• Pazar 16.5 ° / 11.3 ° Dağınık bulutlar
  • Pazartesi 20.7 ° / 13.8 ° kırık bulutlar
  • Salı 18.1 ° / 10.4 ° Hafif yağmur


Ben Atatürk'ün Öldüğü Gün Doğmuşum

Ben Atatürk'ün Öldüğü Gün Doğmuşum

Ben Atatürk'ün Öldüğü Gün Doğmuşum

     Bugün 9 Kasım. Yarın Atamızı ebedi uykusuna uğurladığımız gün. Biz bu günü matem kabul etmiyoruz. Çünkü o hiç ölmedi. Onun bizlere bıraktığı ve öğrettiği her şeye sahip çıkacağız. Biz onun çocukları, gençleri olarak onu kalbimizde hep yaşatacağız. Işığı her zaman bizi aydınlatıyor. O da ışıklarda uyusun.. Nuran -Osman Işık ile, Karacaali ( Karaçallı) köyünde Emine Vahide teyzemizin evine, 21-9-2021 tarihinde misafir olduk. Osman abinin yeğeni Emine Vahide babaannenin torunu ile evlendi. Atatürk'ün öldüğü gün doğan teyzemize erken doğum günü yaptık. Nuran Hanımın yaptığı sürprize çok duygulandı. O da, bizde çok mutlu olduk. Bize hem köyünü, hem kendi anılarını anlattı. Teşekkür ediyor, sağlıklı ömürler diliyoruz. Kızı Meral Hanıma da, yaptığı yöresel ikramlarla bizi ağırladığı için çok teşekkür ederiz. Emine Teyze camın önüne oturdu, başladı anlatmaya. Ve inanın çok mutluydu. Biz Karacaali köyündeniz. Bu köyde doğdum ve hep bu köyde yaşadım. Atatürk'ün öldüğü gün doğduğumu babam söyledi. Nüfus kağıdımda başka tarih var ama o gün doğduğum için büyük matem varmış, o nedenle kesin olarak doğduğum günü biliyorum. Marşları, her şeyi okulda öğrendim. Haberleri hiç kaçırmam. Neler olmuş takip ederim. Doğduğum gün benim için çok anlamlı. Çocuklarım, torunlarım da unutmaz mutlaka doğum günümü pasta alır kutlarlar sağ olsunlar. Annemin de, babamın da ailesi savaşı burada yaşamış, anlatırlardı. Karacaali de çok kötü şeyler yaşanmış. İstanbul'a kışlaya kaçmışlar, yanlarına bir şey alamadan gitmişler. O zaman annem genç kızmış, çeyizleri kalmış. Babaannemin erkek kardeşi ile bir arkadaşı oynarken bir bomba bulmuşlar, keserle açalım bakalım bu ne demişler, ben o bomba patladığı gün denizde bez yıkıyordum, bir ses oldu, bomba patlamış meğer, babamın kardeşi ve arkadaşı öldüler. İlkokul köyümüzde o zaman vardı, bizim zamanımızda kahvelerin oradaydı, sonra sahile parkın olduğu yere taşındı. Şimdi köylerdeki okulları kapattılar. Ben 5. sınıfa kadar okudum. Köyümüzden İbrahim Yürür sıra arkadaşımdı, en ön sırada otururduk. Okulda öğretmenim saz çalardı. Bize bir gün görev paylaşımı yaptı. Kimine ud, kimine darbuka çalacaksın dedi. okulumuzda 1-2-3 sınıflar beraber, 4-5 ayrı okuyordu. Kocaman oğlanlar vardı. Sınıfta kalmışlar yada geç gitmişler. Ben tapuların arasına şahadetnamemi koymuşum, millet savruk, ben saklamışım, şimdi onu çıkardım sizin için, baktıkça çocukluğumu görüyorum. Anneannem Emine Hanım, babaannemin babasının adı Vahit olduğu için benim adımı Emine Vahide koymuşlar. Babam Mehmet, Annem Nazmiye Bulut. Babam zeytin işleri ile uğraştı, önceleri zeytin mahsulünü toplar, küçük kayık ile İstanbul pazarlarına götürürdü. İstanbul Büyükdere'de dükkan açtı. Bir gün terazi elinde kalmış felç oldu. Annem de kanser hastalığına yakalandı 64 yaşında öldü.. Benim babam, çok akıllı bir adamdı. Biz 7 kardeşiz. 