• Cuma 13 ° / 4 ° Güneşli
  • Cumartesi 14 ° / 5 ° Güneşli
  • Pazar 14 ° / 3 ° Parçalı bulutlu


ESKİDEN BÜYÜKKUMLA(2)

ZAMANA YOLCULUK..

ZAMANA YOLCULUK..

ESKİDEN BÜYÜKKUMLA(2)

Eski başka, eskimiş başkadır.Nice eskiler vardır ki, hiç eskimez....

Zamanla giysilerimiz eskir,sevdiğimiz eşyalar eskir,artık sevmediğimiz, istemediğimiz çok şeyi çıkarırız hayatımızdan.

     Ama; ne kadar yaş alırsak alalım,her şeyi unutsak bile hafızamızda,çocukluk ve gençlik yıllarımızı hep bilinç altında korur,o günleri yaşar ve tekrar tekrar anlatırız.Çünkü güzeldir,saftır,beyazdır,henüz karaya boyanmamıştır.

Düşünceli yürürken, bir yol dönemecinde

Çıkacak ömrümüze beyaz dallarla bahar.

Hatırlatacak bize şen çocukluğumuzu,

Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar.

Ziya Osman Saba..

    Benimde her gelip geçişimde B.Kumla'dan;50-55 yıl öncesinin evleri,çiçekleri,insanları gözümde canlanır.

     Yine eski günlerden yayılan bir melodide "Kumsallar boyunca bak ,ayak izlerimiz var"diyorsa JUANİTO;ben hep o günleri hatırlarım.

    Bugün sizlere kendi anılarımdan yola çıkarak B.Kumla'nın sahile taşındıktan sonrasını anlatmaya çalışacağım.

     Ninem ,dedem,annem ,babam,amcalarım ,yengelerim ve ailenin tüm çocukları bir eve nasıl sığıyor,mutlu,neşeli nasıl güzel geçiyormuş günler?

B.Kumla eski köyünü bir önceki sayımızda anlattık.

     Köy 1956 yıllarında sel felaketi nedeniyle sahile taşınmaya başlamış.Köyün ilk muhtarı Halil Ünal'ın oğullarından rahmetli Cemalettin Ünal da, sahilin üstünde adeta konak gibi bir ev yapmış.Evin içinde filmlerdeki gibi her iki yandan çıkılan çift taraflı merdiven vardı.O eve gittiğimizde bir taraftan çıkar,bir taraftan inerek oyunlar oynardık.Evin yapılış tarihi de ön cephede yazıyordu.Ev sahibesi rahmetli Meliha yenge gibi yüze gülen,zengin ve modern bir evdi.İki aile sık sık görüşürlermiş.

     Hatta eskiden Kumla'nın ulaşımı sadece denizdenmiş.O eski yoldan Gemlik'e atlarla gelirlermiş.Biz o günleri göremedik ama amcam da yengemi atın üstünde B.Kumla köyündeki Ünalların evine kaçırıvermiş.Yenisi 1956'lardan sonra  yapıldığına göre sanırım eski köydeki ev olmalı.

    Dedem Kemal Ünal amcadan sahildeki arsayı alarak ,ninemin İstanbul'daki paşa amcasının kızı ile bu arsaya bir ev yapmaya başlamış.Evin marangozu da Selami Atar amcamız.

     O yıllarda sahilde bir yağhane ,bir iki de ev vardı.Tek sıra inci gibi tepeye dizilmiş evler,şahane bir manzara ile denize bakıyordu.Köyün Okulu da bu sıradaydı.

    Bizim ev o günün şartlarında herkesin hayranlıkla baktığı,arkada çeşitli meyve ağaçları ile çiçeklerle dolu,bahçesinde bir emme basma tulumba olan,demir kapılı,gelip geçenin hayranlıkla baktığı bir evdi.En çok da tahta panjurlu pencereleri ilgi çekerdi.

     Ninem ve dedem ile birlikte büyüdüğüm için çocukluğumun büyük kısmını geçirdiğim B.Kumla'yı kendi köyüm gibi görürüm..Oradaki hikayem dedemin sahile ev yapması ile başlar.Söylediklerine göre dört yaşındaymışım ev bittiğinde.Yani 1962 yılları.Hatırladığımda evin etrafındaki çiçekler,ağaçlar büyümüş,biz ailenin çocukları  annelerimizin balkondan gözetimiyle denizde yüzüyorduk.

     Balkon dediysem upuzun bir teras,ortadan inen merdivenlerin son basamağı denizle buluşuyordu.İki yanı güller ve boylu boyunca kum.

