• Çarşamba 13 ° / 5 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 16 ° / 6 ° Güneşli
  • Cuma 18 ° / 6 ° Parçalı bulutlu


İşgal Yılları, Fatma Hanım'ın Anıları Ve Narlı

İşgal Yılları, Fatma Hanım'ın Anıları Ve Narlı

İşgal Yılları, Fatma Hanım'ın Anıları Ve Narlı

     Sahilde kalan bir kaç eski evi,çay bahçeleri,yılların köftecisi Ünal ,köfteci Serap,balık restoranları,Narlının çıkışında  okulda altı yıl önce kurulan Kadın girişimci Derneği ve deniz fenerini çevreleyen sandalları,motorları, yatları ile siz değerli okuyucular gibi benim de zaman zaman gitmekten zevk aldığım ve özellikle fotoğraf hobim için gittiğim küçük şirin bir köy NARLI.

Köyün tarihçesine baktığımızda kısaca şöyle yazar.

    Narlı mahallesinin tarihi Cenevizlilere kadar dayandığı iddia edilir. Mahallenin ilk yerleşim yeri şu an Eski Narlı olarak bilinen yerdir. Korsan saldırıları sonucu köy şu anki mahallenin tepelerine taşınmıştır.Köy Osmanlı döneminde vakıf mahallesi olarak kurulmuştur.Mahallenin ahalisi Osmanlı döneminde saraya çiçek yetiştirmekteydi,hala dağlarda o dönemde kalan soğanlı bitkiler(Sümbül,Lale) bulunmaktadır.Ayrıca mahallede Osmanlı donanma kadırgalarına kürek üretilmekteydi. Evliya Çelebinin seyahatnamesinde yazdığı gibi yukarı Narlıda yetiştirilen ekşi narlar saray mutfağında Padişah ve ailesinin şerbet ihtiyacını karşılamaktaydı.Osmanlı döneminde Rumlar ve Türkler bir arada yaşamıştır. 1940'lı yıllarda köy şu anki konumuna taşınmıştır.

     İhtilaf  ortak soruşturma komisyonunda görevli kişilerce kaleme alınan ve komisyona 23 mayıs 1921 de verilen Kapaklı muhtarı Mustafa efendi,Karaca Ali muhtarı Mustafa efendi ile kapaklı köyünden İrfan,Galip,Ahmet'in Bab-ı Ali 'de 11 mayıs 1921 tarih ve 212 sayısı ile anlatımlarının özeti.

     Aralarında Bulgurcu Vasso,Mimi Apostol,Haralambo,ve Marangoz Yorgo'nun da bulunduğu ve bir Yunan birliğine eşlik eden grup yerli Rum,11 mayıs 1921 günü Gemlik kazasına bağlı Narlı köyüne girmişler,halkı bir araya toplamışlar,köyün tüm hayvanlarını çıkartmalarını istemişlerdir.Halk bununla meşgul edilirken,çeteler evleri yağmalamış,kadınların ırzına geçilmiştir.

   Aşağıda isimleri verilen kişileri kurşun ve süngülerle katletmişler ,sonra köyü ateşe vermişlerdir.Dört gün sonra İhtilaf Ortak Soruşturma Komisyonu Gemlik de bulunduğu sırada ,soyguncular Narlı'ya dönmüşler,köyden arta kalanları da yakmışlardır.Komisyon Narlıya ulaştığında ,köy hala alevler içindeydi.Komisyon yanan köyün ve sokakları dolduran cesetlerin fotoğraflarını çekmişlerdir.

 Komisyon raporunda şöyle yazar.

     Dönüşte Narlı önünde durduk.Köy tümüyle harap olmuştu,hala yanıyordu.İçinde tek bir Türk dışında kimse kalmamıştı.Adam şapkasına bir gül takmıştı.Dumanı tüten evinin yanındaki zeytin ağacının dibine çömelmiş duruyordu.Bize söyleyeceği bir şey yoktu.Orada bulunmamızın gereksiz olduğunu duyumsattı bize.

     550'den fazla nüfusu olan köyün son 200 sakini Kızılay'ın araya girmesi ile İstanbul'a götürülmüştür.Diğerlerinin akıbeti bilinmiyor.

