

İSİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER ..(3)

Onlar..

Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar.  Ve kahreden, yaratan ki onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Nazım Hikmet..

Onlar ki şüphesiz her yerde isimlerini sayamayacağımız kadar çoktular. O nedenle yazımın başlığına " İsimsiz kahramanlar" diyerek başladım. Yazdıklarımız sadece sembolik bir kaç kişiden ibaret.

Elimizdeki bir kaç fotoğraftan başka, pek bir yerlerde isimleri geçmiyor ve çok da dillendirmemişler yaptıkları hizmetleri..

Keşke hayatta olsalardı da; kendileri ile konuşabilseydik. O zaman tarihi yazabilme şansımız olurdu. Bu yazımız biraz olsun; kimlerdi, ne yaparlardı?Onları daha yakından tanımak ve hatırlamak için yazıldı..

Bir fotoğrafın bile tamamını çözemiyoruz, aslında ne acı. İnşallah fotoğraflardaki diğer kişileri de tanıyanlar çıkar.

Mehmet Şükrü Çorum, Hakkı Şengezer, Seyfullah oğlu Şükrü Ekim (Zalavani), Nurettin Kumla, Eşref Dinçer'in Kuvayı Milliyeci olduğunu biliyoruz, kısa kısa1ve 2. bölümde yer verdik.

Bu bölümde de, M. Vasfi Tuncer ve Ali Rıza Selçuk'u; rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz..

BERRİN TUNCER İLE SÖYLEŞİ...

Babam M. Vasfi Tuncer 1310 Gemlik doğumlu.  Annem Bedia babamdan 10 yaş küçük.

Annemin babası olan dedem buraya subay olarak gelmiş. Hükümet caddesindeki ev yapılırken annem daha küçükmüş. Evi yapan ustalar annemi kucaklarına alıp severlermiş. Teyzem babamla aynı yaşta. Dedemin yan yana iki evi vardı. Birinde biz, birinde teyzem otururdu. Küçük evin altında bir Rum'un bakkalı varmış. Annem Rum ailelerin kızları ile kardeş gibi büyümüş.

Lisenin olduğu yer, evimizin hemen üstü Hükümet binasıydı. Kapısında iki fener vardı. Akşam olunca annem hemen fenerleri yaktırmaya çıkarmış. Annemi iki kere kaçırmaya kalkmışlar.

Rum bakkal dedemi çok severmiş. Bazı durumlarda " Halil Efendi içeriye gir" diye de uyarırmış.

Dispanserin (Kent Müzesi düşünülen yer) olduğu yer ve Bekçelerin evi buranın en zenginleri Koço Stefannis denilen bir Rum'a aitmiş. Bizim evin iki ev altındaki sarı ev ( Asiye abla, Arap Fatma'nın evi)de bu aileninmiş. Madamın evi derlerdi. Artık o madam eşi mi, annesi mi, yoksa başka birimi, hatırladığım bir madam olduğu. Kışın sahilde oturur, yazın bu eve çıkarlarmış. Madam oraya bir demir kapı yaptırmış. Sanırım onlar da Türklerden korkuyorlardı. Hükümet caddesi ve Kulaktaşı'nda az sayıda Gemlik'in yerli Türk aileleri yaşıyordu. Evin bahçesinde havuz ve çam ağacı vardı. Sonra o ev yandı.

Gemlik'in kurtuluşunda gece Sunğipek fabrikası olan yerin üstlerine gitmiş Gemlikliler. Yukarıdan şakır şakır seslerle atlılar geçiyormuş. Annem o zamanlar bekarmış, teyzem evliymiş. Dedemler de tepedelermiş. Babamın Kuvayı Milliyecilerle fotoğrafları var. Sanırım o günlerde o da aralarındaymış. O yılları çok bilmem mümkün değil, henüz doğmamışım.

