• Cumartesi 27 ° / 15 ° Güneşli
  • Pazar 23 ° / 16 ° Sağanak
  • Pazartesi 22 ° / 11 ° Fırtına


BİR MEMUR ÇOCUĞUNUN GEMLİK ANILARI..(2)

BİR MEMUR ÇOCUĞUNUN GEMLİK ANILARI..(2)

BİR MEMUR ÇOCUĞUNUN GEMLİK ANILARI..(2)

SUAT ÖZEL İLE ANILARA YOLCULUK..

Birinci bölümde kaldığımız yerden devam ediyoruz..

Bakalım Suat Bey devamında bizlere neler anlatmış?

Sonra gitar dersleri almaya başlamıştım. Orhangazi’den sepetli motosikletle gelen bir hoca vardı.. Ayrıca Sunğipek fabrikasında babamın arkadaşının oğlu Ömer Özgeç ağabey vardı; ondan, hatta liseden aşağı inerken sol taraftaki ilk evde oturan sınıf arkadaşımız Kemal Dinçer'in akrabası olan Selçuk Alagöz’den bile gitar dersleri almıştım. İlk önce ‘’Kızılcıklar Oldu mu’’, sonra ‘’Bessame Mucho’’ parçalarını öğrenmiştim. Orta birin sonundaki müsamerede Sunğipek fabrikasının sahnesinde sanat hayatıma ilk adımımı atıp ‘’Bessame Mucho’’ yu çalmıştım.

Daha sonraları müzik hayatım o kadar gelişti ki; galiba Lise 2'deyken Gemlik'te ilk defa düzenlenen ‘’Altın Zeytin’’ Orkestralar yarışmasına Aydın Akovalıgil, Kaya Bolu ile birlikte kurduğumuz ‘’Sefiller Orkestrası ‘’ olarak katıldık. Bu yarışmada aranjesi Deve Aydın tarafından yapılan "Adananın yolları taştan" türküsü ile 4. olmak suretiyle müzik hayatımızı taçlandırmıştık. Zaten 4 orkestranın katıldığı yarışmanın ödül törenine, ben çıkıp büyük bir onurla kupayı almış ve final fotoğrafında yerimi almıştım. İçeri girip kupayı arkadaşlarıma verdim, çok sevindik bu gururu ve kupayı ömür boyu taşırız diye düşünürken bizim kupa kayboldu. Sonra baktık ki bizim orkestradan bir arkadaşımız da kaybolmuştu. Daha sonra anladık ki (ismini burada açıklamayacağım) arkadaşımız kupayı kapıp kendi evlerine götürmüştü.. Birkaç yıl öncesine kadar bu anımızı konuşur hep beraber gülerdik. Ama bu defa da Deve Aydın bizi bıraktı gitti…

Bu arada Sunğipek fabrikasının Gemlik üzerinde ayrı bir etkisi ve yeri vardı. Hemen hemen hepsi okumuş, yazmış insanlardan oluşan bir topluluk olarak üst düzey bir yapı hissi veriyordu. Meydandaki parkın arkasından kalkan bir otobüs ile ulaşılabilen, sinema ve tiyatro sahnesi olan yemek salonunun balo salonu olarak kullanılabildiği, yazlık dans pisti olan bahçesi , özel plajı olan herkesin elini kolunu sallayarak gidemediği özel bir alandı.

Daha sonra bir yandan Okul Bandosunda davul çalmaya, bir yandan da Tiyatro kolunda oyunlara başladım. Tabii beden eğitimi hocamız Günsel Bey ve Sevgili Ağabeyim Atilla Tayanç öncülüğünde kurulan Türkiye İzciler Birliği Gemlik Şubesindeki faaliyetlerimiz için ayrı bir sayfa açmak gerekir. Orada da Oymak Başı olmuş, Bozkurt Obamla izci kampları ve bir sürü faaliyete imza atmıştım. Bu arada Okulumuzun Folklor ekibinde de davul çalmaya başlamıştım. Lise birinci sınıfa da görkemli bir başlangıç yaptım. Dersler gayet iyi gidiyordu ama Gemlik’te bahar gelince insan bir tuhaf olmaya başlar.