     Annemlerin evin halılarını çıkartarak sele serpe denizde yıkamasını da unutamam.Çok küçüktüm,halıların üzerine oturarak denizin dalgaları ile oynardık.Etrafımızda ninemin benim için aldığı ördekler yüzerdi.Köy kadınları da bu yöntemle denizde halı yıkardı.

    Ninem ve dedem ömürleri boyunca Gemlik de doğmuş,yaşamışlar.Dede ailenin kuralcı,sert,otoriter reisi.Oğullar,gelinler,torunlar hepsi onun sözü ile yaşamak durumunda."Hayır" dedi mi?;bir daha "evet" olmaz.Herkes onun tavrını bilir,ona göre yaşamaya çalışır.

    Paşa amca Atatürk'ün silah ve sınıf arkadaşı.Kızı Refia hanım öğretmen,eşi Albay Kemal Bener,bir oğulları var Mehmet.Onlar ise tamamen farklı yaşantıya sahip bir aile.

     Yani başka başka dünyaları olan iki aile.Biri ataerkil kalabalık,muhafazakâr;biri sadece üç kişiden oluşmuş daha çağdaş,modern.Bir bütün evin yarısı onların,yarısı bizim,teras açık ve ortak olarak yaşamaya başlamışız.Bu iki farklı ailenin uyum içinde anlaşarak yaşamaları şaşırtıcıydı.Anlayış,sevgi,hoşgörü hakimdi.Kimse kimsenin sahasına geçmez,yapılan eski Türk yemekleri paylaşılırdı.Bize sık sık tembih ederler,biz de izin almadan diğer tarafa geçmezdik.Gittiğimizde ise bizimkine göre daha modern döşenmiş o eve hayran kalırdık.

    Paşa kızı Refia öğretmen tüm köy çocuklarının olduğu gibi benim de idolümdü.Her 23 nisan da gönderdiği tebrik kartları ben büyüdüğüm zamanda da devam etti.O ölene kadar gönderdi,bende hepsini sakladım ve hala durur.Zaman zaman bakar ve düşünürüm,yıl 1976 olmuş ve ben evlenmişim,o yılın nisan ayında hala çocuk bayramınızı kutlamak için bıkmadan usanmadan tebrik kartı atan biri var hayatınızda.Bayramları sevdiren,postacı yolu gözleten birini nasıl unutabililir büyüsede o çocuk?

    Bembeyaz saçları,şık kıyafetleri,sevecenliği ile talebeleri gibi ,benim de yetişmemde çok rolü olduğunu düşünüyorum.Harika bir insandı.Köyün çocuklarına da her gelişinde kitaplar,şekerler getirir kapısını onlara açık tutardı.Aynı yaşlarda olduğum bütün köy çocukları Refia Öğretmeni sevgi ile anıyor.

    Eşine kısaca Albay amca derdik.Artık emekli olmuş,aslında hiç subaylık yapmamış gibi biriydi.Son derece güler yüzlü,şakacı,konuşkandı.Onda hiç otorite ve sertlik hissetmedim.El sanatlarına meraklıydı.Etraftan ağaç kütüğü toplar,onları şekillendirir,cilalar,müthiş sanat eserlerine dönüştürürdü.Ve ben onu seyrederken hayranlık duyardım

    Sabahları denizin getirdiği deniz kabuklarını da özellikle kimse bulmadan sahilli gezerek toplar cilalardık.Sanki çok kişi varmış gibi,çocukluk işte.Deniz çok güzel ve büyük deniz canlılarının kabuklarını sahile atardı.Deniz yıldızları toplar kuruturduk.Deniz anası şimdiki gibi çok değildi.Sopa ile onları merakla incelerdik.Oyunlarımızda bizim pasta malzememizdi sahile vuran o küçük deniz anaları.Ateş yakarak ağızları açılan istiridyelerin içinde inci arardık.

    Büyük Kumla köyü turizmle henüz tanışmamıştı.Sahil bomboştu.Refia teyze çok prensip sahibi bir kadındı.Her gün saat 11 de mayosunu giyer,ayaklarına lastik ayakkabılarını,başına bonesini geçirir,bornoz ile denize inerdi.Artık onun köyde banyo saatleri olay olmuştu ve köylüler merakla üst yamaca evlerinin önüne dizilir onu seyrederdi.Ondan cesaret alan köy kadınları da ;zamanla feracelerine bürünüp bizim evin önünden geçerek kayaların arkasına gitmeye başladı.Tabi ki o yıllarda mayo ile değil,elbiseleri ile denize girerlerdi.Her anlamda köye ilk medeniyet getiren kişi olarak Refia teyzeyi gösterebilirim.

