• Cumartesi 31 ° / 17 ° Güneşli
  • Pazar 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Pazartesi 30 ° / 15 ° Güneşli


Bir kadın hikayesi

Bir kadın hikayesi

Bir kadını ortadan ikiye böl…

Yarısı annedir,

Yarısı çocuk,

Yarısı sevgili

Yarısı aşk...

Duyanlar bunu bilmez,

Görenler anlamaz bunu!

Yarısı rivayettir,

Yarısı gece.............

CEMAL SÜREYA.

Onu ilk kez gördüğümde; bu şiir geldi aklıma.

Yarısı çöp konteynerinin içinde,yarısı ayakları havalanmış bir vaziyette, çöpü karıştıran bir kadın.Sonra usul usul kafasını kaldırarak ,elindeki bir torba ile toprağa bastı..

Öylece geçtim yanından, hiç bir şey diyemeden.

Çok etkilendim.Sordum bir kaç kişiye "tanıyor musunuz ?".Her sorduğum başka bir şey söyledi.Merakım iyice arttı.

Söylenenler belki doğru,belki yüzeysel ,belki rivayetti gerçekten.

Neydi peki hayatı; gece mi,gündüz mü?

Gündüz olamazdı bu kesin.

Tan yeri ağarırken ,hangi kadın çöpün içinden ekmeğini çıkartır?.

Şöyle bir düşündüm.

Bir kadın hayatı boyunca eve gelen eşinden, en çok ne ister.?

Ekmek al kocacığım?

Eminim en çok söylediği budur.Çok kadın ekmek kaç lira ?bunu bile bilmez.

Fırınların yanından geçerken; o sıcak,taze çıkan ekmeklerin kokusunu mis gibi içimize çeker ,aç bile olmasak "girsek de bir ekmek, bir pide alsak" deriz.

O kenarından koparılarak ağza atılan lokmanın  lezzeti, damağımızda en güzel tattır.

Torba torba ekmekleri çöpe atarken ,o ekmekler için kaç kadın mücadele veriyor?, düşünmeyiz.

Sonra çıkar kadın hakları diye meydanlarda bağırırız.

Kaç tanesini kurtarabildik ;dövülmekten, öldürülmekten, sokaklardan.

 Aliye'yi iş kıyafetleri ile çalışırken gördüğümde ; aldığım ilk koku ,sıcak bir yaz gününde, insanın burnunu tutup kaçacağı çöp kokusuydu. Ben uzaklaştım ama o hala eğile kalka işine devam ediyordu.

Hem yürüdüm, hem etkilendim, hem anılara daldım..Kayınvaalidem geldi aklıma, onun da adı "Aliye" idi. Burnu koku almazdı. Bu işi yaptığına göre, "keşke dedim bu kızcağızın da burnu koku almasa".Ve yine gençliğimde kayınvaalidemin hikayesinde beni çok etkileyen sözlerini düşündüm.

"Genç yaşımda dul kaldım.İki çocuğum vardı eşim öldüğünde,biri kırk günlük.Eşimin ailesine yük olmamak işin gazete kağıdını katlar, undan bulamaç ile yapıştırır, kese kağıdı yapar,anlaştığım bir yere götürür satardım. Çocuklarımı öyle büyüttüm "diye anlatırdı..

Sonra tekrar evlenmiş ve eşim doğmuş.

Allah rahmet eylesin çok iyi ve akıllı bir kadındı.

Ne tesadüf ki,geçen sayılarımızdan birinde de Aliye teyzeden bahsetmiştik.

Benim kadınlarımın adı var fakat hikayeleri farklı.

BUGÜN BİZ BİZE SOHBETLERDE, YİNE BİR KADININ HİKAYESİNİ OKUYACAKSINIZ.

Ama doğru ,ama yalan diye düşünebilirsiniz. Onu hiç kimsenin yapamayacağı bir işi yaparken görüyorsanız ;bence gerçek hikayesi budur.

Arkadaşım Mine'nin iş yerinde oturuyordum, kapıdan giriverdi. Yastık kılıfı almış,hepsini de birilerine dağıtmış ,borcunu ödedi gitti.

Merakım onu her gördüğümde daha da arttı .Mine birazcık ondan söz edince.

Bir daha gördüğümde sordum .

"Senin hayatını, yaptığın bu işi yazabilir miyim ?"

"Yaz "dedi oturdu.

