• Cumartesi 27 ° / 15 ° Güneşli
  • Pazar 23 ° / 16 ° Sağanak
  • Pazartesi 22 ° / 11 ° Fırtına


DAĞ KÖYÜ FEVZİYE..(2)

DAĞ KÖYÜ FEVZİYE..(2)

FEVZİYE YOLCULUĞUMUZA KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDİYORUZ..

Yine önce tarih diyelim..

Gelenler,105 hane ve 600 nüfus olarak kayıtlara geçmiş.İlk olarak yerleştikleri bölge İstanbul Beykoz çayırı olmuş.Ve burada iki,üç mevsim kalınmış.Oradan da Gemlik’e gelinerek,şimdiki Sümerbank Sunğipek fabrikasının bulunduğu yere çadır kurularak 6 ay kadar orada kalınmış.Fakat bataklık ve sivrisinek gibi kötü etkenlerin bulunmasından dolayı orada fazla barınamamışlar.Hatta dönemin yaygın hastalığı olan sıtmadan ötürü birkaç yaşlı ve çocuk hayatını kaybetmiş.

Sn. Ömer Faruk Sancar'ın anlattıkları..

Müderris Büyük Ali Hoca,bölgesinde tanınan ve bilinen âlimlerden biriymiş.Kafilesi ile birlikte vapura binmek için Borçka’dan Hopa’ya doğru yola çıkmış.Yolda,medresede yetiştirdiği eski talebelerinden Hasan Paşa’ya rastlamış.Hasan Paşa o tarihte İzmir’de görevli askeri bir paşaymış ve annesini ziyaret için geldiğinde bir de hocamı göreyim diyerek Mamanat(i)’ye gideyim demiş.Bu esnada yolda karşılaşmışlar.Selamlaşıp özlemlerini giderdikten sonra Büyük Hoca, “Evladım, burada durmak artık olanaksız,bize batıya göç vacip oldu”demiş.Hasan Paşa da,“Hocam,eğer yolunuz olur da Bursa’ya düşerse,muhakkak Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa’ya uğrayın.Bir de kendisine bir mektup yazayım,onu da iletirsiniz”demiş.Ahmet Vefik Paşa,Hasan Paşa’nın okul arkadaşı,hatta sıra arkadaşı imiş.Büyük Hoca ve Hasan Paşa bir müddet daha sohbet ettikten sonra helalleşip vedalaşmışlar.

Müderris Büyük Ali Hoca,yanına mektubu alarak göç yolculuğuna devam ediyor ve aylar sonra Gemlik’e yerleştiklerinin bir zaman sonrasında Bursa’ya doğru yola çıkıyor. Bilmediği ve kendisine çok yabancı bir şehirde olduğundan yardım almak için insan arıyor.Ulu Cami’nin orada gözüne kestirdiği kendi yaşlarındaki Sarı Hoca lakaplı birisine;“Ben Vali Paşaya nasıl gidebilirim,valilik nerede bilmiyorum da.Ben Batum’dan göç eden bir muhacirim.Ona uğramam lazım”demiş.Sarı Hoca’da,“Sen valiye gidemezsin,vali seni kabul etmez”gibi olumsuz ifadeleri sıralamış. Çünkü Büyük Hoca’nın kıyafeti eski ve yıpranmış bir vaziyetteymiş. Büyük Hoca morali bozuk bir biçimde Müftülüğü araştırıyor ve oraya gidiyor.Bir yolunu bulup Müftü ile görüşüyor ve maruzatını dile getiriyor.Müftü,“Şu anda çok ciddi bir toplantı var.Sen biraz otur, bekleyiver,ben toplantıdan sonra kendisine haber iletirim, zaten birazdan biz de Valiye gideceğiz, seni de götürürüz”demiş. Büyük Hoca müftülük içerisindeki toplantıda camide karşılaştığı Sarı Hoca’yı da görünce içinden;“Eyvah bu adam gene benim moralimi bozacak”diye söyleniyor.Sonrasında orada beklerken az da olsa toplantı konusunu anlayabiliyor.Ortada dini bir mevzu var ve bir türlü cevap bulunamayan tartışmalar içinde geçen havayı fark ediyor.Müderris Büyük Ali hoca konuyu bütünüyle kavrayınca söz isteyerek,“Efendim, sanırım üzerinde görüştüğünüz konu anladığım gibiyse,bu konuyla ilgili gerekli açıklama Sivaslı İbrahim Efendi’nin eserinde mevcuttur”demiş.Ve kitap orada bulunduğundan hemen eser hocaya veriliyor ve hoca söz konusu soruya yanıt niteliğindeki cevabı bularak,“İşte buyurun bakınız burada anlatılmış”diyerek kitabı uzatmış.Bir haftadır cevap bulamadıkları konuyu,büyük hoca kolaylıkla çözünce.Müftü Efendi hocanın değerini ve âlimliğini anlamış.Valiliğe vardıklarında, Müftü Efendi Vali Paşa’ya her şeyi anlatmış ve bu sualin yanıtını da bu Hoca Efendi buldu demiş.Ve hemen Vali Paşa,Büyük Hoca’yı yanına istetmiş.İçeride tanışma sürecinin ardından Büyük Hoca,Hasan Paşa’nın mektubunu da uzatmış.Vali mektubu okuduktan sonra Büyük Hoca’ya;“Hayırdır hocam, sıkıntınız nedir,yardımcı olabileceğim mevzu nedir?”Diye sormuş.Büyük Hoca içinde bulunduğu göç olayını ve kafilesinin uygun bir yerde olmadığını, güzel bir yere yerleşmek istediklerini güzel bir üslupla anlatmış.