    Dedem artık Gemlik Belediyesindeki görevinden emekli olmuş,ayağında çizgili pijamaları ile köşesinde oturuyordu.Ninem ise başında beyaz örtüsü etrafında bir sürü kalabalık,köyün sevilen ve sayılan kişileri olarak orayı benimsemişler,Gemlik,B.Kumla,Umurbey arasında gidip geliyorlardı.Rahmetli taksici Hüsnü Amca ise onları gidecekleri yerlere taşır dururdu.

    Bizim evden bir kaç yıl sonra Şengün ailesi sahildeki arsalarına yaptıkları zeytin mağazası ile oraya kısmen yerleşiyor,mağazanın arkasındaki odada geçici olarak yaşıyorlardı.1969 Yılında bizim evin bitişiğine iki katlı büyük bir ev yaptılar,sonraları bu evin yanına bir ev daha ilave ediyor ve pansiyon işletmeye başlıyorlar.

     İsmini oğullarından alan "Coşkun" pansiyonun yapılışı ve Dalyankaya apartmanı çok sonraki yıllar.Belki 10 yıl gibi bir zaman sonrası.

    Köy bakkalı Fahrettin amca da en sık gördüğümüz kişilerin başında gelirdi.Zira günde kaç kez bakkala bir şeyler almaya giderdik.Oğulları Halil ve Celal ile birlikte büyüdük.Başka da esnaf yoktu zaten.Sonrasında yavaş yavaş köy şekillenerek şu anki durumuna gelmeye başlıyor.

    Köyde pansiyonların(Şengün ve Muhtar Ali Sevinç'in aile pansiyonu) oluşu ile; Ankara,Eskişehir gibi yerlerden ,hatta yazın Almanya,Fransa gibi dış ülkelerden tatil yapmaya gelenlerle renklendi köy..Dilini bile anlamadığımız çocuklarla arkadaş olduk.Mektuplaştık.

    Müezzin amca ve Ahmet amca her sabah erkenden kalkar sahili tırmıkla temizler,denizin içindeki taşları çıkarırdı.Çok çalışkan insanlardı.Muzaffer teyze güleryüzlüydü.Arkadaşım Ali'nin tuttuğu tekir ve çeşitli iri balıkları kızartır ,yer sofrası hazırlar ,iştahla kalabalık bir sofrada yerdik.Hala unutamadığıma göre belki de yediğim en güzel ve taze balıklardı.Şimdi ne Ali'de balık tutacak hal var,ne sofralarda aynı lezzet.

    Yüzmeyi; özellikle denizde açılarak yüzmeyi severdim.Beni merak eden ninem can kurtaran gibi Ali'ye seslenirdi."Ali koş yetiş ,kız boğulacak"O da, bende ne zaman boğulacağımızı hissetsek birbirimize tutunuruz.Yarım asır geçmiş eski dostluklar böyleydi,kardeşten ileriydi.

    Köyde sebze,meyve boldu.İlk zamanlar satılmazdı.Bahçelere gider,incir,muşmula toplardık.Sonra eli iş tutan hanımlar süt,meyve,sebze gibi ürettikleri ne varsa satmaya,köyde çok insan turizmden para kazanmaya başladı.Köyün gazinosunda(sadece Çakıl vardı) güzellik,ses yarışmaları olur,gayet elit bir tabaka ile dolardı.

   Dedem rahmetli olduktan sonra biz de mecburen hisseli olduğu için evi müteahhite verdik.Kumla'nın ilk müteahhiti Ziya Sarışen önce babam ve amcama düşen kısmı yaptı.Sonra da Refia teyze ile Doğan amcama düşen kısma apartman(Birlik apartmanı) oldu.Bizim taraf Çorum apartmanı.

    Böylece yeni apartmanlarla birlikte bir çok dışardan gelen genç ile köyün gençleri kaynaşarak sahilde ateşler yakılmaya,toplu yazlık sinemalara yürüyerek gidilmeye başlandı.Yazlık sinemalar özellikle ağzına kadar dolar,hiç bir filmi kaçırmadan izlerdik.

    Akşam üzerleri insanlar baloya gider gibi hazırlanır,K.Kumla'nın sonuna kadar piyasaya çıkardı.Tek tük çay bahçelerinde gayet şık insanlar görürdünüz.Nezaket,asalet ,zerafet deyince Kumla'nın yanında Bodrum geri kalırdı.

