• Cumartesi 27 ° / 15 ° Güneşli
  • Pazar 23 ° / 16 ° Sağanak
  • Pazartesi 22 ° / 11 ° Fırtına


BİR BÜYÜKELÇİNİN ARDINDAN..

BİR BÜYÜKELÇİNİN ARDINDAN..

BİR BÜYÜKELÇİNİN ARDINDAN..

O, ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLARINDAN BİRİYDİ..

Mazhar Özkol kimdir.

Mazhar Özkol, (d. 1912, Üsküp) - (ö. 24 Aralık 1984), Türk siyasetçi.

Bursa Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Paris Hukuk Fakültesi Amme Hukuku ve İktisat Doktorası yapmıştır. Hazine Umum Müdürlüğü Şube Müdürlüğü, Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Umum Müdür Muavinliği, Roma Ticaret Müşavirliği, Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdür Muavinliği, İç Ticaret Umum Müdürlüğü, Esnaf Teşekkülleri İlim Heyeti Üyeliği ve Yabancı Sermaye Komitesi Umumi Kâtipliği, Kurucu Meclis Esnaf Teşekkülleri Temsilcisi (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) yapmıştır.

Evli ve iki çocuk babasıdır.1954 yılından beri Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Maddeler Komisyonu Türk Delegasyonu Başkanlığı yapmıştır, 1961 yılı seçimlerini müteakip Ticaret Bakanlığı Müsteşarlığına getirilmiştir. 1964-1966 yılları arası Türkiye'nin Kıbrıs Büyükelçiliği görevinde bulunmuştur.( Kaynak. wikipedia.)

Bir haber..

Yıl 1963…

Yer Türk Alayı… Türk Alayı 1963’te, şimdi güneyde kalan eski Lefkoşa Havaalanı’nın yanında idi. 27 Mayıs 1963 yılında, Öğretmen Koleji alay karargahında halk dansları gösterisi yapmış ve gösteriden sonra kupayı, Dr.Küçük’ten ekip adına Alime Barlasoğlu almıştı. Dr.Küçük’ün yanındaki bey ise, o dönemin Türkiye Büyükelçisi Mazhar Özkol idi.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ilk Büyükelçi Emin Dırvana idi.  Onun ardından Mazhar Özkol gelmişti.  Bazı insanlar Emin Dırvana’dan sonra görevi devralan diplomatın Faruk Şahinbaş olduğunu söyler ama o yanlışı düzeltmek de bize düşüyor herhalde, eski bir bürokrat olarak.  Mazhar Özkol, 21 Aralık 1963 olaylarının elçisiydi.

Normal zamanlarda bir büyükelçi, görev yapacağı ülkenin Cumhurbaşkanına itimadnamesini  (Cridential) sunar, sonra göreve başlardı. İtimatname sunuş töreni, hep kurallara bağlıydı. Cumhurbaşkanı Makarios’la, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük kuyruklu frak giyerlerdi. Tabii ki dönemin Dışişleri Bakanı ve bazı diplomatlar da hazır bulunurlardı. Olaylar sonrasında malum biz Türkler, Rumların silahlı saldırıları nedeniyle bölük pörçük olmuş ve adada görev yapacak yeni TC Büyükelçileri, “Maslahatgüzar” düzeyinde göreve başlamışlar ve o “title”la görevlerini 20 Temmuz 1974’ten sonra, KKTC kurulunca “Devlet ve Cumhuriyet” statümüzle, Büyükelçi olarak sürdürmeye başlamışlardı.

KKTC’nin kuruluşuna kadar gelen TC kökenli hariciyeciler, sırf Makarios’a itimadname sunmamak için maslahatgüzarlar devreye sokulmuştu.

KIBRIS MANŞET;

Mazhar Özkol Kıbrıs’a yeni gelmiş ve ilk defa Dışişleri Bakanlığı’ndan bir diplomat değil de ekonomide uzman birisi Kıbrıs’a gönderilmişti. Çünkü Türkiye’nin amacı, ekonomik olarak da Kıbrıs Türk'ünü kalkındırmaktı.

KISACA HAKKINDA YAZILANLARDAN SONRA;

KİŞİLERİ YAKINLARINDAN DİNLEMEK GELENEĞİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ.

