• Cuma 30.3 ° / 16.3 ° Açık hava
  • Cumartesi 30.8 ° / 15.7 ° Açık hava
  • Pazar 30.5 ° / 14.4 ° Açık hava


GEMLİK’İN İLK PLAJI ALTINTUM VE TATLISÖZLÜ AİLESİ

GEMLİK’İN İLK PLAJI ALTINTUM VE TATLISÖZLÜ AİLESİ

GEMLİK’İN İLK PLAJI ALTINTUM VE TATLISÖZLÜ AİLESİ

Bugün İsmail Tatlısözlü’nün oğlu Cengiz Tatlısözlü ile anılara yolculuk yaptık.

Aslında İsmail Tatlısözlü; Gemlik Çarşı esnafı fakat yazlık kamp buradaki esnaflığının önüne geçmiş, herkes onu Kumla’daki kamp ile anıyor.

Bakalım oğlu neler anlatacak bizlere.

Önce ailenizi tanıyalım.

Babam İsmail Tatlısözlü Selanik’te 1916 yılında doğmuş. Buraya mübadelede 1923-24 yıllarında gelmişler. Geldiğinde 7 yaşlarında çocukmuş. Bursa’ya yerleşiyorlar. Babası Bursa’da tatlıcı dükkânı açıyor ve tatlıcılık yapıyor, o nedenle de soyadı kanunu çıkınca soyadımız Tatlısözlüler olmuş.

Babam askerliğini yaptıktan sonra Gemlik’e yerleşiyor ama o zaman 6 sene askerlik yapmış. O zamanlar Gemlik’e Reşat Çakmak isminde bir Kaymakam tayin oluyor. Nizamettin Çağla isminde de bir komiser ya da emniyet amiri varmış. Bu kişilerle babam tanışıyormuş. Çok faal olduğu için onlar ilçeye katkı sağlar düşüncesi ile Gemlik’e gelsin istiyorlar.

Gemlik’te önce soba ve saç işleri yaptığı bir soba dükkânı açıyor, Yeni Çarşının (Belediye çarşısı) orada bu işyeri. Kumla o zamanlar çok bakir oraya da kamp ve plaj yapıyor.

Annem Preveze 1930-31 doğumluydu. Babamla tanıştıklarında Sunğipek’te çalışıyormuş.  Babam görüp beğeniyor, evleniyorlar. Biz 6 kardeşiz. Hakkı- Vesile- Semire- Cengiz- Semra- Saadet. Bir kardeşimiz ölmüş.

Evimiz ise 27 Mayıs okulunun orada Krom Sokak, okulun kapısını geçince ileride solda(yıkılan zeytin halinin arkası)  tek katlı bir ev bizim evimizdi. Zaten oralarda ev yoktu. Derenin ağzını odun parçaları tıkardı, dere taşardı, kışın eve sandalla gelinirdi.

98 yılında annem, 91 yılında babam rahmetli oldu.

Altınkum plajı nasıl kuruldu?

İşte yukarıda bahsettiğim Kaymakam Bey ve bazı kişiler babamı teşvik ediyorlar. Kuçük Kumlaya “Altınkum Plajı” adı altında ilk önce plaj kısmını açıyor. O zamanlar gerçekten Kumla’da kum altın gibiydi. Sonra dere ağzından kum taşıyan mavnalarla İstanbul’a kum çekildi. İnşaatlar nedeni ile bu kumu kaybettik.

Bir restoran yapıyor ama o zamanlar Kumlanın hem yolu, hem elektriği yok.

Yunuslara doğru olan kısım kabinlerin olduğu yerler. Birde kabin kiralamaya parası yetmeyenler, yer bulamayanlar ve bekâr erkekler için bir soyunma kabini var. Yanda bir vestiyer bulunuyor. O tek odada soyunup eşyalarını vestiyere bırakıyorlar, bir nevi emanet.

Babam çok ileri görüşlü biriydi. Denizin içine tramplen yaptı. İlk plaj voleybolu bizim orada oynandı. Büyük direklere perde gerip Açıkhava sineması yaptırdı. Haftada bir akşam film izliyoruz ama tabi elektrik olmadığı için jeneratörle. Hava kararınca jeneratör çalışırdı, televizyon yoktu. 12’den sonra elektrikler söner, her çadırın önündeki gemici fenerleri yanardı. 

Gemlik’ten kumlaya motorlar çalışır, dışarıdan gelenler de bu motorlarla Kumla’ya gelirdi. Güzellik yarışmaları dans yarışmaları yapılırdı. Hatta Tankut Öktem’in İstanbul’dan bir akrabası bu yarışmalarda 1. Olmuştu. Dışarıdan gelenler Cumartesi- Pazar geliyordu, hafta içi pek kimse gelmezdi. Babam hafta sonuna hazırlık yapar, yemekler yapılır, hafta sonu bir yağmur yağar bütün yemekler çöpe giderdi. Buzdolabı yoktu.

