• Cumartesi 17.3 ° / 11.7 ° Light rain
  • Pazar 14.1 ° / 12 ° bulutlu bulutlar
  • Pazartesi 17.4 ° / 11.3 ° kırık bulutlar


GEMLİK'İN RENKLİ İNSANLARI

GEMLİK'İN RENKLİ İNSANLARI

GEMLİK'İN RENKLİ İNSANLARI

DELİLİK HEP AŞKIN YANI BAŞINDAYDI !!!

Aşktan deli olunur mu? diyenler, Şükrüye'yi tanısaydı, aşkın insanları deli ettiğine inanırdı ve belki de aşık olmaktan korkardı.

TEK SUÇU AŞIK OLMAKTI...

O; çok güzel bir kızdı. Hayalleri, beklentileri vardı. Ne yazık ki! kötü bir sondu yaşadığı. Çığlıklarını duyanlar oldu, duvarlarla konuştuğunu, hıçkıra hıçkıra ağladığını, kavgadan korkmadığını ama fotoğraf çektirmekten korkup kaçtığını, yüzünü sakladığını.

"Deli etme beni aşk deli etme

Elleri ardımdan bana güldürme" dese de şarkılar;

Sonunda kara sevdaya tutuldu.. Karardı birden dünyası. Kimi gerçekten güldü, kimi görmezden geldi, kimi acıdı haline. Kimi de, daha çok kaybolmasının nedeni oldu..

Deli ŞÜKRÜYE deyiverdiler gitti. Gerçekten delirdi mi, yoksa başına gelenler yüzünden hayatı deliliğe mi vurdu bilinmez!!

Kimse onu dinlemedi, anlamadı, kurtarmaya çalışmadı.

Sonu yalnızlık, sonu ölüm oldu..

Bir tek çocukluk fotoğrafı ve geride anlattıklarından çok anlatamadığı yaşanmış onca şey kaldı.

Kim bilir, onu bu hale getiren ne derdi vardı?

ŞÜKRÜYE ABLA....

"POS bıyıkları ağarmış, uzun boylu, geniş omuzlu, iri yarı bir adamdı babası. Kürt kökenli adı Mecit( komşular öyle söylüyor), 1.Dünya savaşı gazisiydi. Gözleri görmezdi. Göğsünde istiklal madalyası ile kurtuluş günlerine katılırdı. Normal zamanlarda da bastonu ile yürür, göğsünden madalyaları sarkardı. Bir kızı daha vardı ama kimse pek bilmezdi.

Eşinin de, kendinin de Şükrüye dünyaya geldiğinde bir hayli yaşı vardı.. Şükrüye annesini kaybedince, babası ile yalnız yaşamaya başladı. Babası kızına çok düşkündü.  Üvey anne getirmemek için birdaha evlenmedi.

Bir dediğini iki etmezdi kızının. Ona yeni elbiseler, ayakkabılar, saçlarına renk renk kurdeleler alır, çıngıraklı faytonlarda gezdirirdi. Babası erken ölen annesinin pek yokluğunu bildirmedi kızına.

Evleri Şükret Reis'in Çınarlı kahvesine inmeden, yine bir çınar vardır onun çaprazında, dar ahşap bir evdi.

İlkokulu Şehit Cemal Okulu'nda okudu. "Dimdik yürürdü, sarı dalgalı saçları her zaman bakımlı ve güzeldi. Paşa Konağı Kız Sanat Okulundan mezun çok güzel bir kızdı. İyi dikiş dikerdi. Çok zeki bir talebe olduğu söylenirdi.  Şık kıyafetler döpiyesler giyerdi, bir giydiğini bir daha giymezdi, elbiselerini terzi Nuriye Hanım dikerdi, sinema, tiyatro, sosyal faaliyetleri kaçırmazdı. Şen ve güler yüzlüydü.

En yakın komşuları Halit Korkusuz ve kardeşi Halide Korkusuz ile konuştum..

Aşçı Mustafa'nın evi Şükrüye ablaların evi ile yan yanaydı. Hatta arada tek tuğla duvar vardı.  Halit ve Halide ondan şöyle bahsetti..

