• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


İSİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER(4)

İSİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER(4)

SİMSİZ KAHRAMANLAR KUVAYI MİLLİYECİLER(4)

Boşuna değil dökülen kan

Şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir

Daha zeki daha çalışkan

Bütün acılar unutulacak

Şarkılar daha yürekten söylenecektir( Necati Cumalı)

   İngilizlerin işgal ettikleri bütün bölgeleri Yunanlılar devir aldı. Köyler ve Umurbey kasabası dahil Müslüman halkın elindeki silahları, av tüfeklerini, büyük çaptaki bıçakları, ziynet eşyalarına varıncaya kadar toplayan Yunan; ilçedeki Ermeni ve Rumlara ise karışmamış, hatta bunlara her çapta tüfek, tabanca vermiştir.

    Foti, Yorgi ve Simon adlı çete liderlerinin komutasında ve Yunan korumasında silahlanan Ermeni ve Rum çeteleri Osmanlı jandarmasının da silahlarının alınmasından istifadeyle çevre köyleri basmışlardır. Halkın eşyalarını almışlar, köyleri yakmışlar, yollarda para ve mallarını gasp ettikleri insanları bir de çeşitli yerlerini keserek öldürmek suretiyle her türlü işkenceyi yapmışlardır.

   Bu çeteler 1920 yılında önce Umurbey ve çevre köylerinde daha sonra 1921 baharında ise özellikle Küçük Kumla, Karacaali, Narlı, Kapaklı, Fıstıklı, Sultaniye, İhsaniye, Mecidiye , Hamidiye, Muratoba köyleriyle Armutlu kasabasında önemli ölçüde can ve mal kaybına sebep oldu. Baskına uğrayan köyler, halkı ile Orhangazi yöresinden gelerek Gemlik’e sığınan Müslüman Türk halkı itilaf devletleri tarafından oluşturulan uluslararası bir kurulun raporu üzerine İstanbul’a nakledildi.

    Sivas kongresinden sonra Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesi, tüm olumsuz şartlara rağmen gecikerek de olsa gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaların daha çok Umurbey ‘de olduğu belirtilmektedir. 1920 başlarında İstanbul’da toplanan Osmanlı Mebusan Meclisine çekilen bir telgrafın altında Müdafaa-i Hukuk şubesi başkanı Rüstem Bey ile beraber üyeler Cavit ve Mehmet Beylerin de adları bulunmaktadır. Bunların dışında Bekirağa bölüğünde tutuklu bulunan Dr. Ziya Kaya ve Hasan Rıza’nın adları da muhtelif yerlerde Müdafaa-i Hukuk cemiyeti şubesi üyesi olarak geçmektedir...

   Gemlik Kurtuluş Savaşı’nda düşman işgalinden kurtarıldı. İzmit’te konuşlanmış olan Halit Paşa Komutanlığı’ndaki Kocaeli Grubu kurtuluşu gerçekleştirdi.

    Gemlik’in kurtuluşu, 7 Eylül 1922 günü Kocaeli grubuna bağlı bir Müfreze Birliği, bu birliğin iki taburu ve bir bölüğü, Orhangazi’nin batısındaki sırtları ele geçirmek amacıyla şiddetli bir saldırı başlattı. Arazinin sarp olması, Yunanlıların karşı koymaması, kayıplara neden oluyordu. 7 Eylül sabahı 80 şehit verilmişti. Türk birlikleri 7 taburdan oluşuyordu. Yunan güçleri ise 3 piyade alayı ile 35 toptan oluşmaktaydı. Ayrıca, savaş alanının bir bölümü Gemlik Körfezi’ndeki düşman gemilerinin atış mevziindeydi. Bütün bu olumsuz koşullara karşın 7 Eylül’de düşmanın birinci savunma mevziileri ele geçmişti.

