• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


Çakal'ın anıları..(1)

Çakal'ın anıları..(1)

Çakal'ın anıları..(1)

KAPTANLARIN KAPTANI, BOĞULANLARIN EFSANE CANKURTARANI, KABOTAJ BAYRAMLARININ BİRİNCİSİ VE DÜZENLEYİCİSİ, GEMLİK GENÇLERİNİN ABEY'İ MUSTAFA TOPLU..

“Denizi seviyorsan dalgaları da seveceksin çünkü korkarak yaşadığın sürece yalnızca hayatı seyredersin.” Nietzsche

Gemlik'in dillere destan Çakal Mustafa lakaplı kaptanı Mustafa Toplu'nun anılarının bir kısmı sırada.Yazdık yazdık bir kenara koyduk, şimdi paylaşma zamanı geldi.

Mustafa Toplu; çok sevdiğim, saygı duyduğum, sohbetine doyamadığım bir abim. Babamın arkadaşı, dostu. O nedenle "Bey" diye hitap etmeyeceğim beni mazur görün. Defalarca görüştük. Kimini ben not aldım, kimini biricik kızı Maksude, sizin için yazdık. Mustafa abinin selam ve sevgileri ile keyifli okumalar.

Bu yazının oluşmasında öncelikle Mustafa Abime, eşi Güzin'e, kızı Maksude'ye, dernek arkadaşım Kadriye Komit'e, Nuran Işık'a ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bana yol arkadaşı oldular.

Sözü Mustafa abiye bırakalım.

5.Temmuz.1944 yılında Gemlik'de doğdum.

Babam eski meşhur Yavuz gemisinin dalgıcı Çakal İzzet. Annem 22 aylık iken kaybettiğim,  yüzünü bile hatırlayamadığım Maksude..

Bir abim Ergin, bir de ablam Nesrin üç kardeşiz. İkisi de rahmetli oldu. Üvey anne ve babaanne ile büyüdük biz. Babam İzzet tam bir deniz adamıydı.

İlkokulu Şehit Cemal Okulu'nda, Ortaokulu da Atatürk Ortaokulu'nda üçüncü sınıfa kadar okudum.

Çocuktum soyadı kanunu yoktu hep çakal deniyordu. Keresteci abey vardı bana bir donanma dergisi göstererek "Bak gel gör babanı " dedi. Baktık en başta Süleyman oğlu İzzet Dalgıç grubu" diye bir yazı gördüm. Donanmanın yetiştirdiği dalgıçlardı.

Yıllar sonra Bodrum'a gezmeye gittik, oradaki deniz müzesinde de o dergiyi gördüm.

Dedem Çanakkale gazisi. Bağdat Tigrid'de 36 yaşında şehit oldu. Babamın dedesi de Plevne'de şehit olmuş.

1938'de Sunğipek kurulunca fabrika dalgıcı oldu babam, devlet fabrikası olduğu için hep babamı buluyorlardı.

Çocuktum; Üsküdar faciasına babamı çağırdılar dalgıç olarak, daldı mı, dalmadı mı? Bilmiyorum.

Herkes merak ediyor size neden ÇAKAL diyorlar?.

    Babam İzzet Toplu arkadaşları ile birlikteyken çalıların arkasına saklanmış ve birden bire çıkıvermiş karşılarına. Onlarda hep bir ağızdan "Vayyy Çakal İzzet" demişler. Böylece babadan oğula bu lakap yapışmış üstüme.

Zaman geçti askere gittim, askerdeyken  babamı kaybettim(1965). Büyük kısmı Gölcük'de olmak üzere 23 ay askerlik yaptım.