" Şükrüye ablanın babası savaş gazisi idi, savaşta önünde top mermisi patlamış gözleri o zaman kör olmuş. Annesi de çok iyi insandı, biz çocukları çok severlerdi. Şükrüye abla tahmini 44_45 doğumlu. Evleri daracık iki katlı, üstte bir oda, eski bir ev. Evde su yok. Çınarın orada bir çeşme var, oradan su alırlar. Demir Çeşme’den hep su doldururdu. Çok titiz bir kızdı. Yıkadığı çamaşırlar bembeyaz olurdu. Hatta biz çocuktuk, ellerimizle kirletirdik.

Nişanlandı. Çeyizi de, gelinliği de çok güzeldi. Payetlerle işliydi. Naylonun içinde bizim evde duruyordu. Sonra ayrıldı.

Şükrüye abla biraz sinirliydi. Bilmiyorum çocuktum neden.?

Annesi hastaydı. Onu doktor Metin'e götürürdü. Sanırım bu sık sık gidip gelmeler ile aşık oldu.

Sonra evler yan yana olduğu için konuşmalarını duyuyorduk. Metin'ciğim diye sesleniyor, eşini bekliyor, yemekler yapıyor, hatta çocukları ile konuşuyordu. Annesi ölünce babası ile kaldı. Metin onun deli halini görünce ondan uzaklaştı.

Ablası vardı Gençali'de evli. Baba bir anne ayrı.Yeğenleri de varmış.. İyi zamanlarında köye gidip gelirmiş, hatta bir ay gidip oturmuş ama  sonrasında ya sahip çıkmamışlar, ya söz geçirememişler, belki de Şükrüye gitmek istememiş.. Evi müteahhite verince caminin oraya taşındı.

O kadar titizdi ki, kafasına poşetler geçirdi.

Halit abim onun taklidini yapardı. Bazen "Rahmiye abla" diye anneme şikayet eder, bazense "Halit gene yapsana " derdi. Babam onları kollardı. Yemekler getirirdi. Hazin bir hikayeydi. Komşuluk yaptık.

Onu tanıyan herkes bundan sonrasını hemen hemen aynı anlatıyor.

Babası ölünce kızı Şükrüye iyice yalnız kalır. Dr Salih Oymak'ın kızı Gül ile çok yakın arkadaştı, Dr. Salih Oymak'ın evi ve muayenehanesi, CEYLAN eczanesine ara yoldan bitişikti. Yakışıklı SSK doktoru Metin'e aşık olur. Kızın bu saf sevgisinden faydalanan Metin'in annesi evi sildirir, süpürttürür, camları temizletir. Çok sürmez doktor aniden kaybolur. Amerika'ya ihtisasa gittiği söylenir. Şükriye bu sevdadan aklını yitirir. Gün geçtikçe tuhaf tuhaf konuşmaya başlar. Gemlik zaten ufacık bir yerdi, herkes birbirini tanırdı, eğer tedavi imkanı olsaydı psikolojik olarak kurtulabilirdi. İnsanlar da çok kötü davranmaya, takılmaya, eğlenmeye başladılar.

Gittikçe ruh sağlığı bozuldu, onu yüzünde tülden peçesi, elinde bir sürü torba ile görmeye başladık. Kızdıranlar oluyordu çok sinirleniyordu. Oysa gençliğinde akıllı ve güzel bir kızmış, herkes bilir de, hükümet caddesi civarında yaşayanlar daha iyi bilir.

Babasından kalan gazi maaşı varsa da, hali perişandır. Gündüzleri hep sıcak postane köşesinde oturur. Gelinlik giyme hevesi içinde kaldığı için yüzü hep tülle gezer. Son zamanlarında hava kararacağına yakın aksamları postaneye gelir, banklarda yada sandalyeler üzerinde yatardı, ellerindeki poşetleri yastık yapardı . Yüzünü bir tül ile kapatırdı. Yine de çok temizdi, elinde kolonyalı pamuk ile devamlı ellerini yüzünü temizlerdi. Ve postanede çalışanların hepsine isimleri ile hitap ederdi, bazen kiraları toplamaya geldiğini söylerdi. Gelir oturur Rahmetli Duygu Bey ile muhabbet eder gülerdi .