 11 MAYIS KATLİAMININ KURBANLARI.

     Koca dereli Ali oğlu Ahmet,Molla Mustafa Paşa,Yazmacı Emin Efendi,İbrahim bin Ahmet,Arnavut bin Abdullah,Galip Çavuş'un oğlu Esat,Çakır Halil Hüseyin,Kubullah yaralı olarak komisyon tarafından gemiye alınmışsa da ölmüş,Kürt Mustafa Gemlik de hastaneye bırakılmıştır.

    Kısaca Türkiye de Yunan Vahşeti Kitabından yaptığım alıntılardan sonra; bire bir Narlı da bu vahşeti ailelerinden  dinleyen dünün çocukları ile görüştüm.

     Eski hamam, eski çeşme, yıkılmış cami,mezar taşlarını görmek için; iç köye defalarca gittim.Orada kurtarılmayı bekleyen bir tarih var.Ne yazık ki !hiç olmazsa mezar taşlarını koruma altına alabilecekken, her gün gittikçe azalıyorlar.

     Derneğimizden tarihçi yazar Kadriye Komit'in mezar taşları kitabı bu tarihe bir nebze ışık tutmaktadır;fakat kitapta yer alan bir çok mezar taşının şu an yaptığımız incelemeler sonucunda yerinde bulunmadığı görülmüştür.

     Geçen yıl köyün en yaşlı kadını 94 yaşındaki Nuriye Kaplan ile konuşmuştum.Dün yine bir Narlı ziyareti yaptım.Emine Kabakçı hanım beni akrabası 84 yaşındaki Fatma Akkır(burada Muhsine derlermiş)hanım ile görüştürdü.Fatma hanım çok aklı başında ,hoş sohbet biri.O da ninesinin anlattıklarını hiç unutmamış.

 "Önce sizi tanıyalım"diye sordum.

    "Ben 84 yaşındayım.50 senesinde İstanbul'a gelin gittim.70 senedir İstanbul da yaşıyorum fakat her yıl gelir,kasım ayına kadar yazları burada geçiririm.24 sene oldu beyim vefat edeli.Gelinimle oturuyoruz.Babamın doğduğu ev artık çok eskidi,o nedenle bu evi tuttuk.İstanbul da dört çocuğum var.Eşimin Bedesten de dükkanı vardı.Aynacı Hasan derlerdi.Büfe camları ve ayna yapardı.Nakışlı aynalar meşhurdu.Bir kristal pembe ayna var hala onu saklarım.

     Eskiden Gemlik den İstanbul'a vapurlar kalkardı.Sandal tutar ,sabah erkenden vapura yetişirdik nineyle.Yada Gemlik de Emineler'in evinde kalırdık.Araç yoktu.

    Narlının çeyizleri meşhurdu,çeyiz düzmeye tanıdıklar İstanbul'a gelirlerdi.Önce Kum kapı'ya gelirler,eşime uğrarlardı.O tanıdıklarına götürür yardımcı olurdu.Fennoz (Büfe üzerine konulan ayaklı lambalar)meşhurdu mutlaka alırlardı.Akşam da yorgun bize gelir kalırlardı,misafir ederdik.Hatta bir gün baktım 5-6 kişi birden gelmiş.Kayın babamda ,eşimde yok bir yere çalışmaya gitmişler.Gecekondu da oturuyoruz.Fakirlik var,beş kuruş para yok.Kayın validem "sen merak etme" dedi.Gitmiş peynirciden teneke almış.Köşedeki ciğerciden de bir dana başı.Ateşi yaktı,başı kaynattı.Ne bereketliymiş,gittiler geldiler yediler,sanki hızır değmiş gibi arttı.Eskiden yokluk vardı ama bereket de vardı.

Aileme gelince;

    Dedelerimden biri Süleyman(baba),diğeri Mustafa(anne).Yunan harbinde burada yaşıyorlarmış.Biri hayatta kalmış,birini vurmuşlar.

    Bizim köyümüz Yunan zamanı yakılmış.Burada da erkeklerin çoğu öldürülmüş.Savaşın izleri bir türlü silinmemiş.Süleyman (KABAKÇI)dedem odunculuk,dağcılık yaparmış.Zaten bizim köyün geçimi zeytin ve odun .Evde inek besler,hayvancılık da yaparlar,fırın yakarlarmış.Dedemin yanaşması Yunanlı...Harp yıllarından önce iyi geçinirlermiş ama sonra dedemi ihbar etmiş.Yunan askerleri köye baskın yapmış.O günleri ninemden çok dinledim.