İkinci dönem ben yine tiyatroydu folklordu derken, bu defa kavak yelleri beni de etkilemeye başlamıştı.. Her zaman okul bitiminde İskele meydanında kahveye takılan, Terzi Alaaddin Filyos’un veya Ayakkabıcı Halil’in, Balıkpazarı'ndaki Foto İpek Sefer abinin fotoğrafçı dükkanına yada Atilla Tayanç abimin Kırtasiyeci dükkanına takılan ben, evden çıkamaz olmuştum. Bizim evde telefon yoktu ama malum şahıs beni Melek Hanım teyzelerin üst katımızdaki evlerinden arardı. Sallantılı bir orta son 2. Sömestr ve yaz tatilinden sonra kavak yellerinin tayini çıktı Gemlik'ten gitti ve biz de şöhretimize yakışır biçimde Liseye başlangıç yaptık ve erkek arkadaşlarımızla yeniden erkeklerin dünyasında yaşamaya başladık. Lise yılları çok güzeldi. Bizden önceki yıl Lise 1. Sınıfta matematikçi Adem beyin öğrencilerinin hepsi sınıfta kalmış, Adem Bey de Edirne’ye tayin olup gitmişti. Dolayısı ile bir üst yaş grubu ile sınıf arkadaşı olup hayata daha farklı bir açıdan bakar olmuştuk. Matematikçi Adem bey olmayınca başka derslerin hocaları bu derse girmeye başlamış, dolayısı ile işler kolaylaşmış ama cebir ve geometrinin kalitesi de düşmeye başlamıştı. Ama Lise 2. Sınıfa geçtiğimizde Balıkesir’den Hasan Basri Özdemir isminde bir hoca gelmişti ki evlere şenlik.. Hoca Balıkesir’den Gemlik’e motosikletle gelmeye kalkmış, yolda kaza geçirmiş, kafası alnının ortasından çene altına kadar yarılmış, yüzünde derin bir yara iziyle karşımıza çıkmıştı. Hoca son derece pratik sonuçlar bekleyen, çok hızlı konuşan, bir anlattığını tekrar etmeyen, not konusunda son derece acımasız ve kimseyi kendisine yaklaştırmayan bir yapıdaydı..

Daha sonra anlatırım ama benim hayatımın yönünü de belirleyen bir kaç insandan biri olmuştur Hasan Basri Hoca ve onu şükranla anarım her zaman.

Sınıfımıza yeni gelen İş Bankası müdürünün oğlu Cem Bosut, Hasan Basri hocadan 2 veya 3 aldığı zaman, biz 0 veya 1 alanlara bir hava atardı ki sormayın. Bu yüzden Dayak yediği bile olmuştur Cem’in. Zaten 4 veya 4,5 dan 5’i bir Lütfü Oskay alırdı. Bir de Zerrin Uğur filan herhalde, Nesrin Yalvaç’ın da iyi notlar aldığını söyleyebiliriz. Yani Lise 2'den sonra bir yandan Tiyatro bir yandan Folklor, bir yandan Bando takımı, izcilik ve ılık ve etkili esmeye başlayan Kavak Yelleri filan derken derslerin de zorlanmaya başladığını söyleyebilirim.

Bizden büyüklerin oynadığı ‘’Duvarların Ötesi’’ oyununu seyrederek başlayan tiyatro merakı, Edebiyat hocamız çok sevdiğim Gevher Bayegan Hanımefendinin de teşviki ile Cevat Fehmi’nin GÖÇ oyununda Berber Salih rolü ile kanıma girdi. Bu oyunda daha sonra ilerici çağdaş fikirleri ile Gemlik’in de çok sevdiği takdir ettiği sevgili okul arkadaşımız Avukat Ali Aksoy ile oynama şerefine eriştim. Taner Merter ( Şu an her ikisini de rahmetle anıyorum) gibi çok yetenekli diğer birçok arkadaşımızla bu oyunda büyük başarılar elde etmiş epeyi bir alkış almıştık. Tabii benim için en büyük sevinç ve öğünç kaynağı annemin ve babamın gözlerindeki parıltı idi. O gözlerdeki takdir ve gurur her şeye bedeldi benim için. Bu anları albümlerimdeki resimlerde görebilirsiniz.

