• Çarşamba 0.3 ° / -4.2 ° Mix snow/rain
  • Perşembe -0.6 ° / -8 ° kırık bulutlar
  • Cuma 2.9 ° / -1.6 ° Bulutlar


BALIKPAZARI SAKİNLERİNDEN AYTEN KAYNARCALI ..

BALIKPAZARI SAKİNLERİNDEN AYTEN KAYNARCALI ..

BALIKPAZARI SAKİNLERİNDEN AYTEN KAYNARCALI ..

    Babam Mustafa Tunç 1899 doğumlu. Lakapları Okkacılar. Kimi "Tunç", kimi "Demir" soyadını taşıyor. Babamın soyadı Tunç. Dedem, Ankara Gümele köyünden İstanbul'a tek başına çalışmaya geliyor. Babam 5-6 yaşlarındaymış o zaman. İstanbul'da bakkal dükkanı açıyor. İş, güç derken, bazı nedenlerle eşinin çocuklarının yanına memlekete gidemiyor. Çocuk bu arada 7-8 yaşında oluyor. O zamanlar Ankara'ya tren çalışırmış, Ankara’ya trenle gidip gelen bir Yahudi ile yiyecek yollarmış ama babaannem dedeme çok kızgınmış, bu nedenle de yıllar sonra gelen dedeme kapıyı açmamış.

Anlatılanları babamdan dinledim. Babam çocukluğunu anlatırken ağlardı. Annesi " Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun" diye şarkı söyler, ağlarmış. Genç yaşta da 33-34 yaşlarındayken hastalanıp ölmüş. Babamın birde ikiz kardeşi varmış, o da küçük yaşta rahmetli olmuş. Yahudi dedeme haber vermiş eşinin öldüğünü. Bunun üzerine babam babasının yanına İstanbul'a gitmiş. Daha henüz dokuz yaşlarındayken.

Sonrasında babamın babası Arabistan'dan gelmiş bir hanım ile evleniyor. Kadın uzun boylu, çok dindar, kapalı bir hacıymış. Dedemi askere alıyorlar. Yıl 1914…Yer Sarıkamış…

    Sarıkamış‘ta 60 bini donarak olmak üzere 78 bin şehit vermiştik.

1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber dağlarında, Kars’ı Ruslardan geri almak için harekata katılan 60 bin asker donarak öldü. İşte dedem de o şehit askerlerden.

Üvey babaanneye miras olarak Topkapı'da içinde her türlü meyve ağaçları olan bir ev kalmış. Dede ölünce kadın babamı bırakmamış, oğlu gibi sahiplenmiş. Birlikte yaşamışlar. Babam17 yaşında olmuş. Harp çıkınca devlet bu sefer babamı Macaristan'a yollamış. Babam 4 sene kalmış. Orada çıraklık ve Macarca öğreniyor. Macaristan'dan gelince, Kemal-Şükrü Alemdarların İstanbul'da büyük mağazaları varmış, orada işe girmiş.

     Aynı zamanda üvey anne de çok dindar, hafızlık öğrenmiş babam. Hatta orada başından bir olay geçmiş. Mağazayı babam kapatırmış, Kuranı da yanında olur göğsüne koyarmış çıkışta. Evleri Galata Köprüsünün orada, yolda bir adam özellikle çarpmış. Babam," Ne vurdun?" derken adam elini göğsünün altına sokmuş, o kuranı para sanmış. Böyle bir tehlike yaşamış.

Aslında çıraklık eğitimi aldığı için babamı Muhtar Beyler torna tesfiye üzerine bir işe sokuyorlar. Çalıştığı yerde Sinan Akman'ın babası da ustabaşıymış.

Onlar Gemlik'te fabrika kuruyorlar, babamdan çok memnun oldukları için de babamı alıp buraya getiriyorlar. Gemlik'e babamın gelişi böyle.