Restorana büyük bir kuyu kazmıştık. Epey derinlerde su soğuktu. Meşrubatlar, biralar orada soğutulurdu. Sepetle sarkıtırdık.

Babam Restoranın etrafına direkler dikmişti. Yol tarafı da çitler vardı. Bu direklerin üstü ve çitler defne yaprağı ile örtülüydü. Direklerde “Ateş yakmak yasaktır” yazıyordu. Defne yaprağı yanıcıdır, bir çakmakla bir anda restoranda her şey yandı. Biz o zaman bütün varlığımızı yitirdik. Oturduğumuz ev satıldı.

Selçuk Ertür ve akrabamız Ahmet Yüzücügil’e restoranı sattık, ağırlığı kampa verdik. 45 tane çadır, 3 tanede betonarme oda vardı. 200 yataklı bir yerdi.

Babam hiç denize girmezdi ama depremde bütün köy halkı taş ve sopalarla kampa saldırdı, mayolarla denize giriyorlar diye. Yalıda çok az ev vardı o yıllarda.

Bizden sonra Çınaraltı gazinosunu aşçı Mustafa çalıştırmaya başladı. Bizim başlangıcımız 55 yılları, 60 ihtilalinde oradaydık.

Yangından başka bir felaket daha yaşadık. Kampın etrafında çitler vardı ama Küçük Kumla deresinin ağzını köyden gelen kütükler kapatmış. Kampı sel bastı, bütün yataklar, çadırlar gitti.

Biz yazları Kumlada kışları Gemlik’te çalışıyorduk. Böyle durumlarda dükkândan kazandığımız yine kampa gidiyordu. Paşa kuyumcunun arkası, Yüncü Recep’in olduğu yerde 3 dükkânımız vardı. Cengiz Divanları(örgülü tel divanlar) yapıyorduk.

Baban nasıl biriydi?

Babam çok sıkı ve disiplinliydi.  Ankara, İstanbul, Eskişehir’den gelirdi misafirler. Kapının önünde cibinlikte yatardı. Ben gece nöbetçi kalırdım. Kapıda zincir vardı. “ Gece 12 den sonra ben bile gelsem içeriye almayacaksın” diye tembih ederdi. Bizim oraya Nazi kampı derlerdi ama yine de bir yıl sonraya giderken yer ayırtırlardı. Yer bulmak çok zordu.

Babam yılbaşı, bayram geldiğinde devamlı müşterilerimize tebrik kartları yazdırır ve gönderirdi. Böyle şeylere dikkat ederdi.

Bir gece saat 12’yi geçmişti, çocuklu bir aile geldi. Yer istediler, sizi alamam kampın kuralları var dedim. Yalvarıyor, “Peki şimdi biz ne yapacağız” diyorlar. “Vallahi sabaha kadar dolaşıp sabah geleceksiniz” dedim. Yalvarıyorlar. Dayanamadım, “Ayakkabılarınızı çıkarın” dedim. Parmaklarının ucuna basa basa içeriye aldım yerleştirdim. Babam uyansa çok kötü olurdu. Hiç taviz vermezdi.

Çok güvenilir bir yerdi. Herkes kapısı açık uyurdu çadırlarında. Beyler dışarıda çalışır, çoluk çocuğunu bırakır gider 15 gün sonra gelir alırdı.

Bu arada annen ne yapıyordu?

Annem fedakâr, çalışkan biriydi. O zamanlar 150 yatağın çamaşırı elde yıkanırdı. Elektrik olmadığı için makine de yoktu. Kampta iş çoktu, bizim bütün gençliğimiz kampta çalışarak geçti.

Abim Almanya’ya gitti, ben Belediye’de çalışmaya başladım, bir de ramazanlar yaza denk gelmeye başlamıştı babam yalnız kalınca kampı sattık.

Seni de biraz tanıyabilir miyiz?

Gemlik Balıkpazarı’nda 1953 yılında doğdum. 27 Mayıs okulunda Mustafa Fidan’da okudum. Gemlik Ortaokulu o zaman Atatürk Okulunun oradaydı. Lisenin oraya ilk benim dönemimde taşındık. Askere gidene kadar yazın babamla çalıştım, kışın İstanbul’da teyzemlerin yanında kalıp orada çalıştım.

Askerden sonra 1976 yılında Gemlik Belediyesine girdim, Sonra işte evlilik.

