• Cuma 13 ° / 4 ° Güneşli
  • Cumartesi 14 ° / 5 ° Güneşli
  • Pazar 14 ° / 3 ° Parçalı bulutlu


CUMHURİYET ÇOCUĞU BİR ÇINAR..

CUMHURİYET ÇOCUĞU BİR ÇINAR..

FEVZİYE KÖYÜ'NDE KÖK SALMIŞ ;

CUMHURİYET ÇOCUĞU BİR ÇINAR..

29 Ekim 1923'de ilan edilen CUMHURİYET, Cumhuriyetimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk”ün bir nevi Türk Milletine armağanıdır.

Cumhuriyetin 97.yılı tüm ulusumuza kutlu olsun.

Neredeyse Cumhuriyet ile aynı yaşta bir çınarın anılarına yol aldık..

Biliyorum günler hep böyle geçecek.

Ne akşamleyin komşu, ne bir akraba,

Ne bir dost, oturup karşılıklı içecek..

Yalnızlık sade şurda burda değil,

Düşüncede, hatırada ve dilekte.

Hangi taşı kaldırsan, nerde 'of! ' çeksen,

Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte..

TURGUT UYAR.

Fevziye köyüne yolu düşenler mutlaka köyün 95 yaşındaki delikanlısı hacı Ahmet Yasemin'i tanımalı..

İnsana enerji,mutluluk ve umut veriyor.

95 yıl yaşayacaksa;böyle yaşlanmalı insan.Eli ayağı tutmalı,kendine bakabilmeli,aklı başında olmalı.

Eski evleri oldum olası severim,bu köyde bir hayli fazla. Defalarca gittim,fotoğraf çektim ama hiç bu kadar yukarıya doğru çıkmamıştım.

Onun evine doğru gitmek isterseniz,köy meydanından dağın eteklerine doğru tırmanarak çıkmalısınız.Yemyesil bahçeler,dallarda meyveler,artık zamanı geçmeye yüz tutmuş ama yine de çiçeklerinden vazgeçmeyen çeşit çeşit çiçekler,sonbaharın renkleri,evlerin saçaklarına,balkonlarına asılmış mısırlar,yerlere serilmiş fasulyeler,biberler ile tam manası ile huzur veriyor köy insana..

Güleç yüzlü çocuklar,insanlar var..

Bizde arabadan inerek yürümeyi seçtik.Yolda rastladığımız herkesle sohbet ederek,fotoğraf çekererek Ahmet amcanın evine vardık..

Sevgili arkadaşım Mine Yasemin Kaptan'ın amcası.Yakın zamanda Mine'nin iş yerinde karşılaştık.Fevziye'den Gemlik'e tek başına gelmişti.Öyle dolu dolu anlatacakları vardı ki!!

Söz verdim"sırf senin için Fevziye'ye geleceğim" dedim.Hazırlanmış,giyinmiş bekliyordu, el sallayarak bizi özlemle kapılarda karşıladı..

Onun bu yaşta dimağının doğrusu bu kadar net çalışmasına,hafızasına,evine,üstüne başına,bahçesine bakmasına hayran oldum.

O anlattı,ben yazdım..

95 yıllık bir ömür elbette bir sayfaya sığmaz.O da zaten en çok Bursa anılarındaki vefasızlıklara kırgın.İçini dökmeden   gitmek istemiyor belli ki..

Hep bir gazeteci yolu gözlemiş."Ahh bir anlatsam da dinleseler,yazsalar,okuyanlar kıymet bilseler" demiş.Gazeteci gelmemiş ama; o kimi görse bu sitemini dile getirmiş.Bundan sonra tek istediği huzurevi'ne gitmek ve belki de onu onore edecek bir plaket.."Bir ziyaret etmediler,bir plaket vermediler onca hizmetime "deyip duruyor.İçinde uhde kalmış.

"Ahh Ahmet amca ;vefa istanbul da bir semt,sadece adı kaldı"

O da biliyor ya!!

Aslında birini mutlu etmek hiç de zor olmasa gerek.

Bakalım neler anlatmış bizlere..