    Köyün kadınları camiye dolmuş,köyün erkekleri ise dağa kıllı tepeye doğru kaçmış.Erkeklere Yunan askerleri ateş açmış.Bu çatışmada bir çok köylü ölmüş.Bunlardan biri Mustafa dedem.Mezarı kıllı tepede.Süleyman dedem de oradaymış.Ayağı kaymış dereye düşmüş.Kurşun isabet etmemiş.Yunan askeri gelip süngü ile dürtmüş, o hiç kıpırdamamış.Öldü sanıp bırakmış."Nefes bile almadım "dermiş.

    Annem 5 yaşındaymış."Kadınları camiye doldurup yakacaklardı ama Karacaali'den çete geldi,onları görünce yakamadan kaçtılar "diye İffet teyzem anlatırdı.

    Süleyman dedem çok sabırlı bir adamdı.En son İnönü savaşında 4 yıl askerlik yapmış.Evde az olan buğdayları kadınlar ve çocuklar yesin diyerek gelincik otunu haşlatır ezer ve siz ekmek yiyin ben bununla doyarım dermiş.Ölümü ise bir garip olmuş.Yer yatağında yatıyor.Öleceğini anlamışlar köyün hocasını almaya gitmişler.Eve yaklaştıklarında bakmışlar dede bağıra bağıra ezberden kuran okuyor."Hoca bana gerek yokmuş ,o kendi kuranını okuyor" demiş ve kapıda da evin tuvaleti varmış.Çıkan biri iki beyaz baş örtülü kadın görmüş.Buyurun içeriye demiş.Gülümsemişler,dede ruhunu teslim etmiş,çıkıp baktıklarında kadınlar yokmuş.Eskiler böyle rivayetler de anlatırdı bize.

    Mustafa dedemin eşi Arnavut,Kapaklı köyünden.30 seneden fazla yaşamış,babamdan sonra öldü..Evlenmemiş.Bizim burada iki eşlilik pek yok.

     Ömer Soydan "anneannemin babasını Rum askerleri yakalayıp kurşuna dizmişler "diyor.Yine Narlı muhtarı Hüseyin Çınar beyin de dedesi dağda kurşunlanarak ölmüş ve mezarı da yola gitmiş.Bir çok can alarak köyü askerler terketmişler.

     Genelde yaşanan dramlar bu civarda hep unutulmak istenmiş ve o günlerden söz edilmek istenmezmiş.Peki kadınlara zarar vermişler mi,siz duydunuz mu?

    Ortanca teyzem güzel bir kızmış.Onu kaçırmaya çalışmışlar.Direnince tabancanın dipçiği ile kafasına vurmuşlar.Asiye teyzemin kafası boydan boya yarıktı,orada saç çıkmazdı.Anneannem de ,babaannem de tecavüzlerin olduğundan söz etmezdi.Burada öyle bir şey duymadık.

     Köy de yanınca insanlar motorlarla kaçmaya başlamışlar.O zaman karadan atlarla Gemlik'e gidilir,yada motor gidermiş.Köyde üç motor vardı.Bir gün biri,diğer gün diğeri giderdi.Biri Yetim dayının motoruydu.

    Babaannemler bir motora 21 kişi binmiş.Yanlarında bir çocuk varmış.Sema abla(çocuk)su istemiş.İbrahim Çavuş

    (Fatma Akkır hanımın annesi ile Emine Kabakçı hanım'ın baba dedesi İbrahim çavuş kardeş) ya ! şu çocuğu sustur.Susturamazsan denize at diye söylenmiş.Denizde bir çok Rumların kayığı dolaşıyormuş.Boz burunu geçince sandalı çevirmişler."Nereden geliyorsunuz ?diye sormuşlar.Mudanya'dan deyince bırakmışlar.Gemlik'den gelenleri batırıyorlarmış.Hatta içlerinde Gülizar nineyi döven biri de varmış.Tanımışlar ama hiç ses çıkarmamışlar.

    Süleyman ve İbrahim çavuş aynı sandalda kürek çeke çeke İstanbul'a gitmiş ve Topkapı sarayının bahçesine yerleşmiş,o kadar insanı taşımışlar.