Vali Paşa bunun üzerine özel paytonunu hocaya tahsis ederek;“Git filan bölgeyi dolaş.Beğendiğiniz yere yerleşin”demiş.Büyük Hoca dolaşmış fakat,oraların sivrisinekle dolu bataklık olduğunu fark edince valiliğe geri dönüp;Vali Paşa’ya,“Biz buralarda yaşayamayız. Böyle yere alışkın değiliz.Halkım, daha kırsal daha yeşil bölgelere alışkındır.Başka önereceğiniz bir yer olursa sevinirim”demiş.Vali bunun üzerine;“Git gez dolaş.Neresini beğenirsen haber et.Orasını yerleşim için hazırlayalım”demiş.Büyük Hoca günlerce dolandıktan sonra, istediği gibi bir yeri İnegöl civarlarında bulmuş.Vali’ye bu bölgeyi söyleyince,Vali Paşa bu bölgenin uygun olmadığını düşünmüş ve gerekçe olarak da şöyle bir açıklama yapmış, “İnegöl’de mevcut halkı irşat ve eğitecek alim mevcuttur.Fakat Gemlik’in sizin gibi büyük bir müderrise ihtiyacı vardır. Bu yüzden Gemlik civarlarında uygun bir bölgeye yerleşmeniz daha münasiptir.”Bunun üzerine araştırılıp şimdiki Fevziye köyünün bulunduğu yer tespit edilmiş ve yerleşim gerçekleşmiştir.İlk olarak Fevziye köyünün Kospınar mevkiine gelinmiş ve burada 3 – 4 yıl kadar kulübelerde yaşamışlar.Ardından köy içinde evler inşa edilmiş. Zaman içinde de araziler, tarlalar oluşturularak tarım faaliyeti başlatılmış.

Kaynak.Timur CUMHUR.

Birazda yaşayanlara söz verelim..

CELALETTİN-AYŞE ODABAŞININ EVİNE KONUK OLDUK.

Evin çiçekli bahçesine girdiğimizde küçük küçük heykeller ve güleç yüzlü bir hanım karşıladı bizi.

Habersiz çat kapı gidiverdik akrabaları ile ziyaretlerine.Köyler hala eski gelenekleri sürdürüyor.

Gemlik'de farklı değildi yıllar önce.Kapılarda ipler sallanırdı,haber vermeden giderdiniz,Allah ne verdiyse koyarlardı önünüze.Bir acı kahve mangalda pişerdi.Tavşan kanı çay, yanında tabağa teneke kutudan bisküvi koyarlardı.Meyve varsa meyveler çıkardı kilerden.Samimi sıcak sevgi ikramı en güzeliydi..