MAZHAR ÖZKOL VE GEMLİK...

FATİH BULUK: Mazhar Özkol annemin dayısıdır. Döneminin en üst düzey Bürokratlarından, NATO 2. Başkanlığı yapmış, Ticaret Bakanlığı Müsteşarlığı, Kıbrıs Büyük Elçiliği yapmış, Atatürk'ün yaverlerine yine Atatürk ün talimatıyla ders vermiş, o günün şartlarında Çince dahil 7 lisan bilen dolu dolu bir insandı.

TACETTİN TOKSABAY DAYISI MAZHAR ÖZKOL'U ANLATIYOR..

Dayım ile arkadaş gibiydik. Son yıllarında Mado'nun üzerindeki evinde camın önüne oturur, uzaklara dalar bana anılarını anlatırdı.

Yüzbaşı Ömer Lütfü'nün ikisi kız, biri oğlan, üç çocuğundan biridir.. Dedem Yüzbaşı olması nedeni ile bütün Türkiye'yi gezmiş. Annem Bandırma, teyzem İstanbul doğumlu. Annem, teyzem ve dayım ilk eşinden. İkinci eşinden de iki oğlan bir kızı olmuş. Annemin haricinde diğerleri okumuş.

Dayım Yugoslavya (Üsküp-1912) doğumlu. Bursa Işıklar Lisesini bitirdikten sonra Ankara Hukuk'a gidiyor. Daha öğrenciliği sırasında Atatürk ile tanışma fırsatı oluyor ve onun himayesindeki öğrencilerden biri oluyor.

Onun da hikayesi şöyle,

Atatürk yaverlerine ders verdirmek isteyince bir öğretmen aratıyor. Hukuk profesörü, " Öğretmen yok ama; çok başarılı, zeki bir öğrenci var onu verebilirim" diyor ve bu şekilde Mazhar bey derslere başlıyor. Dayım o ilk karşılaşmayı şöyle anlatıyor. " Arkam kapıya dönük, dikkatimi vermiş bir şekilde ders yapıyordum. Birden yaverler saygı duruşuna geçti. Atatürk kapıyı açtı, bana Hocam diye hitap ederek halimi hatırımı sordu. "Yemeklerden, ulaşımdan memnun musun, bir isteğin var mı)" diyerek.

Sonra Atatürk bu zeki genci himayesine alıyor, Fransa'da Sorbonne Üniversitesine okumaya gönderiyor. Ve masraflarını üstleniyor. Savarona yatında hastayken kimseyi yanına kabul etmiyorlarmış ama İsmet İnönü'ye dayımı soruyormuş, bana Mazhar'ı getirin diyerek görüşmek istemiş. Dayımı aramışlar, gelince sevinçle kabul etmiş ve tebrik etmiş. O zamanlar Fransa devalüasyon yapmış. Dayım tezini bu konu üzerine hazırlamış, hem burada okuyor, hem eleştiri yapıyor diye bu konu gazetelere haber de olmuş.

Gemlik'e Savonora yatı gelmişti. Ramazan ayındaydık. Bizde körfez Apartmanında oturuyoruz. Camın önüne oturmuşuz, yata bakarak uzun uzun anılarını anlatmıştı.

Menderes ile birlikte İç Ticaret Umum Md olarak 11 yıl çalışmış, mülkiyelerde hocalık yapmış. Dış Tic. ona bağlıymış.

Bir gün Umurbey'den bir heyet gidiyor dayımın ziyaretine." Biz Celal Bayar'ın köyünden geliyoruz" diyorlar. " Şunu da istiyoruz, bunu da istiyoruz " diye isteklerini sıralıyorlar. Dayım dinliyor, bakmış ki istekler bitmiyor, " O zaman siz gidin Celal Bayar'dan isteyin" diyor. O kadar da dik duruşlu biriydi.

KIIBRIS GÜNLERİ..

Haber: Prof. Dr. ŞÜKRÜ HATUN: 'Yeşilbarış' örgütü üyesi Mazhar Özkol sayesinde Kıbrıs'ın doğasını daha derinden hissetme imkânı buldum.

