• Perşembe 16 ° / 6 ° Güneşli
  • Cuma 18 ° / 6 ° Parçalı bulutlu
  • Cumartesi 17 ° / 10 ° Parçalı bulutlu


Bir sobacı ustasının anıları ve sobalı günler..

Bir sobacı ustasının anıları ve sobalı günler..

Bir sobacı ustasının anıları ve sobalı günler..

     Bizler ateşi tanıyan ve ateşi seven çocuklardık. Kim bilir kaç kez ateşe dokundu ellerimiz ;ama yine de yanmaktan korkmadık.

     Sobanın üzerindeki yuvarlaktan ateşin dansı yansırdı tavana, hayaller kurardık .Boruya takılı demirde sallanırdı giysilerimiz. Hatta yaklaştırır iyice  sandalyeye asarlardı kara önlüklerimizi. Şimdiki gibi çok fazla giyeceğimiz yoktu. Bir an önce kurusun da giyelim diye beklerdik. Hatta yanardı ateşin harı ile üzülürdük.

     Kış gecelerinde ne güzel olurdu soba üzerinde fokurdayan çay ,pişen kestaneler, mısırlar. Komşular küçücük odaya doluşur, daha yeni evimize gelmiş televizyonu merakla seyrederdik. Malum televizyon o zamanlar her evde yoktu. Kimde varsa imece usulü geçilirdi karşısına.

     Komşuluklar çok güzeldi de, en zoru ders çalışmak için soğuk odaya gitmekti.O zaman anlardık o sıcacık sobanın değerini. Şimdiki gibi klimalar, çeşit çeşit ısıtıcılar, doğal gaz hiç biri yoktu.Her odada soba, zengin evinde bile yoktu. Bir odada soba yanar ,ev ahalisi doluşurdu aynı odaya. Öyle "hadi git çocuğum odana "demezdi büyükler. "Ben odama gidiyorum" diye kaçamazdı küçükler.

    Gece buz gibi yatağa girmek epey bir eziyetti ama neyse ki soba üstünde kaynayan güğümden sıcak su torbalarını doldurur, yatağın içine atıverirdi annelerimiz. Kardeşlerimize sarılır yatardık.

    Sabah o mis gibi kızarmış ekmek kokusu ile uyanırdık.Haydi kahvaltıya diye seslenirlerdi.. Zeytinyağı, kekik ve ekmek kokusu muhteşem üçlü. Yenilen mandalina, portakal, elma kabuklarının sobadan odaya yayılan mis gibi kokusunu da unutmayalım.

    Bizim evde soba temizlemek de oldukça sorundu. Annem çok titiz, babam da bu konularda fazla becerikli sayılmazdı. Ya boru uymaz, ya düşer ortalığı kirletir. Tatlı bir atışma olurdu hep aralarında ,soba temizlenip kurulduğunda derince bir oh çekerdik.

     Sobacılar altın devrini yaşıyor, biz büyüyorduk, sobalarda bizimle evrim geçiriyordu. Çeşit ve şekilleri her geçen gün daha da şekilleniyordu.

    Benim en sevdiğim ise kuzine soba dır. Yemekler, börekler, tatlılar yapılır. Patates gömülür küllerine, bir güğüm sıcak su mutlaka bulaşıklar, çamaşırlar  için konulurdu.

    18 yaşındaydım evlendiğimde. Lise caddesinde (kömürlü) kaloriferli Eşref bey apartmanına gelin gitmiştim. Sobalı bir evden kaloriferli bir apartmana terfi etmiştim ama kısa sürdü saltanatımız, oradan taşındık. Gemlik de tek tük kaloriferli apartman vardı. Sonralarında da hep sobalı evler de oturdum. Ta ki Mehmet Reis sitesine taşınana kadar.

Yani epeyce çocukluğumdan bu yana soba kültürü edindim.

     Bu arada düşünüyorum da, soba yakmak zordu, külle, isle kirleniyordu evler,eşyalar,perdeler ama iyi ki o günleri yaşamışım. Sobalı evlerin keyfi başkaydı.