"Adana'nın Mavi Bulvar semtinde doğdum.35 yaşındayım.Annemin 60 yıllık evliliğinde 15 çocuğundan beş tanesi ölmüş,10 kardeşiz.Altı kız,dört erkek.30 metrekare bir evde yaşıyorduk.Fakirlik içinde büyüdük.İlk okulu beşinci sınıfta bıraktım.Maddi imkansızlıklar nedeni ile çalışmam gerekiyordu.Bütün kardeşlerim çalışıyordu.Çok darlık çektik.

9-10 yaşında küçük bir şeker fabrikasında çalışmaya başladım.Yaşım küçük olduğu için sigortam yoktu.Sonra İncirlik hava üstünde işe aldılar .Çarşafları değiştiriyor, temizlik ,getir götür işleri,ne olursa yapıyordum. Böyle dört yıl çalıştım.

13 yaşlarındaydım. Beni görmeye geldiler. Daha çocuktum. Evlilik nedir bilmiyordum. Adam kırk beş yaşındaydı ama ailem verdi nişanlandık. Sonra anlaşamadık nişanı attık. Eski nişanlım zorla beni kaçırdı.Diyarbakır Çermik ilçesine ailesinin yanına gittik. Evde 17 kişi yaşamaya başladık. Onun üçüncü evliliğiydi."

Peki nikahın var mıydı?

"Boşanmıştı, çocuğu yoktu. Bana sonra nikah kıydı. Kumarı, içkisi vardı. Akşamları eve gelmediğinde sevinirdim.

Çok dövüyordu.

Beş kez hamile kaldım, sadece bir tanesini doğurabildim. Beni o kadar çok dövüyordu ki ! çocukları düşürüyordum.

Ailesi çok iyiydi, bana iyi davranıyorlardı, kendisi pisliğin tekiydi.

Aynaya baktığımda ben kendimi görmüyordum. Her yanım yara bere içinde kalıyordu. Çok işkence gördüm. Saçlarıma vura vura beynimi patlatıyor, her yerim kan içinde kalıyor, yerlerde sürüklüyordu..

Yeniden hamile kaldığımda ailem kaçırdı beni. Ama rahat vermedi, geldi aradı buldu. Büyükler araya girdi barıştık. Adana da ev açtı.Bir gün yine bira şişesini kırdı,jilet gibiydi,kolumu parçaladı,kesti, kolumda platin var"diyerek açıp kolundaki kesikleri gösteriyor Aliye.Üzerini dövme ile kapatmış.

Peki sonra ne oldu?

"Sonra tabi şikayetçi oldum.Ailem bana gene sahip çıktı.Çocuğumu doğurdum bir kızım oldu.Kızını hiç görmedi. Kız da zaten onu görmek istemiyor.10 Yıl boşanamadım.Sonunda kadın hakim vardı,ayağımdaki terliği ters çevirdim koydum, başka çarem yoktu,beni boşadı.Kocamı hiç görmedim,zaten birini öldürmüş 30 yıl hapis yemiş.

Babamın kapısında yaşadım,çocuğum büyüdü ,ben ne iş olursa çalıştım,ev temizliğine,merdiven yıkamaya gidiyordum.

Gemlik'e göç ettik ailemle.Hep bir arada yaşamak zor.Kızımda büyüyordu.Ayrı ev tuttum.6 Yıl oldu geleli.Köfteci Yusuf,Özdilek,Marketler,zeytin ,turşu fabrikaları aklına gelen her yere 500 dilekçe verdim iş istedim.Sigortalı bir işe giremedim.

Ev temizliği,merdiven işi ile geçinmeye çalıştım ama eskisi gibi iş de yok ,kimse çağırmıyor,1.5 Yıl önce bu işe başladım."

Aslında Aliye bir tek pazar günleri boş.Ben heyecanla bir an önce yazmak istedim.Konuştuğumuz gün hastahaneye gitmesi gerektiğini söylemek için geldi.İçeriye bambaşka bir kadın gibi girdi.Yıkanmış,giyinmiş,süslenmişti.Saçındaki tokasını on beş yıl önce Adana'dan almış.Biz beğenince söyledi.Bu sözünde bile gizli bir iç çekiş vardı.Kadın gibi kadın olamamıştı hiç bir zaman.

"Ben gideyim bir saat sonra üstümü değiştirir iş kıyafetimi de giyer gelirim "diyordu.Bir an önce sohbeti bitirip çöpe dönmek için acele ediyordu açıkçası."Tamam ben beklerim" dedim.