Dayımın Kıbrıs büyükelçiliği zamanı da onun hayatında önemlidir ve Kıbrıs'ın en kritik zamanlarında orada Büyükelçi olarak görevde bulunmuştur. Doktorun katledildiği, Kıbrıs olayları zamanları. Demirel ile arası iyi değildi. Bu göreve İnönü'nün gönderdiğini " Kıbrıs'ı Mazhar halleder" dediğini söylerdi.

Dayınız evli miydi, çocukları var mı?

Dayım ikinci evliliğini Atatürk'ün sınıf arkadaşının kızı ile yapmıştı. Soyadı kanununu çıktığında arkadaşı Atatürk'e gidiyor soyadı almak için, Atatürk OKULDAŞ soyadını vermiş. Kayınpederi ile beraber okumuşlar, müsteşar olmuş arkadaşı.

Bir kızı bir oğlu vardı. Oğlu Adil Özkol hukukçu. Uğur Mumcu'nun arkadaşı. Nokta Dergisi'nin avukatı. Sabancı'nın avukatlığını yaptı. O da  bilinen birisi.

Kızı Dilek Özkol, Tariş Genel Müdürü ile evlendi..

Dayım emekli olduktan sonra Gemlik'e yerleşti. Önce parkın karşısında oturdu. Sonra Ceza Hakimi Mado'nun üstünde ev almıştı. İyi arkadaştılar, onun evine taşındı.

Nasıl biriydi?

Her şeyden önce çok dürüst bir insandı. Malda, parada pulda gözü yoktu. "Öyle dönemlerim oldu ki, istesem hudut çizerdim "derdi. Burada da hizmetleri oldu. Annem Orhangazi'nin Yeni Gürle köyüne evlenmiş. Dayım bir gün ablasını ziyarete gelmiş. Yanında Vali, Kaymakam, Üst düzey kişiler varmış. Dayım kahvelerin orada çeşmenin üstüne oturmuş. Etrafına köylüler toplanmış sohbet ediyorlar. Köylüye sormuşlar. " Tarım ihtiyaçlarınızı nereden alıyorsunuz, buraya kooperatif binası ister misiniz?"  Bir köylü " İsteriz efendim " diyor. O güne kadar Orhangazi'den temin ediyorlarmış. Dayım o gece kalıyor bizde, ertesi gün Ankara'ya gidiyor (45 senesi) köylünün işini halletmek için girişimde bulunuyor.

Ayrıca dikkatli bir insandı. Bir gün birlikte İznik'e gidiyoruz. Müşküre köyüne geldik, bana "Sağda dur oğlum" dedi. Bir çınar ağacı altında çay bahçesi var. Ağaca sırtını dayadı, sonra baktı, kalkıp ağacı adımlamaya başladı. 1330 adım dedi ve çaycıya" Bu ağacın bir dalı kırıldı mı?" Diye sorunca adam " Evet" dedi. Ama ikimizde merak ettik nereden bildi diye. " Ben buradan Vali ile geçerken yine adımlayarak saymıştım" deyince " Sen her gittiğin yerde böyle ilgili ve vatandaşla yakınsan ne mutlu " dedim..

Dayımı bir trafik kazası ile kaybettik..

Arkadaşları ile Uludağ'a yemek yemeye gitmiş. Biraz da alkol almışlar. Uludağ dönüşü geçirdiği trafik kazasında rahmetli oldu. Mezarı vasiyeti üzerine İzmir'de.. Her yemekte "Allah'ım çekmeden, çektirmeden canımı al" diye dua ederdi.

Birazda sizi tanıyalım..

Ben Tacettin Toksabay.

Annem Gürle köyünden, bende orada oturdum. Biz altı kardeşiz.

Annemin babası Makedonya'dan gelmiş, dayım " Ben halis Arnavut'um" derdi. 93 Harbinde gelmişler, Atatürk getirmiş. Babamın babası Selanik'te albaymış. Selanik'te İskan memuru dedemin muhasebecisiymiş. Babam Türkiye'ye 15 yaşında gelmiş.

Ben önce Sunğipek'de 10 ay çalıştım. İlk maaşımı aldım sevindim tabi. O zaman eniştem Cumhuriyet sitesini yapıyor. Birde mesaiye kalıyorum ve 545 lira para aldım. Bir kaç kişiyi söz vermişim yemeğe götüreceğim, bir hesap geldi 645 lira. Parayı bir gecede yedik, bir de borçlu çıktık. "Ben burada çalışmıyorum" dedim ve Köyde caminin yanındaki kahveyi çalıştırmaya başladım.