"1926 Gemlik Fevziye köyü doğumluyum.Biz 6 kardeşiz.2 oğlan 4 kız.Annem erken yaşta ölünce babam teyzemle evlendi.Teyzem burada oturmak istemedi önce,Bursa'ya gittik ama sonra tekrar köye döndük.3.sınıfa kadar Bursa da,4 ve 5.sınıfı Fevziye ilk okulunda okudum.

Bursa da okurken Atatürk Bursa'ya geldi.Öğretmenler Heykel önünde Atatürk'ü görmeye götürdü.O zaman Atatürk'ü gördüm.

Çocukluğumun büyük kısmı Fevziye de geçti.Askere gitmeden eşimi kaçırarak evlendim.Sonra askere gittim,gözetleme çavuşu olarak askerliğimi yaptım.Hanım annem(Üvey annem) Gedelekli'ydi.Terhisten sonra onlarla Gedelek'te kalmamızı istediler.Eşim istemedi."Hanımın annesi hasta" dedim.Babam "yalan söylüyorsun "diye bir tokat attı bana.Gürle'de ninem rahmetli vardı.Onun yanına gittik.Bana "oğlum sakın köye gitme"dedi.Bursa'da dayım Belediye de çalışıyordu,"orada işe gir bak rahatına"dediyse de ben dinlemedim.

Köye geldik.Para pul yok.Kayınpederim yardım etti.Bir ihtiyar öküz aldık.Biz rençberliğe başladık.20 dönüm kök tarla yaptım.150 dönüm tarla vardı.Ufak ufak çocuklar oldu.3 oğlan bir kız.Zamanla rençberlik yetmemeye başladı,yeterli mahsül yapamıyoruz..Geçim sıkıntısı çekiyorduk.Bu arada çocuklar büyüdü,yaş kırka geldi...

VE YENİDEN BURSA..

"Hanıma ben Bursa'ya gidiyorum"dedim.Bizim köyden hem okuldan,hem beraber büyüdük bir avukat arkadaşım var.Kalktım ona gittim.

Birlikte Kemal Bengü'ye gittik.Arkadaşım çalışmak istediğimi anlattı ama o;"dışarıda 25 yaşındakiler kuyrukta bekliyor"diyerek bizi geri çevirdi.Arkadaşım çok üzüldü,bende üzüldüm çaresiz döndüm köye.

Pazarcılık yapıyorum,yetmiyor..

Umurbey Belediye Başkanı Rıfat Somer ile samimiydim.Bir gün çarşıda heykelin orada onunla karşılaştım.Derdimi anlattım,"ben temizlik işlerine girmek istiyorum,mümkün olurmu ?sayende"dedim."Onu mu düşünüyorsun?,il encümeninde Vedat Çırpan arkadaşım,ona söylerim işini görür"dedi.Toplantı günü Bursa'ya valiliğe gittim.İsmimi yazdım,Umurbey Belediye Başkanının arkadaşıyım diyerek odacı ile Vedat beye gönderdim.Beni çağırdı,"nereye girmek istiyorsun?"diye sordu,temizlik işlerine deyince elime kart vererek"bunu reise ver"dedi.

Başkan vekili "reis yok,sen Vedat beye söyle birlikte gelin,Başkan birazdan gelir"deyince; tekrar valiliğe gittim ve Vedat bey ile Başkanı görmeye geldik.Sarıldılar birbirlerine içeriye girdiler,ben merakla bekliyorum,neden sonra Vedat bey çıktı,"senin işin oldu,hemen Gemlik'den işlemleri hazırlat,doktor raporu al,muameleni yaptır,işe başla"dedi.

Sevinçle döndüm,istenenleri tamamlayarak işbaşı yaptım..

ÇÖPLÜKTE GEÇEN GÜNLER..

Beni Duaçınar'daki çöplük'e gönderdiler.Bir ay boyunca gidip geldim.Bir ay sonra 450 liraya Belediye bir arsa sahibinden çöplüğü aldı.Sene 66.Çöplükte bir ev yapıldı.Bir çavuş koydular arabaları döndürmek için.Çavuş o ıssız yerde korktu kaçtı.İn yok,cin yok.Bursa şimdiki Bursa değil.Md beni çağırdı."Sen gidermisin arabaların başına?,seni çavuş tayin edeyim" diye sordu.

