• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır..

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır..

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır..

Orta okul yıllarımda tıpkı benim gibi, kırmızı kırmızı yanakları olan bir arkadaşım vardı. İkimizin de yanakları tokat yemiş gibi kırp kırmızıydı. Hani o kanlı, canlı dedikleri cinsten. Hatta çoğu zamanda merak edip sorarlardı." Tokat mı attılar" diye. İkimizin ortak özelliğiydi.

Söze böyle başladım ki; çok sevgili arkadaşım Hayriye Bölük (Çapanoğlu) " Hep kardeşim Canan'dan bahsediyorsun" demesin. Canan'ı önce arkadaşımın kardeşi olduğu için tanıdım, sevdim.

Okul yıllarımızda Hayriye'nin Hisartepe'deki evlerine giderdik. Çok iyi arkadaştık çünkü. Sonra tabii yıllar her birimizi bir yerlere savurdu. Ama ne kadar araya yıllar girse de; sevgi bitmez, yaşanmışlıklar unutulmaz. Selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Naime Hanım ile yollarımız pek kesişmedi, adını kardeşlerinden hep duydum. Canan'ı ise okul yıllarında daha yakın tanıdım. Yaşça benden küçük, kız kardeşim ile aynı yaştaydı.

Canan; Dernek çalışmalarımızda olsun, kitap çalışmalarımızda olsun özveri ile her zaman yardıma koşar. Sevgi dolu yüreği ile bugün tüm Gemlik'i kucaklayan; sevgi böceği dedikleri cinsten, fedakar, cefakar, Gemlik'in yardımsever bir annesi, ablası, öğretmeni. Hayvanların dostu, doğa aşığı..

Böyle güzel meziyetleri bakalım kimden almış..?

Bölük ailesinin hayatta olan 88 yaşındaki çınarı SAİME BÖLÜK annemizin evine konuk olduk bugün. Bende yalnız gitmedim. Ona yine aynı yaşlarda olan çok sevdiği komşusu Rezzan Gürle'yi götürdüm. İki arkadaşın muhabbetleri görülmeye değerdi.

Tatlı, neşeli, canlı, güle anlata bir gün geçirdik. Kimi güldük, kimi anılar ve yaşanmış büyük acılarla hüzünlendik.

Saime Bölük.

Bilecik istasyon mahallesinde, 10.Şubat 1933 yılında doğdum. Annem ve babam Selanik göçmeni. Anneannem 11-12 yaşındayken; Makedonya Osmanlı'ya katıldığında Karaman Türkleri oraya götürülmüş, kaybedildiğinde Atatürk tekrar eski topraklarına geri getirmiş.

Annemin babası İskeçeli, 7 sene askerlik yapmış. Anneannem ile dedem askere gitmeden nişanlanmışlar, 7 sene nişanlı kalmışlar.

Babam Türkiye'ye 15 yaşında kaçak olarak gelmiş.  Annemi görüp istemiş. Annemin amcasının oğlu Bilecik'de Vali'ymiş. "Düğünlerini yapayım, Bilecik'den ev, köyden mal vereyim" demiş ama babam istememiş. Kendi imkanları ile annemle evlenmişler.

Babam Bilecik'te kasaplık yapardı, trenle et almaya giderdi. Babama çok düşkündüm, dükkanda çıraklar vardı ama saatleri dolunca bırakır giderlerdi, dükkana gider durur, babamın dönmesini beklerdim. Gece saat dört oldu mu, ondan sonra yatar uyurdum.

Mesela İstanbul'da, Eskişehir'de, Konya'da et pahalı, babama telefon ederlerdi. Babam kese kağıdına paralarını hazırlar, parasını cebine koyar, et nerede ucuzsa oraya giderdi. Yoksa yarım kilo kıyma alacaklar, geçinilmezdi. Yenişehir, Söğüt, Bozüyük artık neresi ise gider hayvan alır getirirdi. Gelirken bir de sedef tabanca almıştı.

Köylere de gittiği olurdu. Abbazcık Köyü'nde Uzun Ömer vardı. Ayakları kürek gibiydi. Herkes onu tanır, korkardı. İstanbul'da köprüde milli piyango bileti satardı.