Askerden sonra 67 yılında babamdan kalan 3 sandal ile iş yapmaya başladım. Sandalları kiraya verip, Kumla, Manastır arası yolcu taşıma ve geziler yaptım. Yeri geldi denize dalıp midye çıkardım sattım. Derken sandallar 15 tane oldu,  arka arkaya birbirine bağlı sandallarla Kumla'dan Gemlik'e, Gemlik'den Kumla'ya kürek çekerdim. Çakal'ın kervanları diyordu görenler. Kazandıklarımla küçük bir ev yaptım.

Dalgıç Necmi İçibal ile dalgıç motoru yapıp 9 sitenin atık borularını döşedik.

    1973 de evlendim. Eşim Güzin mahallemizin kızıydı.1974 de oğlum İzzet,1977 de kızım Maksude,1981 de oğlum Levent dünyaya geldi.  Lise caddesindeki evimizde emeklilik hayatı yaşıyor, arada birde kahvede arkadaşlarımla buluşuyorum.

     1974 yılı Kıbrıs harekatı olduğu seneler oğlum 15 günlük bebekti. Yaptığım müstakil ev yeni bitmişti. Gemlik'de kimsede TV yoktu, varsa da sayılıydı. Bulgar gemisinden 6 bin liraya  televizyon aldım eve getirdim kurdum. Mutfakta ne kadar tencere, tava varsa anten ile birlikte görüntü almaya çalışıyorduk. Evin içinde olan cama çıkar seslenir, ben çartıya çıkarım "Hopp tamam, sağa çevir, sola çevir, görüntü geldi, öyle yap, böyle yap" derdi.

    İşe gidiyorum eve bir geliyorum odada oturmaya yer yok. Mahallenin bütün yaşlıları ellerine bohçalarını almış bizim evde toplanmış TV var diye Kıbrıs harekatını seyretmeye gelmiş. "Ellerindeki bohçalar da ne?" Diyeceksin şimdi bana...!

    Banyomuz ufacıktı, sobası mahallenin yaşlıları banyo yapsın diye hep yanardı. Sıcacık herkes yıkanır, cam önünde tel divanda oturup,  yaşlılıktan elleri titreye titreye yemeklerini yerlerdi. Allah'tan dualarını eksik etmeden giderlerdi.

     1977 yılında Yüksek Denizcilik Okulu'nda sınava girip kıyı kaptanı oldum.1982 de Mudanya'da liman kılavuzu olmak için staja başladım.1983 de Gemlik/Mudanya liman kılavuzu oldum.26 sene Kaptan olarak hizmet ettim.21'bin kere gemi manevrası yaptım(Gemi yanaştırıp  kaldırma)

    1985'de İsmet Arabacıoğlu ile kurduğum Amigo Deniz Ticaret Şirketim ile Gemlik'de kurumlar vergisi vergi rekortmeni olduk.1985 de ilk römorkörü, 1989 tek başıma 2. römorkörü yaptırdım.

İlk romorkörle talihsiz bir olay yaşadık, romörkörle battık. Kızaktan düştük devrildik,  İzzet bağırıyor, ters döndük,  boğulacağız sandık. Adı elbetteki Çakal'dı. Sonunda indirmeyi başlayarak işe başladık.

1990 da devlet özelleşince işe el koydu ve çalışarak yaptığım 14 dairemi römorkörlerin borcu için sattım.

Gemport'ta çalışmaya başlamam bu döneme rastlar.11 yıl bir fiil çalıştım. Şimdi benim mesleğimi oğlum Levent sürdürüyor.

2001-2002 yıllarında Mudanya'da Denizcilik Eğitim Merkezi diye bir dersane açtım. Yaklaşık 1000 üzerinde amatöre denizci,1000 üzerinde amatör telsizci, en az 500-600 kişiye gemici ehliyeti, yağcı ehliyeti, 50-60 kişiye de liman kaptanı ehliyeti verdim.

2007 Nisan ayında baypas ameliyatı oldum. Ameliyattan sonra işime son verdiler, kendime de güvenim tamdı. Ameliyatlı halde bile işten ayrıldıktan sonra beni çağırıp gemi yanaştırmamı istediler.