Babam İstanbul'daki o bahçeli büyük evi 9 liraya kiraya veriyor, Arap babaanne ile Gemlik'e yerleşiyorlar. Selami Atar'ın evlerinin yokuşunda, Lise caddesinin sol alt sokağı, merdivenli yokuşta iki katlı bir ev tutuyorlar. Babam gündüz değirmende, gece makinelere bakar, sabunhanede çalışırmış. Süer'in(Akman) babası ile iyi arkadaşlarmış. Babaanne çok güzel yemek yaparmış. Biraz ileride de Rauf abimlerin anneleri olan teyzemler oturuyormuş, onlarla komşuymuşlar. Babaanne çok dindar, ellerine siyah eldivenler giyiyor ve kimsenin evine de gitmiyor ama teyzemler komşularına gidip geliyorlar.

Fabrikada işler çok yorucu, babam da gece gündüz çalışınca yoruluyormuş. Sigorta da yokmuş. O ara İstanbul'daki kiracı kirayı üç -beş ay aksatınca, babam evi satarak Alemdarların evinin az ( Balıkpazarı) ilerisinde çeşmenin orada bakkal dükkanı açıyor. Eniştem teyzemin eşi de, ileride ciğercinin oralarda ayakkabı tamiri yapıyor. Eniştemin işi rast gitmiş, sıradaki üç evi de satın almış. Ömür ciğercisinin kasap dükkanı vardı. Sahure Hanım, teyzemin evinde kiracıydı. Annem Hayriye Aşağı Gürle Köyünde oturuyor. Yugoslavya 1911 doğumlu. Üsküp'ten Türkiye'ye 1 yaşında gelmiş. Önce İzmir'e, sonra Menemen'e yerleşiyorlar. Annesi orada ölüyor. Orhangazi'ye göçüyorlar. Dedem Süleyman Deniz, önce çete reisi olarak Selanik'e gidiyor, sonra Atatürk'ün yanına asker olarak geliyor. İstiklal madalyası, tabancası, bıçakları vardı. İş Bankasının kitaplarında dedemin adı ve nasıl sürü yetiştirdiği geçiyor. Oğlum Yeni Zelanda'da yaşıyor, orada buldu. O zaman bir padişahçılar bir de Atatürkçüler var. Dedem Atatürk'ün yanında yer almış. Aşağı Gürle'de tamamen Ermeni ve Rumlar yaşarmış. Savaşta yalnız bir kadın, çok insan kesmişler. Dedemin evinin karşısı kilise. Dedem Sakarya'da düşmanı kovalıyor, annem, ciciannem, teyzem Orhangazi de kalıyor. Annem 7, teyzem 11-12 yaşlarındaymış. Çok kötü günler yaşamışlar. Annem anlatırdı, "Yunanlılar yemek yapıp halka veriyorlar, biz açtık ağlardık, ablam tas verdi, 'git bize de yemek al' dedi, ben evin köşesine saklandım, tası eve boş getirdim, 'ben gavurun yemeğini yemem2 dedim. Ne bulsak, yumurta falan onu yerdik" derdi. Dedem bu olayları duyuyor, kumandanına," Benim çocuklarım gavur içinde kaldı, ben çocuklarımı istiyorum" diyor. Kumandan bir asker veriyor, Bursa'nın eteklerinden İnegöl, oradan Eskişehir'e kaçıyorlar. Düzce'ye kadar atlarla gitmişler. Annemin annesi bir evin bir kızı, ismi Reyhan. Memlekette çiftlikleri varmış, ailesinin yanına gitmiş korkmuş. Savaş nedeni ile yollar kapanmış. Beş sene Türkiye'ye gelememiş orada kalmış. Bu arada savaştan dönünce dedeme Kafoğlu'nun evini vermişler. Dedem biraz oturuyor ama yine de alışamıyor, Yeni Gürle köyüne dönüyor. Orada ev çok güzel. Evin arkası yağhane, önü değirmen. Köyde elektrik yokken, değirmenin trafosu ile Vasfiye teyzemin düğününde elektrik vardı. Vasfiye teyzem dedemin ikinci eşinden olan kızı.