Merak ettim kimler kaldı sobacı diye.

Diğer meslekler gibi inşallah bu meslek de bitmemiştir diyordum.

Sordum soruşturdum, Volkan Arda babasından söz edince hemen gittik görüşmeye.

    Korktuğum gibi bu mesleği yapan pek kalmamış. Evinin altını atölyeye çevirmiş Rüştü Usta. Gittiğimizde kafasını eğmiş çalışıyordu. Hamidiye köyüne borular hazırlamış,"git bırakıver alacaklar "dedi Volkan'a. Sobacı kalmadı ama köylerde hala sobalar var.

İnsan nasıl sevmez köyleri. Doğallık güzellik köylerde..

     Bakalım inatla ve zevkle bu mesleği hala devam ettiren Rüştü ARDA bey neler söyleyecek bize.?

İşini bıraktı geçtik yazıhanesine.

    Plaketler, teşekkür belgeleri, fotoğraflar, Eşref Kolçak Rüştü bey'in ona yaptığı sobayı pek beğenmiş, fotoğraf çektirmişler birlikte. Çerçevenin içinden bakıyordu bize rahmetli.

En çok duvarda asılı karyola başlıkları dikkatimi çekti ve tabi minyatür sobalar.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

    "1946 doğumluyum.50 senesinden beri Gemlik'deyiz ,buraya dört yaşında gelmişim.İlk okulu Atatürk Okulunda okudum. Orta okulu ise yine Atatürk okulunun karşısındaki orta okulda okudum.O tarihlerde yıkılan zeytin halinin(Orhangazi caddesi)orada oturuyorduk.53 -54 yıllarıydı,Kenan Karakaş'ın dedesinin evinde kiracıydık. Sonra bu evi yaparak taşındık. O tarihten beri buradayız.

Meslek hayatına ne zaman başladınız?

    Orta okuldan ayrıldıktan sonra mesleğe girdim. Balık pazarında Erdoğan Usta vardı,onun yanına çırak olarak girerek kendimi yetiştirdim. 69 yılında iş yerimi resmen açtım.

Sunğipek fabrikasında babam çalışıyordu. Oranın ekmeği ile büyüdük.Bende bir ara orada oluklar yaptım.

     Ben sobacılığın yanında başka işler de yaptım. Saç işlerinin hepsi var bizde. Havalandırma ,oluk işleri de yapıyoruz. Yakın zamana kadar su tesisat işleri de yapıyorduk ,plastik borular çıktı o işi bıraktık.

    81 yılından 2008 yılına kadar çıraklık eğitiminde görevliydim. O zamanlar eğitime katkımızdan dolayı plaket verdiler.

    Metal işindeki hocalara maddi durumu iyi olmayan çocuklar gelsin, çalışsınlar,mesleği öğreteyim diyordum ama kimse gelmiyordu. Daha önceleri yaz tatili olduğunda kapıda on kişi sıraya girerdi. Şimdiki gençler parayı seviyor, meslek öğrenmiyor. Sadece bizde değil, bütün mesleklerde böyle.

    Ender zeytin fabrikasında çalıştım.İlk ezme zeytin paketini Necdet Girgin yaptı.Bu yumuşak zeytini kime yedirecek *dedik.İlk müşterisi Migros'du.O isim her bakımdan fabrikayı hareketlendiriyordu. Rıfat Minare ve Necdet Girgin Amerika'ya zeytin gönderdi.

     BP'nin filtrelerini İstanbul'a yaptırıyorlardı, müdür çağırdı.Numune yaptık beğendiler ve biz yapmaya başladık. Fiyat sordular söyledik, ilk kez yapıyoruz .Müdür "az fiyat söyledin" dedi.Biz bunlara nakliye, masraf konduğunda çok daha fazla veriyoruz.

     Orhangazi de büyük cami altında 67 dükkan var.O zamanlar bizim hanımın halası çağırdı gittik. Tesisat yapılacakmış. Müftü geldi pazarlık yaptık. Çocukların harçlığını,yemeklerini vereceksiniz dedik, fazla bir şey istemedik.Armutlu eski Belediye binasını 76 yılında, bir çok çatıyı da biz yaptık.

Eskileri çok iyi tanırım diyor ve bir iki anısını anlatıyor bize.

Eski insanlara boşuna bey denmiyor.

     Danış Ekim'in evine(şimdiki öğretmen evi)soba kuruyoruz. Bir kaç odaya kurduk.İşimizi bitirdik gideceğiz, hanımı" bitti mi ?"diye sordu."Ben beye söylerim ustanıza uğrar" dedi.Tam çıkarken Danış bey geldi. Elime bir para tutuşturdu ve ben ustaya uğrayacağım dedi. Çıkınca avucumu açtım. O zamanlar haftada 7.5 lira alıyorsam o bana 10 lira vermiş.Döndüm bunu usta mı vereceğim* dedim."Yok senin "dedi bana.Aldığım bahşişe inanamadım.Hatta bir anı daha anlatayım onunla ilgili.

     Danış bey yine o evde oturuyor,Hem eve ,hem çiftliğe ekmek gidiyor bir fırından.Eskiler öyle şimdiki gibi çıkar ver bir lira yapmaz,arada hesap görürlerdi.Fırıncı laf arasında hesabın çoğaldığını,işlerinin bozuk olduğunu ima ediyor.Danış bey bir şey demiyor,öderiz deyip gidiyor.Ertesi gün kapıya bir kamyon yanaşıyor,Kamyoncu bir zarf uzatıyor.Kamyon un dolu.Fırıncı" ben bu unları istemedim "diyorsa da boşaltıyorlar."Danış Ekim diye biri yolladı" diyorlar.Manyetolu telefondan fabrikayı arıyor,"ben un istemedim,ödeyemem "diyor..Danış bey"ne var gönderdiysem,sen işlerim bozuk dedin,bende sana işlerini düzelt diye gönderdim,para istemem"diyor.

Askerden yeni gelmiştim. Bülent Kurt da koca Ustaya gidin diye hep bana iş gönderirdi.

Ona sohbet ettiğim kişilerden bahsedince anılar ekledi .

     Şükrü Şenol ne işi olursa olsun gönderirdi bana.Arnavut Şükrü dediğin zaman iyilik babasıydı. Herkese yardım ederdi.O zamanlar iki üç okul var.Çağırırdı yöneticilerini sorardı," kaç talebe var ihtiyacı olan".Ayakkabıcı, elbiseci, kırtasiyeci tanıdık esnafı arar "hazırlıklı ol sana şu kadar çocuk gönderiyorum ihtiyaçlarını ver" derdi. Dini bayramlarda sekiz on küfe zeytini kapıya çıkarır,ihtiyacı olan alsın derdi.Bana da hep Gel bre Ustam diye seslenirdi. Onun meşhur sözüydü "bre"

    1984 senesi Alemdarların yanında yer açtık.Bursa'dan geliyoruz dört arkadaş.Konu dişten açıldı.Biz baktık bizim dişlere bakım lazım."Özcan Vural'a gidelim dedim gittik.Özcan abi biz sana geldik."Sen kenara çekil" dedi.Baktı arkadaşlara önce."Sen yarın gel,bunlar öbür gün" diyerek bizi yolladı.Benim dişime 84 yılında dolgu yaptı hala düşmedi.Biz saygıda kusur etmezdik.Şimdiki gençlik haddini bilmiyor,biz bilirdik.

     Rafet hoca ile bir anımı anlatayım. Vedat'ın annesi.Bir gün tomrukların üzerinde oturuyoruz geldi."Sandalye getireyim" dedim istemedi.Oturdu konuşmaya başlayınca ismimle hitap etti.Uzun yıllar görmemiştim,sordum "hocam nasıl hatırladınız?" diye. "İstersen okul numaranı da söyleyeyim "dedi.