İngilizler giderken parkın oradaki cephaneliğin orada bir bebek bırakmışlar. Üzerinde kırk yama zıbın varmış.(Eskiden kırk Mehmet adlı kişiden parça alır zıbın dikerlermiş). Huri ablayı  orada bulmuşlar. Üzerinde öyle bir zıbın varmış günahsız yavrunun. Parmağını emiyormuş.  Remziye Hanım teyze ve Süreyya Bey bu çocuğu kızları gibi sahiplendiler. Bir de inek vermişler çocuğu beslemeleri için. Üvey ablası anlatırdı. Huri(Huriye) abla çok güzeldi. 60 sene sonra öğrenmiş evlatlık olduğunu. Hikayesini hep bildik ama hiç dillendirmedik.

Evimizde konuşulduğu kadarı ile yaşananları biliyorum. Genelde yazılan ve bilinen şeyler.

Şükrü Şenol'un evinin karşısında, Malgil ailesinin evlerinin orada cephanelik varmış. Nuri Paşa hanı ve bu cephaneliği bombalamışlar.

Nihayet Yunan askeri Gemlik'i terkedince, Gemiler Rum halkı almaya gelmiş. Herkes yanına götüreceği değerli eşyaları alarak sahile doluşmuş. Fakat gemilere yalnız insanlar binecek demişler. Canlarını kurtarmak için bir panik havası varmış. Kaçıp kurtulmak istiyorlarmış. Kimisi eşyalarını götüremeyince kırmış, parçalamış kimseye kalmasını istememiş. Pirinç, şeker, çay ne varsa deniz boyu onlarla doluymuş. Kalın bacak Hayriye Hanım bir lokum kutusu açmış. İçinden çıkan lokumları bölmüş dağıtmış. Annemlere de tattırmış. Bulduklarını almışlar .

Evlerinden çıkıp saklanan Türklerin evlerinde de çeteler ve bazı çıkarcı kimseler gasplar yapmış. Annemin gelinlik sobası gibi eşyalarımızı o karışıklıkta çalmışlar. Sahilde Rumların gemilere binmelerini izleyenler, Rumlardan kalan eşyaları kapışmışlar.

Bazı sahildeki eski ailelerin evlerine gittiğimizde görürdük bu eşyaları. Hatta piyanoları bile taşımışlar evlerine. Tabii şimdi bunca zaman sonra  isim vermeye gerek yok. Savaş iki günahsız kesime de ağır yaralar açmış. Savaş iki dostça yaşayan halkı düşman yapmış.

Hükümet konağı 55 yılında yandı. Jandarmanın yanında hapishane vardı. Mahkumları pazar günü sıra ile hamama götürürlerdi. Yangında kaçırdıkları dosyaları bizim eve yığdılar. Avlu dosya dolmuştu.

Savaş sonrasında babanız neler yaptı?

Babam önceleri Ali Reisler, Hakkı amca ile balıkçılık yapmış. Sonra Belediye'ye girdi. Ben 93 yaşındayım. Okula bir yaş küçük girdim . Aklımın erdiği zamanlardı.

Belediye'de Muhasebecilik ve nikah memurluğu yaptı. Çok kişinin nikahını kıymıştır. Her gün eve şeker getirirdi. Biz çok şeker yemez, çocuklara dağıtırdık. Osman abinin Ali'ye geçerken çok şeker verirdik.

Babamın parkın açılışında ve Eşref Bey çeşmesinin açılışında, açılış konuşmasını yaptığı fotoğrafları var, nutuk da okumuş. Babam çok iyi hatipti, edebiyatı kuvvetliydi. Herkes  çeşmeye su doldurmaya gelirdi.

Gemlik Belediyesi sahilde çok güzel bir binaydı. İki katlı önden çift merdivenliydi. Belediye'de çok çalışan yoktu. Üstte Eşref Bey'in odası, babamın odası, iki Rahmi Bey vardı biri Gökmen'in babası Rahmi Güneş , odacı Behçet, Belediye doktoru Hikmet Bey, hemşire Mediha Hanım alt kattaydı. Sonra yerine Seyfi Bey doktor olarak geldi. Denize karşı büyükçe bir salon vardı. Nikahlar orada kıyılırdı.

Sonra bu bina karakol oldu ve yıkıldı. Çok güzel bir binaydı. Fotoğrafları benden Naci Bey, Kadri Bey, Erdoğan Bey ve çok kişi istedi verdim. Bir çoğu da geri gelmedi diyerek bana yazıda kullanmam için verdi Berrin abla.( Aradı her yeri daha önce de almıştım yine onları buldu ve verdi, gelmeyen fotoğraflar için de çok üzülüyordu) Belediye, eski gazino, iskele, gümrük hepsi Tibel'in olduğu yer civarındaydı. Şimdi Tibel'i de yıktılar.

Babam sonra Sümerbank'ta ambar memuru oldu. İstanbul'a Defterdarlığa tayin ettiler.(Defterdar fabrikası askerlere kıyafet dikilirdi)Sonra ciğerlerinden hastalandı. Büyükada'da sanatoryum da tedavi olurken 56 yaşında rahmetli oldu. Mezarı Büyükada'da.

Doktor Seyfi Bey ilk zamanlar daha normal biriydi. Bir kere Ragibe ablaya gittiğimizde karşılaştık. Anneme " Beni tanıdın mı?" Dedi. Bize iğneye gelirdi. Ben annesini hatırlamıyorum ama ablası Saime hanım ile görüşürdük. Zebercetler ve o mahalledeki komşularla  birbirimize gider gelirdik. Sonrada Seyfi Bey iyice farklı biri oldu. Malum evi toz içindeydi.

İskelenin orada gazino vardı ve bizler gider orada otururduk. Sonra orası da yandı. İskele sonradan yapıldı. Gemlik'e sık sık bahriye askerleri gelir açıkta demirler gemiler. Genç genç subaylar sokak aralarında dolaşırdı.

Gürle hana yaylı at arabaları gelirdi. Yukarıda odalar vardı. Alt bahçeye gider arabalara biner Bursa'ya giderdik.

Mahallede herkes akraba gibiydi. Kulaktaşı'ndaki çınarın altına bizim evden bakardık. Arkadaşlar oturuyorsa bizde giderdik. Şubenin üstünde cephanelik vardı. Onun üstünde lale dağı, Remziye Hanım'ın zeytinliği. Hıdrellez ve piknikler orada olurdu. Birde dere boyuna gider karınca toprağı toplandık. İki tarafında da kavaklar vardı. Çok güzeldi

Mahallede M. Şükrü dede cam önünde otururdu. O da babamla arkadaş ve Kuvayı Milliyeciydi. Betül gider ona gazete okurdu, gözleri görmezdi..

Kayıkhane tamamen bomboştu. Biz Gemlik'in çok güzel zamanlarını yaşadık.

Biz iki kız kardeşiz. Kız kardeşim 50 yılında öğretmen çıktı. Babam göremedi. Birlikte ilk tayin yeri Urfa'ya gittik. Oradan Gemlik- Narlı'ya öğretmen olarak geldi. 63 yılında evlendi. Eşi Siverekli, bankacıydı. İzmir 'e tayin oldular.  Betül Selami Dinçer'e mektup yazmış. Onlar karşı komşumuzdu. "Selami abi beni aldır "demiş. Karamürsel'e geldiler, sonra Edirne'de emekli oldular. Betül Gemlik'te de öğretmenlik yaptı. Bayramlar çok güzel olurdu. Bir 23 Nisan bayramında kardeşim Betül'e organze bir elbiseyi kırmızıya boyayıp bayrak yapıp giydirmişler. Öğretmen olunca her bayram için terzi Makbule Hanım'a( Doktor Aziz Bey'in karşısında otururdu) döpiyes diktirir, çok şık giyinirdi. Betül 30.5.2008 yılında rahmetli oldu. Bir kızı var doktor, oğlu Makine Mühendisi. Onların da çocukları var, ararlar, çağırırlar ama ben evimde mutluyum.

Ben İlkokulu Atatürk okulunda okudum. İlkokulu bitirmek için bile biz üç dersten elemeye girerdik, eğer elemeyi kazanırsak imtihana girer öyle mezun olurduk. Bizim zamanımızda ilkokul eğitimi bile Üniversite düzeyindeydi.

Ortaokulu Paşa konağı denilen ortaokulda okudum ama ben büyüklerimden hiç böyle bir şey duymadım. Sonradan paşa evi oldu.