Bu hikaye de şöyle,

    Dedem eşi memleketten dönemeyince burada tekrar evleniyor. Sanırım o zaman medeni kanun çıkmadığı için evlilikler gayri resmiydi. Yeni hanıma nikah kıyıyor. Beş yıl sonra anneannem çok para ile dönüyor. 25 zeytinlik alıyor. Dedemin ise bir tarlası var. Anneannem dedemin yeniden evlendiğini görünce dedeme kızıyor. Annemle ayrı evlerde yan yana yaşıyorlar. Dedem yağhaneyi çalıştırıyor. Bütün civar köyler un yapmak için değirmene buğday, yağhaneye zeytin getiriyorlar.  Köyde anneannemler çarşaf giyerler, annem ise tayyör, etek giyer, başını örtermiş. Teyzem annemden önce Gemlik'e evlenmiş. Annem de Gemlik'e köyden geldikçe ablasına, eniştesine gitmek için babamın dükkanının önünden geçermiş. Babamın dikkatini çekmiş, “Bu güzel kız kim?” diye merakından enişteme sormaya gitmiş. "Ali eniştem, benim baldızım olur" diyor. Annem 18, babam o zaman 30 yaşında, arada 12 yaş fark var. Kısmetmiş istiyorlar, dedem evlendiriyor annemi. Sene 1931. Dedemin ikinci eşi Gedelek köyünden .O zaman dedemin cicianneden olma kardeşi Vasfiye teyze 2 yaşında. Annem ağlaya ağlaya Gemlik'e gelin geliyor. Annemin ilk çocuğu 32 doğumlu, o doğarken ölmüş. Annemler Hükümet caddesinde oturuyor. Yanda bir inşaat yapılıyormuş. İnşaata biri girmiş ıslık çalmış, annem çok korkmuş, ertesi gün doğum yapmış çocuk yaşamamış. Ablam 35, ben 37, kardeşim Kezban 44 doğumlu. Benim oturduğum bu ev (Balıkpazarı sahilde kahvelerden geçince) baba evim. Sonra bu evi almışlar. Burası eski bir Rum evi. Çok büyük bir evdi. Camın orada mermer bir lahit, üstünde yazılar vardı. Babam zeytin koyardı içine. Rumlar şarap koyuyorlarmış. 78 yılında bu lahiti babam dışarıya çıkarmış, bir müzenin önünde duruyormuş. Bizim evimizin üst katları çok büyük ve genişti. İpekböceği bakılırmış. Kapının önünde dut ağaçları vardı, bunları ipekböcekçiliği için yetiştirirlermiş. Kapılar yüksekti. Kapıya bakmak için başımızı kaldırırdık. Camlarda storlar vardı. Karartmalar oluyormuş. Storlar ışığı dışarıya vermesin diye konmuş, lambalar lacivertti.

Babaannemler gelmeden Kumlalılar yağma etmiş bu evleri. Kadife perdeleri bile sökmüşler. Türk ordusu Gemlik’e girdiğinde öğle saatiymiş, genç kızlar kendilerini denize atıp boğmuşlar. Bizim kapılarımız hep boyalıydı. Sabri usta tamir ederdi. Bizim cadde kapıları sarı yağlı boyalıydı. Silindiği zaman kokardı. Arada bir havalandırırdık.

ANILAR, İNSANLAR..