Köylerde hala bu gelenekler devam ediyor..

O nedenle köyler bana özümü hatırlatıyor.İnsan olmanın farkını hissettiriyor.İnşallah bozulmaz.

Girişte avluda sıra ile asılmıştı mısırlar.Öyle güzel,sarı sarı görünüyorlardı ki! Bayıldım.

Bahçede bir bey eline bir sopa almış,çuvala vurup duruyordu.Bizi görünce bıraktı işini,gülümsedi ve tahta masaya buyur ederek hemen bir torba ceviz koydu önümüze yememiz için.

Cevizleri yerken bende merak ettiklerimi sordum.

KİMDİR CEMALETTİN ODABAŞI?

"Fevziye köyündenim.İlkokulu Fevziye'de okudum, sonra Bursa Atatürk Lisesi'ne gittim,okuldan bitmeden  ayrıldım.Ayakkabıcılık(imalat) mesleğine başladım askere gidene kadar.Askerde inzibattım,diploma alarak Polis olmak istedim ama tavsiye etmediler,kısmet değilmiş olmadı.

77 yılında Tofaş Fabrikasına girdim.97 de bizi çıkardılar.Genç Osman'da ayakkabıcılığa devam ettim.1986 yılında Fatih İlkokulu'na Koruma Derneği başkanı oldum.2000 yılına kadar devam ettim,dernek kapandı.2015 yılından beri Fevziye Cami Koruma Derneği Başkanıyım.

Geçen yıl mısır olmadı,bu yıl tarlaya baraka koydum,sabaha kadar mısırları domuzlardan korumak için bekledim.

Nisan -Mayıs aylarında ekilen mısırlar yaz sonu hasat edilir,asılır kurutulur.Bu sene yağmur yağmadığı için bir hafta içinde kurudu.Mısırları çuvala doldurup sopa ile dövüyor,elekten geçiriyoruz.Elekten düşenler hayvan yemi oluyor.İri olanlar değirmene götürülüyor ve mısır unu oluyor..

Bu arada eşi Ayşe Odabaşı çayları demlemiş,bizi sofrasına davet etti.Derin bir sohbete daldık hazırladıklarını yerken..

Köy adetleri..

Köyümüz çok güzeldi.Evimiz ilk önce karşı yakadaymış,fakat orada çok kış oluyor diye babamlar bulunduğumuz yere gelip yerleşmişler.

Fevziye'nin pazarı çok meşhurmuş,çevre köylerden de gelip burada pazar kurarlarmış.Sölöz köyünden bile Ermeniler gelip pazar alışverişi yaparlarmış.

Burada çok hayvancılık ,tarım yapılırmış.Mısır ana ürün.

Araba sadece salı Gemlik'e,cuma Bursa'ya varmış.Diğer zamanlarda kamyonla gelen gübre arabaları ile seyahat ederlermiş.Şimdi gitmeye bile gerek kalmadan pazarcı,balıkçı,deterjancı,her türlü satıcı köye geliyor.Zaten çok kişi emekli.

Düğünler nasıl olurdu?

Bizim gençliğimizden önceyi annelerimiz anlatırdı.Cuma akşamları çalgıcılar gelir ,erkek evini kahvede eğlendirirmiş.

Pazar sabahı köyün erkekleri toplanır,her kapıda oynayarak bahşiş toplarlar,kızlar içeriden bakarlar,sonra bu toplanan paralarla hediyeler,havlu gibi şeyler alınır bir ağacın dalına asarlardı.Tavuk,çerez ,vs,gibi yiyecekler de kendilerine kalır.Akşam oğlan evinde yemekler verilirdi.

Damat tıraş olur,gelin kendi evinde gelin alıcıları beklerdi.

Düğünlerde çok oyunlar yapılırdı.Erkekler kadın kılığına girer,insanları güldürürlerdi.

Gelin ata biner,gelin alıcılar iki adım gider dururlardı.Köyümüzün meşhur oyunu şeker oğlan oynarlar sonra yine yola dura dura devam ederlerdi.