Daha sonra ‘’Buzlar Çözülmeden ‘’ oyununda Tahrirat Katibi ve İonescu adlı Romen bir yazarın ‘’İki Kişilik Hır Gür ‘’ adlı oyunu ile birlikte 2-3 oyun daha sahneye koymuştuk.

Gemlik'te Sunğipek Fabrika sahnesinde başlayan gösterilerimiz sonradan okulumuzun arkasında yapılan Spor Salonu Sahnesinde ve Umurbey'de yapılan TC Cumhurbaşkanlarından Rahmetli Celal Bayar adına yapılan kültür kompleksinin sahnesinde devam etti..

Şimdi Sosyal Sorumluluk projesi filan diyorlar ama o zaman biz Kavakdibi köyünün meydanında geri geri yanaştırılan iki kamyon kasasını birleştirip sahne yapmış ve orada da köylülere tiyatro gösterisi yapmıştık. Ayrıca ortaokulu ve Lisesi olmayan Orhangazi'ye de ( Orhangazili öğrenciler okul için her gün Gemlik’e gelir, dönerlerdi ) gidip orada da tiyatro yapmıştık.

Bir gün Umurbey'de Buzlar Çözülmeden oyununu oynarken birinci perdenin yarısında Sayın Cumhurbaşkanı Celal Bayar salona girdi. O sırada sahnede olan bizler önce bir şey anlayamadık ama sonra oyunu durdurup kendisini selamlayarak oyuna devam ettik. Oyun yazarının da görüşlerine paralel biraz sosyalist fikirler savunan Liberalizm ve Kapitalizmin toplumda yarattığı tahribatları ortaya koyan Anadolu Köylüsünün sıkıntılarını anlatan bir oyundu. Ve bir ara köyün yönetimini ele geçiren Akıl Hastanesi Kaçkını Yüzbaşı, senaryo gereği , karaborsacı ve kurtlu mal satan fahiş fiyatlarla halkı kazıklayan esnafı ( Baş Esnaf Celal Kurt ) sıraya dizip asker adımları ile yürütürken ‘’Sol Sol Sol ‘’ şeklinde askeri komutlar veriyordu. Ancak ikinci perdede senaryoda ani bir değişiklik yapıldı ve ne kadar ‘’ Sol’’ lafı varsa hepsini ‘’Sağ’’ şeklinde söylememizi emredildi. Zira Cumhurbaşkanı Türk Sağının en büyük Liderlerinden biriydi 27 Mayıs Askeri Darbesinde İdamdan kurtulmuş birisiydi. Ülkede sağ sol çatışmaları devam ederken bu konular çok hassastı. Her şeyden nem kapılan böyle bir dönemde kimse başını belaya sokmak istemiyordu. Ama o kadar prova ezber ve oyun tekrarından sonra ‘’Sol’ları’’ çevirip ‘’Sağ’’ yapmak çok komik sonuçlar doğurmuştu..

Beni bu tür faaliyetlere çeken bir başka unsur ile yukarıda da bahsettiğim ve Lise 2. Sınıfın bahar aylarında yeniden esmeye başlayan Kavak Yelleriydi. Sosyal faaliyetler sayesinde tanıştığım ama daha önce de uzaktan uzağa gözüme takılan bir arkadaş çaldığım davulun ritmini etkilemeye başlamıştı. Ben bu gönül meselelerine duygusal yaklaşımların yanında biraz akıl ve mantık açısından da bakan bir tipim. O yüzden teknik detaylara da önem veririm ama kız çok hoştu ve arkadaşlık ilişkimiz de son derece yumuşak ve sorunsuzdu. Çok güzel günlerdi. Her fırsatta buluşuyor Askerlik Şubesinin arkasındaki ormanlara dağlara el ele tutuşup yürüyüşler yapıyorduk.