Babamın o zamanlarda birde fotoğraf makinesi vardı. Vesikalık fotoğraflar çekerdi.

Hiç unutmadığım bir anım var.

"Ben beş yaşlarındaydım. Zübeyde Hanım'ın ablası Ankara'da yaşıyor, Bilecik'de torununun evine gelirdi. Annemin süt kardeşiydi. Atatürk Bilecik'e geldi, Bilecik Lisesi önünde trenden indi. Üzerine giydiği kıyafeti müzede gördüm. Ekose ceket, kilot pantalon, başında şapka. Atatürk konuşma yaptı. Babamda beni her yere götürüyordu. O günü unutmuyorum. Çocukların hafızası iyi olurmuş galiba doğru.

"Annem anneanneme sormuş, en çok hangi damadını seviyorsun?" Diye. "Hangisi kızımı rahat ettiriyorsa en çok onu" diye cevap vermiş. Anneannem gelince babam iki eli ile öperdi anneannemin elini.

Ilgın'daki evimiz Ziraat Bankası olmuş. İki taraftan önden merdiven vardı. Evin içi çok güzeldi. Amcamın yağhanesi karşıdaydı, haşhaş yağı çıkarıyorlardı.

Biz 7 kardeşiz, en büyükleri benim.

Gelelim evlilik hikayeme..

Annemin arkadaşı Bozüyük'e evlenmiş. Komşusunun esmer bir oğlu varmış. Annesi sarışın renkli gözlü bir kız arıyormuş oğluna, o da beni önermiş. Ben Bilecik'den Bozüyük'e 17 yaşında gelin gittim. Evlenirken babam Konya Ilgın'dan nüfusumu getirdi.

Eşim İsmail Bölük 1926 doğumlu.

1947 yılında askerlik yapmış. Görücü usulü evlendik ama eşim beni çok sevdi, bende onu severdim. Bilecik'in yerlileriydi, halleri vakitleri yerindeydi. 4 kardeştiler. Bözüyük'de yol üzerinde hanları, kamyonları, şöför, muavinleri vardı.  Abisi Abdullah Orman mühendisiydi. Babaannesi öz değildi ama " Kara oğlum" der başka bir şey demezdi.

Eşim önce ticaret yapardı, sonra Orman İşletmesine girdi. Yukarı Sölöz'e geldik ve orada 4-5 sene oturduk. Komşuluk çok güzeldi. Herkes birbirleri ile yardımlaşırdı.

Gemlik'e Akbank açılınca, Sölöz'den Gemlik'e geldik. Orhangazi Caddesinde Şerafettin Bey'in evinde oturduk. Ormancılık bitti, Akbank yılları başladı.

İlk kızım Bursa'da dünyaya geldi. Babamın vefatı nedeni ile Bilecik'e gittim. Ölümünün 27. günü Hayriye doğdu. Babam kızımı göremedi. Canan Gemlik'de doğdu. Üç kızım var.

Eşim Akbank'da tam 32 yıl görev yaptı. "Şube açılacak gel seni oraya memur yapalım " demişler, giriş o giriş.

Bankalar ikramiye çekilişleri yapardı. Ev, para verirlerdi. Gemlik'de hakimlik yapan baba hakime para çıktı. Vezneye bakardı eşim, paraları sayarken fotoğrafı var.

Akbank'da vezne şefliği verdiler. Tayin geldikçe kademe artardı. Başka yerlere daha üst kademelere istediler ama biz Gemlik'den gitmek istemediğimiz için hep burada kaldı.

Herkese koruyucu bir baba gibiydi. Bankada çalışan kızlar vardı. Mesaiye kalırlar, gider onları alır kapılarına bırakırdı. Ayda bir kez banka olarak toplanır Boksör'e yemeğe gidilirdi. Hiç kimse ayrılmaz, beraber eğlenirlerdi. Müdür ile kapıcı beraber oynarlardı, yer içerlerdi. Alt, üst yoktu.