11 Eylül okulunda öğretmen olan Ahmet Bulut benim kardeşlerimden biri. İlk okuldan sonra ben de her köy kızı gibiydim. İlk okulda bile okuldan gelir kanaviçe işler, çeyiz yapardım. 14 yaşında nişanlandım, 15 yaşında evlendim, 16 yaşında ilk çocuğum doğdu. Köy yerinde görücü usulü ile eşimi nikahta tanıdım. Yaşım tutmuyordu, babamlar imza attılar. Eşim de Karacaali köyünden İsmail Sap. Lakapları Sapoğlu imiş, soyadı kanunundan sonra Sap olmuş. Eski eve gelin geldim, ev kerpiçtendi. Sonra bu evi yaptık. Önce bu evin alt katı oldu. Eşimle ikimiz kum taşıdık. Daha çok dağcılık, odunculuk, tarım işleri ile uğraştı eşim, denizden korkardı. Deniz tutardı, burada balıkçılık vardır ama o balıkçılık yapmadı. Coşkun öz Fabrikasında çalıştı, oradan emekli oldu. Oraya kendi parası ile gidip geldi. Servis yoktu. Görücü usulü evlendim ama eşim çok iyi bir insandı. Evine çok mutu biriydi, içkisi, kumarı yoktu. Beş çocuğumuz oldu. İlk kızım 40 günlük öldü. Bir kızımı 4 yaşında kaybettim. Biz önceden sabun yapmak için kostik alırdık. Evde yalnızdım, fark etmedim, kostiği içmiş yemek borusu yanmış. Dört sene; süt, kemik suyu, meyve, nar suyu ile besledik ama yaşatamadık. Bir kızım iki oğlum hayatta. Eşimi 71 yaşında, 2001 senesi Ekim ayında kaybettim. Görücü usulü evlendim ama eşim çok iyi bir insandı. Evine çok mutu biriydi, içkisi, kumarı yoktu. Çamlık kampı yapıldı. Bursalı bir iş adamı Mehmet ve Lütfü Beyler Çamlığın sahibiydiler. Arada gelirler barak yaptırırlardı. Beyaz sigara barakları üst üste dizilirdi. Teneke dizenler de barak yapardı. Bir de burada kestane şekeri yapılırdı. Kızım Meral'in çeyizini nasıl yaptım anlamadım. Kestane başka yerden gelir, odalara depolanır. Büyük kazanlarda kaynatılır pişer. Kulplu tencereye çıkarılır. Herkesin önünde bir tabak, elinde sivri bıçaklar kestaneleri soyardık. İsmail Uzun ile Atom İsmail tatlısını yaparlardı. Kızım Meral de burada çalıştı, o da kestaneleri düzgün sırt sırta dizerdi. En irileri en üste dizilirdi. 75-76 yıllarında iki sene bu işi de yaptım. Köyün kadınlarının yarısı giderdi. 15 günde bir paralarımız verilirdi. Tabi sigortasız çalıştık. Sonra araştırdık, 76 yılında sigortalı olmuşum, 15 gün sigortam çıktı. Baştan bilemedim, sonra senem dolmuş, 400 lira para birikmiş, onu da aldık. Çok çalıştım, aileme hep ben baktım. İnek koyun aldım, süt satıyordum, yoğurt yapıyor satıyordum. Kurbanlık koyun besliyordum, küçük çapta besicilik işleri yaptım. Kendime kesip artanını satıyordum. Her gece hayvanlarımı tarakla tarardım. Eski elbiselerimle siler onları temizlerdim. Bir ineğimi Gemlik'e sattım, alan kişi " Bu ineği karyola da mı yatırmışlar?" demiş. Hiç aynaya bakmaya fırsatım olmadı. Burada kapı önünde oturulurdu, komşularım gibi hiç kapı önünde oturmadım. Herkes otururken, ben kazma kazdım. Erkenden kalkar sobamı yakardım. Herkes " Süt