"Emir demiri keser"dedim gözümü kararttım.Beni o eve yolladılar,eşimle oturmaya başladık.Ev beton,su yok,elektrik yok.250 bin liraya yol yapıldı.Yola kavaklar dikildi.Gel zaman git zaman üç yıl boyunca biz bu çileyi çektik.Her yer çöplük oldu.Penceremin dibine bile hastahane çöpü döküldü.

Hanım dayanamadı,sabaha kadar ağladı."gittim ben işi bırakacağım"dedim.Her ne kadar durmam dediysem de md yalvardı bana "biraz sabret,oraya fabrika yapılacak,müdür sensin "diye.4 yıl sabrettik ama şehir çöpe gömüldü.100 tane araba var.Çöp dökmek için gelen kamyonlar ,çöpün içine gömülüyor,bir sefer ancak yapıyor.Müdüre anlatıyorum,encümende görüşülüyor,iki kişi baraja gitti,sorun devam etti.Sonunda düşündüm "ben bu adamları kurtaracağım,ben bir rampa yapacağım "dedim.

Hafriyat çok geliyordu.Şöför "istediğin kadar getireyim" diyerek ,getirirdi,yol kenarından başlayıp hafriyatı döke döke bir haftada rampa yaptım.Bir kat hafriyat,bir kat çöp döktürüyordum.10 günde arabaların hepsini çöpten çıkardım.Çöp arkaya doldu.Rampaya çıkarak çöpleri boşaltmaya başladılar ve şöförler çok sevindiler.

Müdür duyunca geldi."tebrik ederim bütün ameleler emrinde "deyip gitti.Kemal Bengü hiç gelmedi.Zaman geçti,çöplük büyüdü.Belediye Başkanı Kemal Bengü'ye yüksek ziraat mühendisi birisi gitmiş ve "başkanım ben bunu Avrupa'da tek bir yerde gördüm,bunu nasıl yaptın"diye sormuş.O gülmüş"benim haberim yok"demiş.Mühendis bir taksi ile gelip "burada bir Ahmet çavuş varmış "diye beni araştırmış.Rampada dikilirken yanıma getirdiler."Beyim sen kimsin?" deyince "ben yüksek ziraat mühendisiyim.Dünyada bir tane gördüm.50 sene sonra burada öyle bir gübre olacak ki Bursa'yı satın alır"dedi.

BEN HALA YAPTIĞIM İŞİN FARKINDA DEĞİLDİM.

"Beyim Allah bana akıl verdi yaptım,ben gübre için yapmadım.250 bin lira yola vereceklerine bu rampayı yapsalardı bu para ziyan olmazdı"dedim.100 araba artık rahatça gidip geliyordu.İstanbul müteahhiti duymuş,çavuşu geldi.Burasını alabilirmiyiz? diye sordu.

"Adamların var mı?"

"Var istersen yüz kişi getiririm,para ganimet."deyince ;"Burasını 100 bin liraya satıyorlar" dedim,aslında 10 bin liraya yine eski müteahhite vereceklerdi.iki gün sonra hesap işleri md yanına gittik müteahhitle,anlattık,"aman öbürü duymasın" dedim,neticede çöplüğü aldılar.Diğeri geldi çöplüğü İstanbullu müteahhite devretti,adamlar çalışmaya başladı,bende çavuş olarak yine devam ediyorum,yeni işletmeyi alan müteahhit de benden çok memnundu."4000 lira alıyorken sana 5000 vereyim" dedi,ödüllendirmek istedi zannımca.Kabul etmedim,ben Belediyeden maaşımı alıyorum deyince şaşırdı "yahu İstanbul'da duran çavuşun 20 dairesi var,alalem devlet malını yiyor!!,sen rampa yapmışsın almıyorsun"diyerek hayretler içinde kaldı.Gerçekten de günde iki kamyon karton geliyor,araziye dökülürken ova yanıyordu,rampadan sonra kurtuldu.Mezbaha çöpü geliyordu,sinek bitti.

Günün birinde İsmet Tavgacı yanıma geldi."günde kaç araba geliyor "diye sordu."Başkanım 100 araba geliyor,çöpe gömülüyor,bir sefer yapıyordu,Şimdi günde üç sefer yapıyorlar,Şöförün dediğine göre 6 ton çöp bir arbada var."1 ton bile gelse günde 100 ton eder ki ;fabrikada 100 tonu eritemeyiz"deyip teşekkür edip fabrika hayalini sonlandırarak gitti.