Söz verdiği gibi bir saat sonra başına bağladığı yemenisi,eşormanı,kirli bluzu,uzun yeleği ile yine karşımdaydı.Bir de arkadaşı ile gelmişti.

Nasıl oldu bu işe başlaman.?

"Ablam da buraya geldiğimizden beri bu işi yapıyor.Ben baktım ki iş yok.Bir akşam çok çaresiz kaldım.Ne iş yapayım Allah'ım? diye düşünüyorum.Bizim işimiz sabah 6 da başlar.En sonunda karar verdim,çektim eşorfmanı üstüme işe başladım.Ablam bana kızdı.Tartıştık hatta.Bizde kimsenin kimseye faydası yok.Herkesin evi ayrı.

Kızım önceleri istemedi,karşı koydu..O lise bire kadar okudu.Aundı fabrikasında çalışıyor.Mesaileri saymazsak asgari ücret alıyor.Birlikte oturuyoruz.

Bana biraz bu iş nasıldır anlatır mısın .?

"Hayatın her türlü darbesini yedim.İnsanlar geçer yanımdan kimi hor görür,kimi acıyarak bakar,kimi laf atar.Cevap vermiyorum herkes bir şey söylüyor,kimi ile tartışıyor sinirleniyorum.Sabrım taşıyor.Ben ekmeğimin derdindeyim.Kavgacı diyorlar bana desinler.Namusumla çalışıyorum,dilenmiyorum.Biri bir şey verirse alıyorum.

Benim gibi olanları düşünüyorum.

Çöpe neler atılıyor bir bilsen.

Gel bak seni götüreyim" diyerek beni dükkanın arka sokağına götürüyor.

"Bir depo yok.Bize yer vermiyorlar.Bende bu boş arsaya biriktiriyorum topladıklarımı.Sonra geri dönüşümcülere Bursa Soğanlı'ya gönderiyorum.

Bizim işimiz çek çek(demir,hurda) toplayanlar gibi paralı değil.Onlardan günde 500-600 kazanan var.Atıklar tartılır,150 sen alırsın,yüz elli götürdüğün.Üç günde elli lira para geçer elime.Bir de 15 günde bir merdiven yıkamaya giderim hala ,beş lira daire başı,otuz lira da oradan gelir.

Çalışırsan para var,çalışmazsan yok.

Virüste herkes evde oturdu,biz zabıtalarla çalışacağız diye kavga ettik.Korkmadım.Ne yapayım abla ?,çalışmazsak açız.Yarın ne olur belli değil.

Annemler Kredi ile ev aldı.Benim evim 500 lira kira.

Balıkçılar kasa kasa ucuza satmamak için balık atar.Her gün kayaların oraya gider balıkları beslerim.Yine Ergen kasabın oraya gel akşam 7.30 da ,tavuk etleri atarlar kasa ile onlarla da martıları beslerim,herkes fotoğrafımı çeker.

Bak bu domatesleri atmışlar.Neyse ki çöpün içinde değil de ;benim gibi olanlara götüreceğim.

Çöpten işe yarar neler çıkar,yada yanlarına atarlar.Ben kağıt,naylon,şişe,kutu topluyorum.Gerisini kimin ihtiyacı varsa dağıtırım.

Günde yetmiş tane ekmek çıkarıyorum çöpten.Ekmekleri Mustafa amcaya götürüyorum ineklerini besliyor."

Mustafa amca da galiba süt getiriyormuş Aliye söylemedi ama yokluğu,zorluğu  bilen insanlar da aralarında böyle yardımlaşıyor işte.

"Kucağında köpekle gelir,veterinere götürür,çok merhametlidir "diyor Mine.

Yardım deyince yanındaki kızı bu nedenle getirmiş.Belki derdine çare bulurum diye.

Para lafı kesinlikle geçmedi bu konuşmalarda.Kız hamile.Onun ve annesinin de yardıma ihtiyacı var.Anne hasta ,dördüncü evre kanser.Kızın kocası madde bağımlısı,nikah yokmuş atıvermiş sokağa.Bir hafta olmuş  İstanbul'dan anne yanına geleli.Gemlik Belediyesine müracaat etmişler.Halk etmek varmış,yardım edecekler diyor ama "Gel bak abla seni götüreyim "diyor Aliye.Gidiyoruz bir eve.Ne fırın var,ne çamaşır makinesi,ne yatak.Ev kira.Aliye onlar için de üzülüyor.Bebek doğacak,üstüne giydirmeye eşya yok.Görmüş geçirmişler belli,ev tertemiz ama boş.Fotoğraf çekiyorum.