    Adnan’ın halası İnayet Hanım badana ve temizlik yapardı. Neredeyse fırçalamaktan tahtaları çürütecek kadar bembeyaz olur, gıcır gıcır sesler çıkardı. Kiloluydu, çok güzel sesi vardı. Her evde şarkı söylerdi. Annem gözlerinden hastaydı, Sıdıka hala anneme yardıma gelirdi. Zülfüye teyzemiz vardı. Hamamda bizi yıkardı. Nafomuz vardı. Karsaklıların Berrin ile gezerdi. Akşamları motora binerlerdi. Berrinlerin motoru vardı. Nafo arada bir şarkı söylerdi, Gürçayların orada çalışırdı. Bizim mahallede Necati, Ferdi, Tekin, Uygur Çam, komşu amcaların çocukları. Geceleri davulcu çıkardı. Davulcu Mustafa amca davul çalardı. Biz çocukken günler kısa, akşamlar erken olurdu. Akşam sokakta oynardık. Gürültü yaptığımızda Tekin’in babası kapıya çıkar bizi kovalardı. Terzi Fehmi amcaların aralıkta kapıları vardı. Nal gibi kapılarında bir tokmak dururdu. Biz köşeye saklanırdık. Fehmi ip bağlamış kapıya, kapı ipi çektikçe tak tak diye ses çıkarırdı. Hakkı baba çıkar, bakınır, “Orospi çocuklarııı.” diye bağırırdı. Kamber efendi de öyle, onların lisanları aynıydı. Kapı tak tak dedikçe yukarıdan camdan bakardı. 1950’de koyu Menderes hayranıymış. Menderes seçimi kazanmış ama o görememiş, o sabah ölmüş.Çocuklar çok muzipti. Karşıda Yücellerin evinden bizim kapıya ip bağlarlar, adamlar camiden çıkar, incecik ipi göremezler, düşünce bir bağırırlardı ki, biz “Vınn “tabi yok olur, kaçardık. Gece denizin bir başka güzelliği vardı. Denizde yakamoz olur, pırıl pırıl parlardı. Geceleri denize girerlerdi. Annemde bizi yıkamadan eve almazdı. Remziye teyze, (Neşe Hanımın annesi) her Cuma ramazan duası okuturdu. Kıpır kıpır bir kadındı. Herkesi kapı kapı dolaşır,”Buyurun bekliyoruz, ramazan duamız var” derdi. Onların evleri çok neşeliydi. Masalar kurulur, ramazanlık, bayramlık ikramlar hazırlanır, Senihe teyzenin evinde kurbanlar kesilirdi. Yüceller de çok komşuluk vardı. Bambaşka bir mahalleydi bizim burası. Manastıra, Kayıkhaneye gidilirdi. Bize misafir gelince annem bir tepsi börek yapar, babam zeytinlikten incir toplar, sahilden yürürdük Manastır’a. Bir iki yerde kayalardan geçerken üstümüz ıslanırdı. Ne araba var ne kimse. Dönerken de börek tepsilerini yıkarlar, çala oynaya gelirdi gidenler. Kapı önlerine otururdu komşu kadınlar, kimi dantele yapar, kimi ot, fasulye ayıklar. Halide abla, Kamil teyze ota gider, annem siniyi koyar ot köftesi yaparlar, tadı vardı komşuluğun. Ben ta köşeden taşlık yıkamaya başlardım, sokağın her tarafını yıkardım. Divanlar olmadan yer yatağında yatardık. Divanlar, örtüler çıktı aldık. Yer yatakları da köye gitti. Babam hep bakkal dükkanı işletti. Atasoyların karşısından yanına geldi. Ben evlenmeden babama yardıma giderdim. O zamanlar 15-17 yaşlarındaydım. Atasoyların konak gibi evleri vardı. Babama sefer tası ile yemek götürürdüm. Çınarın çaprazındaydı ev. Ülkü ile çok iyi arkadaştık. Babaanne Melek abla, Nevin abla, iyi insanlardı. Orası zengin mahallesiydi. Oraları çok severdim. Mualla Alemdar çok güzel giyinirdi. Sevinç Hanım, Belma Hanım hiç birbirlerinden ayrılmazlardı. İhsan Sabri Çağlayangil vardı, çok lüks bir araba ile gelirdi. Beyler daha çok oyun oynarlardı. Terzi Halide Hanım, İsmet abla hepsinin kadını vardı. Babam sabahları peynir satar, peynir tenekesi boşalınca da bana yıkattırırdı. Liman dairesinin önü ( Mado'nun olduğu yer) kayalıktı. O dar yerde peynir kırıntılarını çalkalar yıkardım. Babam da tenekeyi düzeltir, bir sopa koyar iki teneke arasına, omzuna alır, onlarla zeytinliğe su taşır, zeytinleri sulardı. Yol geçecek diye zeytinlikler istimlak edilince çok ağladı. Atamer Otelin oradaki dere boşluktu. Hepsini yola aldılar. İnsanlar çalışarak baktılar zeytinlerine.  Sinemaya da giderdik o yaşlarda. Genç kız olunca babam yalnız göndermezdi. Gökmen Tekin benim en iyi arkadaşlarımdan, dünyanın en iyi insanlardan biriydi. Çocukluğumuz beraber geçti. Dayısı Arif Polat'ın kitapevi vardı, oradan kitap getirirdi. Annem izin vermezdi, gizli okurduk. Yorganın altında saklar, ders kitabının arasına koyardık. Bir gün zeytine yardım ettik, ot topladık geldik. Ben odadayken otları ayıklamış, ot köftesi yapmış, çayı demlemiş getirmişti. Böyle bir arkadaştı. Sevgi Çorum'da ilkokul arkadaşımdı.