Folklor ekibimiz de çok başarılı idi, bir Eylül bizi Balıkesir’in Kurtuluş şenliklerine bile davet etmişlerdi. Folklor ekibi olarak Kervansaray otelinde kalmıştık. Artık Lisenin sonu da gelmişti ve benim liseyi bitirmek için 11 tane zayıfı nasıl düzeltip de okulu bitiririm sonra da Üniversite işleri nasıl olacak dertlerim başlamıştı.

Lise sonun bitmesine 2 hafta kala benim 11 tane zayıfım vardı. Bu arada Rahmetli Mustafa Turan, Rahmetli Aydın Akovalıgil, İpek Yalçın ve ben haftanın belirli günlerinde Bursa’da Beşikçiler semtinde meşhur Matematik hocası İlbey'i Aydın’a kursa gidiyorduk.

Sezon bitince bitirme sınavları başlıyordu. 4 ders zorunlu, 2 ders seçmeli, toplam 6 dersten ayrıca sınava giriliyordu ve hepsinden geçer not almak gerekiyordu. Eğer okulu bitirirken başka zayıf dersiniz varsa bitirme sınavlarına da giremiyordunuz.

Ben 2 haftada 11 dersin gerekli olanlarını sözlüye kalkarak hocalara yalvarıp ek sınavlar alarak temizledim ve standart 6 dersten bitirme sınavlarına girmeye hak hazandım. Bu sınavlara Haziranda girdik. Ama ben İngilizce, Matematik ,Fizik ve Kimya’dan Eylüle kaldım. İngilizce Fizikten tamamen kasıtlı olarak bırakılmıştım. Bunu Babam da biliyordu. Matematikten zaten herkes yerlerde sürünüyordu ama Kimyada tamamen kendi salaklığımdan kalmıştım. Babam aynı zamanda okul aile birliğine ve okula çok yardımcı oluyordu benim sosyal faaliyetlerdeki aktivitem Rahmetli Atilla ağabeyimin ilişkileri ve öğretmen dostları bizim iyi niyetli insanlar olduğumuzu ve sorunlu öğretmenlerin kaprislerine kurban edilmememiz gereğini her zaman ortaya koyuyordu. Sonunda ikmalleri verip tek ders sınavında da Fizik'den geçip Liseyi bitirdim çok şükür. O yaz bir de Bursa-Manyas- Burhaniye- Ören- Bergama İzmir- Kuşadası- Aydın duraklarını kapsayan muhteşem bir Lise son gezisi yapmış, hem hiç görmediğimiz yerler görmüş hem de müthiş eğlenmiştik..

O yıl yapılan üniversite sınavlarında da aldığım puanla Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine girip 1975 yılında Akademiden mezun oldum.

Akademinin 1. Sınıfı süresince Gemlik’teki son yılımız olduğu için her sabah Bursa'ya okula gidiyorduk. Artık kişisel masraflarımız için de paraya ihtiyaç duyduğumuzdan rahmetli arkadaşım Hamsi Bülent ile birlikte Balıkçı Mehmet Aydın Reisin takımına tayfa yazılmıştık. Haber gelince akşamdan fırlayıp denize çıkıyor , Kumla'da, Mudanya Siemens fabrikası önünde veya Askeri Hara Gemsaz önlerinde karidese gidiyorduk. Gece seyir sırasında makine dairesinde aygaz lambasında Hukuk çalışıyor sabaha kadar kolan basıyor, sabah iskeledeki müzayedeye balıkları yetiştirip Aynalı Turan abinin 321 Mercedes marka Otokar turizm otobüsü ile sabahı 7- 7.30'unda Altıparmak'ta Akademide oluyorduk. Bazen dersler uygun olunca ben otobüste muavin olarak Ankara'ya kadar gidiyor oradan da biraz bahşiş topluyordum.