Bir kısım kişinin de anlattıkları böyle..

Naci Pehlivan Gemlik kitabında onunla bir anısını anlatıyor.

Şükrüye'yi 1975 sonbaharında tayin olduğum Armutlu'ya bindiğim Belediye otobüsünde tanıdım. Şık giyimliydi. Eşime ne iş yaptığımızı sordu. O da" Öğretmeniz" dedi. Şükriye "Bende sivil polisim" dedi. İnanmıştık. Daha sonra Gemlik'e geldiğimizde yüzü tül örtülüydü. Kendi halinde yürüyordu. O zaman anlamıştık. Sonra sözlerine inandığımız için eşimle gülüştük.

Ülkü Demircioğlu: Gazi kızıydı. Fırınlardan ona çok yarım ekmek almışlığım vardır. Bir gün kapısının önünde elinde parası ile dikilirken gördüm. Fırına gitmiş yarım ekmek istemiş vermemişler, bana," Sen alır mısın? " dedi..Çocuk aklımla bile ne kadar üzüldüğümü anlatamam, ekmeğini alıp getirdim. Çok istismar ettiler, koca koca adamların arkasından nahoş sözlerle bağırdıkları da oldu, üzücü başka şeyler de. Ona bu davranışı reva görenler vicdanlarında mahkum olsunlar. Bize geldiğinde anneme "Sen benim çocukluğumu bilirsin anlatsana" derdi..

Tülin Öncül: Benim de Şükrüye abla ile bir anım vardı. Hiç unutmam, zaman zaman aklıma gelir. Eski pazar caddesinde butik işletiyordum; oraya gelirdi ve benimle güzel muhabbetler ederdi. Benim onun kiracısı olduğumu, kiralarımı geciktirmeden ödememi söylerdi. Bazen kıyafet seçer," Çok evlerim var, oradan gelen kiralarla bunları alıcam" derdi. Yıllar sonra 5-6 yıl diyebilirim, eşimle bir gün Bursa Kapalı Çarşı'da karşılaştık, bana o kadar yıldan sonra " Tülin'cim kiralarımızı yatırdın mı ?" diye sordu. Yıllardan sonra ismen hitap etmesi, unutmuş olmaması beni çok şaşırttı. O günü hiç unutmuyorum.

Fatma Güngör Çamlıca: Arada eczaneye uğrardı, çok nazik ve konuşkandı,  Sanırım eczane karşısında unutamadığı aşkı vardı, yukarıya bakıp bakıp konuşurdu.

Ali Türen: Gençlik yıllarımdaydı. Şükrüye abla bana  para bozdurmak istedi. Ben farkında olmadan parayı eksik vermişim. Paranın eksik olduğunu hemen anladı. "Eksik dedi " Etraftakiler benim bunu kasti yaptığımı zannedip gülüştüler. Bense hemen eksiği tamamladım. Şükrüye Abla ile ilk konuşmamız böyle olmuştu. Aradan yıllar geçti hastalığı iyice ilerledi, ellerinde poşetlerle gezmeye başladı. Sabah erken işe giderken kaldığı kulübenin yanından geçerdim. İçeriden yüksek sesle ağladığını duyardım.

Riza Kaya: Şükrüye abla ile ilgili çok şey yazılmış, abla diyorum benden biraz büyüktür. Ben güzel yanını anlatacağım, Gemlik Lisesinde öğrenci iken, Şükriye abla Gemlik Lisesi Okul Aile Birliğinde görev yapardı, çok güzel giyinen zarif bir kızdı .