Ne yapabilirim diye düşünerek? kızı bırakıp biz gene ikimiz dönüyoruz Mine'nin dükkanına.

"Benim atık topladığım yerlerde Allah razı olsun ,bazen kimi meyve,kimi domates gibi yiyecekler veren olur.Onu da ben böler dağıtırım diyor.Bir domatesim olsa dörde böler yalnız yiyemem diyor samimiyetle.Bu aileyi de anlaşılan sahiplenmiş.

Merak ettiğim için bir çok soru soruyorum.Cevaplıyor hiç çekinmeden.

"Bizim belli bir bölgemiz yok.Sabah altı da çıkar akşam onda dönerim.Bu dükkanın arkasındaki sokağın insanları çok iyidir.(Asım Kocabıyık camisi'nin arasındaki Bim marketin arka civarı)En verimli yer de yine burası."

Peki sosyal güvencen?

"Yok abla.Babam memlekette altı yıl oldu öleli.Maaşı üçe bölünüyor.8 ay bekledim,uğraştım alamadım..Ankara'ya kağıt gönderdim,toplu olarak ödediler.Babamdan maaş alıyorum.O da çok az.

Ben Belediye'ye,Kaymakamlığa da dilekçeler verdim.Muhtar da biliyor ama bana yardım gelmiyor.Mahalleye koli koli yardım geliyor.Ben neden bilmem yardım alamıyorum.?

Bir sigortalı işim olsa ne iş olsa yaparım.Kimseden sadaka beklemiyorum.Bulaşıkhane olur bulaşık yıkarım,fabrika olsa çalışırım.

Peki ya kadın olmak?

Bazen çöpün içinde ağlıyorum.Eve gidip kendime bakıyorum ,bu sen misin ?diye soruyorum.

Zoruma gidiyor.

Altı yıldır Gemlik deyim.Buradan başka yerde yaşamak istemem.Seviyorum Gemlik'i.

Gördün mü? de! Görmedim.

Ne Kumla bilirim,ne Manastır,ne de başka yerler.

Benim hayatım bu mahallelerde geçer.

Elinde torba ile evine giden beyler görürüm.Ben hiç eşime "dondurma al getir" diyemedim.El ele tutuşup gezen sevgililer görüyorum ,bende isterdim öyle dolaşmak,bunları hiç yaşamadım.

Evlenmeyi düşünmedin mi?

Gülümsedi ve "hayır "dedi.

Belli ki korkmuş,yılmış,güveni azalmış.Sırtını güvenle yaslayacağı sağlam bir ağaç,tutunacak bir dal  bulamamış.Bulduysa da kof çıkmış dayandığı,güvendiği insanlar.

O söylemedi ama ben anladım.Kendini çepe çevre sardığı kabuktan anladım.Hiç düşünmedim sözleri doğrumu, yanlış mı ?diye.

Gözlerimle gördüğüm bir gerçek varsa nasıl yalan olabilir ki!!Hangimiz yapabilirdik onun yaptığını?

Biz kadınlar elimize ne geçerse atıyoruz çöpe.Ayırmıyoruz,ayrıştırmıyoruz.

Umarım bu hikayeyi okuduğunuzda; bu kadına hiç olmazsa yardımcı olmak için ,ayırırsınız çöplerinizi.

Belki bir kış günü ayağında terlikleri,incecik bluzu ile sizin kapınızın önündeki çöpten de ekmeğini kazanmak için ,o pis konteynerlerin içine yarı beline kadar sarkıp ,ayrıştırmaya çalışır attıklarınızı.

Aliye'nin hikayesi keşke bir masal olsa..

Ve onu sokaklarda değil,evinde eşinin getireceği sıcacık ekmeği,hatta dondurmayı beklerken görsek..

BÜYÜK İNSANLIK

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu

                                        trende üçüncü mevki

                                        şosede yayan

                                        büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider

                                        yirmisinde evlenir

                                        kırkında ölür

                                        büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter

                                        pirinç de öyle

                                        şeker de öyle

                                        kumaş da öyle

                                        kitap da öyle

            büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok

                                        sokağında fener

                                        penceresinde cam

ama umudu var büyük insanlığın

                                        umutsuz yaşanmıyor.

7 Ekim, Taşkent, 1958

NAZIM HİKMET RAN.

Belki ALİYE için de bir umut vardır kim bilir?

Reyhan Çorum.

Fotoğraflar:Reyhan Çorum..

ALİYE İLE BİZ BİZE..