    10 Eylül 1922 günü Şahintepe alındı. Soğucak Tepesi’ne yönelen İzmit Taburu, burada çok şiddetli bir direnişle karşılaştı. Bütün gece düşmanın ateş baskısı altında özveriyle, canlarını hiçe sayarcasına savaştılar. Gecenin ilerleyen saatlerin de Soğucak Tepesi alındı.

     Gece yarısı saat 24'de, İzmit taburu Gemlik’e girdi. Dr. Ziya Kaya ve arkadaşlarının kurduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin çekilişinden 2 yıl, 2 ay, 4 gün sonra Gemlik’te al sancağa kavuştu. (10 Eylül 1922 günü Samanlı Dağlarını aşan kuvvetlerimizin başında bulunan Yüzbaşı Cemal, Yunan askerleriyle çarpışırken şehit düştü.)(KAYNAK.OKAN ARAS)

Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı’nın onuncu kıtasında söyle seslenmiştir;

Dalgalan sende şafaklar gibi ey şanlı hilal,

Olsun artık dökülen kanlarımızın hepsi helal,

Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal,

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.

    Veli Orkun; Mahmut Yaraman'ın anıları ile, o kurtuluş günlerini şöyle anlatıyor...

Büyük taarruzda bozguna uğratılan Yunan Ordusu çekilirken , işgal ettiği köy ve şehirleri yakıp yıkmaktan geri kalmadı. Eylül'ün 10-11 . günleri Yunanlıların Gemlik'te gösterdikleri faaliyetleri gene o tarihte Mahmut Yaraman'dan dinledim.

    " Yunan Komutanı her tarafta cephanelerinin çöktüğünü duymuş olduğundan Gemlik'i terk edeceklerini bütün askerlerine bildirmişti. Yaptıkları mezalim kafi gelmemiş gibi bir de son demlerinde şehri ateşe vermek istediler. Evlerde bulunan bütün çoluk , çocuk, ihtiyar ve hastaları sopalarla, tüfek dipçikleriyle döve döve kıyıya topladılar. Halka korkmayın Hilali Ahmer gemisi geliyor, sizi alıp götürecekler diye uydurma telkinlerde bulundular. O gün tüm Gemlik halkını sefil ve perişan halde sokağa döktüler. Boşalan evlere giren Rumlar ve Yunan askerleri ne buldularsa alıp götürdüler. Akşama kadar sahil boyunda bekletilen ahali akşam karanlığında serbest bırakıldı. Ben de buradan kurtularak Osmaniye Mahallesindeki evime döndüm. İçeri girdiğim zaman ihtiyar babamı ağlar gördüm. Ev halkından birinin başına bir şey geldi zannıyla  niçin ağladığını sordum. 70'lik ihtiyarın kalbine doğmuş gibi " Oğlum telaşlanma bu sevinç göz yaşlarıdır. Kulaklarıma Milli Kuvvetlerin  sesleri geliyor. Şu tepeye çık dinle bakalım, belki tanrı bize acımış, onları buraya göndermiştir." dedi.

    Babamın bu sevinçli hisleri beni de heyecanlandırdı. Saksıda bulunan mavzeri elime aldığım gibi, bahçeye nazır pencereden dışarı fırladım. Şube'nin arkasındaki tepeye çıktım. Nefesimi kısarak dağlara kulak verdim. Hakikaten Samanlı dağlarından kahraman Mehmetçiklerin  ALLAH .. Allah nidaları geliyordu. O anda kendimden geçerek seslerin geldiği tarafa doğru bütün hızımla koştum. Gece karanlığında nerelerden geçtiğimi bilmeyerek Samanlı dağlarının öbür tarafına vardım. Ateş sesleri ve süngü şakırtıları arasından iki yıldır yüzlerine hasret kaldığım aslan silah arkadaşlarımı siperlerde yer değiştirirken farkettim. Parola diye seslendikleri vakit salavat getirerek yanlarına varıp boyunlarına sarıldım. Kahramanlar , yiğitler nerelerdesiniz?..