    Toplu bir fotoğraf gösteriyor Emine hanım.Emine hanımın babasının halası,Fatma hanımın babasının teyzesi.İkisinin de yakın akrabası Nazire hanımın hikayesi.

O hikaye de hazin:

    Ayakta önde beyaz elbiseli bir genç kız var.Süleyman dedenin kızı Nazire.14 yaşındaymış.Babası ile karadan İstanbul'a giderek; Topkapı da diğer kafile ile buluşmuşlar.Sarayda bir Arap şeyhi onu kaçırmış,seneler sonra ancak ailesi ile bir araya gelebilmiş.Şişhane de yaşıyorlarmış ve Fotoğraf Emine hanımın nişanında çekilmiş.

    Fatma hanım ;Rumlar kavga çıkardıkları herkese "biz buradan denize atlarız,Mudanya'dan çıkarız "diye bağırırlarmış ,sonuçta onlar da öldü diyor,yaşananlar,dinledikleri onun çocuk belleğinde hala içini acıtıyor.

    Bizimkilerde altın çokmuş.Küçük teyzem kaçarken altınları inek pisliklerinin içine gömmüş.2.5 yıl sonra tekrar geri geldiklerinde bulunduğu yerde duruyormuş,çıkarıp almış.

     İstanbul da anneannem kaçanlara yemek yaparmış.(Emine Kabakçı hanımın da babaannesi)Sultan Ahmet de çeşmeye su doldurmaya giderlermiş,Fransız,İngiliz askerleri ıslatırlarmış.Nineye oradaki bir lokantada çalışan bir aşçı çağırır yemek ve yanında da ekmek verirmiş.Onların da içinde iyi ,vicdanlı olanlar varmış.

 Birazda eski köy ile ilgili anılarınızı anlatın.

     Eski Narlı dediğimiz yerler Osmanlı'dan kalma.Burada sarı burun tarafında Ayazma vardı.Şimdi duruyor mu ?bilmiyorum.Yeni okul yapılırken çok mezar çıktı.Osmanlının askerinin çıkartma yeri derlerdi.Bizim zamanımızda eski hamam yıkılmıştı fakat kurnası,muslukları duruyordu.Annemin zamanın da çalışıyor olabilir.Sami 9-ben beş yaşındaydım o zamanlar.Orada hiç yıkanmadık ama Karacaali de büyük bir hamam vardı,oraya yıkanmaya giderdik.Çok güzel bir hamamdı.Mezarlığın üst tarafında gelin taçlı mezarlar vardı.Şimdi kalmamış diyorlar.Orada bir de yatır olacaktı.Mevlüt okunurdu.

Köy adetleriniz nelerdi?

    3 gün üç gece düğün yaparlar,çengiler gelirdi.Gelin hamamdan çıkar ,gecelik sabahlıkla evde akrabalara  oynardı.Cuma lokum kesilir,gündüz kınası olur,eller ayaklar kınalanır,yukar kınası olurdu.Annem rahmetli bindallıları giyer,kimi beyaz bir çarşafa sarınır,kürklü bir parka giyer ayı olurdu.Birde gelin, görümce kadife elbise giyer,geline bir omuzdan bir omuza tel takarlar,ibrik mum eline alır,bütün yeni gelinler de yine kadife giyinirdi.Akşam da düğün olurdu.Yeni evlenenler gelinlik giyer otururdu.Annemin gelinliği beyaz organze,altı krepteşon ,üstü tamamen boncuktu.Boncukları, pulları söktük söktük kullandık.Tel işleme gelinlikler vardı,halam bozmuş yorgan yüzü yapmıştı.Eskilerden akrabalarda cibinlik de duruyor.Şimdi kınalar kalktı.Kapaklı da yapıyorlar.

Babamın hem kalpağı ,hem fesi vardı.Annem fesleri bozdu tutacak yaptı.