Sessiz, sakin, kanaatkar çok efendi biriydi ama çok da oynamayı severdi. Neşeli bir aileydik, oyun havası çalar, hepimiz oynardık.

Emeklilik zamanı geldiğinde kalmak istemedi. "Babam çıksa mezardan durmam" derdi. Bıkmış ve yorulmuştu ama evden kahveye, kahveden eve öyle de sıkıldı.

Gemlik Hisartepe'de ev yapmıştık. O zamanlar buralarda ev falan yok, in cin top atardı. Günde dört kez inşaata bakmaya gelirdim. Çok mücadele ettim. Bu Gemlik yolu dokuz metreydi. O seti İsmail yaptırmasaydı yol falan kalmayacaktı.

İleride gördüğün Kumluk mahallesi ahşap evlerden oluşuyordu. Deniz evlere dayanırdı. Önlerini doldurdular. Parkın oraya gazinonun duvarına oturur ayaklarını denize şap şap vururlardı.

Neler gördük, neler oldu..

VE BAKKALLIK YILLARI...

Evimizin arkasına Sunğipek evleri yapıldı. 78 yılları olabilir. Eşime ben sana yardımcı olurum dedim ve evin arka girişine bakkal dükkanı açtık.

Eşim bakkalı benim üzerime açtı. Benim de fiilen iş hayatım başlamış oldu. Bursa'ya gidip malı ben alıyordum. Özhan Marketler zincirinin sahipleri iki kardeştir birisin adı Tevfik bey. Bir keresinde eşimi  mal almaya gönderdim, kardeşi abisine soruyor  "Ormancı İsmail bizden mal almak istiyor, ne yapayım, vereyim mi?  Kefil kim? Eşi. O zaman hiç korkma ver" diyor. Bana çok yardımcı oldular. Mal aldık ödedik çok şükür. Ve ben Bakkal dükkanından emekli oldum..

Bakkal o zamanlar güzel işlerdi. Bazen ekmeği fırından alırlardı, canım sıkılırdı. Tabii orada daha taze, onlarda haklılar.

Alacak defterleri bizimde vardı. Ev yukarıda olduğu için zorlanmıyorduk. Eşim sen hazırla sofrayı ben gelirim" derdi. Yemek saati eğer yanında biri varsa, yanındakilere "Şimdi volüm yükselecek" dermiş. "İsmaiiil" diye bir bağırırdım hemen gelirdi.

Rahmetli babam "Bu kız erkek olsaydı benim sırtım yere gelmezmiş" derdi.

Üç kız annesi olmak nasıl bir duygu?

Çok güzel. Çocuklara bırakın cam silmeyi falan çabuk dersinizin başına derdim. Okumaları için elimden ne geliyorsa yaptım. Beni utandırmadılar üçü de okudu, öğretmen çıktı. Hayriye, Naime, en küçükleri Canan hepsi ile gurur duyuyorum.

Nasıldı komşuluklar?

Hisartepe'ye taşındık ama eski komşularımı, komşulukları hiç unutmadım. Şimdi kapalı pazar yerinin olduğu yerler eskiden şimdiki gibi kalabalık değildi. Herkes birbirini tanırdı. Çok güzel komşuluklar yaşadık. Kızım Naime Nisan -1 geldiğinde "Anne kime şaka yapayım" derdi. "Git Zekiye Hanım teyzene yap" derdim. Süt alırdık Zekiye Hanım teyzeden, "Süt iste, tası verirken, Nisan bir dersin" derdim.

Eskiden komşulara vakitli vakitsiz giderdik. Çocuklar bir arada oynardı..

(Biz Saime teyze ve kızı Canan'a ziyarete Rezzan (Gürle )abla ile gittik. Onlar yıllarca komşuluk yapmış. Zekiye hanım Rezzan ablanın kayınvalidesi ve birlikte oturuyorlar köşedeki büyük, iki katlı pembe evde. Rezzan ablanın oğlu benim damadım. Canan aralarında beş yaş olmasına rağmen Vedat'a takılır, " Ben seni ayağımda çok salladım" der. Eski ilişkiler gerçekten akrabalıktan öteydi. Onlar da Rezzan ablanın salçalı ekmeklerini söyler durur. İnsan özlüyor o eski mahalleleri)

Rezzan Abla komşusu Saime teyzeden bahsederken, çok çalışkan, cefakar ve vefakar olduğunu, eşine destek olmak, çocuklarını okutmak için dışarıya işler yaptığını, onun mücadelesini ve bir anısını anlattı. Sizlerle de paylaşalım.