Neşe Tayanç: Şükrüye'yi iyi tanıyanlardan biriyim. Babasına çok güzel bakar, onun elinden tutar gezdirirdi, çünkü babası görmüyordu. Babasının İstiklal madalyası vardı ve tütün maaşı adı altında maaş alıyordu, o zamanlar için maaşı bayağı iyiydi. Bir gün beni Ceylan Eczanesi'nin önünde gördü. Dr. Metin'in Muayenesi karşısındaydı yanılmıyorsam. Çok sevdiğim İbrahim Üre abimin mağazasının üstündeydi. Bana dedi ki! " Neşe ne olur benimle Doktor Metin'e gelir misin, onunla konuşmak istiyorum, sende yanımda ol" Zorla ikna ettim vazgeçirdim. Anlattıklarına çok üzüldüm. Ve biraz daha dertleştikten sonra ayrıldık. Ara ara gördüğüm yerde konuşuyorduk ve bana dert yanıyordu . "Bana takılıyorlar, beni dövüyorlar, eziyet ediyorlar "diyordu. Uzun bir zaman görmedim son gördüğümde de sokaklarda Arnavut Şükrü Beyin kahvesinin orada yattığını duydum.

TC Canan Bölük: Aslında çok zekiydi, Şükrüye abla derdim ona...Belediye otobüsünde Bursa dönüşü rastladım. Teyzemlerin Nevin ve Naciye Aslım'ın yaşıtıydı. Onları sordu, anlattım. Yıllarca her karşılaştığımda teyzelerimin çocuklarını isimlerini karıştırmadan sorardı. Ve bana "Abla" dediğim için çok kızdı... " Yaşıtız bana 'Abla' deme" dedi. Yeni otogar inşaatı yapılıyordu, "Bak bu inşaat benim, otel yaptırıyorum, bitince git kal- Şükriye'nin arkadaşıyım de, hesap ödeme...Eski otogarın oradaki oteller, Çelik Palas da benim...Gardropdan istediğin tuvaleti al giy, yemeğini ye, gazinoda eğlen" demişti.

Evet ne yazık ki! Şükrüye ablayı Gemlikliler delirtti,  Dr. Metin'e aşık oldu, duvarlarda Metin vardı ve kim onu taciz etmişse anlatıyordu. Okula giderken evinin önünden geçiyorken duyardım, durur dinlerdim, üzülürdüm. Çok titizdi; ayakkabısı, kemeri, çantası aynı renk kullanırdı. Terme otelin hamamında yıkanıp çıkarken, yıkanmakta olan hanım onun üzerine su sıçratmış, o da sinirlenip dövmüştü. Yine bir gün babacığıma " İsmail ağbi; beni Büyükada'dan x isminde biri istiyor, ağbisi mühendis araştırsana, nasıl biriymiş? " demiş. Babacığım da," Ağbim Büyükada'da Orman Dairesi Başkanı" demiş bulunmuş. Şükrüye Büyükada'ya gidip amcacığımı bulmuş, amcam misafir etmiş, fakat ağbisi mühendis olan şahsı bulamamış. Ve babamı arayıp çok kızmıştı. Ne yazık ki ,TC Ziraat Bankasından maaşını aldığında kapı önünde bekleyen soysuz adamlar elinden parasını alıyorlardı. Son zamanlarda CIA takip ediyor deyip, yüzüne şifon takıyordu. Çokça Bursa ve Gemlik mağazalarından kıyafet alıp, torba torba doldurup çıkıyordu. Bengül Abla ve postacının kızı Nurten Abla ile iyi arkadaştı. Sonra o Dr. Metin yüzünden küsmüşlerdi. İstanbul yolcu gemisinde Dr. Metin için kavga etmişler, Hürriyet Gazetesinde fotoğraflı haberi çıkmıştı.

Halil İbrahim Ünal (Neron): Şükriye'ye "Nasılsın hayatım, nişanlım" diyordum kızıyordu. Dr Metin eşini trafik kazasında kaybetmiş oğlu ile Gemlik'e geliyor. Ablamlar anlatırdı Umurbeyli birisine nişanlanmış. " Nişanlımın abisi mühendis diye anlatırmış."

Hayriye Gürel: Gemlik'te çok sevdiğim ve iyi tanıdığım biri var. Gemlik delisi demeye dilim varmıyor ama Şükrüye Sarıkaya, ortaokul arkadaşımızdı. Gayet iyi okudu ve tabi o tarihte (50-60)yılları, hani şımarık denilecek şekilde yetişti. Bildiğiniz gibi babası malul gazi, annesi de civar köylerden bir teyze idi. Aşçı Mustafa abilerin evinin bitişiğinde küçük bir evde oturuyorlardı. Galiba bir üvey ablası vardı, herkese gider otururdu. Aileyi komşuları korurdu zaten. Daha sonra sanırım birisi ile nişanlandı ama hareketlerinin tuhaflığı, evle hiç alakası olmaması göze batmaya başladı.