     Şu karşı tepede tek ağaç var ya; orası da es köy.Dedelik der eskiler.Orada bir yatır vardı.Kimse oradan bir şey getirmezdi.Bizim burada odunculuk var ama oradan odun kesmezlerdi.Cemil abi(muhtar)odun kesti,köyde elektrik yoktu odunla aldı.Traktöre biner giderdik.Bir hıdrellez günü çok felaketler olmuş.Hatta Recep ağaların en büyüğü Hayrettin orada doğmuş,es köy dedesi derler.Çok yağmurlar seller olmuş.Orada piknikler eğlenceler yapılırdı.Son zamanlarda sanıyorum bir daha gidilmedi.

Köyümüzde artık kışın yaşayan sayısı azaldı.Gençler iş imkanları için buradan göç etti.

FATMA ve EMİNE HANIMA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.

    Köyün en yaşlı bayanı Nuriye anne de sözlerine kısaca yer verelim.Bu yıl galiba biraz hastaymış.

   Nuriye anneye yaşını sordum..

    "Dört yaşındayım" dedi ısrarla gülerek.Meğer 94 yaşındaymış ama hiç göstermiyor.Allah sağlıklı ömürler nasip etsin.Her işini yapıyor siz bakmayın yaşına.Aklı başında.

    "Ben bu köyde doğdum,Babam Hakkı Doğan rençberdi.Buğday ,arpa ekerdi.Babamlar işgalde İstanbul'a kaçmışlar,Köyü eşkiyalar basmış.Yelkenli ambar motorlarıyla kaçanlar kurtulmuş.Kaçamayanlar ölmüş.Orada onlara yer vermişler ama yapamamışlar yine köye geri dönmüşler.Eski köyde evleri varmış.Dönenler sahilde zeytinliklerine ev yapmışlar.Köy yanmış.

    Bu eve gelin geldim "diyor.Eşim Kaplanlardan.Sayılan bir aile.17 yasında evlenmiş Nuriye anne.Eşi ile araları beş yaş.Çocukları Gemlik de yaşıyor gelip gidiyorlar.Eşinin dedesi,yani kayın validesinin babası Abdi bey.Köyün zenginlerinden.Eşi Hamza Kaplan.

    Askerlik,çocukluk fotoğraflarını gösterdi.Üç tane motorları varmış.O zaman yol yok.Pazara motorlarla gidip gelirlermiş.

    Düğünler,sünnetler çok şaşaalı geçer.Mevlüt okunduktan sonra kına olur, çengiler sabaha kadar erkekleri eğlendirirmiş.Hamur çorbası,nohut,patlıcan oturtma,patlıcan,Biber yaprak dolmaları,zerde,pilavlar ,baklavalar yapılırmış.

    Köyde birde ipek böcekçiliği olurmuş."Babamın evi üç katlıydı,her katta böcekler olurdu "diyor.    Dedeliği hatırlıyor musun? deyince gözleri ışıldadı."Hatırlamaz olur muyum" dedi.

    Hıdrellezde gelinler gelinliklerini giyer,tellerini takar,herkes en güzel elbisesini giyermiş.Çeşit çeşit yemekler yapar,toplu bir şekilde dedelik denilen yere çıkarlarmış.Tepede bir yer.Bir mezar varmış.Üzerinde meşe ağacı.İnanışa göre tavuk keser,tavuğun kafasını meşe ağacına asarlarmış.Oradan ağaç kesilmez,bir çalı çırpı dahi alınıp getirilmezmiş.Hatta böyle bir talihsizlik yapanların başına çok kötü işler gelmiş.Son zamanda bir keresinde erkekler orada içki içmişler.O gün çok şiddetli yağmur yağmış.Kaçmışlar ve bir daha da gitmemişler.

    Nuriye anne evini gezdirdi.Duvarda bakırları,pirinç mangalı var.Anıları var diyor.Mangala ateş alıp yanına koyuyormuş.

    Evet iki ayrı ev ,köyün iki yaşlı bayanı ve anlattıkları.Biraz olsun bizlere o günleri aydınlattılar.Belki yanlışı,eksiği vardır ama benim için yaşanmış hikayeler her zaman güzeldir.

Bugün Narlıya doğru uzandık.Başka bir söyleşide buluşmak dileğiyle.

Reyhan Çorum

İznik Rum Başpiskoposu Vasilios

"Ben ki bir asker değil din görevlisiyim.Bana göre bir teki bırakılmadan bütün Türkler yok edilmelidir."14 Mayıs 1921

TÜRKİYE'DE YUNAN VAHŞETİ.

Kaynak.Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları.