• Pazar 16.5 ° / 11.3 ° Dağınık bulutlar
  • Pazartesi 20.7 ° / 13.8 ° kırık bulutlar
  • Salı 18.1 ° / 10.4 ° Hafif yağmur


CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz. M. Kemal Atatürk.

29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan bir anayasa değişikliğiyle Türkiye'nin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlenmiştir. Bunun 101 pare top atışıyla kutlanması aynı gün meclis tarafından kararlaştırılmıştır.

98. Yılını kutladığımız Cumhuriyet bayramında; bize bu vatanı, bu yönetim şeklini hediye eden, başta yüce komutan Mustafa Kemal olmak üzere, silah arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Dünyanın en büyük komutanı tarafından gerçekleştirilmiş var olma yada sonsuza kadar yok olma mücadelesi Anafartalar Zaferi.

Soyadını Anafartalar savaşından alan bir arkadaşımla beraberim bugün. Savaş kahramanı iki yiğit askeri anarak başlayalım Ayşem Hanımın hikayesine.. Bu Anafartalar kahramanları Ayşem Hanımın dedesi ve onun babası istiklal madalyası sahibi ALİ VE AHMET ANAFARTA.

İki istiklal madalyası masada duruyor, dedelerden kalan köstekli saatler mühür ve bir takım değerli hatıralarla birlikte. Bu soyadı gururla taşıyan Ayşem Hanım, ailesi hakkında bildiği ve duyduğu kadarını anlatmaya başlıyor.

AYŞEM ANAFARTA..

Dedemin babasının ismi Ali. Tek oğlu Ahmet ise benim dedem oluyor. Hem Ali dede, hem de oğlu Ahmet Çanakkale'de birlikte savaşıyorlar. Bu savaştan ikisi de sağ dönmüş. 1915 Çanakkale savaşları hepimizce malum, okuyoruz, öğreniyoruz, neler yaşamışlar, neler çekmişler. İkisinin de kurtulmuş olmaları mucize gibi. Aslında soyadı kanunundan önce lakapları Kayışoğlu. Atatürk bu iki kahraman askerine Anafarta soyadını vermek istiyor. Onlar da baba oğul birlikte savaştıkları için," Bizim bu soyadını almamız lazım" diyerek onurla kabul ediyor.

Dedem Ahmet Anafarta'yı savaştan sonra padişah tersane kurması için Van'a gönderiyor. Ahmet Anafarta'nın 6 çocuğundan en küçükleri babam. Sırasıyla Nigar, Melek, Kemal, Baha, Ayten ve Uğur Atila(babam)

Dede Ahmet Anafarta Van'da tersane müdürü olarak görev yapıyor. 57 yaşında rahmetli olmuş. Mezarı Antakya'da. Çocuklarından Nigar Anafarta Topkapı Müzesinde görev yaptı ve bir çok araştırma eseri mevcut. Babam ile aralarında 17-18 yaş var.

Ahmet dedenin daha sonra Antakya'ya tayini çıkıyor. Orada 16 yıl yaşamışlar.

Babam 33 doğumlu, babasını hatırlamıyor, küçüklüğünde sarı bonus saçlı, lacivert gözlü, minik burunlu çok güzel bir çocukmuş, dedem, "Benim limon oğlum diye severmiş. 3-4 yaşlarındaymış o zamanlarda. Babamın bir büyüğü olan halam dedi ki; Antakya'da "Atilla" babamın adı verilmiş bir sokak varmış, 36 yıllarında sokağa bu isim verilmiş. Amcam ve dedemin mezarı orada, ben 80 yıl sonra gittim, elimle koymuş gibi buldum, hala ismi aynıydı.

Babam Pertevniyal Lisesi mezunu, Harita Mühendisiydi. Akciğerleri ile ilgili bir rahatsızlık geçirdi. Antakya'da bir lisenin müdürlüğünü yaptı. 2001 yılında vefat etti.