"Gavurlar bizi mahvettiler, Gemlik'i yakacaklar, sizleri Allah mı gönderdi" diye hepsini boyunlarından alınlarından öptüm. Yunanlıların durumunu ve Gemlik'te olan biteni birer birer anlattım. Yanlarından bir türlü ayrılmak istemiyordum. Onların Hürriyet getiren ve Türk Milletine hayat veren,  yiğitçe saldırışlarına tekrar katılmak arzusunda olduğumu söyledim.

    Tabur komutanı sırtımı okşayarak , Gemlik'e dönmemi ve oradaki olaylardan kendilerine haber getirmemi emretti. Sevincimden içim titriyordu. Aynı gece gene geldiğim yollardan şehre döndüm. Babamı ve yakın komşuları müjdeledim. Ertesi gün yani 9 Eylül 1922'de  Yunan Kuvvetleri bir taraftan, Mudanya istikametinde çekilirken bir taraftan da Milli Kuvvetlerimizle müsademe yapıyorlardı. 9 Eylül günü Samanlıyı aşarak Gemlik ovasına inen askerlerimiz. Yunan artçıları ile çarpışırken bir kaç şehit verdiler. Bu gün Gemlik'teki Solaksubaşı camisinin bahçesinde  ( Yerlerinden taşınarak Emetullah camisine naaşları nakledildi)yatan şehitlerimiz o günün kahramanlarıdır.

   Birisi Yüzbaşı Cemal Bey olup, 9. Eylül günü şehit düşmüştür. Diğerleri de aynı gün şehit olan  vatanın asil oğulları kahraman Mehmetçikleridir.

    11 Eylül'de Gemlik'i terk eden Yunan ordusu Kıyıyı takiben Mudanya'ya doğru çekiliyordu. Öncü kuvvetlerimiz şehre girerken  hain Ermeni ve yerli Rum elebaşları ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Gemlik tarihinin en parlak gününü yaşıyordu. 12 Eylül sabahı güneş doğarken  şanlı ordumuz şehre girdi. Bir taraftan kanlı Mehmetçiklerin zafer şarkıları,  diğer taraftan kurbanlar kesen Gemlik halkının coşkun tezahüratı kasabayı şenliklere terkediyordu.."

KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA VE GEMLİK'İN KURTULUŞUNDA ÖNEMLİ ROL OYNAMIŞ BİR KOMUTAN.

DELİ HALİT PAŞA(  Barış Tanrıver- Edebiyat dergisi)

Türk Ordusu’nun yetiştirdiği özel kahramanlardın biridir. Atatürk; O’na ara sıra bizim Deli Halit’ diye hitap etmiştir.

1883’te İstanbul’da doğdu. Çerkez Ahmet Efendi adlı bir şahsın oğludur.

1901’de girdiği Harp Okulu’ndan, 1903’de teğmen olarak mezun oldu. 1908’de üsteğmenliğe terfi etti.

31 Ağustos 1922’de tümgeneral olduğunda henüz daha 39 yaşındaydı.

I. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında gümüş liyakat / imtiyaz, altın liyakat / imtiyaz, 3. rütbeden Kılıçlı Osmanlı ve İstiklâl madalyaları yanında, Avusturya ve Afganistan’dan da birer madalya sahibidir.

Yemen, Trablusgarp, Erzurum, Gümüşhane, Kars, Artvin, Tunceli, Kocaeli ve İstanbul gibi yerlerde görev yapmış, cepheden cepheye koşmuş bir kahramandır O. Yiğit, fedakâr askerlerine karşı gayet babacan davranırdı.

O, kahramanlığı ve cesareti ile halk arasında bir efsane olmuştur. Kendisine ‘Karsıalan’ soyadı uygun görülmüştür. Türkiye’de birçok binaya, mahalleye, caddeye adı verilmiştir.

