• Pazartesi 26 ° / 14 ° Fırtına
  • Salı 18 ° / 11 ° Sağanak
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli


BÖLÜK AİLESİ VE DRAMALI HASAN'IN ÖYKÜSÜ..

BÖLÜK AİLESİ VE DRAMALI HASAN'IN ÖYKÜSÜ..

BÖLÜK AİLESİ VE DRAMALI HASAN'IN ÖYKÜSÜ..

Canan Bölük ile sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim..

Saime Bölük annemizi fazla yormak istemedim ama biraz daha açalım onların hikayesini..

BOZÜYÜKLÜ BÖLÜK AİLESİ..

Babamın ataları hep Bilecik/Bozhöyük'de yaşamış. (Şimdi Bozüyük diye tabelalarda yazıyor).

İnönü Savaşları'nda büyük dedemin arazileri cephe olarak kullanılıyor, İsmet İnönü ve ordumuz tarafından. Daha sonra dedem bu arazileri TC Devletimize bağışlıyor.

Tam şehrin merkezinde hanımız vardı. Lakap olarak da "HANCILAR" olarak bilinirlerken; soyadı yasası çıktığında, asker bölüklerini, atlarını hanında barındıran dedeme "BÖLÜK" soyadı verilmiş devletimizin Başbakanı İnönü tarafından. Ve Bozüyük'ün ilk Belediye Başkanı olarak babamın dedesi Hasan Hüseyin Bölük görevlendirilmiş.

Bursa'dan Bozüyük girişinde sol tepede Atatürk'ün savaşta karargah olarak kullandığı Sarı Köşk bugün şahane bir müze olarak ayakta, orada büyük büyük dedemin Belediye Başkanı olarak ismi, fotoğrafları sergileniyor.

Ben de anlamı onurlu olan soyadımı onurla, gururla taşıyor olmaktan mutluyum.

Ayrıca Türk ordusuna 3 önemli ve değerli komutan yetiştirmiş babamın ailesi.

Babaannemin amcasının oğlu " Kıvrakoğlu" ailesi,

Mustafa Kıvrakoğlu, ailenin ilk asker kişisi, Bozüyük doğumlu.1. Ordu Komutanlığı'nda Tuğgeneral olarak Boğazlar Savunması Planlama Başkanlığından emekli,

Hüseyin Kıvrakoğlu,1998-2002 yıllarında T.C'nin 23.Genelkurmay Başkanı,

Hayri Kıvrakoğlu, 2011-2013 yıllarında T.C'nin 47. Kara Kuvvetleri Komutanıdır.

Bu her zaman bizim için onur ve gurur vesilesi olmuştur.

Birazda Canan Bölük'ü tanıyalım kendisinden..

1960 Gemlik doğumluyum. 27 Mayıs İlkokulunda Makbule Çolak Öğretmenin öğrencisi olarak okudum. Ortaokulu Şükrü Şenol, Liseyi Gemlik Lisesi'nde bitirdim. Öğretmen okulunu bitirdikten sonra, Bursa Kız Lisesi'nde iki yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Gemlik Kız meslek lisesine atandım. Kız Meslek Lisesi ve Gemlik'de bir çok okulda çalıştım. 2010-11 yılında Gazi Okulu'ndan emekli oldum.

Öğretmen olduğum için çok mutluyum. Bana milyonlarca çocuk kazandırdı.

18 eylül 1992'de babam vefat etti. Eski evimizde annemle altlı üstlü oturuyorum. Birlikte yaşıyor sayılırız. Annem zaman zaman ablalarıma gider kalır fakat evini özlüyor.

Ben ve ablalarım iki dedemizi de tanıma şansı olmayan çocuklarız.

Anneannem ile çok zamanım geçti.

Bir dönem Sami(ASLIM) dayım Akkuş'a ilk öğretmenlik görevine atandığında bizde kaldı iki teyzemle birlikte. Sonra teyzemler dayımın yanına Akkuş'a gittiler. Dayım Gemlik'e atanınca bir sokak arkamızda ev kiraladılar.

Anneannem çok tutumlu ve eli çok lezzetliydi. Yemeklik kabaktan sütlü böreği, kapaması, kuru fasulyesi damağımda tadıyla kaldı.

Çok güzel iğne oyası yapar, provasız elbiseler dikerdi. Çok çok titizdi. Elinde leğende yıkadığı beyaz çamaşırları astığında yoldan geçenler "İlik gibi" dediklerini duymuşumdur.

Bayramlarda anneannemin 7 çocuğu, eşleri, çocukları bir araya gelirdik.

Anne tarafım Selânik göçmeni. Anneannem 14 yaşında evlenmiş, dedem onu bebeklere bakıldığı gibi bakmış. Anneannem sokakta ip atlarmış evliyken. Ama evinin işlerini yapar, eşinin iki erkek kardeşine de ablalık yaparmış.

Muhteşem baklava yapardı. İncecik açtığı yufkaları beyaz çarşafta dinlendirir, bol cevizli katlar ile 7-9 katlı nefis baklavaları, sarmaları, ciğer sarması ile donatırdı sofrayı. Bir de papara dediği suya sarımsak, sirke koyar fırınlanmış ekmeğin üzerine dökerdi. Öyle lezzetliydi ki.

Babaannem minnacık bir kadındı, anneannem boylu poslu.

Babaannem eskimiş, giymediğimiz eşyalarımızı keser, kırk yama yapardı. Ama bizde hiç yok çünkü yaptıklarını halama götürürdü. Bize kızdığında da "Köpeğin enikleri" onun tek sözüydü.

Çok zengin ailenin kızı yine çok zengin ailenin oğlu ile evlenmiş. Baba dedemin hanı yakın zamana kadar Bozüyük Merkezde çalıştırılırdı, sonra yıkıldı yerine kocaman beton bina yapıldı.

Babaannemin kendi evi olmadığından evinde yemek yemedim. Bize geldiğinde de mutfağa pek girmezdi. Mercimekli, nohutlu mantı yapardı inanın muhteşem lezzetliydi. Minik mantılar önce fırında kızartılır sonra üzerine et suyu dökülür biraz tıkırdayınca alınır, üzerine sarmısaklı yoğurt onun da üzerine kırmızı biberli tereyağı...

Çocukluk yıllarımda ve 18-20 yaşlarımdayken akşam yemek sonrası sahile ailece giderken özel giyinirdik. Babacığım mutlaka kravatlıydı. Anneciğim şık ince topuklu ayakkabı, çanta ve şık giyim. Sahil şimdiki Mado'nun olduğu yere kadardı. İskele de turlar Abdurrahman amcanın gazinosunda dondurma yerdik. Çerezci Mehdi bembeyaz giyimiyle kolunda cam çerez çantasıyla gelir "Erbabı Biliiiiirrrr" diye bağırır, çerez alır babacığım, biz bir minik kabuğu yere atmadan yerdik. Çöpü garson temizlesin diye bırakmazdım.

Herkes böyleydi, sadece ben ve ailem değildi yani.

Emeğe, emekçiye, topluma daha doğrusu insan olarak kendimize saygımız vardı.

Bir de Saime teyzenin teyzesinin oğlunun hikayesi var..

Bu hikaye de türkülere konu olmuş. Bilmem türküleri sever misiniz? ama ben yaşanmış hikayeleri seviyorum. Bir çoğu yaşanmış hikayelerden doğmuş..

Bu hikaye ile sonlandıralım sözlerimizi. Biraz olsun bir çınarımızın  sözlerine ve onun yetiştirdiği evlatlarına yer verdik.

Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ölenleri rahmetle anıyor, Saime annemize, evlat ve torunlarına mutlu ve sağlıklı günler diliyorum.

REYHAN ÇORUM.

DRAMALI HASAN'ın ilginç öyküsü.