Horonda bir yönetici olur.Lazca komut verir,ona göre oynarlar.Horon çeken bütün erkeklere mendil dağıtılırdı.

Bir düğünde köçek gelmiş köye.Rahmetli babam çok yakışıklıymış.Arkadaşları kapının önüne gelmiş"İlla çık oyna"Diye tutturmuşlar.Daha yeni evlilermiş,annem çıksın istememiş.

Köyün ana çalgısı tulumdur.Mustafa Semiz tulum çalar,düğünlere daha çok o giderdi.Köy Muhtarı Kenan'ın dayısı olur.

Köy günü:

20 seneden fazladır köyümüzde şenlikler olur.Temmuz ayının ilk pazarında geleneksel hale geldi.Köye yardım olsun diye kapıda fiş kesilir.O günü bilen herkes nerede olursa olsun,yurt dışından bile köye gelir.Amaç insanlar birbirini tanısın,kaynaşsın.

Festivali Fevziye Kalkınma Derneği düzenler.Eğlenceler Karagölde geceden başlar.Gemlik Belediyesi'nin verdiği çadırlar kurulur.

Esnaftan hediyeler toplanır,çekilişler olur.Köy kadınları yöresel ürünler yapar ve satarlar.Yine yöresel sanatçılar gelir,konserler verirler.

Çeşitli oyunlar,yarışmalar oynanır.Yoğurdun içine para koyarlar,eller bağlanır,yoğurdu yiyerek içindeki parayı en çabuk bulan kazanır.İp çekme yarışlarında kuvvetli ekip ipi göğüsler.

Bu yıl hastalık nedeni ile ilk kez köy günü yapılamadı.Karagöl inşallah eski haline gelecek.İçine balıklar kondu.30 balık da benim oğlum attı, eskisi gibi nilüferler de konacakmış.

Karagöl boşaltılırken balıklar tarlalara savruldu ve hepsi öldü,yılanlar çıktı.Çok üzüldük.

Bizim gençlik yıllarımızda"meciler"olurdu.Buğday biçme zamanı tarlaya çalışmaya giderdik.Herkesin sevgilisi yada şöyle diyelim bir beğendiği var.Genç kızların önüne tarla dönüşü köyün gençleri çıkar,şekerler atarlardı kızların önüne.Şekeri alıp yersen anlardı sevdiğini.15-20 delikanlı olurdu.Kol kola girerler yol vermezler canları istemedikçe geçemezdik.Türkü söyleye söyleye köye dönerdik.

Kadınlar orak biçerken yine karşılıklı maniler söylenir,atışılırdı.

Yine dağın tepesinde dümdüz bir kısım var,bir kısım kişi oraya geçer,bir kısmı ise harmanlıkta ,karşıdan karşıya bağırarak zıtlaşırlardı.

Anlatılacak çok şey var.Kısaca eski günler,adetler,kalabalık insanlar ile köy güzeldi.Şimdi gördüğünüz gibi insanlar çekildi çok ıssız.

Köyü yazmamda emeği geçen Muhtar Kenan Turan'a,Osman Kayaalp'e ,köye götüren Mine Kaptan Hanım'a,Ayşe Aksoy'a ,gerek röpörtaj ile ,gerek ilgileri ile emek veren herkese çok teşekkürler,sevgiler..

Başka bir sayıda eksik bıraktıklarımızı tamamlamak dileğiyle..

REYHAN ÇORUM..

FEYZİYE KÖYÜNE GÖÇ EDEN AİLELER

Bazı sülaleler, soyadı kanunuyla birlikte birkaç soyadı almışlardır.