Belinde iki tabancası vardı. Kendi deyimiyle sağ tarafındaki tabancasının adı “namuslu” diğerin adı ise “namussuz” idi. Biri ile düşmana, diğeri ile savaştan kaçanlara ateş ediyordu. Prensiplerinden taviz vermediği için girdiği her çatışmadan zaferle dönüyordu. Onun görev yaptığı tüm bölgelerde halk kendisini çok sevmişti. Bugün Türk silahlı kuvvetlerinde görev yapan bazı subaylarımız bile, görev yaptıkları yerlerde ki bölge halkından Deli Halit Paşayı dinlerler. Onlara da babaları anlatmıştır. Tarihin kaydetmediği pek çok bilgiyi de bu tanıklardan öğreniyoruz. Sizde lütfen yeni nesillere bu kahramanlıkları anlatın.

Elinize bir harita alın ve harita üzerinde onun gittiği bölgeleri, işaret parmağınız ile gezin. Kalbi vatan için atan bu kahramanın çektiği zahmeti böyle bile anlamak mümkündür. Genç yaşına rağmen çok sayıda zafer elde eden, hatta başarılarından dolayı erken terfi ettirilen bu genç kahraman, Ankara da TBMM koridorunda dost kurşunu ile hayata veda etti.

SİVİL YAŞAMI VE VEFATI

Halit Paşa, TBMM’nin 5 Temmuz 1923 günü yapılan II. Dönem seçimlerinde Ardahan’dan milletvekili seçildi. Meclis’te hep gazilerin haklarını savunmuştur. 9 Şubat 1925’te Meclis koridorunda vuruldu. Ölmeden önce; “Beni Puşt Rauf arkamdan vurdu” dediği söylenir. 14 Şubat’ta yaşamını yitirdi. Kendisini asıl vuranın, aralarında anlaşmazlık bulunan Ali Çetinkaya olduğu iddia edilmiştir. Ara sıra onunla tartıştığı bilinmektedir. Vurulduğunda annesi O’nun için; “Ben O’nu abdestsiz hiç emzirmemiştim. O’nu mutlaka arkadan kalleşçe vurmuşlardır” demiştir.

Gemlik; 11 Eylül 1922 gece yarısı kanlı çatışmalardan sonra Halit Paşa ( Karsıalan) komutasındaki Kocaeli Grubu tarafından işgalden kurtarılmıştır.

Büyük Taarruz’da önemli başarılar göstermiştir. Gemlik, Mudanya ve Bandırma istikametinde düşman kuvvetlerine saldırılar düzenleyerek düşmanın kaçış yollarını kesmiş ve bir bölümünü esir almıştır. 11 Eylül 1922 günü 3. Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, emrindeki birliklere şu telgrafı çekmiştir: (Özetle)

“…Kolordu yarın (12 Eylül) Gemlik - Gündoğdu - Mudanya üçgeni içinde bulunan düşman kuvvetlerine taarruz ederek, bu bölgeyi düşman askerlerinden temizleyecektir.”

Valentine adına düzenlenen 14 Şubat  sevgililer gününü kutluyoruz, ama aynı gün vefat eden Halit Paşayı maalesef hatırlamıyoruz.

SON OLARAK..

ŞEHİT CEMAL (11 eylül' de çıkan yazımızda yer verdik)

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Mezarı Emetullah Camisi yanında (3. nakil yeri), Caminin duvarında Mehmet Akif Ersoy'un bu sözleri yazmaktadır. Bir şehitlik duvar yazılarından ibaret olmamalı. Ne yazık ki hak etmediği bir şekilde bakılmakta. Bu tarihi ayıbı hepimiz yaşıyoruz. Satır satır okuduğum, bildiğim bu yazıları bile yazarken çok duygulandım. Bu ilçenin yerel yöneticileri bir bir gittiler, kimi unutuldu, kimini saygı ve rahmetle anıyoruz.

Anılmak için geride bir şey bırakmak ve yapmak lazım.. Kara Ali'ler, Şehit Cemaller, Deli Halit, Kara Fatma, Kuvayı Milliyeciler, Türk Askerleri , Rasim Çavuşlar ,Mehmetçikler unutulmaz. Mezarı bile bulunamayan şehitlerimiz unutulmaz..