     Halil Uğur hoca bir hışımla bir gün dükkanıma girdi,oturdu bir sigara istedi.Çekmecede vardı ama "hocam yok "dedim.Israrla" içiyorsun biliyorum çıkar" dedi.Hocam yok dedim."Geçen gün uzaktan farkettim ,ağzında sigara vardı,beni görür görmez yere attın "dedi.Bu yaptığım hoşuna gitmiş,karşılıklı içmek istemiş.

Biz sayardık öğretmenlerimizi.

Balığı çok severim,Boksör Necati sabah balık çorbası yapardı,her sabah seslenirdi "gel "ye diye.

    Gençliğimde futbol oynadım. Sümer Atasoy, Bilgin Baturay, Bursa sporlu İsmet abi .Altay maçından geliyoruz,ılıca caddesinden geçiyoruz,orada dutluk vardı,oradan futbol sahasına geçip top oynuyorduk.Eski Emniyetin arkaları bizim eski mezarlığımızdı.

Peki ya yetiştirdiğiniz çıraklarınız?

O kadar çok ki bazısını tanıyamıyorum bile.

Şafak emayeye gittim, Oradaki çocuk bana ben senin yanında çalıştım dedi.

Şehit olan Hüseyin Çatalkaş askere gitmeden yanımda çalıştı ona da çok üzüldüm.

     Bülent Şakrak uzun yıllar yanımda çalıştı.Sevimli simsiyah bir çocuktu.O zamanlar da bizi güldürürdü."Bakın size şiir yazdım" der okurdu.Meğer Müslüm Gürses'in şarkısıymış.Çeşitli şaklabanlıklarla dükkanı neşelendirirdi. Bana hala gelir baba der.

    "Benim yaptığım sobaları şimdi kimse yapamaz,boru yaparlar "diyor Rüştü usta.Meslekte kimse kalmamış.Eski yaptığı sobalara, ızgaralara bakıyoruz. Oğlunun biri bu mesleği onun kadar olmasa da devam ettiriyormuş.

   2008 yılında emekli oldum. Bağ-kur'a ilk emeklilik işlemimi yapmaya gittiğimde 3 aylık 156 lira yatırmıştım.S onra gene iş yapmaya devam ettim. Dükkanı kapattıktan sonra evin altında çalışmaya başladım.

   Bir gün Armutlu'dan kan ter içinde yaşlı bir bey geldi. "Rüştü usta sen misin. Armutludan geliyorum, Gelinim bu semaveri git Gemlik de yaptır, yaptıramazsan Bursa'ya git yaptır, yaptırmadan da gelme" dedi "diyerek çekine çekine yapabilir misin? diye sordu."Önce bir yüzünü yıka dedim, sonra bir çay söyledim. İkinci çayını da söyleyerek tamiratı bitirdim. "Borcum ne kadar” diye sordu, Sen beni dinler misin, boş ver parayı, git o gelininden kendini koru "dedim.

Volkan'a soruyorum baban nasıl bir baba ? diye.

"Duvardaki tornavidaları gösteriyor ve şuradan bir tornavida alalım fark eder kimseye el sürdürmez.   Önündeki su motoru kaç senelik daha tamir görmedi.

     Babam normalde çok sert, işte hiç konuşmaz, yemek yemez, su içmez hep çalışır. Ama evde şeker gibi bir baba "diyor,  gülüşüyoruz.

    Bende babam sayesinde hiç sertliğini farketmedim.Bana gayet sıcak ve samimi içini ve iş yerini açtı.  Babalarımızın adı bile hala her kapıyı açan bir anahtar.Sağlıklarında değerlerini bilmek lazım.

     Rüştü bey son söz olarak gençlerin büyüklerine saygıda kusur etmemelerini,paranın ikinci planda gelmesi gerektiğini ve işini severek yapmanın başarıyı getirdiğini söylüyor.Bana bu meslek çok tecrübe ve insanlık  kazandırdı, işimi seviyorum diyor.

Teşekkür ederek ayrılırken bir çınarımız ile daha sohbet edebilmenin mutluluğu içindeyim.

REYHAN ÇORUM

RÜŞTÜ ARDA İLE SÖYLEŞİ.