Daktilocu Ahmet Efendinin torunu Tülin Hanımla evlendim. Eşim vergi dairesinden emekli. Annesi İstanbul’da zenginlerin terzisiymiş, eşim de terziliği annesinden öğrenmiş ve dikiş dikmeyi seviyor.

İki çocuğumuz oldu. Bir oğlumuz bir kızımız var. 2001 yılında Belediyeden emekli oldum. Emekli olduktan sonra boş duramadım, önce ılıca caddesinde, sonra Bağkur Sanayi Sitesinde “Taht” işi yapıyordum. Kına, sünnet, düğünlere taht ürettim. Yanımda 15 kişi çalışıyordu. Sonra kapattım. Piyasanın bozulması etkili oldu.

Eski günleri özlüyor musunuz?

Elbette o günleri çok özlüyorum. Biz çocukluğumuzu çalışmaktan yaşayamadık ama yine de eski Gemlik çok güzeldi. Dükkânlarımızın kapısını kilitlemez, kapıya sandalye koyar giderdik. Güven vardı. Gemlik böyle kalabalık değildi.

Bu güzel sohbet için Cengiz Beye teşekkür ederim. Eski günleri anımsamak, o günleri tekrar yaşamak çok keyifliydi.

YORUMLAR

Bengi Çorum: Ah! Cengiz; ne güzel günlerdi, hangi birini yazsam bilemiyorum. Annenin hamaratlığı, babanın disiplini, gece çadırın önündeki masada çanta unuturduk hiç kimse ellemezdi çünkü İsmail Bey giriş kapısının önünde yatardı.  Kampın bekçisi Mustafa dayı sabaha kadar dolaşırdı, gece mısır partileri, voleybol maçları, Kadıköy grubunun neşeleri, Türkan teyze (Kaner) ile annemin gece helva ve gözleme partileri, kamptan toplu olarak sinemaya, diğer kamplara eğlencelere gitmek gibi hangi birini sayayım müthiş eğlencelerdi. Bu dünyadan göç edenlerin hepsinin ruhları şad olsun hepsi ışıklar içinde uyusunlar.

Abdullah Yıldırım:  Öncelikle Reyhan Hanıma çok teşekkür ederim. 1960’lı ve 1970 yılların başları;  Gemlik turizmine ve tanıtımına katkısı olan Karaca tesisleri, Altay bungalov çadır kampı, Kızılay çadır kampı, Terme yazlık tesisi, Manastır balık restoran gibi Altınkum aile kampıda Rahmetli İsmail Tatlısözlü sayesinde çevreci anlayışla, disiplinli yazlık tatil kampı idi.  Ailece yaz aylarında tatilimizi orada geçirmek için bütün sene hayal kurardık ( okuldaki derslerde başarı ödülü ), güzel anılar.

Mustafa Tunca arşivi:  Kumla Altınkum plajı. 70 -80'li yıllar.

Özcan Soygan: Altınkum plajını rahmetli İsmail Tatlısözlüler çalıştırıyordu, hemen yanında şu an yunusların olduğu yerde de Oktay Ertür'ün çalıştırdığı terme vardı.

Berkay Uygun: Rahmetli kayınpederim Kumla’ya ilk plajı açan kişi, o tarihte böyle bir işe girişmek yürek isterdi. Bizim de orada çok güzel anılarımız oldu. Mekânın cennet olsun Tatlısozlü sende bu ilçeye iz bırakanlardan biri oldun.

Orhan Erdur: Plajın hesaplarını kitapçı dükkânı işleten Faik Üstün tutuyordu. Ben Faik Beyin dükkânında para almadan 1962 yazında bedava kitap okuyarak çalıştım. Pazar günleri Kumla da plajda ücret alarak çalıştım.

Suat Özel: Kamp sahibinin oğlu Cengiz benim arkadaşımdı. Günü birlik denize girmek için motorlarla giderdik. Çok güzeldi. Uzak şehirlerden tatile gelen misafirlerimizi de oradaki çadırlarda ağırlardık. Denizde kule vardı.

Besim Uzunoğlu: Telefon No'su 10, Terme 1, Yüksel kardeşler 2, Yüksel Yıldırım 3, böyle gider..

Teoman Ekim: Oğlu Hakkı idi, kızı Saadet İmralı motoru sahibi Hüseyin Kaptan’ın (Uysal) oğlu ile evli. Yazın Gemlik Sınırtaş sitesinde oturuyor. Hüseyin Kaptan, eski Belediye reislerimizden Mehmet Turgut’un dayısıdır.

Cengiz Beye ve yorumları ile yazıma değer katan herkese teşekkürler.

Reyhan ÇORUM- zindangemlik@hotmail.com