Eniştem Necdet Buluk siyaset yapıyordu, Belediye meclisindeydi. Fatih Buluk ablamın oğlu. Sene 72'de grup gazinosunu aldık. 85 lira param vardı. Eniştem İş Bankasından 50  lira almamı söyledi. İhaleye girdik, iskelenin efeleri, benim yanımdaki gazinocu ile yan yana oturduk. Emin Dalkıran Milletvekili oldu, doktor bakıyor Belediye'ye. Sonuçta ihaleyi aldık ama öncesinde yanımdaki beni dürttü. Limanın oradan başlıyordu gazinolar. " Burası bizim soframız, ne geliyorsunuz üstümüze" diyor. 12 bin lira bedele çıktık, bir daha dürttü, 13-14 bine çıktık. Bir o arttırıyor, bir ben, sonunda 16 binde bende kaldı. Oradakiler bakışıyor, kim bu, neyin nesi? diyorlar. Beni kimse tanımaz. Bir Belediye Başkanı, bir Restorant'ı çalıştıran tanır. 15 sene devam ettik.

Sonra Ziraat Bankasının karşısındaki dükkanı Bekir Temel'den market olarak aldım. 16 sene de orayı çalıştırdım, marketçilik yaptım. Benim marketim o zaman en güzel marketlerden biriydi.( Vodafon'un olduğu yer)

Gazinolar yıkıldı, o zaman tekrar gazino oldu. Hakkı Çakır döneminde ufak birader Hasan ihaleye girdi ve o aldı.

Gazinoculukta şimdikiler iyi. Gazinoculuk o zaman çok zordu. Beni zamanımda mafya olayları vardı. Doğru dürüst araba bile yoktu. Bir gün olay oldu, polisler geldi. Adam çekti silahı attı. Görgü tanıkları şu kişi yaptı deyince, çekindiler çekip gittiler.

Kumla'da Grup Gazinosunu kardeşim Sadettin çalıştırıyor.

Ben Ecevit'i çok severdim ama hiç bir partiye kaydım yok. Siyasete girmedim.

2000 yılında emekli oldum. Benim iki oğlum, bir kızım var. Oğullarım zeytincilik yapıyor.

4 sene evveline kadar tarım yapardım. Şimdi hepsini oğlanlara devrettim.

DAYIMIN ARDINDAN UĞUR MUMCU ŞÖYLE YAZMIŞTI..

Dr. Mazhar Özkol'u tanır mıydınız? Yoksa, hayır, çoğunuz tanımazdınız. Çatık kaşlı, tok sözlü, devlet onurunu kendi namusu sayan dürüst, namuslu, onurlu devlet memurlarından biriydi Dr. Özkol. Geçenlerde geçirdiği bir kaza sonucunda iç kanamadan Bursa'da yaşama gözlerini kapattı.

1960 öncesinin Ticaret Bakanlığı Müsteşarı,1960 sonrası Kurucu Meclis üyesi ve Kıbrıs Büyükelçisiydi. Yaşamını üç aylık emekli maaşının bordrosu ile törpüleyerek son günlere kadar " Yalnız ve cesur" olarak yaşamasını bildi.

Hukuk Fakültesini birincilik ile bitirmiş, Fransa'da Devlet doktorası yapmıştı. Devlet kavramına delicesine bağlıydı. İsteseydi bir zamanların kapısının önünde dolaşan şimdi büyük holdinglerin tepelerinde bağdaş kurmuş türedi zenginlere şöyle bir göz kırpar,, bugün holding profesörlerinin bile kıskanacağı paraları her ay cebine indirebilirdi.