ANILAR..

1990 yılında Mudanya'ya "Kumandarımgay" adlı Azeri gemisi gelmişti.

Kaptanı İsa MUSAOĞLU.

Ben o günün parası ile gemiyi yanaştırıp,  kaldırma başına 500 lira alıyordum. İstekleri vardı onların. Bursa'ya gidip Ulucami'nin oradan Kani Karaca, Bülbül Hoca'nın kasetlerini, Türkçe açıklamalı Kur-an'ı Kerim, yakın Osmanlı Tarihi, rüya tabirleri, imamesinde kabeyi gösteren (50 adet) tesbih alıp, o gün daha fazla masraf ediyordum.

Mudanya'dan da gönlümden geçen leblebi,  çekirdek, nohut hepsini alıp, nöbetçi gümrükçü haber edince götürüyordum.

11-12 gün sonra aynı gemi tekrar geldi, Bursa Çimento'ya kömür getirmek için, İsa Kaptan boynuma sarıldı. Bu annem için, bu babam için, bu çocuklarım için deyip götürdüğü hediyeler için öpüyordu beni. Seviniyordu, memnun olmuştu.

Ben yine gidip alıyordum. 3.sefer gidince polisler geldi, şikayet etmişler, beni emniyete götürdüler. Orada sordular; "Ben  kılavuz kaptanım, Türküm, Azeri de Türk. Ben onlara aldım, yardım ettim, içimden geldi. Aldıklarımda burada bakabilirsiniz." dedim.

Polisler "Senin yaptığın iş misyonerlik devam et  suç değil" dediler.

Ondan sonra Azeri gemisi Cafer Cabbarlı geldi.  Ardından Fuzili gemisi. İsa Kaptan onlara benden bahsetmiş aynı şekilde onlara da yardım ettim, aynı şeyleri aldım, ailelerine gönderdim.

Benden fotoğrafımı istediler.15-20 tane verdim. Çoğaltıp Bakü'de dağıtmışlar "Bize yardım eden kişidir" diye. Sonra Bakü'ye davet ettiler  kısmet olup gidemedim. İsteyerek, severek, gönülden yaptım.

Azeriler Karabağ'ı geri aldılar ya !! Helal olsun.

İlk deniz otobüsü gelerek yanaştı. Liman Başkanı bana "İzzet Abinin oğlu değilmisin?" Dedi. Meğer yıllar önce Marakas Gemisinin kaptanıymış.

Deniz otobüsü 27 milyondu, bir ortak bulamadım. Dolar beş lira, bir milyar param var, bir miyar daha bulsam alacaktım.

11 sene Gemlik Güven sporda oynadım.1961 den 1972 ye kadar. Son 4 sene takım kaptanı oldum.

1972 yılında rıhtım yapıldığı zaman İbrahim Akıt  ağaçlandırma yaptı. Kayıkların bağlı olduğu yere 3 tane ağaç dikti. O ağaçları her gün suladım büyüttüm. Şimdiki Mado'nun önünde kayıkları bağladığım yer vardı.

Onun hikayesini de bir ara anlatırım ama şimdi ağaçların birini kesmişler çok üzüldüm.

İLK DALIŞIMDA BOĞULUYORDUM..

Yıl 1950, evimizde üstteki odada dalgıç takımları vardı. Elbisenin kolları kurusun diye babam soba yakıyordu, odaya girmeye korkuyordum. Ayakkabılar kurşun, ayakkabının bir tanesi 30 kilo.

Koca bir başlığı vardı. Babam Sunğipek'in dalgıcı olduğu için havuzları temizliyordu. Sunğipek'e dalmaya gidecek beni de götürdü.  Babam elbiseleri giydi o vaziyette bile korktum. Formalı dalgıç derlerdi. Daldı babam  ben de havuz başında ona bakıyorum hava kabarcıklarına. Bana dediler "Baban boğuluyor" Ben de başladım ağlamaya, belli müddet sonra çıktı. Elbiselerini çıkardılar ıslaktı. Sonra o korkuyu attım üzerimden başladım kurtuldu diye sevinmeye.