Eğer onlar için bir şey yapmıyorsanız , anma günlerinde lütfen sahte göz yaşı dökmeyin.

Her hikayede olduğu gibi iyiler ve kötüler Gemlik'te de vardı. Savaş öncesinde kardeşçe yaşadıkları bu topraklarda, sonradan düşman oldular. Kimi zulüme ortak olarak Gemlik'te doğduğunu unutmuş ve iş birlikçi olmuştu. Koco Stefannis gibi yardım eden, sahip çıkan, iyilikleri olanlar da vardı.

Kötüler vatana ihanetin suçunu canları ile ödediler. Tarihe kara bir damga gibi geçtiler.

Gemlikli bir kişinin hikayesi( P. Abdullah.. Çok şık takım elbise ve herkesten farklı Avrupai tarz fötr şapka giyindiği için ona Prens diyorlar. Hatta bir kardeşi var, çok namuslu, vatanperver bir adam, o da Gemlik'te otururmuş" diyor bilenler. Bir Hayının sonu- Abdürrezzak Sözgeçiren'in anıları- sayfa 261- Bursa Ansiklopedisinde yazmaktadır"

Ben yazmayacağım.. Onu öldürenler, telefon direğine astıkları başına " İŞTE İHANETİN SONU" yazarak asmışlar.

Allah tüm insanlığı kötülerden korusun..

Gerek beyin gücüyle, gerek silahı ile vatan savunmasında yer almış İsimsiz Kahramanlardan sadece bir kaçını dört bölümlük yazıda  sizlere tanıtmaya çalıştım. Kimi yazılmış, kimi hiç yazılmamış anılarla.

80 yıl önce bu kitap Veli Orkun tarafından yazılmamış olsaydı, Mahmut Yaraman'ın anıları da tarihe yazılmış bir anı olarak kalmayacaktı. Zaman zaman tekrarlayarak hatırlamamız ve okumamız gerekiyor diye düşünüyorum.

CELAL ÇORUM'un anılarındaki Efsun askerlerinin söylediği marşlar( Biz İstanbul’u aldık. Ayasofya’ya çan takacağız. Bulduğumuz Türkleri keseceğiz Kalanları Kızılelma’ya süreceğiz) yerini zafer marşlarına ve sevinç çığlıklarına bırakmış...

Onca zulüm, vahşet ,işkence, tecavüz gördü atalarımız. Bu topraklarda şehit düştü.

Biz atalarımıza, Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere çok şey borçluyuz.

Kimler onlar? Derseniz; isimsiz kahramanlar diyerek, fotoğraflarda yer alan ,temsili bir kaç büyüğümüzü andık.

Bu yazıları hazırlamamda; emeği geçen herkese, özellikle kahramanlarımızın torunlarına, çocuklarına, bilgi, belge ve fotoğraf arşivleri ile katkılarından dolayı teşekkür ederim.

Yıkılan evler köprüler

Daha sağlam kurulacaktır tekrar

Yeniden fabrikalar yükselecek

Tarlalar genişleyecektir

Boşuna değil dökülen kan

Tarihin akışından anlıyorum

Kuvvet zamanla yıkılır

Yalnız senin uğrunda ölür insan

Yarası acımadan…(  Necati Cumalı)

6 Temmuz. 1920- 12 Eylül 1922..

29- Ekim 1923 ..YAŞASIN CUMHURİYET..

REYHAN ÇORUM.

Bir sonraki yazıma yeni bir konu ile devam edeceğim.

Not:  Kadriye Komit, yeniden Gemlik Haber Gazetesinde. Birlikte yürüttüğümüz ortak çalışmalar neticesinde, Kuvayı Milliyeciler yazısı ile Kuvvacıları anlatmaya devam edecek..

KAYNAKLAR...Okan Aras -Barış Tanrıver- Edebiyat dergisi- Veli Orkun.