BADOĞULLARI  (BADİŞİ)

1 – GENÇ   2 – ÇETİN

BAĞTALLIOĞULLARI (BAĞDATURİŞİ)

1 – ERKUL 2 – ERSÖZ(Orhangazi Dutluca’ya gittiler)

BOŞNAKOĞULLARI  (BOŞNAKİŞİ)

1 – ORHAN

ÇAKMAKOĞULLARI  (ÇAKMAKÇİŞİ)

1 – ÇAKMAK

(Orhangazi Dutluca’ya gittiler)

DERVİŞOĞULLARI (DERVİŞİŞİ)

1 – LEVENT

(Normal göç sürecinden daha sonra gelen bir sülaledir)

FAZLIOĞULLARI (FAZLİŞİ)

1 – CAM   2 – BAYRAK

GAŞALIOĞULLARI  (GAŞALİŞİ)

(Orhangazi Dutluca’ya gittiler)

GAVOĞULLARI  (GAVİŞİ)

1 – FİDAN

HEKİMOĞULARI (XEKİMİŞİ)

1 – EKİN   2 – YASEMİN

HOCAOĞULLARI (XOCAŞİ)

1 – TURAN  2 – TEPE  3 – GÜNEŞ  4 – TUNCER 5 – ÖKTEN  6 – YILMAZ

7 – EVKE   8 – KÜREM  9 – BALTA  10 – SOYUGÜZEL  11 – SEMİZOĞLU

HOPALIOĞULLARI  (XOPURİŞİ)

1 – ARSLAN

İBİŞOĞULLARI  (İBİŞİŞİ)

1 – TURHAN

KABAOSMANOĞULLARI  (KABAOSMANİŞİ)

1 – AKIN                                                                                                                                                     KABAOĞULLARI  (KABAŞİ)

1 – KABA

KAMIŞOĞULLARI  (KAMİŞİŞİ)

1 – UZUN

(Normal göç sürecinden daha sonra gelen bir sülaledir)

KARAHASANOĞULARI  (KARAXASANİŞİ)

1 – KAYA  2 – AYDIN  3 – AY  4 – İNCE

KARAKULLUKÇUOĞULLARI  (KARAKULUKÇİŞİ)

1 – SEVİNÇ

KİNKİLAOĞULLARI  (K’İNK’İLAŞİ)

1 – BAYRAM

KOÇALİOĞULLARI   (KOÇALİŞİ)

1 – KOÇAL

MAHMUTOĞULLARI  (MAMUTİŞİ)

1 – DEMİR   2 – ÇINAR  3 – ÖZER

MÜEZZİNOĞULLARI  (MUEZİNİŞİ)

1 – SEMİZ   2 – ŞEN

ODABAŞOĞULLARI  (ODABAŞİŞİ)

1 – ODABAŞ   2 – İNAL   3 – GÜLEÇ  4  - GÜLTEKİN  5 – UĞUR  6 – KAPLAN

ÖMEROĞULLARI  (OMERİŞİ)

1 – SANCAR  2 – OYAL  3 – DURMUŞ  4 – ER

OTARİOĞULLARI  (OT’ARİŞİ)

(Orhangazi Dutluca’ya gittiler)                                                                                                                                       RUHLİOĞULLARI  (RUHLİŞİ)

1 – YAVUZ  2 – ALDEMİR  3 – ÖZDEMİR

SONKAOĞULLARI  (3ONK’AŞİ)

1- TÜRE   2 – KAYAN

TANTUOĞULLARI  (T’ANTUŞİ)

1 – GEYİK  2 – AKSOY

VAÇEOĞULLARI  (VA3’EŞİ)

(Orhangazi Gürle’ye gittiler)

YAZICIOĞULLARI  (YAZİCİŞİ)

1 – YAZICI

KURTALİOĞULLARI  (KURTALİŞİ)

1 – KURT   2 – İPEK

MOLLAAHMETOĞULLARI  (MOLAXMETİŞİ)

1 – ERGEN

(Göç süreci tarihinden daha sonra Trabzon Of’tan göç ederek köye yerleşmişler)

PATOĞULLARI  (P’ATİŞİ)

1 – AVCI

KAYAALP soyadı..

(Göç süreci tarihinden epey sonra Trabzon Sürmene’den göç ederek köye yerleşmişler)

ŞAVLETOĞULLARI (ŞAVLETİŞİ)

1 – ŞAHİN

NAZOĞULLARI  (NAZİŞİ)

1 – SEVİM

YAMAN soyadı..

(Göç süreci tarihinden epey sonra Trabzon Sürmene’den göç ederek köye yerleşmişler)

BEGOĞULLARI  (BEGİŞİ)