var mı?" diye gelir kapımı çalardı. Burada her evde ipek kozası olurdu. Kocaman küfelerle Bursa İpek Han'a götürür satardık. Oradan hamamlara gider gece kalırdık. Köye dönmeden de kebapçıya giriyor, Bursa Kebabı yiyorduk. Akide şekerleri, kaba leblebiler, fıstıklar alırdık Şenözlerden. Bize yardıma gelen komşularımıza dağıtırdık. Burada kozalak çam fıstığı işi de Karacaali'ye özgüdür. Fıstık ağacı çoktur ama zor bir iştir. Kozalakları toplamak için koca koca ağaçlara çıkmak lazım. Topladıktan sonra keserle kırarsın, koca kazanlarda su kaynar içine atarsın yapışağı(reçinesi) gider. Elekten elersin kabuğu eleğin üstünde kalır, fıstığı düşer, fıstığı da ince elekten tekrar eler kırar, ayıklar, mangalda kor yapar kavurursun. Meci( imece) usulü yapılır. Ekim ayında toplanır. Babamın zamanında biz de yapıyorduk, fıstık ağaçlarımız vardı. Şimdi çalıyorlar. Zeytinliğin içinde var ama bizden kimse yapmıyor.. Ceviz ağaçlarım vardı, ceviz de sattım, zerzevat yetiştirdim onları da sattım. Şimdi büyük cevizin oraya oğlum ev yaptı. Turizmden para kazandım. Turistler gelir domatesi, sebzeyi toplar taze taze alırdı. Nane maydanozun bile bir başka tatlı derlerdi. Fasulye, kabak, patlıcan, bal kabağı, patates aklına ne gelirse taa çamın oraya kadar dikerdim. Kocaman süt tavası götürür mısır kaynatır satardım. Akşam bir sepetim vardı para dolardı. Çok uğraştım, Bu işleri severek yaptım, hiç zor gelmedi. Çocuklarımı çok güzel yaşattım. Çalışarak yaptığım için her şeyim çok kıymetlidir. Şimdi de yine erken kalkarım uyumam, o alışkanlıkla sobamı yakar, televizyonu açar otururum. Biz Atatürk'ü de biliriz. Ailemizden dinlediğimiz hikayelerle büyüdük. Elhamdülillah Müslümanız, dinimizi de biliriz. Okuldan sonra eski Türkçe de okuyorduk. Elifi bitirdim annem bütün komşulara kuran aldı. Duaları öğrendim ama hoca köyden kaçtı yarım kaldı. Eşim öldü, korkuyorum. Kuranı hatmetmiş bir komşum vardı, Türkçesinden okur öğrenirsin dedi. Önceleri yalnız kalamadım oğlumda kaldım. Sonra Ayet-el Kürsü öğrendim yeniden. Annem kız kardeşime hoca tutmuştu çocukken. Kız kardeşime gittim sevinçle ben Ayet-el Kürsü ezberledim dedim. Beni yaşlıyım diye öğrenemez diye düşünüyorlardı. Sonra o cesaretle yalnız kalmaya başladım. Köyün camisi var. Hocalar da zaman zaman değişir ama cami hiç boş kalmaz. Biraz rahatsızlansam okurum, çocuklarımı her sabah okula ve işe hep dua ederek uğurlarım.. Düğün adetleriniz neler? Babamın evi eski hamamın karşısındaydı. Düğünlerimiz 3 gün sürer, önce çeyiz asmalar, gelin yatakları yapılır, gelin hamama gider, hamamdan çıktıktan sonra akşam kınası, ertesi gün gündüz kınası olur, lokum yapılır, gelin alma cibinlikle olurdu. Kınalarda çalgı olurdu. Düğünler yemekli çalgılı olur, çorba, pilav, oturtma, zerde, dolma, 5 çeşit yemek yapılırdı. Biraz köyü anlatır mısın? Köyde bir topuz dedemiz vardı. Lakabı topuzun Kadiri. Şimdi Çınarlı kahvenin olduğu yerde, o zaman o civarda yaşardı. Eski evi duruyor. Oradaki çamları