Babam 86 yılında, annem de 2006 yılında öldü. 95-96 yaşındaydı annem. Mezarı Gemlik'te, annemle beyim yan yana. Gürle de aile mezarlığımız var. Dedemler mezarlığın yerini bağış yaptılar. İçinde elma ağaçları vardı. Bize çok büyük bir aile mezarlığı verdiler. Deniz ailesi yazar. Dedem dayım teyzelerim hepsi orada. Dedemden, anneannemden miras kaldı. Biz bu mirası diğer mirasçılarla paylaştık. Vasfiye teyzem İstanbul'da oturuyordu. Çocuğu olmadığı için onun mirası da bizlere kaldı.

Birazda sizi tanıyalım.

   Ben Ayten Kaynarcalı Tunç. İlkokulu Atatürk okulunda okudum.

Çocukluğum, genç kızlığım Gemlik'te Balıkpazarı'nda geçti.  Evlenince Eskişehir’e gelin gittim.

Amcamın kızı Eskişehir'de yaşıyordu, eşi orman avukatıydı. Ablam giriş katında oturuyor. Kayınvalidem aynı apartmanda oturan bir tanıdığına gelip gittikçe görüşüyorlar. Kayınvalidem evlenme yaşına gelen oğluna kız ararmış. Annesi ne derse eşim onu dinliyormuş. Ayşe ablam," Ne çok geziyorsunuz, Gemlik'te gelinlik çağında bir yeğenim var, benim yeğenimi de görün" demiş ama o ara İstanbul'dan bir kıza söz keseceklermiş. Nişanlar hazırlanmış İstanbul’a gitmişler. Kızın akrabalarının ikisinin özürlü olduğunu görünce kayınvalidem," Ya oğlumun da çocuğu böyle olursa "diye nişandan vaz geçiyor. Otelde kalıyorlarmış. "Gelinlerine gidin beni kötüleyin" demiş, oyun oynamışlar.  İnsanlar böyle olunca korkmuş, hediyeleri geri göndermişler iş bozulmuş. Kayınvalidem arkadaşı Nilüfer hanımlara geliyor, Ayşe ablama," Birde şu Gemlik'teki akrabanız olan kızı görsek" diyor.