Bu rampayı düşünerek,deneyerek bulmuştum.Bursa çöpten,şöförler çöpe batmaktan kurtulmuştu.Fakat çöpün içinde yaşamak hiç kolay değildi.

Vazife yaparken mide kanaması geçirdim,bir hafta yattım,Ekrem Barışık'tan ,Mustafa Eroğlu'ya,kaç Vali,kaç Belediye Başkanı geldi,bir işçi kaza geçirdi,onu ziyaret ettiler,bana kimse gelmedi.

12 sene orada ömrüm geçti.Müdüre "artık beni kontrole yolla,çarşıya gideyim "dedim ama o "yukarıya vereyim görsünler ne adam olduğunu" dedi.

Benim yerime çöplüğe bir çavuş verdiler,10 bin lira kendine,10 md almış.Yinede becerememiş,rampayı bozmuş."Dedemde yapardı hazır rampa ile"ama yapamamış.Şöförler işi bırakıp şikayete Belediye'ye gelmiş,"Ahmet çavuşu istiyoruz" demişler.Md ayıbını biliyor,beni indirir mi ?oraya.Benden başka herkes bu durumdan istifade etti.Hepsi rahmetli oldu,artık söyleyebilirim.

Bir işçiye laf söyletmedim,şöförleri korudum,kir,pislik,koku içinde çalıştım.Evim çöplük oldu.Çok sıkıntı çektim.

Çöplükte çalışırken 65 kilo geliyordum,kısa zamanda Belediye de 85 kilo oldum.

EMEKLİLİK GÜNLERİ..

Emekli olduktan sonra Fevziye'ye geldim.Burası babaevi.Bursa da hacıya gidip geldikten sonra Bursa Veysel Karani camiinde başkanlık yaptım.Minare yaptırdım.Cami'nin altına cami yaptırdık.Kur-an kursuna ihtiyaç vardı,sigorta başhekimine rica ettim,bir vatandaş 600 metrekare arsasını bağışladı.Benden sonra sağlık ocağı,kur-an kursu oldu.6 hoca çalışıyordu.Önündeki çeşmeyi Ekrem Barışık'a bağışlattım.Bursa'ya çok hizmetim oldu.

30 yıldır köydeyim,15 yıl önce eşimi kaybettim,o zamandan beri yalnızım.Kızım rahmetli oldu önce,çocuklarımın ikisi hayatta,Bursa da yaşıyorlar.

Köyde idare heyeti başkanlığı yaptım.Yolları,kanalizasyonları yaptırdık.18 değirmen vardı,girişteki değirmeni yaptırdım,değirmenler kalmadı.

YALNIZLIK ÇOK ZOR.

Allaha şükür şimdilik kendimi idare ediyorum ama elden ayaktan düşmeden huzurevine gitmek istiyorum.Kış şartlarında köy soğuk oluyor.Birde hastalık çıktı.Her zaman evden çıkamıyorum,jandarmaya "bana bir yoğurt getir "demek olmuyor.Laf oluyor,söz oluyor,kimse kimsenin halinden anlamaz.Eskiden camın önüne kadar kar yağardı.Düne kadar çapa sallayıp ekin ekiyordum,şimdi eskisi kadar yapamıyorum.

GIDAMA ÇOK DİKKAT EDERİM.

Yoğurt,mısır ekmeğinden başka bir şey yemiyorum.Tavuk seviyorum ama dokunuyor artık.

Şu anki sağlığımı Allaha şükür çalışkanlığıma,yaptığım hayır ve yardımlara borçluyum.Bir teşekkür,biraz taktirden başka bir şey beklemedim.

Ne köyde de,ne Bursa'da ben yaşta pek kimse kalmadı.En önemlisi akıl..Allah kimsenin aklını almasın, bunun için dua ediyorum..

"Yalnızlık paylaşılırsa;yalnızlık olmaz "demiş şair..

DİLERİM HACI AHMET YASEMİN AMCAMIZ HEP BÖYLE SAĞLIKLI ,HUZUREVİ'NDE DAHA HUZURLU,GÜVENLİ VE MUTLU BİR ÖMÜR SÜRER.

SAYGI VE SEVGİYLE..

REYHAN ÇORUM.