Üniversite dönemi başlayınca birçok arkadaşımız İstanbul'a gitti, en yakın en sevdiğim arkadaşım rahmetli Aydın Akovalıgil Almanya'ya gitti. Bursa'ya gelenler Akademide devam mecburiyeti olmadığı için bir yandan okula giren 600 gündüzcü, 500 gececi öğrenci arasında dağıldı. Yavaş yavaş büyük bir kısmıyla bağlantılarımız koptu.

Ben Akademi 2. Sınıfa geçtiğimde babam Gemlik Kadastrosonu tamamiyle bitirmişti ve ardından Mudanya'ya tayin olmuştuk. O yıl Mudanya'ya taşındık ama hiçbir zaman sevemediğim ve her zaman Gemlik'le mukayese ettiğim Mudanya'ya daha yerleşmeden kendime bir ev arkadaşı bulup Bursa'ya yerleştim.

Bu defa çalışmak için Marmara Birlik’e girmiştim ve okula da geceleri gitmeye başladım. Önceleri hafta sonları Gemlik’e gidiyordum ama artık eski günler çoook geride kalmış ortalıkta hiçbir arkadaşım kalmamıştı. Bizleri bir araya getiren Lise ve oradaki faaliyetler olmayınca Arnavut Şükrünün kahvesinde bile tek tük arkadaşa rastlayınca yavaş yavaş bir uzaklaşma başladı.

Ama yıllar geçmesine rağmen Gemlik sevgisi yüreğimden hiç silinmedi. Ve yıllar sonra Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Organize Sanayi Bölgesi Müdürü olduğumda, o zamanki Başkanımız Rahmetli Ali Osman Sönmez zamanında başlayan ve oğlu Celal Sönmez döneminde alevlenen Serbest Bölge Projesini Gemlik’e getirme fikrini sonuna kadar destekledim. Şirketin kuruluş sözleşmesini bizzat ellerimle yazdım. Her aşamasında destekledim. Şimdi bazen bu yatırımla ilgili olarak olumsuz eleştiriler okuyorum ama o zaman Gemlik'te bu konu tüm paydaşlarıyla Belediyesiyle Ticaret Odasıyla paylaşılarak büyük bir heyecanla kabul edilmişti. Sonra Serbest bölge kanunlarında yapılan değişiklikler, yaşanan ekonomik krizler, Gemlik’in yapılaşmasındaki öngörü farklılıkları vs bazı olumsuzluklar yaratmış olabilir. Ama bizim çabalarımız tamamiyle Gemlik’in ekonomik hayatına pozitif katkılar yapmak amacına yönelikti..

Bir gün Deve Aydın’a dedim ki : Oğlum herkes pilav günü filan yapıyor 20 yıl olmuş biz hiçbir şey yapmıyoruz. Oturduk kafa kafaya verdik ve mezuniyetimizin 20.yılı için bir program yaptık. Önce okula gidip Müdür beyden yardım istedik. İstediğimiz gün okulu ziyarete açtı, 20 yıl önceki mezuniyet defterlerinden tüm isim listesini bize verdi, mezuniyet karnelerimizi yeniden öğrencilere yazdırdı. Biz de ulaşabildiğimiz tüm hocalara ve sınıf arkadaşlarımıza birer davetiye gönderdik. Gündüz okul ziyareti gece Atamer'de yemek ve eğlence..