"Mektup yazayım beğenirseniz gidersiniz" Sarışın postacı beni camda gördü. Remziyelerdeydik. "Bana mektup gelmez" dedim. Mektubu açtık, ablam," Ayten'ciğim evlendin mi, seni merak ediyorum, bir resmini yollar mısın bana?" diyor. Abim resim çekmişti, resmimi zarfa koydum, meğer adres olarak da direk onların adresini göstermiş. Kayınvalidem resmi masaya dayamış, cuma namazından evin erkekleri gelmiş, Herkes bir şeyler söylemiş. "28 yaşında oldu, bu oğlan evde kaldı" demiş kayınpeder. Ayşe ablam haber verdi. "Hıdrellez günü geleceğiz" dediler.  Geldiler, o gece ikramlar yapıldı, konuşuldu. "Biz kızı beğendik, dönmeyeceğiz otelde kalalım, bu işi bağlayalım" demişler. Bizimkiler otele göndermediler. Sabah da, Hayat Marş arkadaşımızdı, resmimizi çekti. Ertesi gün Bursa’dan yüzük aldık. Kısmetmiş, eşimin yakışıklı ve sakin duruşu hoşuma gitmişti. Bana sordular bende "Evet" dedim. 60 yılında ihtilal oldu. 61 yılında 28 Ağustosta evlendik. Birkaç gün sonra fuara gittik. Eşim tarihe çok meraklıydı. Efes, Bergama,10 gün boyunca her yeri gezdik. Dönüşte Uludağ’a gittik. Büyük otel vardı. Çocuklarımızdan oğlum Süleyman 5-Ağustos-1962 doğumlu. Yeni Zelanda da lokantası var, kendi ekip biçiyor. Kızım 1968 doğumlu. Kızımız Gazi Üniversitesi işletmeyi, oğlumuz da Gazi Üniversitesi işletme bölümünü kazandı. Eskişehir'deki ev ve dükkanı satarak Erenköy’de giriş katında bir daire alabildik. 13 Şubat 1986 yılına kadar orada kaldım. Babam hastalanınca Gemlik’e geldim. Babamın vefatından sonra annem yalnız kaldı, buraya geldik. Önceleri yazları gelir, kışı İstanbul’da geçirirdik. Şimdi iki yıldır burada oturuyorum. Kızım Ayşe Kaynarcalı turizmci, yurt içi ve yurtdışı gezileri yapıyor. Eşim yazı, şiir yazardı. Araba parçaları satardı Eskişehir'de. 98 yılında vefat etti. Burada çok yaşamadı. Aniden kalp krizinden öldü. Annem alt katta oturuyordu. İstanbul'daki eve gidip geliyorduk. Ölümün böyle güzelini görmedim. Yüksel Bey yeni gelmişti doktor olarak. "İlk defa çene bağladım" dedi. Ablam İstanbul’a evlendi. Annemin bütün sülalesi burada. Eskişehir ve İstanbul'dan sonra buraya çok zor alıştık. Her yer bize çok tuhaf geldi. Eskiyi çok arıyorum, eskiden sokaklar tertemiz olurdu. En çok şikayet ettiğim sokakların pisliği. Arabaların altından yağlar akıyor. Ben şimdi evden çıkamıyorum. Çıkıp bir yere gideceksem de, evimin önünden inip binemiyorum. İnsanlar çok pis, trafik çok kötü. Eski Gemlik’i arıyorum. Ayten Hanım ile ailesini ve Gemlik'i konuştuk. Ziyaretine mahalle arkadaşı Remziye teyzesinin kızı Neşe Hanım ile gittik. Yine Adem Kalkan'ın kızı eski komşuları Hülya Kalkan da bu görüşmemize vesile oldu. Nuran Hanım, ben, dört kişi ve yardımcısı ile güzel anıları yadettiğimiz bir gün geçirdik. Ayten Hanıma teşekkür ediyor, sağlıklı günler diliyorum.

Reyhan ÇORUM