Haksızlık, gelmeye görsün insanoğlunun başına, coşar deli yürek eşkıyalığı ilan eder. Dedem derdi ki: Bu Balkanlar’da insan, ya sevda, ya haksızlık, ya da zulüm gelirse çıkar dağlara. Dağları dolanır. Geceleri dalar zifir karanlıklara, ilikler üşür zemheri ayında. Yeter ki haksızlığa uğramasın bu yürek, işte o zaman eşkıyalık yaraşır bu dünyaya…

Hasan’ın, Yunanistan’ın Selanik ili Kayılar kasabası Debre köyünde  doğduğu söylenir. (Tahmini olarak 1870-1925 yılları arasında) Kayılar, Drama, Serez, Kavala-Sarışaban yörelerinde yaşamıştır. Uzun askerlik zamanında komutanı tarafından haksızlığa uğrar, dayak yer ; bu zulme dayanamaz çeker silahını vurur komutanı, kaçar askerden. Gelir memleketi Debre’ye …

Müfreze arkasında. Duramaz memlekette. Bilir ki yakalanırsa sonu  darağacı. Pişman olsa da neye yarar, olan olmuştur bir kere. Alır martinini eline, çıkar Balkanlar’a. Ant içer: Zulme uğrayana, yoksula, garibana yardım edecek, zenginden alıp  fakire verecek. Namı yürür  “Bizim Hasancık” diye.

Nasıl biridir diye sorarsanız? Samsunlu araştırmacı Baki Sarısakal’a göre: Orta boydan biraz kısa, kemikli ve değirmi  bir yüz, şeftali kırmızı yanaklar, Orta Asya tipi çekik gözler, parlayan kapkara  göz bebekleri, dik başının tepe kısmı ustura tıraşlı, bıyıklar pala. Üzerinde bürümcük gömlek, köşeleri işlemeli kuşak, potur pantolon, ayağında mest pabuçlar, elinde yanke tüfeği. Hakiki adı Peady-Martini-Henry olan, bizim kısaca “Martini” dediğimiz tüfek...

Ve Hasan Eşkıya olur. Yanında bir tek Kara Kedi dediği arkadaşı vardır. Debreli Hasan eşkıya olur; ama bildiğimiz eşkıyalardan değil. Halkın parasını çalanlardan hiç değil. Debreli Hasan, o dönem milleti soyan, haksız yere milletin parasını alan, sırtından geçinen zenginleri soyar. Paraları halka dağıtır. Topladığı paralarla Drama Köprüsü’nü yaptırdığı söylenir. Söylence böyle olmasına rağmen, Drama‘da böyle bir köprünün olmadığı görülmüştür. Drama Köprüsü’nün, Drama köyleri Nusretli ve Kozlu köy arasında bulunan bir su kemeri olduğu  son yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Gücü yetmeyip de evlenemeyen sevdalıların kavuşmasını sağlar. Evlenmek için İskeçe pazarına danasını satmaya götüren gence, yardım ederek danasını sattırmaz. Ve  onu evlendirir. Rum zenginlerinden Yargo  Çorbacı’yı soyar. Yargo,”Bıktım şu dağdaki Hasan eşkıyasından bir türlü İzmir’e mallarımı götüremiyorum,” diye söylenir. Etraftaki esnafın, “Be… Yargo, Balkanlarda Debreli’den kaçarken, İzmir dağlarında Çakırcalı Mehmet Efe’ye  rastlarsın,” diye söyledikleri bilindiğinden. Debreli Hasan’ın  Çakırcalı ile aynı zaman diliminde yaşadığı tespit edilmiştir.