Muhteşem bir gün oldu. Herkes bu gece için kaç para veriyoruz eşlerimizi çocuklarımızı da getirebilir miyiz diye soruyordu. Şehir dışından gelen hocalarımıza Atamer de odalar ayarladık, bir de güzel menü hazırladık. Aydın'a dedim ki, para işini bana bırak.. Aldım elime mikrofonu, yanıma da sevgili Metin Cengiz’i. Çıktık sahneye, bir giriş konuşmasından sonra sırayla herkesin ismini okuyup sahneye davet ettim. Bir kısım isimleri unutanlar da böylece birbirini hangi sınıfta filan olduğunu hatırlamış oldu. Bu arada gelen arkadaşa Metin Cengiz'in elindeki kutuya bir miktar para bırakmasını, karşılığında Okul müdürümüz Sayın Yılmaz Öger’in ıslak imzasını ve okulun mührünü taşıyan orijinal mezuniyet karnesini kendisine vereceğimizi söyledim. Parayı yetersiz bulursak karne notlarını okumakla da tehdit etmeyi ihmal etmedim. Çok iyi notu olanların ‘’İnek’’ kötü notları olanların da ‘’Tembel teneke’’ olma riski karşısında epeyce para topladık. Hocalarımızın otel masraflarını, o gece yenilen içilen her şeyin paralarını karşıladık. Artanı da okulumuza bağışlayarak muhteşem bir gece geçirdik. Neredeyse sabaha kadar kimse evine gitmek istememişti..

Daha sonraki yıllarda diğer mezunlara da örnek oldu bu olay ve Aydın kardeşim mezunlar derneğini kurdu böylece bir Gemlik Lisesi Mezunları geleneği de başlamış oldu.

Ama Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ;

Bu gün itibariyle çok fazla arkadaşımızla birlikte eski Gemlik’imizi de kaybettik onları her zaman anıyorum . Ebediyete intikal eden tüm dostlarımızı arkadaşlarımızı büyüklerimizi rahmetle eski Gemlik’imizi de hasretle özlemle anıyorum..

Yıllar boyunca görmeye , hissetmeye alıştığımız kokusu hala burnumuzda Eski Gemlik İskele meydanı, Sahildeki Çay bahçeleri Marakas, Sus, Ankara vapuru, Kayıkhane, Meyve Sebze inşat malzemesi taşıyan Mavnalar, Manastır, Taytüydü, K.Kumla , Büyük Kumla Kiraz bahçeleri, Karacaali, Narlı, Fıstıklı Armutlu, altın rengi kumsallar, tertemiz denizler, Askerlik Şubesi, Karsak Dere boyu, meyve, zeytin bahçeleri, kışın yağan metrelerce kar yığınları, sığırcık avlarken parmak uçları donan çocuklar, iskeleden Kumlaya Manastıra Karacaali'ye kalkan motorlar, Çakal Mustafa'nın kayıkları, Şirin-İnci-Atlas-Fabrika sinemaları, Ferhat'ın langırt salonu, Balıkpazarı ve balıkçılar kahveleri, Semerciler, Fıçıcılar, Sepetçiler, Aşçı Mustafa'nın Liman Lokantası, Boksör, Umurbey Aytepe mesire yeri, Aydınların çiftliğe giderken aşıklar tepesi, Mermerci Salih’in ve Oğlu Can kardeşim Sevgili Aydın Akovalığil'in Diabas ocağı, Gazeteci Arif Ayar, Okan Kırtasiye Atilla Tayanç, İbrahim Üre’nin vitrini gitar ve bisikletlerle süslü beyaz eşya dükkanı ve önünde Sevgili Kardeşim Hüseyin Üre’nin Jawa Motosikleti, Doktor Seyfi’nin evi ve Motosikleti, Alaaddin Filyos’un terzi dükkanı, Nurettin Özel’in zahireci dükkanı, Kafoğlu fabrikası, eski Gemlik girişindeki Futbol sahasını ve daha niceleri… Artık göremiyoruz.

Sokaklarında hiç tanımadık binalar, bambaşka insanlar , değişik gaileler…

Tıpkı hayatın kendisi gibi...

Ve değerli Gemlik Haber Gazetesi okurları;

Sizlere bir kelimesine bile dokunmadan "Bir memur çocuğunun anılarını "aktardım..

Gemlik'i sevmek için, anılar biriktirmek için, okuduğunuz gibi illaki Gemlikli olmak gerekmiyor.

Suat Beye teşekkür ediyorum, anne ve babasını rahmetle anıyorum. Gemlik'e hizmet ettiler ve iz bırakanlardan oldular.

Yeni bir konu ve konukla buluşuncaya kadar mutlu kalın, güzel anılar biriktirin.

REYHAN ÇORUM..