   Yağhane'nin diğer tarafı (18'ler gazinosunun olduğu yer)boş bir alandı.Köyde okuyan ,Gemlik'deki Ortaokul ve Liseye giden genç çoktu.Minübüse biner hep beraber okula giderdik.Akşam üstleri genç erkekler voleybol oynar,biz genç kızlar da duvar dibine dizilerek onları seyrederdik.

    75-80'li yıllar iskelenin olduğu alandan köprüye kadar oluşan çadır kamp alanı da ,şimdiki bakımsız halinden daha güzeldi.

   İskelenin yanı tamamen sığ ve kumdur.Bizim evlerin orası taş ve yosun.Bu nedenle ara sıra yüzmeye o kısma giderdik ama dere ağzına hiç sokulmazdık.Orasının tehlikeli olduğu bilinirdi.

   Münibüs deyince,köyden Gemlik'e giden yol şu anki yeni yolun altlarındandı(Atamer yolu) ve otobüs değil köye minübüs ve motorlar işlerdi.Özellikle salı günleri çok dolu olurdu.

    Gemlik'in yerlisi olmamıza rağmen babalarımız bizi hiç sıkmadı.1970'li yıllarda her iki Kumla da yavaş yavaş dolmaya başladı.O zaman giydiğimiz kıyafetleri şimdi Gemlik de gençler giyse dönüp bakarlar.Bizim zamanımızda arkadaşlıklar gerçekten farklıydı.Bir genç kız, bir erkek arkadaşı ile sevgili değil,dost olabiliyordu.Daha modern,aydın,kültürlü kişilerin gelmesi ile Kumla tüm Türkiye de tanınır olmuştu.Gemlik'de de bu insanları görebiliyordunuz.Salı günleri pazar ve resmi dairelerdeki işleri için Gemlik'e geliyor,alışverişlerini Gemlik'den yaparak esnafa canlılık getiriyorlardı.

    Orta okul yıllarımda ,ilk kez ninemin Avrupa'dan getirttiği kot pantolonu denizin kenarına oturup taşlarla sürterek ağarttığımı hatırlıyorum.Almanya'dan biri gelecek ve biz ona burada bulamadığımız şeyleri ısmarlayacağız.O da gizli saklı getirip satacak..Bakır sahanların yerini Kilis ,Gaziantep'den kaçak gelen çinko taslar almıştı.Ne günlerdi..!!

   Bizim evin arkasında zeytinlik boştu önceleri,köyün öğretmen kişisi Hakkı hoca her yıl orada çadır kurardı.Çilingir sofraları,siyasi sohbetler,ud yada saz sesleri yayılırdı sahile.Çocukları ile arkadaştık,gündüzleri biz de gider zeytinlikde oynardık.

    Balık; sormayın öyle boldu ki,kayığına atlayıp balığa çıkan tüm apartmanla paylaşırdı kısmetini.Annem küçücük mutfağımızda aynı televizyonun ilk çıktığı zamanlardaki gibi yazlıktan faydalanmak,denize girmek için gelenlere habire yemek yapardı.Tencereler dolusu yaptığı yemekler öğlende biter,akşam ne yapsam? diye düşünürdü.

    En büyük zevklerinden biri balık tutmaktı annemin.Sabah erkenden beni kaldırır,kürek çekerek onu balığa götürürdüm.Babam akşam yemekte içkisini yudumlar,saat 23'den sonra komşumuz, yakın dostları Habibe teyze ve Selami (Atar)amca ile yine kürek çeke çeke K.Kumlaya dondurma yemeye giderek sandal sefaları yaparlardı.İnşaatını yaptığı evin yerinde yıllar sonra oturmak kısmet olmuştu Selami amcaya.Onlarda çocuklar,damatlar,torunlar,o küçücük eve bizim gibi  doluşur,aile saadeti yaşarlardı.

Mucize gibiydi yazlık evler.Kalabalık ,mutlu çocuklarla dolu.

    Akşam olunca çay bahçeleri BİNGO oynamaya gelenlerle ağzına kadar dolardı.Tombala da kazanan çeşitli hediye alırdı.Bir keresinde kız kardeşime çıkan iki çelik tencereden biri benim olmuştu.Böyle akşamlarda Fatih Ürek de Kumla da meşhur oldu.