Öğretmen vekilliği çok yaptım. Şehit Cemal'de 1955 yılında yine vekil öğretmenlik yapıyordum. Fahrettin Bostancı müdürdü.

Sonra Yapı Kredi bankası açıldı Gemlik'e. 1956 yılı ve ben ilk memurlarındanım. Hatta o zaman Rıfat Karsak, Sıtkı Bey eşi Makbule ikisi de öğretmendi, onlar bana kefil oldular. Bizim evde kiracı olarak oturdular.

Bütün müşterilerimin numaralarını ezbere bilirdim. Veleddin-55, Adem Uzunlar-755, Rıfat Karsak-102, Ali Şirin-2, Kamil Kafoğlu- 106, Cemal Öner-100, benim 101 hala hepsini hatırlarım..

Bankadan emekli oldum. Sosyal etkinliklerde görev aldım. Verem Savaş Derneğinde bulundum. Kutunun içinde madalya verdiler. Burs verdiğim çocuklardan biri doktor oldu. Hem kendi maaşımı, hem de babamdan maaş alıyorum. Anaçev'e de üyeyim. Meziyet Tunalı çok güzel çalışıp bizleri gezileri ,yemekleri ile mutlu etti, hem de eğitime katkı sağladı. Ben de bu okuyan evlatlar için destek olmaya çalışıyorum. Durumu olan herkes de olsun.

1963 yılında bu sahildeki ev yapılmış. Ben 1969 yılında aldım. 74 yılında annemle taşındık. Öncesinde Burada Selahattin dayım oturuyordu. O zaman İbrahim Akıt Belediye Başkanıydı. 80 yılında emekli oldum. Annem öleli de 25 yıl oldu, 96 yaşındaydı..

Ben yalnızım, çocuğum yok. Ev bana büyük geliyordu. Kuaför Hüsmen'in ısrarlarını kıramayarak evin yarısını Hüsmen'e sattım. 10-11 yıl kadar oldu. Onun yaptığını bir evlat yapmaz insana. Elinden her iş gelir, lambam bozulur tamir eder, alışverişimi yapar, doktorumdan ilacıma uğraşır. Hep evdeyim. Şimdi zaten bu virüs nedeni ile iyice yalnızlaştık. "Bazen bir tanıdık gelirse Hüsmen'in oraya geçiyorum. Eşi de, evlatları da günde kaç kez hatırımı sorar. Allah yaptıklarını önüne getirsin.

Öğleye kadar işimi yapan bir hanım var. Bu yaştayım, çok şükür hafızam yerinde.

Son olarak Foto Avni'yi sordum.

Mualla Benim teyzemin kızı. Babası Kaş'ta Hakimlik yapmış. Kızıltoprak'ta sülalesi vardı. Emekli olunca buraya yerleşti.

Fotoğrafçı Avni Gemlik'in ilk fotoğrafçısı. Benim öğretmenimle nişanlıydı önce. Biz öğretmenimle onun atölyesine giderdik. Mualla o zamanlar ilkokuldaydı. Neden sonra Mualla genç kız olunca Mualla ile evlendiler. Kendi halinde ,nazik, terbiyeli bir adamdı. Herkesi sayardı. Bir müddet bizim küçük evde oturdular. Sonra evlilikleri devam etmedi ayrıldılar. Mualla da çok güzel ve akıllı bir kızdı. Sonrası malum.

93 yaşında bir çınarla Kuvayı Milliyeci babasından başlayarak ailesini ve Gemlik'i konuştuk.

O günleri anlatırken duygulanıyor Berrin abla.

Arkadaşlarından bahsediyor sevgiyle. Onlar hala kopmamışlar birbirinden.

Cumhuriyetçi, Atatürkçü bir kadın.

Herkese selam ve sevgilerini iletti. Bende ona saygı ve sevgilerimi gönderiyor, büyüklerini rahmetle anıyor, sağlıklı günler diliyorum. Beni evine kabul ederek bu söyleşiyi yapmayı kabul ettiği için de teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA SELÇUK.

Torunu Faika Kurt ile söyleşi...

Ailede anlatılanlar ve annemden dinlediklerim.