" İlk çamaşır makinesini Saime Hanım'da gördüm. Küçük bir makineydi. Bizim ev de kalabalık. Çamaşırlar elde yıkanır, yorganlar kaplanır, yemekler yapılır, ev temizliği, çocuklar, misafirlerle dolu büyük bir ev. Bu işler bütün günümüzü alırdı. Akşam geldim Osman'a söyledim. Baktım ertesi gün gitmiş makine almış. Sevindim tabi, o da "Bütün gün çamaşır yıkıyorsun " diyerek bana sürpriz yaptı. O sabah Serdar kalkmış makineyi çalıştırmış, ellerini merdaneye koymuş sıkışmış. O günü hiç unutmam"

Eşim çalışıyor nasılsa dememiş Saime Bölük!

Terzilik, iğnecilik, bakkallık bir ömür çalışıp emekli olmuş..

Gemlik'de insanlar çok güzel giyinirdi. Modern, şık insanların olduğu bir yerdi. Eski Gemlik'de kötü intiba yaratacak olaylar olmazdı.

Bilecik'de singer dikiş kursuna gittim. Annem evlenirken vermedi makineyi ama makine aldım önce, dışarıya çok dikiş diktim, nakış yaptım. Çocuklar en iyi şartlarda yaşasın istedim. Memur maaşı ile arsa al, hem ev yap, hem de iyi yaşa yapamazdık o şartlarda.

Bursa'da Orman İşletmesinde Ethem abimiz vardı. Bana iğne yapmayı öğretti. Dışarıya çok iğne yaptım.

Saime Teyze evlendikten sonra kardeşlerini yanına almış ve bakmış. Hepsinde emeği var. Canan; "Babam işten eve yorgun gelirdi. Babamdan bizi sinemaya götürmesini isterdik. Yorgunum der gitmek istemezdi. Teyzem söyleyince, onlar yetim diyerek kıyamazdı. Babamı 18 Eylül 1992 de ebediyete toprak ananın bağrına koyduk. Çok iyi, sevgi dolu babalık görevini yaptı. Allah en yüce makamında misafir etsin" diyor.

Saime teyzenin bir diğer kızı ise Gemlik denilince duygularını şöyle ifade etmiş..

Naime Bölük Balcı: Keşke bir zaman makinesi olsa da; bizlere o zamanı tekrar yaşatsa, çok isterim doğrusu. Çocukluğumun geçtiği yerler, mahalle ve okul arkadaşlarım, değerli öğretmenlerim, canım babammm. Geçmişe özlem duyuyorum, çünkü o zamanın arkadaşlıkları, büyüklere ve öğretmenlere verilen değer, komşuluk ilişkileri, yardımlaşmalar vs arıyorum şahsen. İlkokul'da iken sınıf arkadaşımız Yaşar Uzunlar'ın babası vefat etmişti sınıfça çok üzülmüştük. Yaz akşamlarında sahilde gezer, iskelede anne babalarımızın eşliğinde volta atardık. Parkta oturur ATATÜRK Heykeli'nin civarında gezinirdik. Kadınlar kampı diye Manastır'ın az ötesinde motorla gidip denize girdiğimiz bir yer vardı. Şimdilerde nasıldır? Bilmem.

88 yaşında Saime teyzemiz bir iç çekerek,

"Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım. Biz beyimle oturur şarkılar söylerdik. Eskiden ne güzel şarkılar vardı." diye bitiriyor sözlerini ama  biz daha bitirmedik sohbeti.

Saime teyze ve Rezzan ablayı derin sohbetleri ile baş başa bırakarak, sevgili arkadaşım Canan ile devam ettik anılara..

Cuma günü tekrar buluşmak üzere hoşça kalın..

REYHAN ÇORUM..