    Yaşar Özel davudi sesi ile o dönem sevilen bir sanatçıydı.Kayaların arkasındaki Acar sitesine kayıkla gittik ve yüzmek için çapa attık.Fakat çapa ile kanalizasyon borusunu da çekince Yaşar Özel'e yakalandık.O hiç kızmadan "çabuk buradan kaçın" dedi.Epey korkmuştuk.Çay bahçesinde rastladığımızda biraz muzipçe gülerdi bize.Suçumuza ortak olmuştu.

   Sabah kayıkla kıyıya yanaşan balıkçılar avladıkları çeşit çeşit balıkları satmak için bağırır,elimize bir tas verirdi annemiz gider alırdık.Komik ama poşette balık yerine, tasta balık dönemiydi.Şu an doldurularak park yapılan Ali sevinç parkının olduğu yer sahildi.Orada ağ çekerlerdi.Yan yatmış dizilmiş bir çok balıkçı iki taraftan asılırdı ağlara.O son torbanın gelmesini bizlerde heyecanla beklerdik.Balıklar ağın içinde hoplar hemen oracıkta satılırdı.

   O günlerin B.Kumla köyü değişmedi.Sahilde yapılan evler ve bir iki şey dışında yine aynı.Yine beyler kahvede oturuyor.

   Eski dostluk,yardımlaşma çok farklıydı.Amcamın eşi Muazzez yengem ölene kadar orada yaşadı.Köylü onu sahiplenir,köyden biri sayar ilgilenirdi.Ferhunde teyze en yakın arkadaşlarından biriydi.Güler yüzüyle hepimizi evinde ağırlardı.Şimdi o güzel insanlar atlarına binip gittiler.

Niye yazdım?

   Çünkü o eski dostları ,o güzel insanları özlüyorum.Her gittiğimde çocukluğumu bulurmuyum? diye bakınıyorum etrafıma.Köy kahvesine oturuyorum özellikle, tanıdık ama yabancılaşmış bir sürü yüz görüyorum.

O güzel insanların torunları,çocukları hiç olmazsa yine de hayatta.

    Sevdiğiniz o yerlerde size dostluk eli uzatacak bir kişi bile olsa mutlu oluyor,bağlarını koparmıyor insan.Ve bu geliş gidişler sayesinde yeni dostlar ediniliyor.

    O nedenle sevgili dostum,kardeşim,arkadaşım Ali Şengün'e binlerce teşekkürler,köydeki güzel anılarımı yaşatan kahramanlardan birisi ve en değerlisi.

En güzeli de;

   B.Kumla köyünün kökleri bana bir de torun verdi.Torunlarım inşallah büyüdüklerinde köylerini ve babaannelerini merak ederlerse, onlara bırakacak bir hikayem olsun.

Son söz olarak sizlere köyün hatırlı kişisi, nur yüzlü Müezzin dede'nin hikayesini bırakmak istiyorum.

Dünya iyisi bir müezzin dede vardı Büyük Kumla köyünde..Ben onu hep hatırlarım.

Torunu Ali Şengün'e sordum.

Bana çocukluğumun o yaşlı ,uzun sakallı dedesini anlatır mısın.?

    Dedem(Hüseyin) rahmetli eski köyde doğmuş.İlk eşi babamın annesi,babam üç yaşındayken rahmetli olmuş.Emine hanım ile evlendiyse de 6-7 yıl evli kalmışlar.Babam Ahmet Şengün tek çocuk.

    Köyün ilk gönüllü müezzini.Köy taşındıktan sonra da her sabah eski köye yürür ezan okurmuş.Cami çok sonra yapılmış.Köyün odun kömür deposunda ,kantarcı Halil'in(HALİL ÜNAL) yanında yanaşmalık yapmış,odun kömür tartmış.

    Eski köydeki caminin bahçesi mezarlarla doluymuş ama aşağıdaki mezarlıkta da eski mezarlar varmış.Eski mezar taşlarını okurdu.Bana 800 yıllık mezarlar olduğunu söyledi ama içlerinde bir mezar taşını o kadar uğraşmış okuyamamış.Sanırım çok daha eskiymiş.

    Dedem gibi iyi bir insan bu dünyaya gelmemiştir.Çok çalışkandı.84 yaşında öldü.Hayatında kimseyi kırmamış,kimse ile dargın olmamıştır.

Bir hikayenin de sonuna geldik.

Kaybettiklerimiz hayatta olsalardı köylerini daha güzel anlatırlardı belki.

Mühim olan bir tatlı seda bırakmak.

   Aradan geçen zaman yarım asır olsa da;anılarımda tap taze hatırladığım ve yaşattığım, köyün eski ama güzel insanlarını rahmetle anıyorum..

Reyhan çorum.