dikti. Biz de sulardık. O ismi şişman diye takmışlar. Buralara aynı zamanda çok dut ağaçları da dikti. Eskiden Karacaali de dut festivalleri olurdu. Gazino yapılınca dutlara arılar şekerli olduğu için çok geliyordu, müşteriler rahatsız oluyor diye dutları kestiler. Lokantacı Aliye annemin dayısının kızı. Çok çalışkandır o da, her şeyi el emeği ile yaptı. Yıllardır çalışıyor. Burada eski çeşmeler vardı. Çeşmelerden su akar, kullanılırdı. Şimdi Karaoğlan çeşmesi, kahvedeki çeşme var ama sular galiba akmıyor. Eskiden öyle bir balık vardı ki, karaya varırdı. Kadınlar paçaları sıvayıp denizden balık toplardı. Bu trolcülük çıktığından beri denizde balık kalmadı. Ufak oğlum balıkçılık yapıyor. Artık bu sahillerde avlanamıyorlar, beni aradı Karadeniz'deyiz dedi. Allah onu korusun. . Üst katımda oturuyorlar, köyde yaşıyorlar. Hüseyin Sap da oğlum. Gemlik'te berber dükkanı vardı. Makbul'ün olduğu yerde. Minibüsçülük yaptı, gemilere gitti. Daha önce deniz şehitleri yazımda görüştüğümüz Semra Sap'ın eşi Emine teyzenin küçük oğlu. Semra Hanım Taşkesen teknesinin sahibinin kızı. Bu kazada hem babası, hem abisini kaybetti. Şimdi denizde olan oğlu.. Biz orada iken torunu geldi babaannesinin hatırını sordu, üst kata çıktı. Kızı Meral Hanım annesini hiç yalnız bırakmıyor. Emine teyze pek evinden ayrılmak istemiyor, köyünü seviyor. Meral Hanım da Gemlik, Karacaali arası gidip geliyor ve annesi ile yazı geçirmişler. Hayırlı evlatları var, çocuklar, torunlar hepsi etrafında. Neler yapılırdı köyde. Bayramlar, cenazeler, düğünler nasıldı? Bayramlarda herkes basma alır dikilirdi. Basma 1 lira. Giyinilir bayram ziyaretleri yapılırdı. Günler öncesi evler temizlenir, lokumlar, baklavalar hazırlanırdı. Mezarlık eskiden yolun altındaydı. Cenaze evi yaptılar, mezarları oradan kaldırdılar. Muhtar ve aza kararları ile oldu. Kaldıranların ikisi de öldü. Benim eşimin mezarı hemen başlarda, yola yakın. İçine girmeden bile okuyup dua gönderilecek yerde. Köy eskiden mi, şimdi mi kalabalık. Şimdi sahil köyleri turistik oldu. Yeni evler yapıldı, dışarıdan gelenler oldu. Yazın çocuklar da geliyor. Nerede zengin varsa dışarıdan gelin alıyor. Köye bu yıl her yıldan fazla insan geldi. Köyde kavga, uyumsuzluk pek olmaz. Genelde herkes bir şekilde birbiri ile akraba. Sağlığını neye borçlusun? Kuyruk yağı getirirdi babam, kaynatır, kevgirden geçirir, yağını, suyunu sırlı küpe döker, kıkırdağını kavururduk, kepçe ile suyu yemeklere kullanır, kıkırdağı zevkle yerdik. Hamur işi, işkembe hep severek yedim. Doğal süt, yoğurt, hormonsuz sebze ile beslendik. Şimdi bana seni ne ile beslediler diye soruyorlar. O zaman her şey doğaldı. Güneşli bir günde, kapı önünde çok güzel bir gün geçirdik. Emine teyzemizin sağlığını tehlikeye atmamak için içeriye girmedik. Hatta Emine teyze dayanamadı, merdivene oturdu ve pastasını öyle kestik. Sağlıklı, uzun ömürler diliyoruz. Bu söyleşiyi birlikte giderek yaptığımız Nuran, Osman Işık'a teşekkür ediyorum. Reyhan ÇORUM