Dr Özkol böyle bir yaşam biçimine kişiliğine karşı yapılmış bir hakaret sayacak kadar onuruna düşkündü. 1963'te Kıbrıs'ta Rum teröristler Türklere karşı toplu kıyıma başladıkları an, Büyükelçilik arabasına atladığı gibi, Lefkoşe'nin işlek alanına gidip Atatürk Anıtı çevresine yerleştirilmiş varilleri tekmeleyerek yol açmış ve Rumların şaşkın bakışları arasında anıta çelenk koyup dönmüştü. Bu davranışı gerçi diplomasinin ince kurallarına pek uymuyordu ama, Dr Özkol silahların patladığı an bile Türk Devletinin bu tür kabadayılıklara boyun eğmeyeceğini göstermek istiyordu.

Dürüst, namuslu, ilerici ve bu yüzden kolayca nesli tükenmekte olan diyebileceğimiz bürokratlardan biriydi Dr Mazhar Özkol.

Son yıllarda artık devlete bu ölçüde bağlı bürokratları bulmak çok güçleşti. Güçleşti çünkü özellikle son yıllarda devlet bürokrasisinin sağlam gelenekleri bir bir yıkıldı. Müsteşarlıklara, genel müdürlüklere, daire başkanlıklarına, okurumda, o bakanlıkta çalışmış, emek vermiş insanlar değil, parti büyüklerinin tepeden inme buyrukları ile atılan " Gönlünü özel sektöre bağlamış" yapay memurlar atandı. Devlet bürokrasisinde açılan bu gedik gün geçtikçe büyüdü ve Dr Özkol gibi , adları çalıştıkları bakanlıkta bütünleşmiş müsteşarların ,genel müdürlerinin , daire başkanlarının yerini parti genel merkezinin mutemet adamları aldı.

Ekonomik güçlükler, devlet bürokrasisinde başlayan bu meslek erozyonu daha da arttırdı. Dil bilen, yurt dışında doktora yapmış, işinin ustası bürokrat, aldığı aylık ile geçinemeyince, ister istemez soluğu özel sektörde aldı. Nasıl almasın ki, kendisi ay sonunu getiremezken emrinde çalışan bir memur bilmem ne holdingde yüzbinlerce aylık almaya başladı. Ekonomik koşullar ve her gün artan yaşam pahalılığı devlet bürokrasisinin en nitelikli elemanlarını devletten kopardı.

Bu süreçte içinde devlet memurluğunun saygınlığı da adım adım yok edilmekteydi. Bütün yaşamını Bir bakanlığa vermiş dürüst Bürokratların tepelerine parti genel merkezi kanalıyla genel müdür yada müsteşar atanıyor, ve dürüst devlet memurlarının okudukları gazeteler bile sorun oluyordu.

Kıyımlar, sürgünler de işin cabası. Sanki gizli bir el devletin en gözde, en nitelikli, en becerikli elemanlarını kaçırmak için çalışmaktaydı.

Bakanlıklarda, üniversitede bu anlattıklarımızın yüzlerce, binlerce örneğine rastlanmıştır ve daha da acısı bugünde rastlanmaktadır.

Kötü paranın iyi parayı ovması gibi, kötü bürokrat iyi bürokratı devlet kesiminden kovuyor ve devlet açıkça bakanlıklarla büyük ve ayrıcalıklı holdingler arasında salıncak kurmuş olanların egemenliklerine terk ediliyor.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurumu Başkanlığından alınan Halit Saltık'ın da öyküsünü öğrenin. Bu öykünün ardından hiç kuşkusuz bu değerli bürokratların devlete bağlılık bilinci ve duygusu yatmaktadır.

Dr Mazhar Özkol geçirdiği bir araba kazası sonunda iç kanama yüzünden ölmüş. Aslında bu iç kanama yıllardır devlet bürokrasisinin kendisindedir.

Devletin geçirdiği bu iç kanama nice vatan evlatlarını en verimli çağında devletten birer ikişer koparıp koparıp almaktır.

Türkiye Cumhuriyeti, bu aydın ordusunu böylesine bozuk para gibi her gün harcayacak kadar cömert midir?

Bir konu ve yine bir konuk ile Anılara Yolculuk'a çıktık.

Tacettin Toksabay bizi kardeşi Hasan Toksabay'ın mekanı Kahve Durağı'nda ağırladı. Bu yazıyı yazmamda büyük emek veren ve yanımda olan arkadaşım Nuran Işık'a, Nurcan Güllü Hanıma ve Tacettin Bey'e teşekkür ederim..

REYHAN ÇORUM..