Dedem Umurbeyli Fatma ve Hüseyin oğlu Ali Rıza Selçuk. Umurbey de doğdu. Dört kardeştiler. Nuri, Mehmet, İbrahim ve en büyük abileri dedem Ali Selçuk. Rüştiyede okudu. Askerliğini Selimiye kışlasında yaptı. Birinci dünya savaşı, oradan Çanakkale savaşı. Cephede savaşırken yara almış, İstanbul'a tedaviye gönderilmiş. Askerliğinin geri kalanını polis olarak tamamlamış.

Dedem Kazım Karabekir'in askeriymiş. Onu yere göre sığdıramazdı. Gemlik'in kurtuluşunda da Kuvayı Milliye de görev almış .

Anneannemin babası Maliye Müfettişiymiş. Gemlik'e görevi nedeni ile gelerek Umurbey'e yerleşmiş. Kilosu fazla olduğu için doktorları yürümesini tavsiye ediyormuş, o da Umurbey'den görevine yürüyerek gidiyormuş. Ali Selçuk dedem de atla gider gelirmiş. Yolda bazen denk gelirler, dedem yürür, Ali dedem de atla arkasından gider, saygısızlık olmasın diye önüne geçmezmiş. Sonra bir şekilde kızının bekar olduğunu öğreniyor ve kızı istetiyor. Tabii bu saygılı gence anneannemin babası tereddüt etmeden kızını vermiş. Aralarında 17 yaş gibi büyük yaş farkı var üstelik. Anneanneme İstanbul'dan özel takılar yaptırmış.

Dedem hem singer bayiliği, hem de ayakkabıcılık yapmış. O nedenle lakabı kavaf Ali. Gemlik'te singer dikiş ve nakış kursları önemliydi. Dedem düzenlerdi. İstanbul'dan Yahudi ve Ermeni kadınlar gelir ve ders verirlerdi. Dedem güzel, ud ve cümbüş çalar, şarkı da söylerdi, sesi güzeldi. Dört evlilik yaptı. 1980 yılında vefat etti.

Annem Fatma KURT ve Babam Fahrettin KURT. Biz üç kız kardeşiz.. Çocukluğum Hükümet Caddesinde dedemin evinde geçti. Çok güzel komşuluklar vardı. Her akşam komşumuz olan bir teyzeye giderdik, hikayeler anlatırlardı. En çok Zebercet ablanın ve Yıldız ablanın anneleri Lütfiye teyzenin anlattıkları ilgimi çekerdi. Yıldız abla aynı zamanda öğretmenimdi. Çok güzel resim yapardı. Güzel Sanatlar Akademisinden mezundu. Benimde resme kabiliyetim vardı. Beni resim yapmaya o yönlendirdi.

Zebercet abla da yazdığı kitap ve köşe yazıları ile tanınan bir yazar oldu. Annemle birlikte büyümüşler. Babaları sert bir adamdı. Zebercet abla da ona benzerdi ve ben biraz korkardım. Yıldız abla çok iyi bir insandı.

İlkokulu Şehit Cemal okulunda okudum. Ortaokulu Gemlik Lisesinde okudum.  Benim Üniversiteyi bitirmemde Sami- Şükriye Aslım öğretmenlerimin çok rolü olmuştur. İstanbul İstanbul Çapa Öğretmen okulunu birincilikle kazandım. Kız erkek karışıktı. Öğretmenlik benim için yeterli olmadı, okumayı çok seviyordum. Yıldız Teknik İnşaat Bölümünü kazandım ve okulu bitirerek Mühendis oldum. Önce serbest çalıştım, sonra Çınarcık Belediyesi'ne ve en son Çınarcık Teşvikiye Belediyesinde çalıştım. Emekli olmak üzereyim. Kızım Arın avukat ve Yalova'da çalışıyor .Bir tane erkek toruna sahibim.

Gemlik'in iki eski ailesine kısa da olsa yer verdik.

Berrin ablaya ve Faika Hanım'a verdikleri bilgiler ve fotoğraflar için teşekkür ediyorum.

Devam edecek..

REYHAN ÇORUM.