1960 yılında ortaokulu bırakmıştım. BP'ye babamın ortağının çocukları geldi dalgıçlık yapıyorlar.

Babam beni onların yanına verdi. Dünyalar benim oldu "Ben de dalcam!" diye.

En sonunda denize çakıl döktüler, "Hadi bakalım daldıralım seni, tırmıkla bakalım çakılı" 

Giydirdiler kıyafetleri, daldım elimde tırmık ile. Heyecanlandım o tarafa bakıyorum, bu tarafa bakıyorum 6 m derinlik var daldığım yerde. Sualtı sarhoşu oldum.

Sağ tarafta sibop varmış fazla gelen havayı atıyor. Ben onu unuttum kimsede söylemedi bana. Bir gürültü koptu belimden aşağı  ayaklarım şişti, ayaklar yukarı baş aşağı ters döndüm.

Hemen beni çektiler bel sapanı ile. Biri hemen bana bir sağdan tokat, bir soldan tokat kendime geldim ilk dalmıştım daha. Akşam geldik eve  babama söylediler iki tokatda babamdan yedim. "Ya baba, bana kimse söylemedi siboba bas diye ben de denizaltını öyle görünce aptallaştım. "

Sonradan babam yaşlandı dalmıyordu. Yalçın Can Ege isminde bir balık adam getirdi babam Sunğipek'e onu kendi adına daldırdı. Parayı babam Sunğipek'ten alıyordu, bir miktar ona da veriyordu.Fabrikanın muhatabı babamdı.

Babamın ortakları çocukları ile yine geldiler. Bu defa sünger avcıları filmi çekimi için. Ekrem Bora'ya elbise giydiriyorlar güya o dalacak. Sezer Sezin'e de giydirdiler, başladı ağlamaya

gerçekten dalacak sandı "Sanat için ölecekmiyiz ya!" dedi.

Onlar belli bir yere geliyordu denizde, sonra dalgıçlar dalıyordu onlar daldı gibi.

Benim içim gidiyor, " Beni daldırmadılar"diye. Hevesimi alamadım. Ben de oldum balık adam yüzücü tüplen dalmaya başladım.

İznik gölünde Gürle altı mevkisinde motor batmış, onu çıkarmaya gittik, bizim motoru kamyona yüklediler. Orhangazi altından göle indirdik babam daldı motoru çıkardı.

ÇOCUKLUK ARKADAŞIM CENGİZ..

1956 yılında(12 yaşında) iskele başından rahmetli Ender Dinçer ve Cengiz Alemdar ile atlayıp Sunğipek'in plajına yüzerdik. Öğleden sonra plajdan atlayıp Manastır bölgesine yüzerdik.

Muhtar Alemdar; Necati Aygen'e tembih edermiş, bu çocuklar yüzüyor Manastır'a doğru  onlara köfte yedir aç kalmasınlar. Yemeğimizi yiyip Manastır bölgesinden atlayıp tek kayaya yüzerdik. Orada midye çıkarıp pişirip tekrar yan yana yüzerek akşamı yapar  iskeleye geri dönerdik.

Cengiz ile amcamın oğlu denize açılmışlar. O yalnız olsa boğulmazdı, çok iyi yüzerdi. Somer'i kurtaracağım diye kendi hipotermiden gitti. Cesedi de bulunamadı, günlerce arandı. Büyük bir üzüntü yaşadık. Yüz metreciydi feda oldu.

ÇOCUKLUK ANILARIMIZ GÜZELDİ.

80 yaşından büyük Gemlikliler yazlık sinemayı hatırlar. Gazhane cad Tuzcu Hikmet'in yanında.