Biz Anafarta soyadını gururla taşıyoruz. Ailemin hepsi Cumhuriyet aşığı, Cumhuriyetin, Laikliğin, Atatürk'ün değerini çok iyi biliyoruz. Halkımız, kadınlarımız, askerimiz neler çekti. Cumhuriyeti kolay kazanmadık. Hepimiz o değerler için yaşıyoruz. Halam Nigar Anafarta ile referandum'da röportaj yapmışlar, oyunuzu nasıl vereceksiniz? demişler, "Tabi ki hayır diyeceğim, Cumhuriyet, laiklik, demokrasi, Atatürk ilke ve inkilapları ilelebet yaşayacak" demiş. Onlar hem Osmanlı'yı, hem Cumhuriyeti yaşamışlar, kazanılan bu Cumhuriyetin değerini bilirlerdi. Çamlıca kız lisesinde okumuş.  Coğrafya Dil Tarih Fakültesi mezunu. Muazzez İlmiye Çığ - Kemal Çığ- Peyami Safa çalışma arkadaşları. Hayat dergisinde Osmanlı İmparatorluğu'nun kitabını İngilizce yazdı. Antakya mozaik Müzesinin dizaynını yaptı. Üsküdar'da oturuyorlardı. Ve despot bir insandı fazla konuşmaz, gözleri ile ne demek istediğini anlatırdı.

Hayatta bir amcam bir de 100 yaşını aşkın halam var. Diğer kardeşleri rahmetli oldu.

Biraz da anne tarafından bahseder misin?

Annem Karacaahmet mezarlığına babaannesinin mezarına gömüldü. Orada kütük var, mezarlıklar müdürü şaşırdı. "7 göbek İstanbullu çok az kişi var" dedi. Soyadı Göktaş olduğu için Karacaahmet'e gömülebildi. Yoksa kimseyi gömmüyorlar.

Anneannemin babası Osmanlı sarayında kilerci başı imiş, Osmanlı'nın mutfağı elinden geçiyormuş. Anneannem 14 yaşına kadar sarayda yaşamış. Neslişah Sultan yakın arkadaşlarından biriymiş. Hatta benim adımı da Neslişah koymak istemiş. Hali, tavrı, giyim kuşamı, oturuşu ile, kilolu, kara kaşlı, kara gözlü tam Osmanlı kadınıydı.

Kalenin surları içinde amfi tiyatronun olduğu yerde yaşıyorlarmış. Hatta oradaki söğüt ağacına üç kardeş isimlerini kazımışlar.

Osmanlı kadınlarının giyinişleri malum. O'da büyüyünce öyle giyinmek istermiş. Artık genç kız olunca istediği gibi taftadan kabarık bir kostüm dikilmiş, bir kere karşı yakada Kızıltoprak'ta oturan halasına gidebilmiş. Akabinde Osmanlı lav ediliyor. Kilerci başı dedeyi de zehirleyerek öldürmüşler. Babaannem ve dayı ortada kalmışlar.

Babasının sarayda yaşaması ile zenginlik içinde yaşarken birden büyük bir sefalet yaşamaya başlamışlar. Konaktaki durumları adeta sığıntı gibiymiş, bunu anlatır ağlarmış. Vahdettin'in hediye ettiği bir bronş varmış, o da kaybolmuş. Cumhuriyet ilan edilince saraylı oldukları için çok korkmuşlar. Çok sürgünler olmuş. Bizimkiler sonra da koyu Atatürkçü olmuşlar.

Anneannem babaannesine bibi dermiş. Bibisinin üzerinde bir yelek varmış, hiç üstünden çıkarmazmış ve anneanneme tembih eder, " Bak kızım Nuriye; ben ölürsem bu yeleğim sana emanet, dayın Muhittin'e (Karagöz)dikkat et" dermiş. Anneannem kış yaz bibisinin yeleği çıkarmamasına hayret edermiş. Bibisi ölmüş. Anneannemi Kızıltoprak'ta oturan hala yanına almış. Halası bir köşkte oturuyormuş, eşi Zühtü Paşa. Hatta adını taşıyan Zühtü Paşa camii var. Caminin arkasındaki konakta yaşamaya başlıyorlar. Bibinin yeleğini de Muhittin dayı alıyor, meğer bütün altınlar bu yeleğe dikiliymiş. Muhittin dayı kardeşine bu mirastan hiç bir pay vermiyor, sonra anneannemi Eskişehir'e evlendiriyorlar.

Anneannem o zaman 30'lu yıllarda şapka ve manto ile Eskişehir'e gidiyor. Adet üzerine 40 gün gelini görmeye gelirlermiş. İstanbul'dan gavur gelin geldi diye anneannemi günlerce görmeye gelmişler. Ailede bir de Cenap Hoca var.  Türkiye'nin ilk pilotlarından.