Bacısı  Esma, Kayılar kasabası Erdumuş köyünde oturmaktadır. Arada onu dolaşmaya  gittiği bir gün müfreze, Debre’de köye tuzak   kurar. Yareni, arkadaşı, kızanı, Kara Kedi yakalanır. Drama Mahpusane'sine gönderilir. Debreli’nin sevdalandığı vardır, Drama Kozlu köyünde. Anlatılanlara bakılırsa Debreli, bu köyde bir kızla nişanlıymış. Lakin daha sonra dağa çıkınca, “Ben bu kızla evlenirsem ona kötülük yaparlar,” diye düşünüp evlenmekten vazgeçmiş. Genç kız, uzun bir müddet onu beklemiş. Hatta şöyle bir türküyle haber verir , sevdiği Hasan’ına:

Kozlu köy gülleri, de bre Hasan ilk yazın açacak,

İzin ver bana sevdiğim vaktim(iz) geçecek.

Debreli, en sonunda kızcağıza “Artık beni bekleme, başkasına varıp evlen,” diye haber göndermiş. Düğününe de gizlice gelip yedi tane bilezik (veya beşibirlik) takmış. Anlayacağınız, böyle de sevdasını yüreğine bastırıp ayrılabilecek kadar da delikanlıymış. Balkan Günlüğü  araştırmacının dediğine göre, Bafralı Hüseyin Erdoğan’dan dinlediği, Debreli Hasan türküsüne ek olarak bazı yörelerde söylenmektedir:

Kozlu köy deresinde bre Hasan (üç) silah patladı.

(Te be) koşun bakın Debreli Hasan kimi hakladı.

At martiniyi bre Hasan dağlar dinlesin.

Kozlu köy deresinde bre Hasan Kara Kedi dinlesin.

Makedon dağlarının Debreli'si sonunda padişah affına uğrar. Veya söylentiye göre mübadelede, güvenlik güçlerinin elinden kaçmayı başarır ve Türkiye'ye göç eder.

Debreli Hasan hakkında anlatılanların ortak özelliği, hiç kimsenin tam olarak nereli olduğu, ne zaman ve nerede öldüğü, mezarının nerede olduğu bilinmemesidir. Samsun Bafra ilçesinde Nebyandağı’na yerleştiği, araştırmacı Rahmi Özen tarafından  rivayet edilir. Ama ne olursa olsun, Yunan çetelerinin baskısına karşı Türk köylerini savunmuş ve kahramanlaşmıştır. “Dramalı Hasan” türküsü onun adına yakılmış, söylenmiştir.

“Drama Köprüsü” ya da “Debreli Hasan “türküsü, TRT radyosu sanatçılarından kimi mahalli sanatçı ve gruplara kadar çok sayıda müzisyenin ilgisini çekti yıllar boyunca ve birçok kereler, birçok  farklı yorumla kayıt altına alındı.

“ Debreli Hasan” türküsünün bir güzel tarafı da mahpushanede ki dostlarına umut veren yanıdır. Yaşama, doğru bakmanın, dostluğun, arkadaşlığın ve umudun türküsü de diyebiliriz buna. Her fırsatta bu türküyü söyleyin olur mu? Dağ başlarında, yaylalarda, gençlik masasında, akşam ateşinin karşısında... Her yerde...Hem de yumruğunuzu sıkarak…

30/01/2017

ARAŞTIRAN-DERLEYEN                                              

Ferhat GÜNDOĞDU.

Drama köprüsünü (bre Hasan) gece mi geçtin

Ecel şerbetini (bre Hasan) ölmeden içtin

Anadan babadan (bre Hasan) nasıl vazgeçtin

At martini Debreli Hasan dağlar inlesin

Drama mahpusunda (bre Hasan) namın yürüsün

Drama köprüsü de (bre Hasan) dardır geçilmez

Soğuktur suları (bre Hasan) bir tas içilmez

Anadan geçilir (bre Hasan) yardan geçilmez

At martini Debreli Hasan dağlar inlesin

Drama mahpusunda (bre Hasan) namın yürüsün

Mezar taşlarını (bre Hasan) koyun mu sandın

Adam öldürmeyi (bre Hasan) oyun mu sandın

Drama mahpusunu (bre Hasan) köyün mü sandın

At martini Debreli Hasan dağlar inlesin

Drama mahpusunda (bre Hasan) namın yürüsün