Çok iyi, eli açık, sevecen bir kızdı aslında. Hatta benim düğünümde altı tane meyve bıçağı getirmişti. Parası yoksa bile borç alır, hep bir şeyler alırdı herkese. Borcuna oldukça sadıktı. Sonra ne oldu ise baba öldü, annesi önce yatalak oldu sonra öldü. kadıncağızla bir kız kardeşi varmış o ilgilenmemiş diye duymuştum.

O eski, üflesen yıkılacak evde yalnız kaldı. Kapılarını bile kapamaz öyle yaşardı. Hayatını sokaklarda gezmekle geçiriyordu. Durumu gittikçe vehim bir hal almaya başlamıştı. Artık onu kimse istemez olmuştu. O evde bir takım kötülüklere maruz kaldığını öğrendik. Ondan sonra utandı garip bir müddet örtü örterek gezdi sokaklarda. Doğrusu ondan kaçar ve önemsemez olmuştuk. Evlilik hayali onu alemden aldı kopardı, kendi alemine gömüldü. Neler neler geldi garibimin başına, ev yıkıldı sokakta kaldı. Şükrüye'ye Peynirci Mehmet amcanın eşi mağazasının kenarına onu barındıracak bir yer yaptı. Ve orada yaşamaya başladı.

Bütün komşular gayret edip onun kendi dünyasında yaşattılar ve orada öldü garip.

Süreyya Üzmezler..

Şükrüye abla. Kasabamızın emaneti.....

Böyle bildik. Böyle söylendi.......

Emanetinizdir dendi. Kabul ettik......

Son zamanlarda Bursa otobüs garajında sabahlar olmuştu....

Bende Bursa Ticaret Lisesinden, İzmir ticarete zorunlu sevk olmuş, İzmir'de okuyordum.....

Okula dönüşte İzmir Otogarı'nda Şükriye ablaya zor anında rastladım...

Garajın şerefsiz muavin ve çığırtkan taifesi ablamızı ortaya almış itip kakalıyor......

Arkadaşım Murat'la bir daldık bunlara.....

Bir araba dayak yedik ama ablamızı ellerinden aldık....

Garajın kahvesine oturduk...

Yediğim dayağın hırsından sandalye ile kahvenin camlarına daldım.....

Ne alakaysa....

Garaj polisi üçümüzü Basmahane polis karakoluna tıktı...

Nezarette sızmışım...Şükrüye abla şalıyla üstümü örtmüş, başımı okşuyor...

Sabah emniyet amirinin karşısına çıktık...

Kahvenin sahibi odada . Adam Mafya babası...Olayı anlattık. Davacı olmadı. Bizi arabasıyla garaja götürdü, Şükrüye ablayı Kamil Koç'la Bursa'ya gönderdik.

Bizi garajın su deposuna götürdüler. Korkudan altımıza ettik...

Derken, Şükrüye ablayı hırpalayan tüm şerefsizler depoya getirildi. Elimize birer odun verildi. Eğer bu odunla dövmezsek, bizi dövecekleri söylendi. Mecburen dövdük.....

Gemlik'teki ilk görüşmemizde boynuma sarılıp kahramanım dedi....

Işıklar içinde ol...Şükrüye Abla...

Alev Yanar:  Ah Şükrüye ah!! Kendin gittin hatıraların kaldı. Mert ve çok iyi bir insandın, tanırım seni çok iyi. Ruhun şad olsun, mekanında rahat uyu kardeşim....

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.

Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen, ŞÜKRÜYE abla!

Rahmetli Ali Aksoy ve Anılarda Yaşarken Gemlik Grubu'nun ortak yorumları ile derlenmiştir...

Anlatılanlar bir şehir efsanesi gibi ağızdan ağıza yayılmakta. Kimi doğru, kimi yanlış olabilir. Ben iyi tanıyanlardan derlemeye çalıştım.

Emeği geçen herkese teşekkürler..

REYHAN ÇORUM...