Annemin babası Habib Göktaş İmalatı Harbiye'den mezun.  Okuldan çıktıktan sonra Türkiye'den Çekoslovakya'ya giden ilk asker, seçilerek 3 yıllığına gönderiliyor. Dedem öldüğünde ben 3. sınıftaydım. Onun Çekoslovakya'dan getirdiği porselenler annemden bana yadigar kaldı. Eski pır pır pilotlarından olan dedem, Çekoslovakya'dan döndükten sonra bu tayyarelerin başına getiriliyor. Ve bu pır pır tayyarelerin pırlanta gibi çok değerli parçaları varmış, kristal gibi çok önemliymiş. Bir tek dedeme teslim edilirmiş, o bilir, görür alırmış.

Dedem Eskişehir de böyle bir görev yaparken, aynı zamanda Cenap Hoca da tayyare pilotlarına eğitim veriyor, filmlere konu oldu(Şener Şen'in filmine uyarlandı)

Annemin babası ile amcası Cenap hoca iki farklı karakter. Yaptığı manevralarla her yere dalarmış," Kaçın Cenap Hoca geliyor, gene ortalığı altüst etti " derlermiş.

Dedemler alay olarak Afyon'a gidiyorlar. Bütün bir alay eşyalar denkler halinde toplu olarak giderlermiş. Kütahya ve İzmit'e de tayin olmuşlar. Annem 34 doğumlu. 38 Yılında Ankara'dan Diyarbakır'a tayin olmuşlar. Trene binerlerken herkes ağlıyormuş, annem babasına sormuş. "Baba neden ağlıyorsun" demiş. Kızım bugün Ankara'ya Atatürk'ün naaşı getiriliyor" demiş. Annem o zaman 4 yaşındaymış. O günü hatırlar hiç unutmazdı.

Dedemin sol gözü hep akardı. Ağlıyor gibiydi. "Ben tayyarede pır pırlarda uçtum ya" derdi. 63 yaşında vefat etti. Onu da pankreas kanserinden kaybettik. Cenap Hoca, anneannem, arkasından dedem ölüyor, mezarları aynı yerde. 

ANNEM...

Annem 1934 doğumlu.1986 yılında emekli olarak Gemlik'e geldi ve burada yaşama kararı aldı. Bir müddet SHP kadın kolları Gemlik ilçe başkanlığı yaptı. Verem savaş, Atatürk Düşünce Derneği(87 yılları) gibi derneklerde görev yaptı. Hayatı boyunca çalışarak aktif görevlerde bulundu. Çok iyi bir anne, çok fedakar bir büyükanne oldu. 9 şubat 2019 da sonsuzluğa uğurladık. Biz annemi de babaannemin kucağına yatırdık.

Birazda sizi tanıyalım?

Ben Ayşem Anafarta. 1961 İstanbul doğumluyum. Çocukluğumda çok güzel bir bebekmişim, hatta ismim ve benzerliğimden dolayı Ayşecik'in yerine beyazperdeye aday gösterilmişim. Babaannem olmaz demiş istememiş. 87 yılından beri Gemlik'te yaşamaya başladım. Gemlik Vakıflar Bankasına tayin oldum. 2000 yılında emekli olduktan sonra 2002'den itibaren CHP ilçe örgütünde aktif görev yapmaya başladım. Çeşitli STK'larda çalıştım. 2003-2018 Yılları arasında İddia şans oyunları bayiliği yaptım. 2018 yılında çalışma hayatıma son verdim.

1 erkek kardeşim Mehmet Cumhur Anafarta, 1 oğlum var, Sarper Alptekin. Hukuk Fakültesi mezunu. Ankara'da avukatlık yapıyor. Ve bu hafta da dünya evine giriyor.

Böyle bir ailem olduğu için gurur duyuyorum. Ben Ayşem Anafarta olarak Atatürk'ün Başkomutan olduğu bir ordunun mensuplarının, torunu, yeğeni, kardeşi, annesi olmakla gurur duyuyorum. Bu ülke hangi yollarla, ne bedeller ödenerek, ne kayıplar verilerek kazanılmış. Hem dedemin babası, hem dedem bu savaşlarda bulunmuş. Bir büyük yangından kurtarılan bu madalyaları ömrüm oldukça gururla saklayacağım..

Evet "Yaşasın Cumhuriyet" diyoruz hep birlikte. Ve sonsuza kadar bu emaneti koruyacağımıza söz veriyoruz.

Reyhan ÇORUM.