Ben hayal olarak hatırlıyorum. Gemlik'in en büyük eğlencesi o zaman sinemaydı. Atlas Sineması'na "Tarzan Newyork da" diye film gelmiş 5 defa izledik.

Tarzan bağırıyor bizde bağırıyorduk. Rahmetli Hüdai Öğütçü ile ikimizin de paramız yok.

Aldık zeytin sepetlerini, deniz kenarından naylon, bakır ve cam topladık. Paşabahçe Lütfü'nün orda Nuh Amcaya sattık, 25 krş aldık sinemaya gittik.10 krş sinema, 5 kuruş leblebi, 10 krş da gazoz. Gazozun kapağını açmazdık  çivi ile delerdik hemen bitmesin diye.

Sinemaya girdik oturduk öne, yanımızdan biri dedi ki "Bugün Tarzan bağırmayacakmış" biz de üzüldük. Süklüm püklüm oturduk.

Ne zaman o sahne geldi; biz bekliyoruz bağırmayacak diye, başladı bağırmaya bir sevindik, bizde başladık bağırmaya Tarzan gibi, sinema çınlıyordu.

Fuat beyin sinemaya giderdik yeni gelen filmi sorardık ona.

"Fuat Amca nasıl bu film?" O da derdi "1 bumba". Yani bomba diyemez bumba derdi rahmetli.

Yıl sanırım 1960'lı yıllar.

Rahmetli arkadaşım Hüdai Öğütçü'nün babası rahmetli Kamil amca kırmızı helva almış,  dilimleyip sofraya koymuş. Çocukları Gülşen, Hüdai, Armağan, İnci, Hakkı, Esat çok ufaklar o zaman, hepsi sofrada. O ara elektrik kesiliyor. Yarım saat sonra elektrik geliyor helva yok. Kim yedi? Bu evlatlardan biri yedi. Kamil amca kızmış, "Söyleyin kim yedi?" Kimsede ses yok.

Aradan yıllar geçti rahmetli Hüdai ile kahvede muhabbet ederken hep sorardım şakasına,

"Hüdai helvayı kim yedi?" O da derdi "Vallahi ben yemedim!"

Ey gidi günler ey !!....

Kazım(Kürt), Hüdai , ben üçümüz samimi arkadaşız.

1 Temmuz Denizcilik Bayramı var, yıl 1960.Kazım ile geldiler "Biz seni geçeriz yüzme yarışında." Kazım'a biri demiş ki; "Bunu(beni) geçmek için vücudunuza zeytinyağı sürün." Bunlar tabi motora giyinik halde bindiler "Yağı görmeyeyim" diye. Yarış zamanı geldi bunlarda atladı. Ben 1. oldum, Kazım, Hüdai geride geliyor. "Hani beni geçiyordunuz?" Hüdai başladı gülmeye.

Kazım evden çalmış zeytinyağını, birbirlerini yağlamışlar ama gene nafile işe yaramamış..

Yıllar geçti ama hep kahvede sohbet ederdik rahmetliler ile ne günlerdi. Nur içinde yatsınlar.

KABOTAJ BAYRAMLARI.

Kabotaj Bayramlarında Babam İzzet Toplu Liman dairesi, Kaymakamlık, Belediye işbirliğince hazırlanan bayram proğramının uygulama şefiydi. Daha sonra abim ve ben bu görevi devraldık. Her yarışın hakem heyeti, bilir kişisi babam Çakal İzzet'ti. İskele üzerinde ve Liman Lokantası üzerinde seyir tribünü vardı. O günlerde çok güzeldi ve herkesin ilgisi vardı.

Anılar çok kızım. Hepsi de hatırımda dün gibi. Anlatsam bir roman olur.

Gerçekten Mustafa Toplu'nun anıları yazmaya kalksak roman olur..

Salı günü yine devam edeceğiz..

REYHAN ÇORUM...